4. bölüm · Kızıl Saçlar
4.Bölüm-Aynı Geçen
~Ben zaten o gün ölmüştüm, sadece hayatın bana verdiği son günlerde mutlu olmak istedim~
Uyandım.
Uyudum.
Uyandım.
Uyudu- Ne
Kabus görmekten sürekli uyanıyordum. Tekrardan uyuyacağım sırada odamda gördüğüm manzara yüzünden ayağa kalkmaya çalışırken, yataktan düşmüştüm.
Anıl Bora Aksoy, şuanda karşımda ki koltukta bir eli başının altında uyuyordu. Tabi artık uyumuyordu çünkü yere düşmem ile çıkan ses, onu uyandırmıştı. Yavaşça doğrulup, benim olduğum yere baktı.
"Bu kadar sakar olabileceğini düşünmemiştim."
"Sakar değilim sadece... Seni görünce şaşırdım ve kalkmaya çalışırken bacağım bir anda-"
"Tamam kızıl anladık."
"Kızıl?"
"Kızıl değil misin? Yoksa saçların boya mı?"
"Yok. Yani değil tabii ki"
Bu arada bende yerden kalkmaya çalışıyordum. Daha doğrusu sadece deniyordum çünkü elim ayağım birbirine dolaşmıştı.
"Tamam bu böyle olmayacak"
Anıl yanıma yaklaşıp beni kucağına aldı.
"Ya bıraksana beni ne yapıyorsun"
Beni yatağa bıraktığında geri çekildi
"Sakin ol kızıl, ayrıca dua et ters günümde değilim yoksa sesini yükseltemezdin"
"Aynen, eminim" kendi kendime konuşurken telefon sesi odada yankılandı.
"Kahvaltını birazsan gönderirim." Ve odadan çıktı.
"Yine tek başıma kaldım" telefonu alıp bakmaya başladım.
&&&&&
Buraya geldiğimden beri iki şeyi anlamıştım. Bir, burada herkes çok sessizdi. İki, bu ev çok sıkıcıydı. Bütün günlerim aynı geçiyor denebilir idi. Uyan, tekrar uyu, tekrar uyan, odanda kahvaltını yap, telefona bak, akşam olunca odanda yemek ye ve uyu.
Günler, her geçen zamanda daha da sıkıcı oluyordu. Sanki gizli bir döngüde takılı kalmışım gibi hissettiriyordu. Artık ya yapacak birşey bulacaktım, ya da olay çıkartıp bu koca evi-köşk de denebilir-daha heyecanlı bir yer yapacaktım.
Açıkçası bana ikisi de uyar.
Her neyse en azından bacağım iyileşene kadar fazla hareket etmeden birşeyler yapabiliridim. Telefonumu alıp Anıl'a mesaj attım. Evet, aklıma ilk olarak ona bulaşmak fikri gelmişti.
Siz:Sıkıldım.
Zürafa Adam:O numara sürekli bana yaz diye mi var kızıl?
Siz:Sıkıldım
Zürafa Adam:Onu anladım zaten kızıl.
Siz:Bana kızıl deme.
Zürafa adam:Neden esmer mi dememi tercih edersin?
Siz:Asla!
Zürafa adam:O zaman kızıl lakabına alış.
Zürafa adam:Kızıl
Siz:Efendim
Zürafa adam:Yok bir şey sadece seni denedim.
Siz:Yaşına göre fazla genç davranıyorsun.
Zürafa adam:Sen bana yaşlı mı diyorsun yoksa?
Siz:Evet
Zürafa adam:Aramızda sadece 3 yaş var kızıl abartmak sana yakışmıyor.
Siz:Olsun sen yine de yaşlısın.
Zürafa adam:Öyle olsun bakalım.
Siz:Her neyse çok sıkıldım ben.
Zürafa adam:Ben ne yapabilirim bu konuda?
Siz:Bir şeyler konuşsak.
Zürafa adam:Gece ve Nehire söylesene.
Siz:Onlarla hep konuşuyorum zaten.
Zürafa adam:Benim dışımda konuşabileceğin arkadaşların var Kızıl.
Siz:Ama onlarla konuşmak istemiyorum.
Zürafa adam:Peki madem.
Zürafa adam:o zaman söyle ne yapıyorsun?
Siz:Gönderdiklerini yedim ve canım sıkıldığı için sana yazdım.
Zürafa adam:Sanırım düşündüğümden de çok sıkıldın.
Siz:Evet.
Zürafa adam:Buraya gelmeden önce sıkıldığında ne yapardın?
Siz:Genellikle birşeyler çizerdim ama buraya bir kağıt bile yok.
Siz:Nasıl her şey olur da kağıt, kalem olmaz ki.
Zürafa adam:Haber verdim yarım saat içinde getirirler.
Zürafa adam:Başka?
Siz:Sen ciddi misin?
Zürafa adam:Çok ciddiyim. Şimdi söyle başka?
Siz:Boya kalemi ama daha soluk tonlarda.
Zürafa adam:Tamamdır.
Zürafa adam:Bu kadar mı?
Siz:Bir de kahve olsa fena olmazdı.
Zürafa adam:O da tamam.
Siz:Teşekkür ederim ama neden bana bu kadar iyi davranıyorsun?
Siz:İlk başta hep bağırıyordun.
Zürafa adam:O seni araştırmadan önceydi.
Siz:Beni araştırınca ne öğrendin ki?
Zürafa adam:Sese karşı hassas olduğunu, mor rengini çok sevdiğini, 21 yaşında olduğunu falan.
Siz:Bunları sorsan ben bile söylerdim. Boşuna uğraşmışsın.
Zürafa adam:Uğraşmak sayılmaz adamlarım herşeyi yapıyor zaten.
Siz:Doğrudur.
Zürafa adam:Bir şey daha öğrendim.
Siz:Ne öğrendin?
Zürafa adam:Yıldızları çok sevdiğini.
Tam bu sırada odanın kapısı çaldı ve içeri bir kadın girdi.
"Bunlar sizin için Alya hanım" bir sürü takı kutusunu makyaj masasına bırakıp çıktı.
Yavaşça ayağa kalkmak isterken yere düştüm. Kimse gelmeden yavaşça kalkıp makyaj masasının mimik koltuğuna oturduktan sonra takıları incelemeye
Zürafa adam:Hayırlı olsun şimdiden.
Siz:Bunlar...
Siz:Bunlar çok güzel.
Siz:Çok teşekkür ederim.
Zürafa adam:Ne demek kızıl.
Siz:Ya ben ne diyeceğimi bilemedim şuan.
Zürafa adam:Bu kadar beğeneceğini düşünmüyordum.
Siz:Ama çok beğendim.
Zürafa adam:Hey hey ağlamıyorsun değil mi?
(Görüldü)
Zürafa adam:Bu kızlar neden hep böyle.
Siz:Daha önce çok kıza hediye gönderdin sanırım.
Zürafa adam:Sadece Nehir, Gece ve sana gönderdim.
Siz:Anladım.
Zürafa adam:Her neyse kızıl bu kadar sohbet yeterli eğer bahçeye inmek istersen, kapıya seslen sana bir iyiliğin daha olacak.
Siz:Şimdiden teşekkür ederim.
Zürafa adam:Daha önce hiç hediye almamış gibi davranıyorsun.
Siz:Çünkü almadım.
Siz:Ama boşver.
Telefonu kapatıp takılardan bazılarını takıp, fotoğraf çekindim.
Bir süre sonra gelen kağıt kalem ve boyalar ile çizim yaparken odaya Gece geldi.
"Ne güzel çizim yapıyorsun"
"Küçükken de güzel çizerdim. Doğuştan gelen bir yetenek galiba"
"Ben hiç çizemem. Ama sesim çok güzeldir benim de"
"Bir gün şarkı dinlemek isterim senden"
"En yakın zamanda hem sana hem de Nehir'e söylerim."
"Nehir demişken o nerede?"
"Biraz karnı ağrıyordu odasında."
"Geçmiş olsun. Gidelim derdim ama mağlum bacağımın üzerine basamıyorum."
"Bu arada takıları yeni mi getirdiler? Kim göndermiş? Çok güzeller."
"Anıl Bora Aksoy"
"Ne? Ciddi misin?"
"Çok ciddiyim."
"Dayımdan beklenmeyecek bir hamle."
"Bende ilk şaşırmıştım ama umursamadım çokta."
Telefon çaldı.
"Kusura bakma buna bakmam gerekiyor sonra tekrar gelirim."
Sadece kafamı salladım.
&&&&&
