21. bölüm · Kıyamamak
Bölüm 21
Fadime gözlerini açtığında ilk hissettiği şey başındaki ağrı oldu.
Sanki biri ensesine vurmuş gibiydi.
Göz kapakları ağırdı.
Etraf bulanıktı.
---
Yavaşça doğrulmaya çalıştı.
Ama ellerinin bağlı olduğunu fark edince donup kaldı.
Kalbi bir anda hızlandı.
Nefesi kesildi.
---
Bulunduğu yer eski bir ahırı andırıyordu.
Tahta duvarlar...
Küf kokusu...
Küçük bir pencere...
Ve dışarıdan gelen erkek sesleri...
---
Fadime birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.
Sonra olanları hatırladı.
Siyah araba...
Arkasından gelen adamlar...
Koşmaya çalışması...
Ve sonra...
Kararan dünya...
---
Gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Ağlamayacaktı.
Adil ona çocukluğundan beri bunu öğretmişti.
---
Kapı açıldı.
İçeri iki adam girdi.
Fadime hemen dikleşti.
Korktuğunu göstermeyecekti.
---
Adamlardan biri alaycı şekilde güldü.
"Uyandı."
Diğeri sandalyeyi çekip karşısına oturdu.
"Hoş geldin Fadime Koçari."
---
Fadime cevap vermedi.
Adam kaşını kaldırdı.
"Konuşmayacak mısın?"
Bu kez Fadime'nin sesi çıktı.
"Siz kimsiniz?"
Adam gülümsedi.
"Yanlış soru."
---
Fadime gözlerini kısmıştı.
Kalbi deli gibi atıyordu.
Ama yüzünü sert tutmaya çalışıyordu.
---
Adam öne eğildi.
"Asıl soru şu..."
Gülümsemesi büyüdü.
"Seni kurtarmaya kim gelecek?"
---
Fadime'nin aklına ilk gelen kişi Adil oldu.
Sonra Gezep...
Sonra Çakır...
Ama nedense...
Bir yüz daha geldi.
İso.
---
Bu düşünceyle irkildi.
Kendi kendine kızdı.
Neden ilk onu düşünmüştü?
---
Adam bunu fark etmedi.
Ama Fadime fark etmişti.
Ve bu onu daha da şaşırtmıştı.
---
Saatler geçti.
Kapı tekrar kapandı.
Adamlar dışarı çıktı.
Fadime yalnız kaldı.
---
Pencereye baktı.
Hava kararmaya başlamıştı.
İçindeki korku büyüyordu.
İlk kez gerçekten yalnız hissediyordu.
---
Başını duvara yasladı.
Ve istemeden fısıldadı:
"İso..."
---
Kendi sesini duyunca gözlerini kapattı.
Normalde böyle bir şey yapmazdı.
Ama şu an...
Onun geleceğine inanmak istiyordu.
---
Bir süre sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.
Sessizce.
Kimse görmeden.
---
"Gel artık..."
diye fısıldadı.
"Ne olur gel..."
---
Ve kilometrelerce ötede...
İso Fırtına da aynı anda onu bulabilmek için delirmek üzereydi.
İkisi de birbirlerinden habersizdi.
Ama aynı şeyi hissediyorlardı.
Bu kez mesele düşmanlık değildi.
Bu kez mesele kalpti.
Ve ikisi de bunu inkâr edemeyecek kadar ileri gitmişti.
Gece çökmüştü.
Fadime saatlerdir aynı yerde oturuyordu.
Ellerindeki bağlar canını yakıyordu.
Ama onu asıl yoran şey belirsizlikti.
---
Kapının dışından sesler geliyordu.
Adamlar nöbet tutuyordu.
Arada konuşmaları duyuluyordu.
Ama söylediklerinden pek bir şey anlamıyordu.
---
Tam o sırada içeri giren adamlardan biri telefonunu cebinden çıkardı.
Mesaj sesi gelmişti.
Adam ekrana bakarken söylenmeye başladı.
"Şebeke de çekmiyor burada."
---
Fadime'nin gözleri telefona kaydı.
Sessiz kaldı.
Ama dikkatle izliyordu.
---
Birkaç dakika sonra adam dışarı çıktı.
Ancak aceleyle çıktığı için...
Telefonunu içerideki masanın üzerinde unutmuştu.
---
Fadime'nin kalbi hızlandı.
Gerçekten mi?
---
Kapıya baktı.
Kimse içeri bakmıyordu.
Telefon hâlâ masadaydı.
---
Yavaşça ayağa kalktı.
Bağlı elleriyle masaya ulaşmaya çalıştı.
Zordu.
Defalarca düşürüyordu.
Ama sonunda telefonu kendine çekebildi.
---
Ekran açıktı.
Şifre istemiyordu.
Fadime'nin kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
---
Rehberde ilk gördüğü isim...
Adil.
---
Titreyen elleriyle aramaya çalıştı.
Ama tam o sırada dışarıdan ayak sesleri duyuldu.
Vazgeçti.
Arama yapmaya vakti yoktu.
---
Hızla mesaj kısmını açtı.
Adil'in numarasına girdi.
Sonra konum paylaşma ekranını buldu.
---
Göndere bastığında nefesi kesildi.
Mesaj iletilmişti.
---
Telefonu hızla eski yerine bıraktı.
Ve tekrar oturdu.
Tam birkaç saniye sonra kapı açıldı.
---
Adam içeri girdi.
Telefonunu aldı.
Hiçbir şey fark etmemişti.
---
Fadime derin nefes almaya cesaret edemedi.
Ama içinde küçük bir umut doğmuştu.
---
Aynı dakikalarda...
Köy meydanında...
Adil'in telefonu titredi.
---
Meydandaki herkes sustu.
Adil ekrana baktı.
Sonra gözleri büyüdü.
---
"Konum..."
---
İso anında ayağa kalktı.
"Nerede?"
---
Adil telefonu uzattı.
İso haritaya baktı.
Ormanın içindeki eski taş ocakları...
Köyden yaklaşık kırk dakika uzaklıkta.
---
Oruç da ekrana baktı.
"Bu tuzak olabilir."
---
İso'nun cevabı anında geldi.
"Umurumda değil."
---
"İso."
---
"Umurumda değil dedim!"
İso'nun sesi meydanda yankılandı.
---
İlk kez bu kadar kontrolünü kaybetmiş görünüyordu.
---
Adil sertçe konuştu.
"Bağırmayı kes."
---
İso dönüp ona baktı.
Gözlerinde korku vardı.
Öfke değil.
Korku...
---
"Ya geç kalırsak?"
Sessizlik oldu.
---
Adil ilk kez cevap veremedi.
Çünkü aynı korkuyu o da yaşıyordu.
---
Bir süre sonra Oruç haritayı masaya serdi.
"Plan yapacağız."
---
İso başını salladı.
"Ben önden giriyorum."
---
"Hayır."
Konuşan Adil'di.
---
"Tek başına girersen ölürsün."
---
"Fadime içeride."
---
"Ben de biliyorum!"
Adil'in sesi ilk kez çatladı.
"Kardeşim içeride!"
---
Meydanda sessizlik oluştu.
---
Sonunda Oruç konuştu.
"Üç ekip."
Haritayı işaret etti.
"Bir ekip arka taraftan."
"Bir ekip sağ taraftan."
---
Sonra İso'ya baktı.
"Sen benimle geleceksin."
---
İso itiraz edecek gibi oldu.
Ama sustu.
---
Çünkü artık her saniye önemliydi.
---
Silahlar hazırlandı.
Arabalar çalıştırıldı.
---
İso son kez karanlık gökyüzüne baktı.
Sonra gözlerini kapattı.
Aklında tek bir kişi vardı.
Fadime.
---
Ve içinden sessizce geçirdi:
"Dayan..."
"Ne olursa olsun dayan..."
"Geliyorum."
Devam edecek
