5. bölüm · Kıyamamak
Bölüm 5
İso'nun gözleri karanlıktaki siluete kilitlendi.
Gelen kişi birkaç adım daha attığında yüzü ay ışığında belirginleşti.
Fadime.
İso şaşkınlığını gizlemeye çalıştı.
"Sen?"
Fadime omuz silkti.
"Sahil sizin mi?"
İso istemsizce güldü.
"Yok da... bu saatte seni beklemiyordum."
Fadime cevap vermedi.
Onun yerine birkaç adım ilerleyip denize baktı.
İkisinin arasında birkaç metre vardı.
Ama sessizlik ikisini de rahatsız etmiyordu.
Dalgaların sesi konuşuyordu sanki.
İso cebinden sigarasını çıkarıp tekrar yaktı.
Bir nefes çekti.
Sonra göz ucuyla Fadime'ye baktı.
"Senin de mi uykun kaçtı?"
Fadime denizden gözlerini ayırmadı.
"Belki."
"Belki mi?"
"Belki."
İso başını salladı.
Her zamanki gibi inatçıydı.
Birkaç dakika daha sessizlik oldu.
Sonunda Fadime konuştu.
"Bugün şirkette neden öyle baktın?"
İso kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl baktım?"
Fadime ona döndü.
"İnsan gibi."
İso kahkaha atmamak için dudaklarını sıktı.
"Demek normalde insan değilum."
"Çoğu zaman değilsin."
İso başını eğip güldü.
İlk kez bir tartışma sinirle bitmiyordu.
Bu da ikisine garip geliyordu.
Fadime tekrar denize döndü.
Yüzündeki ifade ciddileşti.
"O gün düğünde neden yaptın onu?"
İso'nun gülümsemesi kayboldu.
Sorunun geleceğini tahmin etmişti.
Ama cevap vermeye hazır değildi.
Sigarasından bir nefes çekti.
"Bilmiyrum."
Fadime hemen ona baktı.
"Yalan."
İso gözlerini denize çevirdi.
"Belki."
"İso."
Bu kez sesi daha ciddiydi.
İso birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Kimsenin ölmesini istemedim."
Fadime onu izliyordu.
İso devam etmedi.
Çünkü gerçeğin tamamını kendisi bile bilmiyordu.
Fadime başını salladı.
"Sadece bu mu?"
İso cevap veremedi.
Tam o sırada telefonu çaldı.
İkisi de irkildi.
İso ekrana baktı.
Arayan Oruç'tu.
Kaşlarını çattı.
Bu saatte neden arıyordu?
Telefonu açtı.
"Abi?"
Karşı taraftan gelen ses normal değildi.
Oruç nefes nefeseydi.
"İso... hemen konağa gel."
İso'nun yüzü bir anda değişti.
"Noldu?"
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Oruç'un sesi duyuldu.
"Anam..."
İso'nun kalbi sıkıştı.
"Anama ne oldu?"
Oruç derin bir nefes aldı.
Ve söylediği cümle İso'nun kanını dondurdu.
"Artık saklayamayacak."
İso olduğu yerde kaldı.
Fadime onun yüzündeki değişimi görünce istemsizce bir adım attı.
Ama İso'nun aklında artık tek bir şey vardı.
Annesinin sakladığı sır.
Ve birazdan öğreneceği gerçek.
🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊🌊
İso telefonu kapattığında eli hâlâ kulağındaydı.
Fadime birkaç adım ötede durmuş onu izliyordu.
"Noldu?"
İso kendine gelmeye çalıştı.
"Bir şey yok."
Fadime kaşlarını çattı.
Yalan söylediğini anlamıştı.
Ama üstelemedi.
İso son kez denize baktı.
"Ben gitmeliyim."
Fadime başıyla onayladı.
"Git o zaman."
İso birkaç saniye daha durdu.
Sanki söylemek istediği bir şey vardı.
Ama vazgeçti.
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Fadime ise olduğu yerde kaldı.
Onun karanlıkta kayboluşunu izledi.
İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Sanki yaklaşan bir şey vardı.
Kötü bir şey...
---
İso konağa vardığında içerideki hava daha da ağırdı.
Salonda sadece Oruç vardı.
Ayaktaydı.
Ellerini arkasında kenetlemişti.
İso içeri girer girmez konuştu.
"Anam nerede?"
Oruç gözlerini kardeşine çevirdi.
"Odasında."
"Ne oluyo?"
Oruç derin bir nefes aldı.
Sanki vereceği cevap için kendini hazırlıyordu.
Sonunda yavaşça konuştu.
"Yirmi yıl önce edilen bir yemin bugün yeniden hatırlandı."
İso'nun kaşları çatıldı.
"Ne yemini?"
Oruç başını iki yana salladı.
"Ben de tamamını bilmiyorum."
"Abi açık konuş."
"Anamla Şirunum biliyor sadece."
Salondaki sessizlik ağırlaştı.
İso sinirlenmeye başlamıştı.
Günlerdir herkes bilmecelerle konuşuyordu.
Tam konuşacakken merdivenlerden gelen ayak sesleri duyuldu.
İkisi de dönüp baktı.
Zarife yavaşça aşağı iniyordu.
Yüzü her zamankinden daha solgundu.
İso ilk kez annesini böyle görüyordu.
Zarife oğullarının karşısında durdu.
Sonra gözlerini İso'ya çevirdi.
"İki gün."
İso anlamadı.
"Ney iki gün?"
Zarife'nin sesi titredi.
"İki gün sonra her şey değişecek."
İso sabrını kaybetmek üzereydi.
"Ne değişecek?"
Zarife gözlerini kapattı.
Sanki söylemek istemiyordu.
Ama sonunda dudaklarından o cümle döküldü.
"Yirmi yıl önce verilen sözün vakti geldi."
Oruç öfkeyle öne çıktı.
"Yeter artık!"
Zarife sustu.
Oruç'un gözleri dolmuştu.
"Bir insanın kaderi böyle yazılamaz."
İso ikisine bakıyordu.
Hiçbir şey anlamıyordu.
Ama ilk kez korkmaya başlamıştı.
Çünkü annesi ağlamak üzereydi.
Ve Oruç çaresiz görünüyordu.
Zarife güçlükle konuştu.
"Bu mesele artık bizim elimizde değil."
"Kim dedi?" diye bağırdı Oruç.
Zarife cevap vermedi.
Sadece başını eğdi.
İso'nun içindeki huzursuzluk daha da büyüdü.
Çünkü bu evde herkes yaklaşan şeyi biliyor gibiydi.
Bir tek o bilmiyordu.
Ve dışarıda, gecenin karanlığında...
Birileri çoktan hazırlıklara başlamıştı.
Yirmi yıl önce edilen yemin unutulmamıştı.
Sadece sırasını beklemişti.
Ve şimdi o sıra geliyordu.
İki gün sonra...
Bir genç kız kaçırılacaktı.
Ve onu bekleyen kaderden kimsenin haberi yoktu.
Sabah olduğunda konağın içindeki hava hâlâ aynıydı.
Kimse düzgün konuşmuyor, kimse birbirinin yüzüne bakmıyordu.
İso kahvaltı masasına oturduğunda Zarife çoktan kalkmıştı.
Oruç ise elindeki çayı karıştırıp duruyordu.
İso sonunda dayanamadı.
"Abi."
Oruç başını kaldırdı.
"Dün geceki mevzu ne?"
Oruç bir süre sustu.
Sonra sandalyesini geriye itti.
"Keşke bilmeseydim."
İso'nun kaşları çatıldı.
"Neyi?"
Oruç cevap vermedi.
Ayağa kalkıp pencereden dışarı baktı.
"İnsan bazen bazı şeyleri öğrendiği güne lanet ediyor."
Bu sözler İso'nun canını sıkmaya başlamıştı.
"Oruç!"
Oruç gözlerini kapattı.
Sonra kardeşine döndü.
"İki gün boyunca Fadime'yi yalnız bırakma."
İso olduğu yerde kaldı.
"Ne alaka?"
"Benim dediğimi yap."
"Sebep?"
Oruç'un yüzü sertleşti.
"Sebep soracak zaman değil."
İso ayağa kalktı.
"Abi siz kafayı mı yediniz?"
Tam o sırada Şirunum içeri girdi.
İki kardeşe baktı.
Sonra ağır adımlarla masaya yaklaştı.
Yaşlı adamın yüzünde alışılmış sert ifade vardı.
Ama gözleri yorgundu.
Çok yorgun...
"Bağırmayın."
İso dönüp ona baktı.
"Babane biri bana ne olduğunu anlatacak mı?"
Şirunum birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Yirmi yıl önce bir hata yapıldı."
İso dikkat kesildi.
"Herkes bedelini ödedi."
Yaşlı adamın sesi daha da ağırlaştı.
"Ama biri hâlâ ödeyecek."
Salonda sessizlik oluştu.
İso'nun içindeki huzursuzluk artık korkuya dönüşüyordu.
Şirunum daha fazla konuşmadan çıktı.
Arkasında yine cevapsız sorular bırakmıştı.
---
Aynı saatlerde...
Fadime şirketteydi.
Masasının üzerinde dosyalar vardı ama dikkati hiçbirinde değildi.
Gece sahilde olanları düşünüyordu.
İso'nun yüzünü...
Bakışlarını...
Ve telefondan sonra birden değişen halini.
Tam o sırada kapısı çalındı.
"Gel."
İçeri sekreteri girdi.
"Hanımım, öğleden sonraki toplantınız iptal oldu."
Fadime şaşırdı.
"Neden?"
"Karşı taraf ertelemiş."
Fadime başını salladı.
Tam sekreter çıkacakken durdu.
"Bir şey daha var."
"Ney?"
"Son iki gündür binanın önünde aynı araç bekliyor."
Fadime'nin kaşları çatıldı.
"Aynı araç mı?"
"Evet."
"O kadar önemliyse güvenliğe söyleyin."
"Zaten söyledik."
Sekreter çıktıktan sonra Fadime pencereye yürüdü.
Aşağı baktı.
Ama araç gitmişti.
İçindeki huzursuzluk sebepsiz değildi.
Bunu hissediyordu.
Fakat tehlikenin ne kadar yakın olduğunu bilmiyordu.
---
Akşamüstü...
İso şirketin otoparkına arabasını çekti.
Aslında işi yoktu.
Ama Oruç'un sözleri aklından çıkmıyordu.
"İki gün boyunca Fadime'yi yalnız bırakma."
Bu saçmalıktı.
Ama yine de gelmişti.
Kendi kendine kızarak arabadan indi.
Tam o sırada gözü yolun karşısına takıldı.
Siyah bir araç.
Motor çalışıyordu.
İçeridekiler görünmüyordu.
Ama araç şirketin girişine dönüktü.
Sanki birini bekliyordu.
İso birkaç saniye baktı.
İçine kötü bir his çöktü.
Ve ilk kez...
Oruç'un neden korktuğunu anlamaya başladı.
Sizcee Fadime ye ne olacakkk
Yorumlarınızı bekliyorummmmm
