10. bölüm · KIŞA KARDELEN ALAKURT'A YÜREKDELEN

3. Bölüm (Düzenlendi)

Leylişebefruz

Ha bu akan dereler denizlere dolacak

Söylesana güzelum sonumuz ne olacak

Mahir önünde ki rakı bardağını usulca dudaklarına götürdü ve küçük bir yudum aldı.

Kara gözleri boşluğa dalarken zihni de geçmişe saplanmıştı. Önünde ki peynirden bir parça alıp iç çekti.

Gündüz olanları düşündükçe vücudunda acılar baş gösteriyordu. Geç kalmıştı. Daha kendini gösteremeden kalbinin başkasıyla dolu olduğunu öğrenmişti. Ama ne kadar geç kalmıştı? İki ay önce duygularını göstermek için yanıp tutuştuğunda kendini zorla dizginlemek yerine karşısına çıksaydı yine geç kalmış olur muydu?

Ne kadar önce belli etmeliydi kendini? 6 ay önce 2 yıl önce mi ne kadar? Ne kadar geç kalmıştı?

Sahi ya bir süredir demişti. Bir süredir geç kaldın Mahir. Meyhanede çalan Karadeniz türküsü rastlantıydı fakat Mahir bundan memnundu.

Ha bu akan dereler denizlere dolacak

Söylesana güzelum sonumuz ne olacak

Sonumuz ne olacak? Belli değil mi? Gönlünde başka biri varmış ulan başka bir adam. Nasıl sığacaksın sen oraya? Daha kalbini açmadan Mevla ayrılık yazmış. Susacaksın Mahir susacaksın koçum. Başka oluru yok bu işin.

Ya unutacaksın ya susacaksın.

Söylemesi kolaydı peki gönül ferman dinler miydi? Denememiş miydi zaten? Becerememişti ki. En yakın arkadaşının kız kardeşine aşık olduğunu anladığında ne kadar vicdan azabı çekmemiş miydi? Kardelen'i aklından, kalbinden silmek için uğraştığında ilmek ilmek içine işlemişti. Engelleyememişti bile.

Şimdi nasıl olacaktı?

Sende biliyorsun Mahir bu işin hiç oluru yoktu ki. Bir hayalle avuttun biçare gönlünü bak şimdi nasıl da çarptı gerçekler yüzüne. Canın daha çok yanmadı mı böyle?

Önce sardın. Sarmaladın. Sonra sevdin. Yamacına koydun. Günü geldi başının üstünde taşıdın. Kumdan kaleler yaptın sevdanı sakladığın. Sizin birbirinize bağınız o kumdan kaleler kadar sağlamdı.

Bak Mahir, bak Sürmeneli Mahir. Karadeniz'in fırtınasını bırak bir dalgasına dahi dayanamadı senin sevdan. Sevdin. Kabul. Ve sandın seversen sevilirsin. Sandın. İnandın. Belki de en çok bundan geldi sana zarar.

Sever sandın. Sanma Mahir.
Yâr diye taşıdın gönlünde oysa sen onda bir yara bile etmiyorsun.

Bilirim, bilirim Sürmeneli Deli Mahir sen o yarayı bile çok severdin. Ama bu ne yâr ne yara Mahir. Bu adamlığına yakışmaz bu sana yakışmaz. Bundan gayrı sen ona ne yâr olursun ne yara. Senin göğsünde belki yara olarak kalır ama o... Olmaz işte Mahir. Bazen olmaz.

Bir yudum daha aldı rakısından. Dudaklarından bir ah çıkarken rakıya su katıyordu sarhoş olmamak için. Belki de eve gitmezdi. Annesi içtiğini anlarsa yaşına başına bakmadan terliği yapıştırırdı.

Dudakları kıvrıldı annesinin yapacaklarını düşündükçe. Baya baya döverdi kendisini. İyisi mi eve hiç gitmemek gerekir.

" Karadeniz'de gemilerin mi battı hayırdır Mahir? "

Sesin geldiği yöne doğru kaldırdı başını. Kenan'ı gördü. Daha selam bile veremeden buyur etmediği masasına oturdu Kenan. Umursamadı Mahir. İt herif hep böyleydi. Varlığıyla yokluğunu hissedemiyordunuz. Bir görünüyor sonra yok oluyordu.

Kenan garsona eliyle işaret edip siparişini verirken Mahir büyük bir yudum aldı. Kaşlarını çatarken yüzünü buruşturdu.

Keşke Karadeniz'de gemilerim batsaydı diye düşündü o an. Zira hiçbir şey ona bu kadar acı veremez. Kalbini bu kadar acıtamazdı.

" Yüzünün haline bak içmeyi sevmiyorsan ne zıkkımlanıyorsun lan. "

Kenan'a baktı öylece Mahir. Sonrasında uzun sessizliğini böldü.
Dudaklarını araladı. İşaret parmağı kalbine doğru yol aldı.

" Anca böyle diniyor acısı. "

İç çekti Kenan. Dalga geçercesine " Noldu? Kardelen'e çiçek alıp açılacakken arkadaşları mı geldi yine? Yoksa Mesut'a mı yakalandın? Aa ya da Kardelen, saklandığın duvarın ardında seni fark edemedi mi? Acaba bu sefer kendini üzecek nasıl bir şey buldun anlat Mahir efendi. " konuştuğunda Mahir'in sinirleri zıpladı. Laz damarı usulca atmaya başladı. Okkalı bir şekilde sövdü Kenan'a.

Alışık olan Kenan hiç etkilenmedi bu küfürlerden. Aksine sırıtıyordu iltifat almış gibi.

" Defol git lan masamdan. Ağız tadıyla efkarlanamıyorum! "

Garson Kenan'a da rakı getirdi. Kenan, Mahir'e eşlik ederken hafif şekilde tebessüm etti.

" Uzatma da anlat işte. "

Mahir bu noktada çabuk pes etti. Zira Kenan'la uğraşacak havada değildi.Ciğeri yanıyordu. Nasıl yanmasındı? Bir of çıktı dudaklarından.

" Kardelen mevzusu sonsuza kadar kapandı. "

Bir cümleye sığdırdı 3 yıllık sevdasını Mahir. Gizliden gizliye kendince sevmişti. Elinden geldiğince temiz sevmişti Mahir. Kardelen'e o yakışır diye düşünüyordu. Kardelen, bembeyazdı. Kardelen'e anca böylesi sevilmek yaraşırdı. Bunca zaman bekleyişi bundandı. Fakat geç kalmıştı işte. Kardelen çoktan doldurmuştu gönlünü. Bazen geç kalınır.. doğru kişiyi yanlış zamanda kaybedersin. Belki de olması gereken budur.

Akıl ne kadar teskin etmeye çalışsa da kalp durmazdı. Mahir'in kalbi de durmadı. İhtimaller, umutlar tükenmedi hiç.

Ya gönlü boş olsaydı? O zaman sever miydi ki Mahir'i? Abi diyordu. Abi dediği adamı gönlüne alır mıydı?

Ama kalp ne kadar umut ederse etsin yanılırdı. Kalp yanıltırdı akıl şaşırtmazdı. Akıl görür kalp hissederdi. İnsan hislerinde yanılabiliyordu ama gördüğü yanıltmazdı.

" Ne demek kapandı? Lan itiraf mı ettin yoksa! Red mi etti Kardelen? Adam akıllı anlat oğlum. Ağzından cımbızla laf alıyoruz. "

Cıkladı Mahir. Kaşları havalanırken Kenan'a baktı. " Bu sevda benle mezara gidecek. Kimsenin haberi olmayacak. "

Kenan anlam veremedi. Mahir yine böyle bir gece de Kardelen'e olan aşkını anlatmıştı. O geceden beri ara ara dinlerdi Kardelen'i Mahir'den. Mahir fena kapılmıştı Mesut'un kardeşine. Şimdi ne oldu da mevzu kapandı diyordu? Mahir öyle kolay kolay aşkından vaz geçecek adam da değildi.

Hem ne olacaktı? Bu adam ömrünün sonuna kadar karşılıksız bir sevdanın peşinde mi koşacaktı? Ne demek benle birlikte mezara gidecek!

Ah duman karaduman sardi dört yanumuzi

Ander kalsun sevdaluk oy alacak canumuzi

Bardağın içinde kalan son yudumu da kafasına dikti Mahir.

" Alacak canumuzi bu sevdaluk. "

Almadığı bir canın kalmıştı Mahir. Varsın o da yoluna feda olsun.

Kenan sessiz kaldı. Nasıl olsa Mahir rakının etkisiyle dökecekti eteğindeki taşları. Sesini çıkarmadı bu yüzden rakısını içti. Mezelerden yedi.

Saatler devrildi böyle. Mahir, Kenan birlikte içip durdu. En sonunda gönlünü iyice hüzün bürüyen Mahir daha fazla dayanamadı bu sessizliğe.

İçinde ki gamı dışarı taşırmak istedi nefes alabilmek için.

Olur ya kalbin acısı dile vururdu. Bıçak kemiğe dayanmış Mahir'in saatlerce lal olan dili çözülüvermişti.

" Sevgilisi var. Gönlünde başka bir adamın izini taşıyor. "

Kenan'ın dudaklarına doğru götürdüğü bardak Mahir'i duymasıyla havada asılı kaldı bir kaç saniye.

" Başka bir adama bakan gözlerine şimdi nasıl bakayım ben? Başka bir adam için atan kalbini nasıl kendim için isteyim? "

Mahir'in gözlerinin dolduğunu görünce Kenan konuşma ihtiyacı hissetti. Fakat ne diyeceğini bilemedi.

" Mesut'un haberi var mı? "

Cıkladı Mahir. Sonra konuşarak tasdik etti. " Yok. Olmayacak da. " Bu esnada gözlerinin önüne onları öpüşecekken yakaladığı an geldi. O an kendine engel olamamıştı Mahir. Dürtülerinden ötürü atılmıştı aralarına. Pişman da değildi. Çıkmaz'da herkesin onları görebileceği yerde pervasızca davranamazlardı. Bu sonradan aklına gelmişti Mahir'in. İlk başta onlara engel olurken tamamen hisleri etkiliydi.

" Kim bu lavuk peki? "

Güldü Mahir. Başını iki yana salladı. " Akif. Sami abinin oğlu. "

Kenan'ın kaşları havalandı. Yüzünü buruşturdu. " Kardelen de pek bir zevksizmiş. Aşık ola ola o pezevenk Akif'e mi aşık olmuş. "

Bu noktada sessiz kaldı Mahir. Kardelen'in gözlerinde görmüştü. O lavuğa vurduğunda ne kadar endişelenmişti. Korkmuştu da. Mahir'den korkmuştu. Belki de en korkmaması gereken kişiden korkmuştu Kardelen. Allah biliyor ya Mahir o ela gözlerde ki korkuyu görmese o piçi kimse alamazdı elinden.

" Sen nasıl biliyorsun emin misin oğlum kimden duydun? "

Kenan peş peşe sıraladı sorularını. Mahir yüzünü ekşitti. Zira zihninde o parktaki sahne tekrar tekrar oynatılıyordu.

" Gördüm lan işte! Seviyor kız. Basbayağı da sevgililer uzatma."

Mahir'in üstten çıkışını umursamadı bile Kenan. Önündeki rakıyı keyifle içerken sırıttı.

" La ne biçim uşaksın sen. Hemen bırakacak mısın kızı o puşta? "

Mahir başını kaldırıp zevzek zevzek konuşan arkadaşına baktı. Hemen şuracıkta boynunu kırsa kaç yıl yatardı acaba?

Ağır tahrikten belki indirim falan alırdı?

" Bok bok konuşup asabımı bozma Kenan! Napiyim hayır sen Akif'le olamazsın deyip çocuğu vurayım mı alnının çatısından. "

Güldü Kenan. Başını yana eğerken " Aslında fena fikir değil sen bi düşün bunu. Hem taş çatlasın 4 yıl falan yatarsın. Nolcakine sayılı zaman çabuk geçer koçum. Merak etme ben temiz don getiririm sana."

Başını elleri arasına aldı Mahir. Kenan'ın saçmalıklarını dinleyecek halde değildi. Hem nerden gelmişti bu puşt. Hiçbir yerde rahat yok muydu Mahir'e. Huzurlu huzurlu aşk acısını çekip zıbarmak istiyordu. Çok mu şey istiyordu?

Kenan, Mahir'in ne kadar üzgün olduğunu gördüğünde dalgayı bir kenara bıraktı. Hali hal değildi. Konuşmayı seven biri değildi aslında ama Mahir'e üzülüyordu. Karşılıksız aşkının karşılık bulmasını belki de Mahir'den daha çok istiyordu.

" Ciddiyim lan ben. Akif'in ne bok olduğunu bilmeyen yok. Kardelen'e layık mı hiç o çocuk? Sahiden hiçbir şey yapmadan duracak mısın? Hem de o pisliğin nasıl biri olduğunu bilirken. "

Kenan'ı duysa dahi cevap vermedi Mahir. Gözleri bir noktaya sabitlendi.

Yıllar sonra o kızı ilk defa mutlu görmüştü. Elinden o mutluluğu alacak kadar zalim bir adam değildi ki Mahir.

Hem nasıl en değer verdiğinin mutsuz olmasını isterdi?

Meyhanede tekrar bir Karadeniz türküsü çalmaya başladı.
İki arkadaş bu kederli türküyü dinlerken rakılarını usulca içmeye devam ettiler.

Gece gökte yıldızlarda
Dinleyun dertlerumi

Yarde iman kalmadi hoy nayino
Bilmeyi hallarumi, bilmeyi hallarumi

Çatma kaşlarunida al vereyim bu cani
Nayinoma nayino, nayinoma kurbani

Sevdaluk ince marazda
Yakayi canumuzi

Vazgeçersak eyersada nayino
Döksünler kanumuzi, döksünler kanumuzi

Mahir'in dudakları yavaşça yukarı doğru kıvrıldı.

" Asiye ablam çok dinlerdi gençliğinde. "

Sürmene'de küçük bir çocukken ablası odasına kapanır sürekli bu türküyü dinlerdi. Mahir ise kapı aralığından eşlik ederdi ablasına.

Ablasını çok özlemişti. Neyse ki geliyordu da bir süre daha hasretini giderecekti.

Kenan sesini çıkarmadı.

" Vaz geçersak eyersada nayino döksünler kanumuzi, döksünler kanumuzi. "

Bir mırıltıyla eşlik etti Mahir. Kenan ise sessizce rakısıyla eşlik ediyordu.

İç çekti Mahir.

" Gördüm onu. Mutluydu onunla. Gözleri ışıldıyordu. Ona bakarken gülümsüyordu. Utandı da. Onu gerçekten seviyor. "

Bunları söylerken boğazında düğümler oluştu. Aldığı her nefes kaburgasına batıyordu. Gördüklerini diliyle itiraf etmek çok zordu.

Gözleri buğulandığında yutkundu. Boğazını temizlemeye çalıştı ama biraz daha konuşursa ağlamaktan korktu. Bekledi bir kaç saniye.

Ne zormuş, ne zormuş sevdiğinin başkasına olan sevdasını anlatmak ne zormuş.. kalbe ne ağır geliyormuş öyle. Dimağını nasıl zehirliyormuş böyle..

Sitem değildi dudaklarından dökülen.

" Gördüm ulan işte. O kızın yüzünde ilk defa mutluluğu gördüm. Bugüne kadar hep Mesut'tan, Kadir'den korkarak çekinerek yaşadı. O iki geri zekalı Kardelen'e doğru düzgün gün yüzü göstermedi ki.. kız hep çekinerek, utanarak, mahcubiyetle yaşadı. Yeliz'le buluşmaya giderken bile saatleri düşünüyordu. Hep bir endişesi korkusu vardı. Biliyorum o evde sürekli hesap soruluyor ona. Mutlu değil. Bazen odasının camına çıkıyor nefes almak için. Görüyorum onu. Yüzü hep asık. Ben onun güldüğü anlara çok az tanıklık ettim. Onu kurtarmak istiyordum hep. Ona özgür istediği gibi davranabiliceği bir hayat vermek istedim. Onun çok sevildiğini hissettirmek, özel olduğunu göstermek istedim. Ama şimdi buna gerek yok. Benim yapmama gerek yok. Çünkü o zaten şuan böyle hissediyor. Ondan bu mutluluğu nasıl alayım lan? Gözünde Mesut'tan, Kadir'den o korktuğu insanlardan ne farkım kalacak? "

Uzun uzun dinledi arkadaşını Kenan. Alışıktı Kardelen'i Mahir'den böyle dinlemeye. O yüzden hiç araya girmedi. Mahir'in yükünü hafifletmesine izin verdi.

Mahir ise Kardelen'i, sevdasını düşündükçe kalbi ezildi. Yüreği sızladı. Derin bir iç çekti.

" Benden de korktu bugün. Abisinden korktuğu gibi hem de. Etrafında ki tüm erkekleri abileri gibi sanıyor. Sanki herkes ona zarar verecekmiş bu yüzden de uzak durmalıymış gibi hareket ediyor. Onu öyle gördükçe içim çok kötü oluyor Kenan. Dokunmak istiyorum, o hayattan korkularından koparıp almak istiyorum. Kardelenler hassas olur, onu kendi ikliminde yeşertmek istiyorum. Ama benden bile ürküyor. Öyle kırılgan ki ona fazla gelirim, zorlarım diye bugüne kadar hep içimde yaşadım sevdamı. Ama çok inatçı. Ona verilen hayattan memnun değil ve o kabuğundan kurtulmaya çalışıyor görüyorum. Kendi hayatını kurmak istiyor farkındayım. Kendi elleriyle kurduğu hayatta da benimle değil Akif'le yürümek istiyorsa buna bir şey yapamam ben. Yalnızca onun mutlu olması için çabalarım. Mesut öğrenirse kızı rezil eder. Hayatı dar eder. "

Kaşlarını çattı Kenan. Burda Mahir'in yeri tam olarak neredeydi? Ömrünün sonuna kadar Kardelen'in hayatının güzel olması için mi uğraşacaktı? Bu Mahir'e haksızlık değil miydi?

" Yani Mesut öğrenmesin diye Kardelen'in arkasını mı kollayacaksın Mahir? O zaman niye dövdün lan herifi? "

Öfkeyle baktı Mahir. " O it onu hak etti. Ulu orta yerde kızı öpecekti! Çıkmaz'ın nasıl bir yer olduğunu bilmiyor musun sen? O kızın en büyük hayali okumak tamam mı? Sen onun ne kadar zor okuduğunu biliyor musun? Üniversiteye göndermeyeceklerdi bile. Bu kadar zorluklarla okumaya çalışıyorken sırf aşık olduğu için ailesi onun hayatını yakardı. Şurada bir dönemi kaldı mezun olacak. Ama ailesinin gözü bunu görmez bile. Evlendirirlerdi hemen biriyle. O it bunları düşünecekti. Bu kadar dikkatsiz davranamaz. Kardelen bile yapamaz bunu kendine. İzin vermem. "

Tükürükler saçarak nefretle tamamladı konuşmasını. Kenan'ın kaşları gerildi. Başını iki yana salladı. Arkadaşının niyetini anlıyordu anlamasına da onun anlamadığı şey vardı.

" Gönül işleri oyuna gelmez Mahir. Dur sus demekle oraya hükmedemezsin. Kardelen'e yardım edeceğim diye dikkat et orası daha çok yanmasın. "

Gözlerine nem oturdu. Kirpikleri ıslanırken yüzüne acının tebessümü oturdu.

Gözlerinde güneş açmadı Karadeniz'in fırtınası devam etti. Zaten Karadeniz hep fırtınalıydı. Orda güneş açmazdı ki.. Kardelenler de güneşi sevmezdi.

" Yanan yandı yanacağı kadar. O bir gün olsun yüreğimde ki hara kor olmadı ki şimdi olsun. O bana hep buz hep kış. "

Annem Medine teyzelerin evindeki güne gitmişti. Ben de sabahtan beri dükkanda çalışıyordum. Saçını kestiğim küçük çocuğa gülümseyerek el salladım. İlk başta ağlamıştı saçı kısaldığı için ama sonra yeni saçına alışmış gibiydi.

Seher aldığı kaşı bitirdiğinde ücreti alıyordu. Ayşe ise yeni yıkadığı havluları gösterdi.

" Şunları dışarı sersene Kardelen kurusun. " dediğinde elindeki havluları aldım. Ayşe de yerde olan saçları temizlemeye başladı. Dışarısı buz gibiydi ve havluları dışarı asarak doğru yaptığımızdan emin değildim. Ama çok da umursamadım.

Havluları sererken caddeden geçen arabaya baktım. Mahir abinin arabasıydı. Nereye gidiyordu acaba?

Bizim durumumuzu söylemeye değildi herhalde. İyice paranoyak olmuştum. Sanki her an Mahir abi aileme söyleyecekmiş gibi geliyor korkutuyordu beni. Bunu onunla konuşmalıydım. Söylemeyeceğine dair söz alırsam rahatlardım. Çünkü o verdiği sözleri her daim tutardı.

Havluları asıp içeri girdiğimde son müşteri de çıkmış oldu. Kızlarla derin bir nefes çekip koltuklara yayıldık. Sağ olsun Ayşe kahve yapmıştı.

" Öldüm valla ne bitmez çileymiş. Kart karı geliyor yok sen beceremedin. Eline de yakışmıyor deyip sinirlerimi bozdu. "

Seher çığlık atarcasına konuşunca Ayşe ile gülümsedik. Halime teyze Seher'e takmıştı. " Ya ben estetik doktoru muyum? Yüzüne uygun değilse istediğin makyajı yap olmuyor! Getiriyor manken gibi kızların makyajını gösteriyor. Hiç demiyor ki benim yüzüme uygun mu bende böyle durur mu? İstediğini yapıyorum sonra kötü oldu diye bana saydırıyor!"

Seher konuşunca hak verdim ona. Sonuçta başkasında güzel duran aynı şey sizde durmayabiliyordu. Ve sırf bu yüzden bizi kaç kez azarlayan müşteriler vardı.

Ayşe elini salladı. " Aman boş ver Halime ablayı. Asıl konular Kardelen'de. Naptınız kız nasıl geçti? " dediğinde ikisinin de gözleri beni buldu.

Yerimde doğrulurken düşen yüzümden dolayı bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı. Onlara olanları tüm açıklığıyla anlattığımda Ayşe benim için üzülmüştü. Fakat Seher onun kadar etkilenmemişti. Benimle göz göze geldiğinde ise yutkundu.

" Yani Akif'te kusura bakmasın. Ulu orta meydanda öpmek ne demek? İyi yapmış valla Mahir. "

Başımı iki yana salladım. Akif'in yaptığını doğru bulmuyordum zaten. Ama Mahir abi de çocuğu çok fena dövmüştü. Abartısız bir an elinde ölecek diye korkmuştum. Öyle sert yumruklar atıyordu.

Ayşe de Seher'e hak verdi. " Doğru diyor Seher. Abinlerin kulağına gitseydi nolurdu kim bilir? Baban vallahi alırdı seni okuldan. "

Kaşlarım çatıldı.

" Ne alması ya? Kim beni okuldan alıyormuş. Kolay mı o iş? Ben senelerimi verdim okumak için. Büyük konuşmak istemiyorum ama kimse beni okulumdan alamaz. Ben çok çalıştım buralara gelmek için. Kaç gece Mesut'la kavga ettim, Kadir'e laf anlatmaya çalıştım. Hatta babamı ikna edeceğim diye iflahım kurudu be. "

" Heh biz de onun için diyoruz kızım. Çok çabaladın dikkat et hareketlerine. Yani Mahir'in sizi görmesi de iyi mi kötü mü karar veremedim. "

İç çekti Ayşe. Çayından bir yudum aldı. " Yok sanmam Mahir abi söylemez. " Ayşe'ye baktım emin misin der gibi. Gözleriyle onayladı beni. Fakat kendisi de kararsız duruyordu. Daha kendi emin değilken beni nasıl inandırabilirdi ki? O gözlerindeki endişeyi 30 metre öteden anlıyordum. Kim inanırdı sözlerine Kadir inanır mı? Şu durumda bile rezalet esprilerini yapmaya devam ediyorsun ya hiçbir şey demiyorum sana Kardelen. Yüzümü buruşturdum. Gerginliğimi almaya çalışıyordum canım ne vardı bunda. Hem esprilerim sizin beğeninizi kazanacak diye bir şey yok.

Ben kendi içimde hesaplaşırken ortam sessizleşti. O esnada Seher'in Ayşe'ye kaş göz işareti yaptığını fark ettiğimde aralarında geçen muhabbeti anlamaya çalıştım.

Bir şey diyeceğini anladığımda onda takılı kaldı gözlerim. Çekinme konuş diyordum. Nefes verip kahvesini sehpaya bıraktı. " Kardelen bir şey diyeceğim ama kızma." Başımı salladım. Merakla konuşmasını bekledim. " Ay şekerim canıma tak etti benim. Sen bu çocuğu sevmiyorsun ama göremiyorsun da. " dediğinde kaşlarım çatıldı. " Bunu da nerden çıkardın? " Zihnim şiddetle karşı çıktı. Akif'i gerçekten seviyordum. Seviyordum?

Şimdi Seher neye dayanarak böyle bir yoruma varmıştı?

Akif'le üniversitede tanışmıştık Hasret sayesinde. Hasret'in arkadaş grubundandı Akif. Hasret'le ben daha çok yakınlaştığımda ister istemez aynı ortamlara girmiştik.

İlk başta arkadaş olarak ilerliyordu ilişkimiz. Ki benim açımdan uzun bir süre böyle devam etti. Sonrasında abimden korktuğum için bir ilişkiye başlamak istememiştim. Sonra bana bir gün korkaksın diye bağırmıştı Akif.

Kendin için yaşamayacak kadar korkaksın. Abinin sana çizdiği sınırlardan çıkamayacak kadar korkaksın. Sen bugüne kadar hep abinin istekleri doğrultusunda onun için yaşamışsın, diye bağırmıştı.

O günden sonra gecelerce düşünmüştüm. Akif'in sözlerinde haklılık payı vardı. Zaten her şey ondan sonra başlamıştı.

Ben sanki onun sözlerinin aksini kanıtlamak için atılmıştım bu yola. Sonra da devam etmişti.

Akif incitmeden anlayışlı şekilde seviyordu. Beni zorlamıyordu sınırlarımı aşmıyordu. Bende küçüklükten beri gelen sevgisizliğin boşluğunu Akif ile dolduruyordum. İlgisi hoşuma gidiyordu. Anne babam abilerim beni sevmiyor demem ama sevgilerini çok hissettirmiyorlardı.

Mesela annem bir Mesut abimi sevdiği gibi sevmiyordu beni belki de ben yanlış düşünüyordum bilmiyorum. Ama Akif ihtiyaç duyduğum o şefkati, sevgiyi, ilgiyi kapatıyordu.

Zaten kız çocukları hiç sevilmezdi ki.. bir aile de babalar en çok kendini sever, anneler oğullarını sever kız çocuğunu ise kendi istediklerini yaptığı sürece severlerdi. Bende onların sözünden çıkmayarak sevdiriyordum kendimi.

Aileleri tarafından sevilmeyen Kardelenler dışarıda arıyordu sevgiyi.

" Nerden çıkaracağım kızım senin hareketlerinden? Bak canım insan aşık olduğunda sevdiği adamın ona dokunmasını ister. Yanlış anlama beni bu yapımızda var. Şairler bile demiyor mu aşk tutkudur diye. Aşkın içinde tutku şehvet vardır. İnsan sevdiği tarafından arzulanmak ister. Bu ilkel bir dürtü. Ama sen kendin söyledin Mahir oraya gelmeseydi bile Akif'in seni öpmesinden rahatsızlık duyacaktın. İstemiyordun öyle değil mi? " Sesimi çıkarmadım. Seher'e baktım. " Yanlış düşünüyorsun Seher bunlar benim için çok ileri boyut bana çok fazla yapamam ki ben bunları. "

Seher onu yanlış anlamamamı ister gibi elini sallayıp hızla konuştu.

" Hayır kast ettiğim o değil Kardelen. Sende tutku yok. Git öpüş demiyorum ben. Sana fazla geliyorsa yapmazsın ama sen bunu hiç istemiyorsun. Sen sadece Akif'in sevgisi hoşuna gittiği için aşık olduğunu düşünüyorsun. "

Seher'e katılmıyordum. O yüzden daha fazla bir şey söylemedim.

Sevgi de tutku olmazdı aşk ne demekti bilmiyorum. Biliyorsun kandırma kendini Kardelen. Sus yoksa çok canımız yanar kilitli sandığına geri dön.

Ama Akif'i seviyordum. Kibar biriydi, oldukça yardımseverdi, zor zamanlarımda bana çok destek olmuştu. Akif gerçekten iyi biriydi. Onu sevmemek için sebebim yoktu. Ben onu seviyordum bunu iyi biliyorum. İlişkimizde Seher'in dediği gibi tutku yoktu belki ama Akif'i gördüğüm zaman kalbim hızlanırdı, heyecanlanırdım. Onu görmeden geçirdiğim gün eksik gibi gelirdi. Öyleyse benim bu hislerimin anlamı ne oluyordu?

" Ay bırak şimdi aşk doktorluğunu Seher. Önemli olan Mahir abi gidip söyler mi? "

Ayşe'nin konuşmasıyla omuzlarım düştü. Söyler miydi? Ne diyecekti ama abime? Ben senin kardeşini elin adamıyla öpüşürken bastım mı?

Hem kendisi söylemişti abin seni görseydi sana neler yapacağını hiç mu düşünmüyorsun diye?

Eh, Mesut abimin yapabilecekleri az çok ortadaydı. Mahir abi bunu bile bile beni yakar mıydı?

" Ay ne biliyim söyler mi söylemez mi? Hem Mahir öyle kimsenin işine karışmaz. Belki görmezlikten bilmezlikten gelir. "

Ayşe onaylamaz sesler çıkardı. " Kızım, Mesut abiyle çok yakınlar. Söyleme ihtimali var bence. "

Ben baykuş gibi sürekli konuşanı takip ederken Seher kaş göz işareti yapmıştı. Ayşe dudaklarını ısırırken bana döndü. " Yani Kardelen seni korkutmak istemiyorum canım. Sadece eğer bir şey yapabiliyorsak gidelim konuşalım Mahir abiyle de garanti olsun. "

Yüzümü ekşitip kolumu gözlerimin üstüne kapattım. " Aaa diye bağıracağım. Ne yapacağım ben ya. "

Ben sızlanırken o sırada içeri Yeliz girdi. Hepimize selam verirken " Ağda yaptıracaktım ben? " dediğinde yayıldığım koltukta hemen toparlandım. Kızlarla birbirimize bakarken aklımızda ki tek soru bizi duymuş muydu?

Ayşe içeriyi işaret etti. " Bir şey alır mısın Yeliz? " dediğimde gülümseyerek bana döndü. " Yok ağda yaptırayım gideceğim hemen. " Toparla kendini Kardelen. Duymamış belli ki bir şey belli etme. Derin bir nefes aldım. Gözümü kırptım. " Nereye? Kaçar gibi. " Kırıtıp omuz silkti. Seher'e bakıp " Kuzum saçıma da bir fön çeksek olur mu? " dediğinde Seher ayağa kalktı. Gözlerini kısarak Yeliz'i inceledi. " Kız ben anlarım sen buluşmaya gidiyorsun!? Kimle kız kimi buldun? "

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken Yeliz'e baktım. Gülmeye devam ederken inkar etmiyordu. Seher'e dönüp " Sende başımıza ilişki uzmanı kesildin ha iyice." dediğimde saçlarını savurdu. " Şekerim aşkoloji dalında yüksek lisans yaptım tezimi yazıyorum. Olsun o kadar." dediğinde güldüm.

Yeliz heyecanlı duruyordu. " Hadi ya geç kalacağım ben." Seher fön çekmek için hazırlanırken Ayşe'de ağdayı hazırlıyordu. Bense Yeliz ile ne kadar uzaklaştığımızı bir kez daha hissetmiştim. Gizlimiz saklımız olmayan kızla şimdi buluşmaya yeni gideceğini öğreniyordum ve kim olduğunu dahi bilmiyordum. Bu durum üzücüydü. Oysa güzel bir arkadaşlığımız vardı. Buruk hissettirdi. Aynadan Yeliz’i heyecanlı hallerini izliyordum yüzümdeki küçük tebessümle. Çocukken çok iyi anlaşırdık. Liseyi de birlikte okumuştuk. Lisedeki anılarım gözlerim önüne düştüğünde tebessümüm soldu. Sanırım onunla aramızın açılmasının tek sebebi Hasret değildi.

Yeliz'in yapılan saçını izlerken telefonum çaldı. Hasret’in aradığını görünce bekletmeden açtım ve canım arkadaşım her zaman ki gibi bir selam bile vermeden konuya tez canlı halde daldı. "Kardelen canım bir yarım saat uğrasana bana? Bir konuşalım." Saate baktım. Yeliz aynadan beni izliyordu. " Hasret kuafördeyim annem de yok. " dediğimde itiraz kabul etmedi. Israrına karşılık pes ettim. Peki tamam diyerek telefonu kapattığımda Yeliz bir şey demeden baktı sadece.

Onları Hasret ile tanıştırdığımda hiç hoşlanmamışlardı birbirlerinden. Zaten ben Hasret'le yakınlaştıktan sonra Yeliz ile aram açılmıştı. Üstelik o dönemlerde kendimde verdiğim kurtuluş mücadelesinde Yeliz'den uzak durmam gerekiyordu. Fakat şimdi bu uzaklığı kapatmak istiyordum çünkü Yeliz'e gerçekten değer veriyordum. Hatalı olan bendim sanırım ama birbirimizi gerçekten seviyorsak atlatabilirdik bence.

" Sana iyi eğlenceler canım benim çıkmam lazım. " dediğimde başını sallayıp onayladı sadece.

Üzerimdeki paltoya sıkıca sarınıp Hasret'in evine yürümeye başladım. Esen rüzgar kemiklerimi titretiyordu sanki. Burnumun kızardığını görmesem bile emindim. Zaten burnum akmaya başlamış gözlerim sulanmıştı. Bu kış çok çetin geçiyordu. Üstelik Mart ayına girecektik yani. Nedir bu soğuklar? Ve ben kış mevsiminden nefret ediyordum. Yaz insanıyım ben sonuna kadar yaz yani. Ne güzel güneş sahil kum deniz al sana cennet. Halbuki kış? Sızlanmayı bir kenara bırakıp hızlı adımlarla ilerlemeye devam ettim.

10 dakika yürüdükten sonra Hasretlerin oturduğu apartmana gelmiştim. Zile basıp dış kapı açıldığında içeri girdim. Ellerimi birbirine sürterek ısınmasını sağlarken merdivenlerden çıkıyordum. 2. katta oturdukları için neyse ki çok yorulmamıştım. Hasret beni kapıda yüzündeki gülümseme ile karşıladı. " Hoş geldin canım gel içeri geç. " dediğinde bir adım kenara çekilip bana yol açmıştı. Botlarımı çıkarırken Hasret önüme terlikleri koyduğunda gülümseyip teşekkür ettim.

" Bize latte yaptım içeriz değil mi yanına da kek koyarım şimdi. "

" Olur. " dedim uzatarak. " Yardım edeyim ben de. " Başını sallayıp eliyle durdurdu beni. " Yok kuzum içeri geç sen ben iki dakikaya hallediyorum. " Başımı yana eğip " Peki o zaman. " dedikten sonra oturma odasına geçtim.

Hasret mutfakta yiyecekleri hazırlarken bende sehpayı çıkarıp oturacağımız koltuğun önüne koydum. Aman ne de yardım ettin sen şimdi diyen iç sesimi susturdum. Ben yardım etmek istedim ama canım arkadaşım istememişti valla bende hiç ısrar edemem. Bir kere de ben güzel güzel ağırlanayım değil mi ama? Hakkım valla. Eve hep misafir geldiğinde mutfaktan dışarı çıkamazdım. Sürekli çayları tazeler biten tabakları yıkar hep bir koşuşturma içinde sürüklenirdim.

Çantamdan telefonumu çıkarıp Whatsappa girdim. Önemli bir şahsiyet olduğumdan ötürü yığınla mesaj olmalıydı. Hem bir kaç gündür hiç girmemiştim. Heyecanla uygulamaya girdiğimde karşılaştığım tablo içler acısıydı.

Sadece üç sohbetten mesaj vardı. Bu bana yapılır mıydı ya?
Önce sınıf grubuna girdim. Biri ödevin bitiş tarihi sormuştu ama kimse cevap vermemişti. Bu duruma içerlemiş olacak ki " Arkadaşlar canınızı istemedim lanet olası ödevin bitiş tarihini sordum ne sanki Lozan'ın gizli maddelerini sormuşum gibi davranıyorsunuz? Arkadaşlarınızdan değerli üstüne kapanıp koynunuzda sakladığınız notları da istemedik. Altı üstü bir tarih. Yazık. Biz meslektaşız açıkçası hiçbirinize yakıştıramadım. " diye uzun bir mesaj atmıştı. Ve buna da görüldü yemişti. Bu duruma gülerken çocuğun onca serzenişine rağmen cevap yazmadım. Kaideler bunu gerektirir arkadaşlar. Sınıf grubunda ki mesajlara cevap verilmez. O zaman niye var bu grup? Süs olsun diye mi?

Sınıf grubundan çıkıp amcamın eşi olan Safiye yengemin mesajına baktım. Bana hayırlı cumalar içerikli bir fotoğraf atmıştı. Ortalığı karıştırdıktan sonra cuma günü için mesaj atması tam yengeme göre bir hareketti açıkçası. Ona da görüldü attığımda diğer mesajın annemden olduğunu gördüm. Eve geç geleceğini söylüyordu bu yüzden babamlara ben yemek hazırlayacaktım. Suratım asıldı. İlla bir iş yapacağım yani bundan kaçış yok.

Akif ile olan sohbetimize baktığımda hiç mesajın olmaması biraz kırmıştı beni. Tamam beni suçlu görüyor olabilirdi ama üzerinden kaç gün geçmişti. Onu defalarca aramış mesaj atmıştım hiçbirine dönmemişti.

Hüzünle mesajlara bakarken bir anda çevrimiçi yazısı belirince kalbim tekledi. Heyecandan telefonu kapattım. Fazla yeni yetme gibi davrandığımı fark ettiğimde kendime sövmek istedim. Derin bir nefes alıp telefonu tekrar açtım ve evet Akif hala çevrimiçiydi ama bana mesaj falan yazmıyordu.

Yani bu durumda başkasıyla mı konuşuyordu? Kimle konuşuyordu? Hah aynen Kardelen yine kafanda kurmaya başladın. Akif'in yazıp yazmayacağını merak ettiğim için beklerken bildirim sesi geldi. Hasret'in telefonu olduğun anlayınca salonun kapısına doğru baktım. Bildirim sesleri gelmeye devam ettiğinde önemli bir şey olacağını düşünerek " Hasret telefonuna sürekli bildirim geliyor. Önemli sanırım. " diye bağırdım.

Hiç kalkıp mutfağa gidemezdim valla. Üşenirdim bir kere. " Sağ ol kuzum geldim şimdi. " diye bağırdı o da mutfaktan. Ki bir kaç dakika sonra elindeki tepsiyle kapıdan göründü. Latteleri ve tarçınlı havuçlu keki çıkardığım sehpaya koyduğunda " Eline sağlık canım. " dedim. Ellerini üzerine silerken telefonunu aldı. " Afiyet olsun balım. " dedi. Telefona bakarak güldüğünde kaşlarım havalandı.

Gülümseyerek bir şeyler yazmaya başladığını gördüm. Akif'te çoktan çevrimdışı olmuştu zaten. Bir süre sessizce Hasret'in mutluluğunu izledim. Göz göze geldiğimizde başımı sallayıp " Hayırdır? Çağırdın beni de oturalım diye ama gözünüz bizi görmüyor Hasret hanım." dediğimde kıkırdadı. " Aman sonra anlatırım boş ver. " dediğinde " Anlamadık sanki. " dedim. Gülmekle yetindi. Şu gizemli sevgilisiyle bir gün tanışırdık elbet. Hasret'in yüzünü böylesine güldüren birini tanımak isterdim. Çünkü Hasret çapkın bir kızdı. Öyle uzun süreli bir ilişkinin içinde bulunmazdı. Hoş bu çocukla da 1 aydır beraberler ama Hasret'in en uzun ilişkisi buydu.

Hasret'le dedikodunun anasını ağlatmış, sınıftaki herkesi çekiştirmiştik. O kadar zevkliydi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım valla. En son sınıftan bir kızın taktığı fıstık yeşili çantayı konuşuyorduk. Gülmekten gözlerine yaş gelen Hasret derin bir nefes çekerken içine elini boş ver anlamında sallayıp " Aman canım bize ne bunlardan milletin derdini boş verelim. " dediğinde yediğim kek ağzımdayken başımı salladım. " Haklısın bize mi kaldı? " diyerek dedikodu faslını sonlandırmıştık.

Kekimi yerken aklımda dolaşan düşünceler yüzünden gerildim. Ve konuşma ihtiyacı hissettim.
Hasret'e döndüm. " Hasret? " Bana gülümseyerek baktı. " Efendim canım? " Derin bir nefes alırken gözlerim halının desenlerindeydi. Ne kadar güzeldi çiçekler öyle iç içe geçmişken. Renkleri de uyumluydu. " Aşık olduğun adamla öpüşmek normal mi sence? " Aniden konuştuğumda güldü. Ardından boğazlı kazağını indirip kızarıkları gösterdiğinde gözlerim kocaman açıldı. O ise gülüp " Ne var kız seviyoruz bizde ne yapalım? " dedi.

Ardından " Aşık olduğun adama dokunmak istersin Kardelen. Baksana bana ona dokunmadan duramıyorum. Üstelik çok zevk veriyor. " dediğinde yüzüm alev almıştı. " Tamam tamam duymak istemiyorum. "

Bunlar gerçekten çok fazlaydı benim için ayıp geliyordu bana. Sanki yanlışmış gibiydi. Ben böyle yetiştirilmiştim. Akif'in elini tutarken bile çok utanıyordum. Bir yerden Mesut abim çıkacak ve bana kızacak ya da annem gelip ben seni böyle mi yetiştirdim Kardelen diye bağıracaktı.

Hasret gülerek " Hayırdır niye sordun yoksa Akif'le mi öpüştünüz kız? " Heyecanlı sesini duyunca ona baktım. Gözleri açılmış merakla cevabımı bekliyordu. Yanaklarıma kanın oturduğunu hissediyordum.

" Hayır canım saçmalama ben o kadar ileri gidemem. " dediğimde Hasret güldü. Onun için böyle şeyler çok normaldi asla çekinmezdi. Daha önce de sevgilileri olmuştu onlarla da böyle şeyleri yaşayan bir kızdı. " Kız sen bu adama öptürmüyorsun koklatmıyorsun erkek milleti bunlar başka gülü koklarsa görürsün. Sonuçta onun da ihtiyaçları var. " dediğinde sinirlendiğimi hissettim.

" Öyle bir niyeti varsa zaten hiç devam etmesin Hasret. Hem Akif yapmaz öyle şey güveniyorum ben ona. " Elimi tuttu ve samimi şekilde gülümsedi. " Kuzum ben senin için söylüyorum üzülmeni hiç istemem. Akif'e de güveniyorsan sorun yok zaten. Sen onu bunu boş ver de Yeliz'den haber ver. Geçenlerde konuşuyorlardı. Yeni sevgili mi yapmış hemen? " Başımı iki yana salladım. " Bilmiyorum ki uzun zamandır konuşmuyoruz." Burun kıvırdı. " Aman konuşmayın zaten o kendini beğenmişle. Üsten üsten takılmaları yok mu öldürüyor insanı. " Rahatsızca yerimde kıpırdandım. " Aslında öyle değildir Yeliz. Yani birazcık." dedim. Aklımda ise Yeliz'in üstten üstten konuşmaları, Hasret'e karşı olan şımarık ve alaycı üslubu canlandı. Hasret sanırım haklıydı emin değilim.

Hasret göz devirdi. " Sen öyle san kuzum. Melek yüzlü şeytan o. " Hasret, Yeliz'den gerçekten hiç hoşlanmıyordu. Bende ikisinin arasında kalıp duruyordum. " Bırak şimdi Yeliz'i Şükriye teyzenin oğlu Serdar abi terhis oluyormuş. Bu cumartesi Halis abinin mekanında kutlama yapacaklarmış haberin var mı? " Çayını içerken onayladı beni. " Annemle gündeyken söyledi Şükriye teyze. Sen geliyor musun? " Başımı salladım. " Geleceğim tabii Akif'le zaten ayda yılda bir kere görüşebiliyoruz. Orda görürüm en azından." dediğimde güldü. Oysa gülünecek bir şey yoktu burada arkadaşının geleceği mevzubahisti. En içten dileklerimle kınıyordum Hasret'i.

Tabii kendisinin benim gibi sorunları olmadığı için rahattı. Hasret, annesiyle birlikte tek başlarına yaşıyordu. Babası çok önceden işlediği cinayet yüzünden hapse girmişti. O yüzden rahattı Hasret onu kısıtlayan bir babası ya da abisi yoktu. Hacer teyze de çok tatlı kadındı. Kızının okuması için elinden geleni yapıyordu.

Birden bana dönüp " Sen de şu ders notlarını atacağım dedin kaldı kızım? Çalışacağım ben. " dediğinde elimi alnıma götürdüm. " Unuttum ben onları Hasret. İki gündür ne yaşadığımı bilmiyorum ki. Neyse ben sana getiririm onları." dediğinde kaşlarını çattı. " Ne yaşadın kız iki günde? " dediğinde dudaklarımı ıslattım.

" Ne olacak kızım Akif'le buluşacağım diye anneme ayrı abime ayrı yalanlar söylüyorum. Üstüne kuaförde çalışıyorum ev işleri de var. Tüm bunlara ek olarak KPSS çalışmaya çalışıyorum ve Akif'le kavga ettik. " dediğimde önce güldü sonra üzüldü halime canım arkadaşım. Pis pis sırıtması yok muydu? Gıcık.

" Tamam sinirlenme hemen prenses. Anlat bakalım Akif'le niye kavga ettiniz? " dediğinde iç çektim. " Artık abimlere ilişkimizi söylemek istiyor. Benle park köşelerinde gizli saklı buluşmak zoruna gidiyor sanırım. Ben senin hep peşinden mi koşacağım dedi. Haklı da ama korkuyorum Hasret. Abimi bilmiyor ki geri dönüşü olmayan yola girmek istemiyorum. " dediğimde kolumu sıvazladı teselli niyetine. Yüzü yumuşak bir ifade aldı.

" Kardelen ben seni iyi tanıyorum. Sen bir şeyi çok istersen kimse senin önüne çıkamaz. Kabul Mesut abiden korkuyorsun falan ama emin olsaydın eğer deli bir cesaret gelirdi sana." dediğinde kaşlarımı çattım. Neyi ima etmeye çalıştığını anladığım halde konuşmasını dinledim.

Bugün neden herkes aynı şeyi söyleyip duruyordu?

" Yanlış anlama beni kuzum. Yani nasıl söylenir onu da bilmiyorum ama sen bu Akif'i çok sevseydin gözün Mesut abiyi falan görmezdi. Bak dışardan bir göz olarak ilişkinize bakıyorum da siz sevgiliden daha çok iki dost gibisiniz. " deyince öfkeyle ayağa kalktım. " Ne saçmalıyorsun Hasret? Bugünlerde herkes ilişki uzmanı kesildi başıma. Ben ne hissettiğimi iyi biliyorum. Sizin yorumlarınıza ihtiyacım yok. "

Çantamı alıp hızla kapıya yöneldim. Arkamdan bağırıyordu Hasret ama onunla konuşmak istemiyordum. Niye herkes Akif'i sevmediğimi düşünüyordu? Ben yanlış mı davranıyordum? Duygularımı anlamayacak yaşta da değildim. Salak da değildim. Ne liseli gibi muamele yapıyorlardı bana?

" Kardelen dur Allah aşkına. Kızım bir dinle beni. "

Hasret'ten kolumu kurtarıp botlarımı giydim. Montumu elime alırken olabildiğince hızlı şekilde gitmek istiyordum. Onun üzgün olduğunu sesinden de yüzünden de anlıyordum ama önce Seher'in şimdi Hasret'in aynı şeyleri söylemesi sinirlerimi bozmuştu.

Ona bakmadan " Sonra konuşalım Hasret. Ben sana notları da getiririm. Hadi Allah'a ısmarladık."

Apartmanın merdivenlerinden hızlı adımlarla indim. Elimde ki montu da giydikten sonra Çıkmaz'ın sokaklarında yürümeye başladım. Hiç dükkana gidesim yoktu. Kızlara mesaj atıp dükkanı onlara bıraktım. Kapanışı yaparlardı zaten çok bir şey kalmamıştı.

Sakin adımlarla eve yürürken Mahir abinin arabasının evlerinin önünde olduğunu gördüm. Adımlarım yavaşlarken önce arabaya ardın evlerinin bahçesine baktım. O anda kapı açıldı ve Asiye abla göründü.

Beni görünce sevinç dolu sesi yayıldı. " Kız Kardelen ne yapıyorsun nerden böyle? " Gülümseyerek bahçe kapısına doğru ilerledim. Kaldırımın olduğu yerde dururken Asiye abla çoktan bahçe kapısını aralayıp çıkmıştı.

Paltosunun üstünde keşanı vardı. Kollarını bana sarıp sıkıca sarıldı. " Salondan abla eve geçecektim şimdi. Senin de haberin gelmişti hoş geldin. " dediğimde gülümsedi. " Hoş buldum hoş buldum. " Eli belimdeyken beni inceledi. Nerdeyse 7 aydır görmüyordu.

" Kız bir güzelleşmişsin sen ha. Zaten güzeldin de şimdi eskiye bin basarsın. Çıkmaz'da oğlu olan anneler seni boş bırakmazlar. " dediğinde güldüm yanaklarım hafif pembeleşirken. " E hadi işin yoksa gel özlemişim seni. Ömer'i de görürsün. Uy nenem bende de akıl kalmadı müsait miydin? " dediğinde bir bina ötede olan evimize baktım.

Aslında yapacak bir işim yoktu. Annem zaten gündeydi. Akşama doğru yemek yapacaktım ama akşama daha 2 saat vardı. Eve gidip odamda aptal düşüncelere boğulup depresyona girmektense Asiye ablayla konuşur Ömer'le oynardım. Kafam da dağılırdı.

" Kız zaten Yeliz zillisi ortada yok. Yangaz Murat kim bilir hangi kızın peşinde. Ablaları geldi hiç biri ortalıkta yok. Sen gel bari yalnız bırakma beni. " dediğinde başımı salladım. " Mahir abinin arabası burada ama? " dediğimde bakışları arkamda kalan arabaya düştü.

" Havaalanından o aldı beni. İçerde Ömer'le oynuyorlar gider birazdan. " Başımı salladım. Birlikte içeri girerken " Sürpriz yapalım dedum da hiç kimse yok. Annem beni bırakıp güne gitmiş babam şirkette. E çocuklarda yok kaldık mı bir başımıza." dediğinde gülüyordum.

Botlarımı çıkarırken Asiye abla kapıyı açıyordu. " Hüseyin abi gelmedi mi abla? " dediğimde cık sesini çıkardı. " Kaynanam bırakmadı kocamı. Cadaloz. Hasan'la birlikte kaldı onlar." Gülmeme engel olmaya çalıştım.

Hasan abi Alakurt ailesinin ilk çocuklarıydı. Onlar daha çok Trabzon'da kalıyor İstanbul'a az geliyorlardı.

" Gülme kız görürüm bende seni ana kuzusu bir kaynanaya düştüğünde. Kadın kocamı benden kıskanıyor. Görmen lazım ön koltukta kasıla kasıla bir oturuyor. Birde keşanını yüzüme yüzüme savurması yok mu ama ben biliyorum o Hüseyin'e. İki hafta koltukta yatsın da görsün gününü. "

Asiye abla sinirli konuşunca " Hüseyin abinin suçunu ne ablam? Yazık adama. " dediğimde başını salladı. " Yok yok anca akıllanır benim kocam. Ama bende Asiye'ysem kaynanamın hakkından gelmesini bilirim. " deyince sesimi çıkarmadım.

İçeri salona girdiğimizde Mahir abi Ömer'i koltuk altından tutup havaya kaldırıyor geri indiriyordu. Küçük Ömer'de her havalandığında kahkahalar atıyor dayısının yüzünü yakalamaya çalışıyordu.

Asiye abla arkamdan seslenerek " Oğlum bak kimi getirdim sana? " dediğinde Mahir abinin gözleri bize döndü. Ömer hiç annesini duymamış havada olduğu için kahkahalar atıyordu.

Mahir abi bir süre bana baktıktan sonra " Hoş geldin Kardelen. " dedi. Başımı sallayıp " Hoş buldum abi. " dediğimde Ömer'e dönmüştü.

Ömer'i kucağından indirip pusetine koyarken Asiye ablaya baktı. " Emziğini getirdin mi abla? " deyince Asiye ablanın dudakların hih çıktı. " Ben Kardelen'i görünce unuttum ya onu dur gidip alayım. " Bir şey dememize kalmadan kapıya koştu.

Mahir abiyi izlerken kendimi oldukça gergin hissediyordum. Üstelik ortamda ki tuhaf sessizlik insanın canını daha çok sıkıyordu. Önceden olsa bu kadar rahatsız olmazdım. Her şey Akif'le bizi parkta basmasıyla karışmıştı.

Boğazımı temizleyip bu anlamsız sessizliği bozmaya karar verdim. Eskisi gibi olmak yanında kasılmak istemiyordum. " Nasılsın abi? " dediğimde yüzüme bile bakmadı. Ömer'in oyuncaklarından birini eline almış Ömer'in ilgisini çekmeye çalışıyordu.

Alelade bir tonda "İyi. " çıktı.

Bundan sonra sen nasılsın demesi gerekmiyor muydu? Burada sohbet açmaya çalışıyorduk. Kaşlarımı çatıp yaptığı kabalığı gözüne sokmak niyetiyle alaylı bir tonda "Bende iyiyim abi. " dedim. Başını salladı. " Sormadım ama iyiysen güzel. " Dudaklarımdan hah çıktı.

Amacı neydi bunun? Öfkelendiğim zaman dilimin ayarı asla olmazdı. " Ne yapmaya çalışıyorsun Mahir abi? Konuşmaya çalışıyorum ama abuk sabuk da.." Bana bakınca susmak zorunda kaldım. Öfkeli değildi yüzünde başka bir şeyde okunmuyordu. Düz bir ifadeyle bakıyordu.

" Seni ispiyonlamayacağıma emin olmak için konuşma açmana gerek yok Kardelen. Yapacak olsaydım çoktan yapardım." dediğinde artık gerçekten ona inanamıyordum. Böyle bir amacım yoktu. " Niye o zaman suç işlemişim gibi bakıyorsun bana!" sesim yüksek çıkınca kaşlarını çattı. " Ben senin abin sayılırım Kardelen gelip de seninle sevgilinle münasebetini konuşacak değilim edebini takın!" dediğinde gözlerimin dolduğunu hissettim. Dudaklarımı ısırdım ağlamamak için.

Sevgilim olduğu için böyle davranıyordu. Belki de ben yine saçmalıyordum. O eldi onunla Akif'i konuşacak halim yoktu zaten.

Gözlerimin dolduğunu gördüğünde gözlerinden pişmanlığın emarelerini yakaladım. Yüzünü ovalayıp " Özür dilerim öyle söylemek istemedim. " dedi.

Mahir abi anlayışlı bir adamdı. Yeliz'in sevgilisi olduğunda kardeşini desteklemiş yanında durmuştu. Sırf sevgilim olduğu için bana hakaret edecek beni aşağılayacak bir adam asla değildi. Üstelik beni saygısızlıkla itham edecek biri hiç değildi. Bu yüzden bu kadar sert çıkışması garip gelmişti ve sözleri kalbimi kırmıştı. Ama özür dilemesini bilen bir adamdı. Yanlış yaptığında hatasını kabul ederdi. Özür dilemenin onu küçültmeyeceğini bilirdi. Tüm bunlara rağmen " Bazen bazı özürlerin insan üzerinde pek bir tesiri olmuyor. Hele de kalp kırıklığından sonra gelen özrün tesiri hiç yok. "

Kara gözleriyle bana öylece baktı. Dudaklarını aralayıp konuşacağı anda " Ay akıl kalmadı ki bende. Zaten Ömer uçakta hep ağlayıp durdu. Bir rahat ettiremedim oğlanı. " Asiye ablanın sesini duyunca geri yuttu söyleyeceklerini.

Ben hala ona bakarken o Ömer'e son kez bakıp hışımla geçip gitti yanımdan. Onun yarattığı rüzgar yüzüme çarparken omzumun üstünden gidişine bakıyordum.

Mahir abi, Asiye ablanın da yanında fırtına gibi geçip gittiğinde Asiye abla sadece arkasından bağırabildi.

" Ula nereye deli uşak? Mahir! Kime diyırim? "

Dış kapının sesi geldiğinde Asiye abla şaşkın halde cama doğru ilerleyip perdeyi kenara çekti.

Araç motor sesi geldiğinde ben Asiye ablanın elinden aldığım emziği Ömer'e vermiştim.

Ömer'i severken Asiye ablanın sesini duydum.

" Kardelen noldu bizimkine? Yine fırtınaları çıkmış Karadeniz'de? "

Omuzlarımı kaldırıp indirdim. " Bilmiyorum ki abla. İş yerinde falan canı sıkıldıysa. "

Şuan Mahir abiyi konuşmayı hiç istemiyordum. Daha önemli dertlerim vardı. Tabii her şeyden önce bu yaramazı sevmek istiyordum.

Küçük Ömer'in yanaklarını öperken bir yandan da onu güldürmeye çalışıyordum. " Oy oy sen ne tatlısın öyle ya. Yerim ama ben seni. Ha yeyim mi? " Ömer'in kıkırtılarını duydukça kaslarım gevşemiş gülmeye başlamıştım. Allah'a şükür dayısına çekmemişti Ömer. Ne kadar güzel gülüyordu öyle.
Ben ne kadar Mahir abiden konuşmak istemesem de Asiye abla pek öyle düşünmüyordu. Kardeşinin ardından bakmayı bırakıp perdeyi çekti. Sonrasında dertli sesini duydum.

" Hali hal değil bu oğlanın. Derdini de söylemiyor ki. Bir şey yok abla diyor ama var biliyorum. Tanımam mı ben kardeşimi. Bir şey saklıyor. Kara gözlerinde görüyorum ben. "

Valla ben o kara gözlerde hiç dert falan görmüyorum Asiye abla. Çok çabuk kanıyorsun deli kardeşine. Koskoca adam derdi olsa niye söylemesin yani? Dert demişken aklıma birden Şehnaz düştü. Zaten kuaförde de Asiye ablanın gelişini buna bağlamışlardı. Asiye ablanın dert dediği Şehnaz mıydı acaba? Asiye ablanın haberi var mıydı ki? Ayh! Kardelen sende yani sanki kendini derdin yokmuş gibi bir de Mahir abiye mi dertleneceksin!? Doğru şunun şurasında ilişkim sallantıdaydı. Hiç Şehnaz’la Mahir abiyle ilgilenemeyecektim yani. Asiye abla da kusura bakmasın.

Yine de kadın kendi kendine konuşuyormuş gibi olmasın diye bir şeyler söyledim. Konuşurken Ömercik’le oynamaya devam ediyordum.

" Anlatırdı herhalde bir sorun olsaydı. "

Yanıma oturup Ömer’i sallamaya başladığında uyutacağını anladım. Ömerciğin eşyalarının olduğu çantadan battaniyesini getirip küçük Ömer’in üstüne örttüğümde Asiye abla oğlunu uyutmaya başladı.

Ömer uyusun diye sessizleşmiştik. Ömer’i yol çok yormuş olacak ki kısa sürede uyuya kalmıştı. Asiye abla, Ömer’i rahat edeceği şekilde koltuğa yatırdıktan sonra erken uyanır da düşerse diye etrafını korunaklı şekilde sarmıştı.

Birlikte mutfağa geçtiğimizde çay suyunu koydu.

" Yani işle ilgili olduğunu düşünmüyorum. İyi gidiyordu. Trabzon'a geldiğinde hallettim ben dedi. "

Birden konuştuğunda elimdeki bardakları masaya bıraktım. Trabzon mu? Ayrıca ne işi? Dedikodu modum açıldığında Asiye ablaya baktım.

" Trabzon da ne yapacak ki? Oraya da mı galeri açacaksınız abla? "

Elindeki kuru yemişleri tabaklara boşaltırken gülümsedi. Birlikte masaya oturduk.

" Yok kız. Mahir kum işine girecek. Gemilerle denizden kum getirecek. İnşaat mühendisliği okudu ya uşak. İnşaat işine atılacağım diyor. "

Kaşlarım havalandı. Mahir abinin hangi bölümden mezun olduğunu unuttuğuma inanamıyordum. Ama adam kaç yıldır tamirhanede çalışıyordu canım. Doğaldı yani unutmam. Fakat bağlayamadığım kısım şuydu: bu adam inşaat mühendisliğinden Çıkmaz’ın tamirhanesine gidecek kadar nasıl br kariyer düşüşü yaşamıştı?

Hayır naptı bu adam iş yerini falan mı batırdı? Şahsen ben inşaat mühendisliğini bitirsem gidip tamirhanede o pisin yağın kirin içinde çalışmam.
Abimler her gün eve üstleri başı batmış halde geliyordu. Hatta Kadir abim ırk değiştiriyordu öyle pisti işleri.

Okumuş adam ne diye orda harcanıyor? Üstelik yanlış hatırlamıyorsam Mahir abi çok iyi bir üniversitede okumuştu. Öğrenciyken hedefim onun gittiği üniversitede okumaktı. Gel gör ki beynim yetmemişti. Olsun be Kardelen. Mahir abinin beyni yetti de noldukine? Adam tamirhanede harcanıyor. Bizim en azından işimiz olacak öyle düşün. Yani kendini motive etme denince de ben gerçekten.

Kendimle fazla konuştuğumu fark edince boğazımı temizledim. Asiye abla çayları koyarken
" E ama Mahir abi yıllardır tamirhane de çalışıyor. "diyerek bilgi almaya çalıştım.

Yüzünü buruşturdu Asiye abla. " Babamı kırmamak içindi. Hem yeter artık kendi istediği yerde çalışsın. Çocuk mezun olalı 6 yıl oldu hala kendi işini yapmıyor. Babam zamanında engel olmasaydı ne şirketlerde çalışacaktı o. Aile mirası diye izin vermedi ama Mahir’e çok teklif vardı. Çocuk daha okulu bitirmemişken yurt dışından staj teklifleri falan gelmişti. "

Vay be. Demek Mahir abinin kariyerinin kaymasının sebebi mallıktan değilmiş. Bir an öyle sanmıştım. Recep amca da ne istediyse yani kendi işini yapsaymış. Aile mirası diye mesleğini yaptırmamak olur mu hiç?

Hem Hasan abi ne güne duruyordu? Trabzonda duracağına burda geçseymiş aile mirasının başına. Salak Kardelen Hasan abi aile mirası diye Trabzonda kaldı ya. Ay dur doğru unutmuşum.

E Yangaz vardı canım. Orda burda zamparalık yapacağına aile miraslarına sahip çıksaymış. Hem Yeliz hemşirelik için özel hastanelere başvurmuştu bile. Mahir abi de pekala kendi işini yapabilrdi.

“ Anladım. Bayağı açıkmış önü desene. “

Başını salladı Asiye abla öyle der gibi. “ İşinde sıkıntı yok da başka bir sıkıntısı var.Ben burda çok duramıyorum ama Mahir benim bıraktığım Mahir değil. Zaten bok yiyenin yerinde o Yangaz çocuğun başına iş açıp duruyor. Hasan abimi de orda ben frenliyorum. Yoksa ikisininde ağzına sıçacak da işte. "

Ay benim bilmediğim neler dönüyordu? Allah’ım ya bu dedikodulardan beni mahrum bırakacak kadar ne günah işledim ben?

" Ayy aman boşver abla Yangazı ya. Mahallenin kızlarına dadanıp duruyor işte. "

" He fişku yesun o. Hasan abim gelince görür o dadanmayı. Ayıboğan. "

Yangaz yüz yıllık kankamda olsa anında satmıştım kendilerini. Hayır Kardelen telefonlarına çıkmıyor mesajlarına cevap vermiyor diye sattın çocuğu. Aman canım ne fark eder? Sonuç olarak bir azarı hak ediyordu o zampara. Hatta Mahir abiden bir dayak yese keyfim öyle yerine gelir ki.. Çekirdeğimi alıp izlerim valla. Sen nasıl psikolog olacaksın ya? Hangi hastanede çalışacaksın söyle de yanlışlıkla gelmeyelim. Ay çok biliyorsun sen! Gelmezsen gelme be tek danışanım sen mi olacaksın? Manyak mıdır nedir? İş kimliğim farklı özel hayatım farklı bir kere. Şuan psikolog hanım değil Kardelen’im ben. Hiç etik falan düşünemem yani kusura bak.

Biz bu iç sesle konuşma işinin ayarını kaçırıyoruz Kardelen bir hal çare bulmak lazım. Baksana iş mesleğe yetkinliğe kadar geldi. Olmaz böyle. Herkes yerini bilsin canım.

Kendimle konuşmayı bırakıp Asiye ablayla muhabbet etmeye devam ettim. Özlemiştim Asiye ablamı. Hem Trabzon’da neler yaptığını merak ediyorum. Pek gönüllü ayrılmamıştı İstanbul’dan.

" Sen naptın abla evlilik nasıl gidiyor. "

Çayından yudum aldığında yüzünde güller açtı. Gözlerinin içindeki parlaklığa şahit oldum. Daha cevabını duymadan anlamıştım. Mutluydu ablam. Mütevazı davranıp klasik bir cevap verdi.

" Gidiyor işte. İlk başlarda zorlandım falan ama alıştım. Ömer efendiyle uğraşıp duruyoruz. Hüseyin de işinde gücünde. Kendi yağımız da kavruluyoruz. İşte bir kaynanam var düşman başına Kardelen. Yani Allah biliyor ya Hüseyin'in bu kadar bağlı olduğunu bilseydim evlenmezdim. Ama seviyoruz işte napalim. İyiyim yani kocam da mutlu ediyor beni. Sadece annemleri, Çıkmaz’ı özlüyorum. "

Başımı salladım iyi der gibi. Aslında farklı fikirlerim vardı ama uygun düşmeyeceği için konuşmadım. Sevgi falan diyordu ama o da bir yere kadardı. Adamı seviyoruz diye her şeyi de sineye çekemezdik. Hoş kaynanası Asiye ablanın anlattığı gibiyse ömür geçmezdi.

O neydi öyle bağımlı kimlik gibi adam annesinden habersiz adım atmıyor, karar sorgu merci annesi falan. O zaman annenle ömrünün sonuna kadar yaşa. Ne diye başka bir annenin çocuğunun günahına giriyorsun. Hüseyin abiye kızmaya başladım.

Allah’a şükür Medine teyze beni seviyordu. Asiye ablanın kaynanası gibi de kıskanç değildi. Kardelen sende daha Akif’le ilişkin düzgün gitmiyor gelmiş evlilik hayali kuruyorsun.

" Annem hiç Mürvet ablaya bir şey diyor mu? Abimi parmağında döndürüyor yengem, annem bugüne kadar gık demedi. Oglum mutlu olsun diye. Bu kadın böyle mi? Olan mutluluğumuzu huzurumuzu bozuyor. "

Asiye abla kaynanasıyla arasında ki husumeti anlatmaya devam etti. Mürvet ablaya geçtiğinde konu kahkahamı tutamadım. Ben gülmeye başlayınca Asiye ablada gülmeye başladı. Eliyle yavaşça koluma vurdu. “ Yalan mı söylüyorum kız? Sen şahit değil misin o yılan Mürvet nasıl parmağında oynatıyor abimi. “ Haklıydı yani şimdi. Hasan abi ne taklalar atıyordu Mürvet ablanın gönlünü hoş tutacağım diye. “ Öyle deme ayıp abla. “ Omuz silkti. “ Mürvet o görgüsüzlükleri yaparken ayıp olmuyor da ben söyleyince mi ayıp oluyor? Geçen bayram da işsiz kardeşini Murat’la kıyaslıyordu. Neymiş efendim Murat bir baltaya sap olamamışta İsmail Trabzonda aranan adammış. Ula fişku yesun onin o kardeşi. Cümle alem biliyor dolandırıcılığını. Esnaf yüzüne bakmayi kime anlatıyon sen. Hasan abim maskara olmayalum diye alacaklılara para ödedi da. Aynen dolandırıcılıktan aranıyordu kardeşin. “

Hararetle konuşmasını bittirdi. Bense kahkaha atmaktan duramıyordum. Mürvet ablanın kardeşinin bir dolandırıcılığı eksikti. Onu da yapmış. Gülmekten karnıma ağrılar girdiğinde derin derin nefesler aldım. Yeminle Asiye ablayla gülmeyi çok özlemişim.

Saatler böyle aktı gitti. Zaman iyice ilerlediğinde izin isteyip eve geçtim.

Bölüm sonuuu!!!

Umarım beğenirsiniz yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın olur mu?

Kenan ve Mahir sahnesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Mahir’im kuzum çok dertliydi. Mahir’in Kardelen’e aşık olduğunu öğrendik. Kardelen cephesinde işler nasıl sizce? Kenan, Sürmene’den arkadaşımız. Çocuklukları birlikte geçti. Mahir’ler Sürmene’den İstanbul’a taşındığında ister istemez kopukluk oldu ama Kenan’ın yeri hep başkadır.

Peki herkesin Kardelen’e, Akif’i gerçekten sevmediğini söylemesi? Sizce de Kardelen Akif’i gerçekten sevmiyor mu? Eğer öyleyse neden ilişkiye devam ediyor. Bizim kız seviyorum diyor başka bir şey demiyor valla.

Hasret’ime de yüksekten yüksekten uçtu Kardelen. Kızın suçu neydi? En yakın arkadaşın hata yapmaktan koruyor diye mi suçlu oldu ha?

Peki Yeliz hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeliz ile Kardelen’in arası gerçekten sadece Hasret yüzünden mi açıldı?

Ve Asiye reis hikayemize katıldı. Asiye ve Kardelen’in dertleştiği çok an göreceğiz ilerde. Asiye, Kardelen için olmayan ablası gibi. Aralarında abla kardeş ilişkisi var.

Bu arada şunu belirteyim Mahir ve Kardelen arasında hiçbir zaman üçüncü bir kişi olmayacak. Yani bizim çift hep birbirini sevecek bu konuda sevgili olacakları süreçte de yakından şahit olacağız zatenm bu konuda birbirlerine çok güvenicekler. Ama ilerisi için bir şey diyemiyorum sonrasında bazı olaylardan ötürü bir şeyler olacak neyse sustum sustum.

Hadi bölümü atıp kaçıyorum. Yorum yapıp fikirlerinizi belli edin olur mu lütfen çok merak ediyorum hikayeye nasıl ilerliyor, düşünceleriniz neler lütfen benimle de paylaşın.

Her şey için teşekkür ederim kendinize çok dikkat edin sağlıkla kalın...