7. bölüm · Kıvır Kıvır Aşk
7- Lanet Olsun Kalbime
Günlerden Çarşamba, Beden Eğitimi dersi için okulun bahçesinde sınıfça toplanmıştık. Berkan'la birlikte yangın merdivenlerinde mahsur kaldığımız günden bu yana pek konuşmamıştık. Zaten kurtulduğumuz gün okuldan çıkıp evlerimize gitmiştik ve ertesi gün de okula gitmemiştik. Müdüre durumu anlatınca, müdür bizi suçlamıştı. Aileme durumu açıklamıştım ve anlayış göstermişlerdi. Berkan için durum ne olmuştu, bilmiyordum.
"Boy sırasına göre dizilin lütfen," dedi beden öğretmeni.
Boyum, kızlara göre ortalamadan uzundu. Giydiğim bol siyah eşofman takımı çok rahattı. Saçlarımı toplamıştım ve lastik saç diplerimi acıtıyordu.
Erkekler ve kızlar karşılıklı olacak şekilde sıra olmuştuk.
"İki takım oluşturacağız," dedi beden eğitimi öğretmeni. "A takımı ve B takımı." Yanımıza geldi. "Takım başkanları olarak Berkan ve Yazgı’yı seçiyorum."
Aha, işte şimdi naneyi yemiştik. Yazgı ve Berkan birbirlerine baktılar ve tek kelime etmeden karşımıza geçtiler.
"Şimdi, A takımı yani Berkan’ın takımında olmak isteyenler sağ tarafa, B takımı, Yazgı’nın yanında olmak isteyenler sol tarafa geçsin," dedi beden hocası.
Ben elbette Berkan’ın takımına geçtim. Aksi söz konusu bile olamazdı. Oldu.
"Sayılar eşit değil," dedi Yazgı.
Beden hocası sayıları saydı ve eşit olmadığına ikna olmuş olacak ki sıranın sonunda duran beni, kolumdan çekerek Yazgı’nın takımına dahil etti. "Şimdi eşitlendi."
Hocam şu an süper(!) bir şey yaptınız cidden.
Tedirginlikle gözlerim önce Berkan’ı buldu. Hiç, benden tarafa bakmıyordu. Gözleri Yazgı’ya kilitlenmişti. Bunların arasında yeni bir aşk falan mı doğuyordu acaba(!)
Beden hocası elindeki voleybol topunu Yazgı’ya fırlattı. "Başlayın," dedi bize bakarak.
Voleybol oynayacaktık anlaşılan. Berkan ve takımı filenin karşısına geçti. Buradan bakıldığında çoğu kız Berkan’ın takımındaydı. Neva da dahil elbette. Eksik olsa şaşardım zaten.
Düdük çalmasıyla Yazgı topu havaya attı ve çevik bir hareketle karşı takıma gönderdi. Elbette karşı takımdan Berkan hızla topu bize geri yolladı. Böylelikle oyun başlamış oldu.
...
Ter içinde kalmıştım. Çok çekişmeli bir oyun dönüyordu ortada. Sonuç 4-6’ydı ve Berkan’ın takımı öndeydi.
Bazıları yorulduğu için oyundan çıkmak zorunda kalmıştı. Ben pes etmemiştim ve mecbur da olsa Yazgı’nın yanında oynamaya devam ediyordum. Birkaç defa topu karşı takıma attığımda Berkan ile gözlerimiz kesişse de bunun haricinde birbirimizin yüzüne bakmıyorduk. Sanki o günden sonra aramıza bir mesafe girmişti. Halbuki mahsur kaldığımız yerden el ele çıkmıştık—
"Ah!"
Dedim acı ile. Kafama çarpan top ile olduğum yerde sarsılmıştım. Top çok hızlı çarpmıştı ve hiç beklemediğim bir anda olduğu için sersemletici bir etki yaratmıştı.
Kafamı hızla kaldırdım ve karşı takıma baktım.
"Kim attı o topu?" dedim yüksek sesle.
"Ben attım."
Neva, fileye yaklaştı. "Canın çok acımadı ya?" dedi bana bakarak.
"Neden yaptın şimdi bunu?" dedim sinirle.
"Bilerek olmadı," dedi gülerek. Tabi canım, tabi, aynen öyledir.
"Neva," dedi Berkan fileye yaklaşarak. "Çık takımdan."
"Ne?" dedi Neva şaşkınlıkla.
"Bilerek Tamay’a nişan aldın, gördüm," dedi soğuk bir sesle.
"Top, rüzgarın etkisiyle Tamay’a doğru gitti. Yanlış görmüşsün," dedi Neva. Hâlâ kendini savunma derdindeydi.
"Takımdan çık. Zaten iyi oynayamıyorsun," dedi Berkan.
Neva daha fazla itiraz etmeden oyundan çıktı ve öfkeyle bahçenin kenarındaki banklardan birine oturdu.
"Teşekkür ederim," dedim Berkan’a içtenlikle.
"Karşı takımda da olsan bu saygısızlığı kabul edemezdim," dedi bana bakarak.
Tam güzel bir cevap verecekken yanımda Yazgı’yı buldum. Saçımda bağlı olan tokayı çekti ve saçlarımın omuzlarımdan aşağı serbest kalmasını sağladı.
"Ne yapıyorsun?" dedim şaşkınlıkla.
"Toka saçından kaymıştı, rahatsız etmesin diye alayım dedim," dedi, bir yandan tokayı cebine koymuştu. Gözümden kaçmamıştı.
"Söylemen yeterliydi ama neyse," dedim buklelerimi düzeltirken.
O esnada bu ana şahitlik eden Berkan, "Topu uzat da oyuna devam edelim," dedi sert bir ses tonuyla.
"Takımımdan birinin kafasına bir daha top atılmayacaksa, devam edelim," dedi Yazgı.
"Dikkat et Yazgı, bazı toplar yanlışlıkla da olsa hedef bulur. Ama ben yanlışlıkla davranmam," dedi Berkan, sakin kalmaya özen göstererek.
"Hey hey, hadi oyunumuza geri dönelim. Bu kadar mola yeter," dedim ortamı yatıştırmak için. Ardından topu Yazgı’nın elinden aldım ve Berkan’a uzattım. "Top sizde," dedim ve geri çekildim.
...
Oyun çoktan bitmişti. Neva, elinde kantinden aldığı su şişelerini takımındaki kişilere dağıtıyordu. Maçı onlar kazanmıştı. Kimin kazandığı önemli değildi, ben zaten yeterince eğlenip enerjimi atmıştım. Terden yüzüme yapışmış saçlarımı geriye savurdum. Burnumun ucundaki su şişesini görünce irkildim. Yazgı, bana su uzatıyordu.
"Teşekkür ederim," dedim suyu Yazgı’nın elinden alırken.
"Ben teşekkür ederim, takımı taşıdın," dedi Yazgı.
"Ama kazanamadık," dedim suyu kana kana içtikten sonra. "Gerçi bir önemi yok benim için, rakiplerimiz güçlüydü," dedim, elimdeki pet şişeyi bükerek.
"Berkan ile aranda bir şey mi var?" dedi Yazgı aniden.
Bu beklemediğim soru karşısında elimde tuttuğum şişe yere düştü.
"Sadece sınıf arkadaşıyız ve dans partneriyiz," dedim yere düşürdüğüm şişeyi eğilip alırken.
"Bence daha fazlası var," dedi Yazgı, gözlerini kısarak.
"Yok," dedim.
"Berkan’la sadece dans partneri ha?" dedi Yazgı.
"Evet," dedim.
"İyi dans ediyorsunuz... ama ben başka bir şey görmüyorum," dedi.
"Sen görmek istediğini görüyorsun," dedim en sonunda.
Sinirimi bozmuştu.
Bahçedeki tek tük birkaç kişi bana baktı.
"Tamam canım, sen öyle diyorsan," dedi en sonunda pes ederek.
Elimdeki şişeyi çöpe atmak için arkamı döndüğümde birkaç adım ötede, çöpün kenarında dikilen Berkan’ı gördüm. Ne klişe ama...
Berkan sabit gözlerle yüzüme bakıyordu. Ona doğru yaklaştım ve elimdeki şişeden nihayet kurtuldum. Hiçbir şey demeden doğruca okulun içine girdim. Berkan tüm konuşulanları duymuştu. Yazgı da Berkan’ın orada olduğunu bilerek bu konuyu açmıştı.
Kızlar giyinme kabinine girdiğimde Neva’yı gördüm. Yarı çıplak hâlde üzerini değiştiriyordu. Benden çok daha zayıf bir kızdı. Boyu da kısaydı. Minyon bir tipti. Kumral saçları omzundan aşağı dökülürken aslında ne kadar güzel bir kız olduğunu fark ettim. İyi bir rakipti.
Spor çantamı açıp okul gömleğimi elime aldım. Üzerimdeki tişörtü çıkarırken arkamdaki bir çift gözü sırtımda hissediyordum.
Üzerimdeki siyah sütyenle Neva’ya döndüm. O çoktan giyinmişti ve bana bakıyordu. Ne bakıyorsun? dercesine ona baktım.
"Şimdi anlıyorum neden iki erkeğin de senin için kavga ettiğini," dedi Neva.
"Ne ima ediyorsun sen, Neva?" dedim dişlerimin arasında. Bir yandan da okul gömleğimi üzerime giyiyordum.
"İkisinin de senin için kavga etmesi hoşuna gidiyor değil mi? Bundan zevk alıyorsun," dedi Neva daha da yaklaşarak.
"Kimden bahsediyorsun? Berkan ve Yazgı mı?" dedim anlamayarak.
"Saf kız rolünü oynama bana, Tamay," dedi Neva.
"Hey hey, orada dur bakalım," dedim omuzlarından onu tutarak. Durması gerektiği yeri bilmeliydi.
"Berkan’a olan duygularının farkındayım. Bu yüzden onunla partner oldum diye benden hoşlanmıyor olabilirsin ama bu, şahsım hakkında bilip bilmeden konuşabileceğin anlamına gelmiyor," dedim onu hafifçe ittirerek.
Neva’nın gözleri dolmuştu. "O asla seni sevmeyecek. İstediğini yap," dedi hiddetle.
Konu hangi ara buraya gelmişti? Ben aksini iddia etmemiştim ki? Deli miydi bu kız?
"Ben aksini iddia etmedim Neva. Kafanda kuran sensin," dedim.
Omzuma çarparak beni solladı ve giyinme odasından hızla çıktı.
Hızlı olmaya özen göstererek eşofmanımı çıkardım ve okul pantolonunu giydim.
Okul koridorları öğle arasından sonra boş olurdu. Soyunma odasından çıkıp sessiz adımlarla yukarı kata yürüdüm.
Kalbim hâlâ düzensiz atıyordu. Yazgı’nın söyledikleri kafamda dönüp duruyordu.
Kafamı kaldırdım. Merdivenin başındaydı.
Berkan...
Sırt çantasını omzuna atmış, beni bekliyormuş gibi duruyordu.
Yanından geçerken başımı eğdim. Bana bir şey söylemeden edemedi.
"Sınıf arkadaşın ha?" dedi yumuşak bir ses tonuyla.
Durdum, dönmedim.
"Evet," dedim kısık sesle.
"Sadece dans partneri... öyle mi?"
Cevap vermedim. Çünkü ne söylersem yalan olacaktı.
Birkaç adım attım... ama sonra durdum.
"Berkan..." dedim, aklıma gelen şeyle.
"Ne?.." dedi merakla.
"Hiçbir şey," dedim, söylemek istediğim şeyden son anda vazgeçerek.
Hızlı adımlarla merdivenleri çıktım. Berkan arkamda kalmıştı... beynimde binlerce düşünceyle sınıfa girdiğimde, bugünün çabucak bitmesi için kendi kendime dua ediyordum.
