10. bölüm / 11
KOLEKSİYONER10.BÖLÜM
Bölümler 11Şu an: 10.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM1.931 kelime
- 2 2.BÖLÜM1.812 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.182 kelime
- 4 4.BÖLÜM2.397 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.311 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.203 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.964 kelime
- 8 8.BÖLÜM1.978 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.053 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.996 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.BÖLÜM3.893 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, Londra kaldırımlarını yıkarken Pelin, cam kenarındaki masada kahvesini karıştırıyordu. Vanessa ile ölçü işlerini çoktan bitirmiş. Vanessa Mike ile organizasyon için ayrılmıştı yanından. Parmakları fincanın etrafında dolaşırken, gözleri dalgınca dışarıyı izledi. İçerisi sıcaktı, huzurluydu… ta ki birinin onu dikkatlice süzdüğünü hissedene kadar.
Başını çevirdiğinde, birkaç masa ötede oturan adamla göz göze geldi. Koyu kahverengi saçları biraz dağınıktı, mavi gözleri ise hafif bir şaşkınlık taşıyordu. Adam, bakışlarını kaçırmak yerine daha da dikkatle baktı.
Pelin’in aklında bir şimşek çaktı. Nereden tanıyorum bu adamı? Ve sonra bir anda hatırladı.
Paris uçağı.
Aynı uçakta birbirlerinin gerisinde oturmuşlardı. Kulaklıkları sık sık eşleşmiş sorun çıkartmıştı."Bu benim!" diye çıkışmıştı Pelin öyleyse neden sizinkiyle sürekli eşleşiyor. Küçük bir tartışmadan sonra ikisinin de yanlışlıkla bileklik ve saati birbirine dolandığını fark etmemişlerdi. İkisi doğrulunca Pelin'in bilekliği koparak saçılmıştı. O günden sonra bir daha karşılaşacaklarını asla düşünmemişti.
Adam ayağa kalktı ve elinde kahvesiyle ona doğru geldi.
Gerçekten mi? dedi, başını hafif yana eğerek. Londra’da milyonlarca insan varken seninle mi karşılaşmam gerekiyor?
Pelin kollarını göğsünde kavuşturdu.
Belki de kaçamayacağın bir kaderdir, ne dersin?
Louis, Pelin’in oturduğu sandalyenin karşısına izin bile istemeden oturdu.
Kader diyorsun yani? Tesadüfler yok, sadece olması gerekenler mi var?
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Londra gibi devasa bir şehirde, aynı kafeye gelip karşılıklı oturuyorsak, bu bir işaret olabilir.
Louis gülerek başını iki yana salladı.
Vay be. Felsefi çıkarımlar yapabilecek kadar kafein almışsın. Ama açıkçası, ben pek ikna olmadım.
Pelin, kahvesinden bir yudum aldı.
Beni etkilemeye mi çalışıyorsun? Çünkü sıradan bir konuşma gibi durmuyor.
Louis gözlerini kıstı.
Etki bırakmadan konuşmak zaman kaybıdır. Ama belki de etkileyen taraf sensindir?
Pelin hafifçe gülümsedi.
Ne kadar Fransızsın… Her şeyi bir oyuna çeviriyorsun.
Louis kahkaha attı.
Ve sen ne kadar Türksün… Her konuşmanın sonunda bir anlam arıyorsun.
Pelin başını hafif yana eğdi.
Peki o zaman, buradaki anlam ne?
Louis gözlerini ona dikti, sesi biraz daha yumuşadı.
Belki de, doğru insanlarla karşılaşmak için yanlış zamanlarda kaybolmamız gerekiyordur.
Pelin’in kalbi hafifçe hızlandı. Sözlerinde bir şey vardı. Anlamını tam çözemediği, ama içini tuhaf bir sıcaklıkla dolduran bir şey.
Ama birbirimizi hiç tanımıyoruz. dedi Pelin.
Louis omuzlarını silkti.
Tanımak için bir şeyleri beklemek mi gerekiyor? Mesela, biriyle 10 yıl tanışıp hâlâ yüzeysel kalabilirsin. Ama bazen bir kahve sohbetinde birine kendinden daha çok ait hissedersin.
Pelin hafifçe başını salladı.
Bana filozof mu kesildin?
Louis gözlerini kaçırmadan baktı.
Eğer söylediklerimi bir saniyeliğine bile düşündüysen, başarılı oldum demektir.
Pelin, fincanını masaya bıraktı ve derin bir nefes aldı.
Belki de en büyük tanışmalar, en küçük tesadüflerde saklıdır.
Louis gülümsedi.
Ya da tesadüf sandıklarımız, çoktan yazılmış hikâyelerin sadece giriş cümlesidir.
O an, yağmur camları dövmeye devam ederken, ikisi de bir şeylerin değiştiğini hissetti. Tanışmaları bir anıya dönüşmekle kalmamış, belki de bir başlangıcın habercisi olmuştu.
Pelin, kahvesinden son yudumu alırken Louis’in tekrar onu izlediğini hissetti. Tesadüf müydü, kader mi bilmiyordu ama bu adamın sözleri kafasına takılmıştı. Onunla karşılaştığı o uçak yolculuğundan sonra bir daha denk gelmeyi hiç beklememişti. Ama işte burada, Paris’te, bir kafede oturuyorlardı.
Louis, kahve fincanını masaya koydu ve hafifçe eğildi.
Pelin, sana çılgınca bir teklifim var.
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Hadi bakalım, neymiş o çılgın teklif?
Louis gülümseyerek arkasına yaslandı.
Bir iş yemeğim var. Ve bu yemekte sevgilim gibi davranman gerekiyor.
Pelin’in kaşı hafifçe seğirdi.
Ne?
Açıklamama izin ver. dedi Louis, kahkahasını bastırarak. Çalıştığım bir müşteri, özel hayatıma fazla meraklı. Birkaç hafta önce sevgilim olduğunu söyledim.
Pelin hızla araya girdi.
Neden böyle bir şey söyledin ki?
Louis omuzlarını silkti.
Çünkü sürekli bana kızını ayarlamaya çalışıyordu. Bir noktada ‘hayır’ demek yetmedi, ben de ‘Üzgünüm, bir ilişkim var’ dedim.
Pelin kollarını göğsünde kavuşturdu.
Ve şimdi bu uydurduğun sevgiliyi ben mi oynayacağım?
Louis başını salladı.
Tam olarak.
Pelin derin bir nefes aldı, sonra başını yana eğdi.
Neden ben?
Louis gülümseyerek göz kırptı.
Çünkü kader dediğin şey böyle işliyor, hatırladın mı?
Pelin gözlerini devirdi.
Ne zaman?
Cuma akşamı. Şık bir restoran, iş adamları, pahalı şaraplar… Gerçek bir roller coaster.
Pelin bir an düşündü. Eğlenceli olabilirdi. Ve itiraf etmeliydi ki, Louis’in bu çocuksu oyunbazlığı hoşuna gidiyordu.
Peki, sevgilin olarak ne yapmam gerekiyor?
Louis kaşlarını kaldırdı.
Sadece tatlı ol. Arada bana gülümse, belki elimi tutarsın, tatlı bir çift gibi görünürüz. Zor bir şey istemiyorum.
Pelin gülümsedi.
O kısmı ben hallederim. Ama benden sevgili rolü istiyorsan, ben de bir şart koyuyorum.
Nedir?
Bundan sonra gerçek bir randevuya çıkıyoruz. Dedi alayla
Louis’in gözleri parladı.
Anlaşma sağlandı.
Saçmalık diyerek ekledi Pelin.
Cuma Akşamı – İş Yemeği
Louis, Pelin’i otelin restoranının önünde beklerken ona doğru yaklaşan kadını gördüğünde nefesi kesildi. Pelin, siyah, vücuda oturan zarif bir elbise giymişti. Hafif dalgalı sapsarı saçları omzundan dökülüyordu.
Beni biraz fazla mı ciddiye aldın? diye sordu Louis, ona hayranlıkla bakarak.
Pelin omuz silkti.
Ne de olsa önemli bir iş yemeği, sevgilim.
Louis gülerek ona kolunu uzattı.
Hadi bakalım, bu oyunu bitirelim.
İçeri girdiklerinde Louis’in müşterisi ve birkaç iş adamı masada onları bekliyordu. Pelin, Louis’in omzuna hafifçe dokunarak rolünü mükemmel oynuyordu. Sohbet arasında Louis’in elini tutuyor, ona küçük bakışlar atıyordu. Louis de onun elini sıkıca tutarak karşılık veriyordu.
Bay Arman Pelin’e döndü.
Siz nasıl tanıştınız?
Pelin, hiç duraksamadan Louis’e bakıp gülümsedi.
Gökyüzünde yani uçakta.
Arman, kaşlarını kaldırdı.
Ne kadar romantik!
Louis başını salladı.
Kesinlikle öyle. İlk başta çok kavga ettik ama… kader bizi bir araya getirdi.
Pelin kahkaha attı.
Evet, kader.
Louis fark etti ki, bu oyun bir noktada gerçek olmaya başlamıştı. Çünkü Pelin’e baktığında, gerçekten onunla olmak istiyordu.
Göz göze geldiklerinde araya Bay Arman'ın kızı Lara daldı. Louis dedi anında cilveyle. Yemekten sonra çıkıp bir şeyler içelim mi?
Pelin cevap olarak "Gelemez"dedi otoriter bir şekilde. " Gitmek ister misin hayatım"dediğinde elini Louis'in elinin üzerine koymuştu.
Ben gece hayatını bitireli çok oldu. Benim tek dünyam sensin hayatım diyerek Pelin'in bakışlarında kayboldu. Pelin çoktan kalp atışlarının göğsünü talan ettiğini fark etmiş elini yavaşça geri çekmişti.
Restoranda loş ışıklar altında, masanın etrafında şık takım elbiseli iş insanları ve pahalı şaraplar vardı. Pelin, Louis’in yanında oturmuş, içinden kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Bu iş yemeği, sandığından çok daha eğlenceli bir hal almıştı.
Louis’in müşterisi olan Bay Arman, kır saçlarını geriye atıp gözlerini kısıp Pelin’e doğru eğildi.
Sizi biraz daha tanıyalım Pelin Hanım. Louis gibi zor bir adamla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Pelin gülümseyerek çatalını masaya bıraktı.
Onu fazla ciddiye almayarak.
Masadakiler gülerken Louis başını iki yana salladı. Bir elini masanın altından Pelin'in elbisesinin yırtmaçlı kısmının açıkta bıraktığı bacağını belli belirsiz sıktı.
Beni ciddiye almıyorsun, öyle mi sevgilim nefesini düzenleyip tekrar konuşmak adına.
Pelin ona döndü ve omzunu silkti.
Eğer seni ciddiye alsaydım, şu an burada olamazdık. Diyerek bacağındaki eli indirdi. Bozulmuş ama aynı zamanda daha etkilenmiş bir ifadeye kuşanmıştı Louis.
Onlara bakan Lara çoktan izin isteyip ayaklanmıştı. Ben gidiyorum işim çıktı sonra görüşürüz Louis diyerek Peline gözlerini devirdi.
Pelin umursamaz bir edayla suyundan bir yudum aldı.
Bay Tom kaşlarını kaldırdı.
Ne demek istediniz?
Pelin kaşlarını kaldırarak Louis’e döndü.
İlk tanıştığımızda bana ‘Kader bizi birleştirdi’ dedi. Bir adam size bunu söylerse ya deli ya da romantik olur. Ben ikinci ihtimale inanmayı seçtim.
Louis kahkaha attı.
Bu bir iltifat mıydı,yoksa dalga mı geçtin?
Pelin eğilip hafifçe fısıldadı.
İkisi birden.
Bay Arman, masadakilerle birlikte keyifle gülümsedi.
Peki siz ne işle meşgulsünüz, Pelin Hanım?
Pelin bir an duraksadı ama Louis hemen söze girdi.
O bir sanatçı.
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Öyle mi? Ben de bilmiyordum.
Louis omuz silkti.
Bir insanın gözlerini okuyup onun hakkında hikâyeler uydurabiliyorsan, bu bir sanattır. Ve sen bunu harika yapıyorsun.
Bay Arman gülerek devam etti.
O zaman söyleyin bakalım, benim gözlerim ne anlatıyor?
Pelin hafifçe başını yana eğdi, adamın gözlerine baktı ve hafifçe gülümsedi.
Bence siz insanları analiz etmeyi seviyorsunuz ama gerçek cevapları duymaktan pek hoşlanmıyorsunuz. Daha çok, hoşunuza gidecek şeyleri duymak istiyorsunuz.
Masada hafif bir sessizlik oldu. Bay Arman önce kaşlarını çattı, sonra kahkaha attı.
Louis, galiba senin sevgilinin dünyada eşi benzeri yok. Daha önce hiç böyle bir kadınla tanışmamıştım.
Louis iç çekti.
Biliyorum. Onu bulana kadar hayatım çok daha basitti.
Pelin gözlerini devirdi.
Ah evet, tabii ki. Yalnız, sıkıcı, tahmin edilebilir bir hayat…
Louis başını salladı.
Evet ama en azından yemeklerimi sıcak yiyebiliyordum.
Masadakiler kahkaha atarken Pelin bıçağını masaya koyup ciddi bir yüzle Louis’e döndü.
Demek benim yüzümden yemeklerin soğuyor?
Louis elini çenesine koyarak düşündü.
Evet. Çünkü her seferinde önce telefonunu çıkarıp ‘Dur, bu tabağı bir çekeyim’ diyorsun.
Pelin kahkaha attı.
Ne yapabilirim, yemekler sanattan daha hızlı kayboluyor!
Bay Arman başını salladı.
Bu çift gerçekten ilginç. Ama Louis, söyle bakalım… Sevgilin için en çılgınca yaptığın şey neydi?
Louis bir an duraksadı, sonra Pelin’e bakarak gülümsedi.
Onun için en çılgınca yaptığım şey, şu an burada oturuyor olmam.
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Benim için mi?
Louis başını salladı.
Ben iş yemeklerinden nefret ederim. Ama senin yanındayken eğlenceli hale geliyor.
Pelin’in yüzüne bir tebessüm yayıldı. İçinde tuhaf bir sıcaklık hissetti. Oyun gibi başlayan bu gece, bir noktada gerçeğe dönüşmeye başlamıştı.
Louis, şarabından bir yudum aldı ve Pelin’e döndü. Gözlerinde tanıdık bir meydan okuma vardı.
Bu arada, en çılgınca yaptığım şey şu an burada oturuyor olmam değil.
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Öyle mi?
Louis başını salladı.
Asıl çılgınlık, ilk tanıştığımızda senin uçakta kulaklığımı çalıp çalmadığını düşünmemdi.
Pelin kahkaha attı.
Ah, bu konuya geri mi döneceğiz? Allah aşkına Louis, bir insan kulaklık için bu kadar kin tutar mı?
Louis omuz silkti.
Kin değil, sadece adalet arayışı.
Pelin kollarını kavuşturdu.
Adalet mi? Şimdi de hukukçu mu oldun?
Louis ciddiyetle başını salladı.
Kesinlikle. Ve dava dosyamı açayım mı? Bak, olay günü, saat 15:45’te, uçakta yan yana oturduk. Sen benim kulaklığıma göz diktiğinde, uçağın kalkışına tam 10 dakika vardı…
Pelin gözlerini devirdi.
Aman Tanrım, hâlâ saatine kadar hatırlıyorsun. İnanılmazsın.
Teşekkür ederim.
İltifat değildi.
Louis gülümseyerek eğildi.
Ama öyleymiş gibi kabul edeceğim.
Bay Arman keyifle izlerken araya girdi.
Pelin Hanım, gerçekten onun kulaklığını aldınız mı?
Pelin, Louis’e meydan okuyan bir bakış attı.
Tabii ki hayır. Ama öyle sanmasını sağladım.
Louis kaşlarını çattı.
Bunu bilerek mi yaptın?
Pelin omuz silkti.
Hafif bir eğlence.
Bu bir itiraf mı?
Tam olarak değil. Ama belki... biraz.
Louis derin bir nefes aldı, başını iki yana salladı.
Biliyor musun, seninle bir ilişki yaşamak gerçekten sinir testinden geçmek gibi bir şey olurdu.
Pelin ona eğilip sırıttı.
Ama kabul et, eğlenceli olurdu.
Louis bir an duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi.
İşte bu konuda sana kesinlikle katılıyorum.
Bay Arman, kahkahalar eşliğinde başını salladı.
Siz ikiniz gerçekten çok ilginç bir çiftsiniz. Ama sanırım bir şey konusunda anlaşmalıyız: İkiniz de inatçısınız.
Pelin ve Louis aynı anda konuştu:
Ben inatçı değilim!
Sonra birbirlerine bakıp aynı anda güldüler.
Louis, başını iki yana salladı.
İşte sevgilim, kendimizi nasıl ele verdiğimizi gördün mü?
Pelin şarabından bir yudum alıp göz kırptı.
Bence zaten herkes anlamıştı, sevgilim.
Bay Arman keyifle kahkaha atarken diğer misafirler de Pelin ve Louis’in tatlı atışmasını ilgiyle izliyordu. Yemek eğlenceli bir hal almıştı, ama Pelin işin iç yüzünü biliyordu: Bu sadece bir oyundu. Birkaç saatliğine sevgili rolü yapacak, sonra herkes evine dönecekti.Bay Arman'ın lavaboya gitmek için izin isteyip gittiğinde louis artık konuşmak istedi.
Ama Louis’in gözlerinde beliren kıvılcımı gördüğünde, bunun gerçekten "sadece bir oyun" olup olmadığından emin olamadı.
Louis bir an masaya yaslandı ve ciddi bir yüzle sordu:
Cidden merak ediyorum, Pelin. Benim sevgilim olsan, nasıl biri olurdun?
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Yani, şu an yaptığım gibi mi? Eğlenceli, hafif tehlikeli, biraz da umursamaz?
Hayır. Şu an sadece rol yapıyorsun.
Pelin kısa bir kahkaha attı.
Ah, peki gerçekte nasıl biri olurdum?
Louis gözlerini kısmış, onu inceliyordu.
Sanırım beni delirtene kadar uğraşırdın.
Pelin başını eğip düşünceli bir şekilde çatalıyla oynadı.
Belki. Ama aynı zamanda senin hayatını da daha ilginç hale getirirdim.
Louis gülümsedi.
Yani, az önce dediğim gibi, beni delirtene kadar uğraşırdın.
Pelin gözlerini devirdi.
Neden bu kadar abartıyorsun? Belki de sevgilin olsaydım, seni şımartırdım. Sabah kahveni yatağına getirirdim. Tatlı sürprizler yapardım.
Louis kaşlarını kaldırdı.
Gerçekten mi?
Pelin dudaklarını büzdü.
Hayır. Büyük ihtimalle sıcak kahveni içmeden önce tadına bakar ve “çok mu soğuk ” diye sorardım. Sen sıcak kahveyi içmeye çalışırken de kahkaha atardım.
Louis başını iki yana salladı. İşte bu daha mantıklı.
Bay Arman gülerek araya girdi.
Louis, bence sevgilin seni gerçekten çok iyi tanıyor.
Pelin başını salladı.
Tabii ki tanıyorum. Mesela… Şu an içinden ne geçirdiğini bile tahmin edebilirim.
Louis kollarını masaya yaslayıp meydan okurcasına sordu.
Peki, hadi bakalım. Ne düşünüyorum?
Pelin, yüzünü ona yaklaştırdı, gözlerini kıstı ve fısıltıyla konuştu:
“Bu kızın aşkından ölüyorum, hayatımın tek anlamı,onsuz yaşamak tam bir hiçlik.”
Louis’in ifadesi anlık bir şaşkınlığa dönüştü, sonra gülümseyerek geri yaslandı.
Belki de haklısın. Ama senin için de aynı şeyi söyleyebilirim.
Ah, lütfen. Benim için böyle bir şey söz konusu bile değil.
Louis başını yana eğdi.
Gerçekten mi? O zaman neden hâlâ burada benimle atışıyorsun?
Pelin cevap vermedi. Göz göze geldiklerinde, oyun gibi başlayan bu akşamın çoktan farklı bir şeye dönüştüğünü ikisi de hissetmişti.
Peline doğru dönen orta yaşlardaki kadın ona birşeyler anlatıyordu. Tatlım Louis seni çok seviyor belli şimdiye kadar hiçbir parti veya iş yemeğine gelmezdi. Babası her ne kadar zorlasada asla gelmez geçiştirirdi sürekli.
Tüm bunları şaşkınlıkla dinlerken tekrar bakışları Louis'e döndü
Louis, şarabından son bir yudum aldı ve sandalyesini hafifçe geriye itti.
Ben lavaboya gidiyorum, sevgilim. Beni özleme.
Pelin, alaycı bir şekilde gülümsedi.
Sen git, ben burada hayata sensiz nasıl devam edeceğimi düşünürüm. gözlerini devirdi.
Louis kahkaha atıp masadan kalktı. O uzaklaşırken Pelin’in yüzündeki rahat tavır kayboldu. Oyun giderek daha gerçekçi hale geliyordu ve içinden bir ses, işlerin fazla ileri gidebileceğini söylüyordu.Louis sırf onunla birlikte vakit gecirmek için mi bu iş yemeğini bahane etmişti.
Birkaç dakika sonra, Louis lavabodan dönerken Pelin de yerinden kalktı ve onu girişte yakaladı.
Hey.
Louis durup ona baktı.
Hey, kaçmaya mı çalışıyorsun?
Pelin derin bir nefes aldı.
Hayır. Ama sana bir şey sormam lazım.
Louis başını hafif yana eğdi.
Sor bakalım.
Pelin gözlerini kaçırarak fısıltıyla konuştu.
Bu iş fazla ileri giderse ne yapacağız?
Louis’in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Ne demek fazla ileri giderse?
Pelin kollarını kavuşturdu.
Bunu ikimiz de biliyoruz. Şu an sadece bir rol yapıyoruz ama… ya insanlar gerçekten sevgili olduğumuzu düşünmeye başlarsa? Ya… sen bile öyle hissetmeye başlarsan?
Louis bir an duraksadı, sonra hafifçe başını eğerek ona yaklaştı.
Bunu neden düşündüğünü biliyorum.
Pelin kaşlarını çattı.
Öyle mi? Söyle bakalım, neden düşünüyorum?
Louis gözlerini Pelin’inkilere kilitledi.
Çünkü sen de aynı şeyi hissediyorsun.
Pelin’in nefesi anlık olarak kesildi. Ama hemen kendini toparladı, gülümseyerek başını iki yana salladı.
Senin fazla kendine güvenen tavırlarına gerçekten hayranım.
Louis hafifçe gülümsedi.
Ve bende senin bu inkârlarına .
Pelin gözlerini devirdi.
Cevap vermedin. Eğer iş ciddiye binerse ne yapacağız?
Louis bir adım geri çekildi ve omuz silkti.
O zaman bunu konuşuruz. Ama şu an bir şeyleri zorlamaya gerek yok, değil mi sevgilim?
Pelin derin bir nefes alıp başını salladı.
Haklısın. Şimdilik sadece oyunun tadını çıkaralım.
Louis göz kırptı.
İşte böyle. Ama eğer bana aşık olursan lütfen haber ver.
Pelin kaşlarını kaldırdı.
Bunu en son kimin söylediğini hatırlıyor musun?
Louis düşündü, sonra gülümseyerek cevap verdi.
Uçakta, kulaklık kavgası yaparken mi?
Pelin kahkaha attı.
Bingo.
Louis gülerek başını iki yana salladı.
Bazı şeyler hiç değişmiyor.
Pelin hafifçe iç çekti.
Evet… Ama bazen değişmesini istiyorsun.
Louis onun yüzüne dikkatle baktı ama daha fazla bir şey sormadı. Sadece hafifçe gülümsedi ve elini uzattı.
Hadi gidelim, sevgilim. Bizi bekliyorlar.
Pelin, elini Louis’in avucuna koyarken, bunun gerçekten sadece bir oyun olup olmadığını kendine sormadan edemedi.
Masaya geri döndüklerinde, yemek sona ermek üzereydi. Bay Arman ve diğer misafirler sohbete dalmıştı ama Pelin’in aklı hâlâ biraz önce Louis’le yaptığı konuşmadaydı.
Sessizlik içinde şarabından bir yudum aldı, sonra hafifçe gülümsedi ve Louis’e döndü.
Bu arada… teşekkür ederim.
Louis kaşlarını kaldırdı.
Neden?
Pelin gözlerini ona dikti.
Uçakta kulaklığını bana verdiğin için.
Louis bir an duraksadı, sonra gülümsedi.
Bunu hatırlıyorsun, ha?
Pelin başını salladı.
Evet. O zaman sinir bozucu biri olduğunu düşünmüştün ama yine de kulaklığını çıkardın ve bana verdin.
Louis omuz silkti.
Sadece gürültünü biraz azaltmak istemiştim.
Pelin kahkaha attı.
Belki de. Ama klasik müzik… iyi geldi.
Louis’in yüzündeki alaycı ifade yumuşadı.
Biliyorum. Bana da iyi gelmişti.
Pelin başını hafif yana eğdi.
Demek klasik müzik seven bir adamsın. O zaman neden o kadar şaşırmıştın?
Masanın altından Pelin'in elini belli belirsiz okşadı. Tüy kadar hafifti dokunuşları.
Louis hafifçe gülümsedi.
Çünkü senin de seveceğini düşünmemiştim.
Pelin gözlerini ona dikti, bir an duraksadı. Sonra hafifçe gülümsedi.
Belki düşündüğünden daha çok ortak yönümüz vardır.
Louis başını yana eğerek onu inceledi.
Kim bilir, sevgilim? Belki de öyledir.
Tam o sırada, restorana zarif bir kadın girdi. Uzun, koyu renkli saçları, şık ama sade elbisesi ve yüzüne yayılan sıcak gülümsemeyle dikkat çekiyordu. Bay Arman onu gördüğünde hemen ayağa kalktı ve kollarını açarak kadını karşıladı.
Ah, işte burada! Hanımlar ve beyler, nihayet eşim geldi.
Bekledikleri kişinin lale olması asla beklendik bir şey değildi doğrusu.
Kadın hafifçe gülümseyerek yanına yaklaştı.
Geç kaldım, biliyorum. Ama güzel şeyler beklemeye değer, değil mi hayatım?
Bay Arman kahkaha attı ve eşinin elini tutarak onu masaya yaklaştırdı.
Kesinlikle. Pelin, Louis, sizi eşim Lale Hanım’la tanıştırayım.
Pelin kibarca gülümsedi.
Memnun oldum, Lale Hanım.
Lale, Pelin’in elini sıktı ve gözlerinde sıcak bir parıltıyla ona baktı. İş arkadaşı ona bundan hiç bahsetmemişti. Demek o şanslı kişi Louis olacaktı.Gözleriyle yanındaki adamı işaret etti.
.
Ben de seni tanıdığıma sevindim. Arman, akşam yemeğinde genç ve eğlenceli bir çiftin bizimle olacağını söylemişti ama bu kadar uyumlu olacağınızı düşünmemiştim.
Pelin gözlerini kırpıştırdı.
Ah… biz aslında—
Louis hemen araya girdi ve kolunu Pelin’in beline dokunarak samimi bir şekilde gülümsedi.
Bizim hakkımızda böyle düşünmenize sevindim.
Pelin içinden bir ‘ciddi misin?’ bakışı atarken, Louis sanki hiçbir şey olmamış gibi sakindi. Lale de gülümseyerek başını salladı.
Çok tatlısınız. Kaç yıldır birliktesiniz? dedi imayla.
Pelin’in ağzı açıldı ama Louis ondan hızlı davrandı.
O kadar uzun zaman oldu ki artık saymıyoruz bile, değil mi sevgilim?
Pelin ona dönüp sahte bir gülümsemeyle başını salladı.
Ah… evet, tabii ki… saymıyoruz.
Alttan alttan bir şıctık bakışı atıyordu.
Lale, ikisine de sevgiyle baktı.
Ne güzel. Ama sizin gibi bir çift mutlaka özel bir hikâyeye sahiptir. Tanışma hikâyenizi dinlemeyi çok isterim.
Pelin içinden ‘işte şimdi yandık’ diye düşündü. Louis’in gözlerinde ise o bildik muzır ışıltı vardı.
Ah, hikâyemiz mi? Çok özel gerçekten. Değil mi, sevgilim?
Pelin, Louis’e ters ters baktı ama sonra derin bir nefes alıp başını salladı.
Evet… kesinlikle unutulmaz.
Lale, büyük bir ilgiyle eğildi.
Hadi ama, anlatın!
Louis hafifçe gülümsedi, gözlerini Pelin’e çevirdi ve sessizce "bu oyunu sen başlattın, sevgilim" der gibi baktı. Pelin içinden bir küfür savurdu ama sonra gülümsemesini koruyarak anlatmaya başladı.
Ve işte, en büyük sınavları başlıyordu.
Çünkü Lale Pelinin yönettiği tasarım ekibinin baş üyesi ve aynı zamanda yakın dostuydu.
Yeni bölüm fikirlerinşz tahminleriniz nedir???
Bölüm etkileşimi
