9. bölüm · KIŞA KARDELEN ALAKURT'A YÜREKDELEN
2. Bölüm ( Düzenlendi )
" KARDELEN!"
Sonum olan sesle kalbim saniyede kaç kez attı sayamadım. Korkuyla baktım. Ben gerçekten bitmiştim. Ölüm vardı gözlerinde, maktul bendim. Öfkeli adımları yeri sarsıyordu. Ya da anın getirdiği korku onun hareketlerini büyütmeme neden oluyordu. Bilmiyorum. Tek bildiğim her şeyin bittiğiydi.
Dibimizde bittiğinde beklemeden kolumdan tuttuğu gibi çekti beni kendi yanına. Hiçbir şey yapamadım. Korku bedenimi öyle ele geçirmişti ki nefes almayı unutacak noktaya gelmiştim. Gözlerim dolmuştu.
Abim, abim beni öldürecekti.
Okuldan alır mıydı? Ayşe gibi bende mi yarıda bırakacaktım? Sevgilim olduğu için tüm hayatım bitecek miydi? Tek bir hatam tüm doğrularımı silip süpürecek miydi? Abimi, onun yapacaklarını düşündükçe kötüleşiyordum. Bana ne yapacağını kestiremiyordum. Sadece okuldan almakla kalmayıp başka bir şey yapar mıydı?
Allah'ım bu korku, yemin ederim bu korku beni öldürecek. Elimi kolumu bağlayan sesimi susturan boynumu büken sadece bu korku.
Ya babam? Yüzüme tükürür müydü? Babam ne diyecekti kızına? Babam. Baban seni hiç gördü mü ki Kardelen? Belki, hayır. Babam gördüklerine kör kalırdı ama duyduklarına sağır kesilmezdi.
" Notlarını çıkarmaya gittin ha? Notlar. Nasıl notlar bunlar Kardelen? "
Yüzüme çarptığı yalan gözlerimi doldurdu. Onun gözlerinde ki hayal kırıklığı kalbimi neden acıtıyor? Onun hüsran dolu bakışları canımı yakıyordu. Onun gözünde yanlış biri olmayı hiç yakıştıramadım kendime.
Yalanımdan, ona yakalanışımdan utanıyordum. Bağırdığı için bedenim daha çok titrerken beni konuşmam için sarstığında görüntüsünde bir cızırtı oluştu. Ve sanki onun yerini Mesut abim aldı. Açık hava yavaşça silikleşti ve evimizin salonuyla yer değiştirdi. Salonda dururken bana bağıran Mesut abim vardı şimdi görüntüde.
Mesut abimin sesi çıkmıyordu ama bağırıyor, üzerime yürüyor, konuşmam için sarsıyor ve sonunda dayanamayıp tokat atıyor. Annem kapı ağzından elleri ağzını kapatmış acır gibi bir bana bir abime bakıyor. Kadir, Mesut'un ardında alaycı gözlerle beni izlerken babam oturduğu koltukta sanki hiçbir şey olmuyormuşcasına sakin ve tepkisiz.İşte yine Kardelen'in boynu bükülüyor ve sadece ağlıyor.
Kalabalıkta yalnız kalmayı başaran Kardelen, benim. Romanda mutlu aileler birbirine benzer mutsuz ailelerin bir hikâyesi var diyordu. Ben o hikâyenin baş karakteriydim. En yaralı yanım ama benim farkında olmadığım yanım.. aile.. ev.. mutlu bir ev eksikliğini çektiğim en büyük yokluk. Daha acısı bu yokluğun farkında bile değildim o zamanlar...
Soğuk rüzgar yüzüme tokat gibi indiğinde yanağımda bir sancı hissettim. Bu gerçeklik algımı sarstı. Kirpiklerimi hızla kırpıştırıp etrafa bakmaya çalıştım. Hayır hayır hişş hayır gerçek değil. Evde değilim. Etrafta Mesut abim yok. Dışarıdayım. Yanağıma inen abimin tokadı değil rüzgar. Kendine gel Kardelen artık kendine gel.
Dudaklarımı ıslatıp konuşmaya çalıştım. Ne diyecektim? Nasıl toparlayacaktım? Öfkeyle döndü bana. Yüksek sesi tekrardan bedenimin irkilmesine sebep oldu.
" Cevap versene Kardelen? Seni notlarını alman için gönderirken ne yapıyorsun burada? "
Kara gözlerine baktım. Öfke doluydu. Öfkesi yalanıma mıydı? Cevap bekleyen gözler boğazımı kuruttu. O Mesut abim değil Mahir abiydi. Abimi tanıyordum ama Mahir abinin ne yapacağını bilmiyorum.
" Ma.. Mahir abi.. ben. Ben. " Kolumu tuttu. Uzun boyundan ötürü eğilmek zorunda kaldı. Yoksa o da Mesut abim gibi miydi? Farkı yok muydu? " Sen ne? Sen ne Kardelen? " Üzerime geldiği için bocalıyordum. Beni sıkıştırdığı için verecek cevap bulamıyorum. Bana alan tanımalıydı. Ama Mahir abi bunların hiçbirini yapmadı. Beni daha çok korkuttuğunun farkında olduğunu sanmıyorum.
Akif araya girip beni kendi yanına doğru çektiğinde " Bırak Mahir! Korkutuyorsun onu!"
Benim ne durumda olduğumu anlayan Akif'ti. Bu yüzden onu seviyordum. Etrafımdaki erkeklerin hiçbiri beni anlamıyor beni tanımıyordu. Hepsi bir şekilde üzerimde baskınlık kurmaya çalışıyordu. Bunu yapmayan sadece Akif'ti. Minnet dolu bakışlarım Akif'in üzerindeydi.
Mahir abinin solukları hızlandı. Ürkütücü bakışları şimdi Akif'in üstündeydi. Akif'e attığı düşmanca bakışları yadırgadım. Ona neden nefretle bakıyordu?
Ben ne olduğunu anlayana kadar Mahir abi beni tekrar yanına çekip arkasına doğru ittirdi. Akif buna engel olmaya çalıştığında kolunu silkeleyip kurtuldu Akif'ten.
Sonrasında hiç beklemediğim bir anda Akif'e sert bir yumruk attı. Benden şaşkınlık dolu bir nida çıkarken Mahir abi eş zamanlı bir koluyla belimden tutup Akif'e doğru gitmeme engel oluyordu.
" Ulan şerefsiz şimdi mi düşünüyorsun onu!? Lan sokak ortasında öpecekken aklın neredeydi senin it? "
Mahir abinin burun deliklerinin genişlediğini gördüm. Göğsü hızla yükselip alçalıyordu. Alnında nabız gibi atan damarın sadece çok öfkelendiğinde ortaya çıktığını biliyorum. Bunu hala nasıl hatırlıyorum?
Akif'e tekrar yumruk attığında bağırdım. " Vurma nolur vurma dur! " Mahir abi sanki karşısında sadece Akif var gibi davranmaya başladı. Benim varlığımı unutmuş gibiydi. Akif'in üzerine atılıp ona vurmaya devam etti.
Akif'in inleme seslerini duyunca Mahir abiyi çekmeye çalıştım. " Dur Mahir abi dur lütfen. " Koluna tutundum ama etki etmedi. Akif'in yüzüne vururken onu yere düşürdü. Vurmaya devam etti. Gözlerimden yaşlar hızla akarken etrafıma baktım. " Yalvarırım dur Mahir Abi. DUR YA NOLUR DUR! "
Durmuyordu. Hıçkırırken burnumu çektim. Islak gözlerimden ötürü görüşüm net değildi. Etrafa baktım yardım istemek için ama sonra bunu yapamayacağım aklıma geldi. Kimseden yardım isteyemezdim, burası Çıkmaz'dı. Ne olduğunu soracaklardı. Benim burada ne işim olduğunu soracaklardı. Herkes her şeyi öğrendiğinde olacakları ezbere biliyordum.
Akif'in yüzü kandan görünmeyecek hale gelmişti artık. Ağlamaktan başka hiçbir şey yapamıyordum. Kaç kez onları ayırmaya çalıştım ama her seferinde başarısız oldum. Mahir abi çok güçlüydü, engel olamıyordum. Sesimi de asla duymuyordu.
" Mahir abi! Nolur dur! ABİ! NOLUR! " diye bağırdığımda bana döndü. Allah'ım şükürler olsun şükürler olsun. Ağlamaktan helak olan yüzüme baktı. Havada kalan yumruğunu indirdi ve Akif'in üstünden kalkıp küfürler etti.
Göz yaşları içinde yerde inleyen sevgilime baktım. Dudağı patlamış burnundan kan geliyordu. Yüzünün her yerinde kan vardı. Hayvan acımadan vurmuştu. Kalbimdeki suçluluk büyüdü çığ gibi altında ezdi beni.
Benim yüzümden, acı çekmesi, yüzünün dağılması hepsi benim yüzümden. Dudaklarımdan inleme dolu bir serzeniş çıktığında Mahir abi odağımın hala Akif'te olduğunu anladı, kolumdan tutup çekiştirdi beni. Bense arkamda kalan adama bakıyordum zorla yürütülürken.
Parktan uzaklaştığımızda nereye gittiğimizi anlayacak halde değildim. Umurumda da değildi. İçimde Mahir abiye karşı inanılmaz bir öfke vardı. Kaşlarımı çatmış nefretle ona baktım. Bakışlarımın farkında olsa dahi yüzüme bakmıyordu. Az biraz ar varsa bakamazdı zaten.
Yüzümü ondan tiksindiğim için buruşturduğumda sanki bunu fark etmiş gibi sesli soluklar almaya başlamış kolumu daha sıkı kavramıştı.
" Bakma! " Hırçın sesini duyduğumda kolumu çektim. Bir şey yapmak için onun konuşmasın bekliyor gibiydim ve o aradığım fırsatı elime vermişti. Öfkeyle bağırdım. " Ne yaptığının farkında mısın sen!? " Olduğu yerde durdu ve bana baktı bir kaç saniye. Ses tonu benimki kadar yüksek olmasa da baskındı. " Asıl sen ne yapıyorsun? Burası neresi Kardelen? " deyip üstüme geldi.
Gözlerimden hala yaşlar akıyordu. Akif'in halini düşündükçe nefesim kesiliyordu. Canı çok yanmış olmalıydı. Mahir abi kalıplı bir adamdı. Burnunu bile kırmış olabilirdi. Kalbim kasıldı. Nefes alamadığımı hissettim. Benim yüzümden olmuştu. Bana kızar mıydı? Yoksa beni sevmeyi bırakır mıydı? Benim yüzümden olmuştu. Canı çok yanmış olmalı. Benden nefret edecek. Benim yüzümden.
" Çıkmaz lan burası Çıkmaz. Nerde yaşadığını bilmez gibi seni öpecekti. Öpecekti! " dediğinde yüzümü eğdim. Utanıyordum. Aklım allak bullak olmuş geride bıraktığım sevgilimde kalmıştı. Her yerde kan vardı. Çok sert vurmuştu. Korkuyordum. Beni artık sevmeyeceğinden beni suçlu bulmasından korkuyordum. Yaraları kötü gözüküyordu.
" Ya biri ya benden başka biri sizi o halde görse ne olurdu Kardelen? " dediğinde sanki daha çok yerin dibine girmiştim. Gittikçe düştü başım. Zihnimde binlerce düşünce dolaşıyor ben her birinde daha çok karanlığa çekiliyordum. Korkuyordum. Ben korkuyla büyütülmüştüm asıl korkmazsam sorun vardı.
Mesut abim? Beni öldürürdü.
" Kaldır başını yüzüme bak." Utancımdan başımı kaldıramadım ki. Hep böyleydi, başım hep önde gezerdim ben. Ben kaldırmadıkça ısrar etti. Diretsem de vaz geçmeyeceğini anladığımda başımı kaldırdım. Yüzüne bakmak çok zor geliyordu. Gözleri, kara gözleri benim ela gözlerime tutunduğunda kesik bir nefes verdi.
Sesini daha sakin tutmaya çalıştı. Onu anlamam, sözlerinin önemini idrak edebilmem için çabaladı.
" Ben sana söyleyeyim Kardelen. Adını çıkarırlardı. Abinin kulağına gider o da seni okuldan alırdı. Dışarı çıktığında herkes arkandan konuşacaktı tek suçlu senmişsin gibi herkes sana yüklenecekti. O itin adı geçmeyecek senin namusunu sorgulayacaklardı Kardelen! O puşt bunu düşünmüyor sende mi düşünmüyorsun? Sen ne yapıyorsun Kardelen? "
Sözleri daha sık ağlatmaya başlattı. Kendimi çok kötü hissediyordum. Neden tek bir şeyi bile düzgünce yapamıyorum? Neden her seferinde yanlış yapan benim? Günün sonunda nasıl oluyor bilmiyorum ama suçlu hep ben ilan ediliyorum. Ben doğru davranacağım diye direttikçe sanki daha çok yanlışa saplanıyorum.
Sözleri doğruydu. Ondan başka biri bizi o halde görmüş olsaydı sonum olurdu. Herkes beni yargılama hakkını bulacaktı kendinde. Aileme laf gidecekti. Anneme nasıl evlat yetiştirdin diyeceklerdi. Suçlu olduğumdan yüzüne bakamıyordum. Utanıyordum. Hıçkırdığımda göz yaşlarımdan yüzünü göremiyordum.
" A.. abi yemin ederim yanlış bir şey yapmadım. " Tekrar hıçkırdım. Yanlış bir şey yapmamıştım öyle değil mi? " Bugüne kadar sınırımı hep korudum şimdi ne oldu anl..." Sözümü kesince cümlem yarıda kaldı. " Ne zamanda beri münasebetin var? " Sorusuyla burnumu çektim. Göz yaşlarımı kurulayıp derin nefesler aldım. Dağıldığımı biliyordum toplamaya çalıştım kendimi o yüzden.
Gözlerimi kaçırarak " Bir süredir. " dedim kısık bir sesle. Gerginlikten avuç içlerime tırnaklarımı geçirirken " Ne kadar bir süredir? " Başım istemsiz önüme düşmüştü. " Kaldır başını." dediğinde yutkunup kaldırdım başımı. Korkuyla " Abime söyleyecek misin? Nolur kimseye bir şey söyleme. "
Cevap vermeyip yüzüme baktı. Gözlerinde bir şeyler yakalamaya çalıştım ama kapalı bir kuyu gibiydi. Karanlık dibi gözükmeyen bir kuyu gibiydi hareleri. Baktıkça o karanlığa çekiliyordu insan.
Abime söyleyecek miydi? Abim öğrenirse öldürürdü beni. Kulaklarımda abimin sözleri çınlamaya başladı.
' Mahalleden biriyle bir göreyim sonun olurum senin. '
' Okula gidiyorum diye kendini bir bok zannetme. Hele bir orda aklın karışsın o zaman bilirim sana yapacağımı. '
' Yanına kızdan başka kimseyi oturtmayacaksın duydun mu Kardelen? 20 yaşına gelmiş demem valla okuluna gelir seni rezil ederim. Bir daha o okula gidecek yüzün kalmaz. '
' Kız ne bu etek çıkar çabuk düzgün bir şey giy. Okumaya mı gidiyor kendini göstermeye mi belli değil! '
' Bir daha bir ton makyaj yapıp okula gitmeyeceksin Kardelen! Ne lan senin amacın!? Oku diye gidiyorsun koca bulmaya değil sil yüzündekini! '
' Ben sana demedim mi o telefon her koşulda açılacak diye? Dersteydim müsait değildim anlamam ben Kardelen! Nerden biliyim lan ben senin derste olduğunu? '
' Lan elin adamlarıyla ne işin var senin kızım? Sen adımızı mı çıkaracaksın lan! Mesut'un kardeşi yollu mu dedirteceksin? Yanına kimseyi yaklaştırmayacaksın Kardelen! '
Sonum olurdu. Mesut abim bana ne yapardı? Dünyam başıma yıkılmış gibiydi. Ben ne yapmıştım? Eğer abim öğrenirse her şey biterdi. Nefret ettim kendimden nefret ettim kendimi düşürdüğüm durumdan. Abim okuma şansımı elimden alırsa hayatım mahvolurdu.
Yıllarca onun baskılarından kurtulacağımı hayal eder kendi hayatımı kuracağım günleri iple çekerdim. Ben bu hayallere mesleğim sayesinde kavuşacaktım ama onu elimden alırsa..
" Yalvarma. Ne için olursa.." hızla sözünü kesen bendim bu sefer. " Zorundayım. İşin sonunda benim hayatım söz konusuyken yalvarırım da yakarırım da gerekirse.." Cık cık sesleri çıkardı. Bedeni bana yaklaştığında " Kardelen." dedi. Öyle bir tonla söyledi ki nasıl ifade edeceğimi şaşırdım. Boş bakışlarım yüzüne sabitlendi. Kulağımda ise sesi tekrar tekrar çınlıyordu. " Yalvarama. Zorunda da olsan işin sonunda hayatında olsa yalvarma. Kimse için hiçbir şey için kimseye yalvarma Kardelen. Hele önünde asla eğilme. "
Dudaklarım aralandı. Öylece onun kara gözlerine baktım. Sözlerimin devamını getirememiş olsam da o ne söyleyeceğimi bilmişti.
Birden yağmur yağmaya başladığında ikimizde tepkisizce birbirimize bakıyorduk. O gözlerimde neyi aradı bulamadı ben onun gözlerinde neyi aradım bulamadım bilmiyorum. Ama sanki ikimizde birbirimizin gözlerinde bir şeyleri arıyorduk.
Şakır şakır yağan yağmur saniyeler içinde bizi sırılsıklam yapmıştı. Gözlerim yavaşça doldu. Sebebini anlayamadım. Bazen nedensizce doluyormuş gözler ya da biz nedensiz sanıyoruz. Belki de günlerce biriken, geç kalınmış duygular ansızın kendisini gösteriyordu.
" Neden? " diyebildim titrek bir tonda. Oynayan ademelmasına takıldı gözlerim. " Hiçbir şeyi değiştirmeyecek de ondan. Yalvarman sadece işleri daha dramatik hala getirecek. Kimse yalvardığın için senin istediğini yapmayacak. Yalvarma Kardelen ne istiyorsan onun için çabala. Kimseden yardım bekleme. Neyi istiyorsan kendin git al. "
Sözlerinden hiçbir şey anlamadım, sözlerinden bir çok şey anladım. " Tamam. " diyebildim belli belirsiz. Gözlerimiz hala birbirine bağlıyken ikimizde bunu yapmayacağımı ne için olursa olsun yalvaracağımı biliyorduk.
Etraftaki insanlar yağmurdan saklanacak yer ararken sadece ikimiz deli gibi yağmurun altında duruyorduk. Aramızda ki bu anlamsız anı bozan ben oldum. " Hasta olacağız. " Uzun ve gür kirpiklerine tutunan damlalar gözlerini daha çekici kılmışken o gözlerini kapatıp açtı. Başını sallayıp arkamdaki apartmanı gösterdi.
Dakikalar önce başlayan sağanak yağmur yolları küçük denize çevirmişti. Su birikintilerine bakarken nasıl geçeceğimi düşünüyordum. Bir adım attığımda ıslanan paçamla gözlerimi devirdim. Pantolonumu yukarı çekip öyle mi geçseydim?
Bedenimi birden havada bulduğumda bu beklemediğim hareketten dolayı ağzımdan çığlık kaçmıştı. Mahir abinin iki eli belimi sarmış ve beni havalandırmıştı. Kendisi ıslanmayı umursamadan yürürken beni de taşıyordu.
Bedenimi hiç ağırlığı yokmuş gibi kaldırıma bıraktığında soluk verip hızla apartmana doğru ilerledim. Kapının önüne geçtiğimde iki basamaklı merdivene çıkıp Mahir abiye baktım. Sırılsıklam olmuştu tıpkı benim gibi. Tek bir adımda yanıma geldiğinde gözlerimi kaçırdım.
" Teşekkür ederim. "
Nezaketen ettiğim teşekküre karşılık vermedi. Bir an duymadığını düşündüğüm için ona bakma gafletinde bulundum. Göz göze geldiğimizde duyduğun anlamış oldum. Gözlerini benden alıp yağmuru izlediğinde göz devirmek istedim ama çocukça bulur diye çekindim.
Soğuyan havaya rağmen yanan belim ise kaşlarımı çatmama sebep oldu. Nefes verdiğimde buhar çıkıyordu, her yerim donmuştu ama belimin o bölgesi cayır cayır yanıyordu.
Yanımda hareketlilik olduğunda ona baktım. Ceketinin fermuarını açtığında içinden çıkarttığı notlarımı gördüm. Benim notlarım.
Gözlerim açılırken notlarımı hangi ara benden aldığını düşünüyordum. Ama bu çok kısa sürdü çünkü bu yağmura rağmen kupkuru duran notlarım koruyan oydu. Elimi uzatıp notları çektim. Bunu hissedince bana dönüp baktı. " Şey.. notlarım. " Sanki hırsızlık yapmıştım. Notlar benimdi. Kendi notlarımı alıyordum. Notları almama izin verdiğinde " Teşekkür ederim. " dedim. Sonuçta notlarımın ıslanmasına engel olmuştu.
" Çok teşekkür ediyorsun. " dediğinde hayretle ona baktım. " Teşekkür etmek bir inceliktir. Sende teşekkür edeceğim davranışlarda bulunma rahatsız olduysan Mahir abi. "
Cümlemi bitirir bitirmez gözleri beni bulunca yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi düşündüm. Küfür falan etmemiştim değil mi ben!? Bir kaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı. " Ağzımdan rahatsız olduğuma dair bir şey çıktı mı? " diye soruyla karşılık verdiğinde ne diyeceğimi bilemedim. Omuzlarım indirip kaldırırken akan burnumu çektim. Gözlerim yoldan geçen arabalara takılırken " O zaman niye çok teşekkür ediyorsun dedin? Rahatsız oldun işte. " Bana gözlerini açarak baktı. Tam bir şey söyleyecekti bende gördüğü şey onun dudaklarının geri kapanmasına sebep oldu.
Öylece ıslanmış saçlarıma bakıyordu. Bakışları rahatsız ediyordu. Boğazımı temizleyip elimi saçlarıma attım. Saçlarımda bir şey mi vardı? Mahir abi o kadar dikkatli bakıyordu ki gören saçımda acayip bir şey olduğunu sanırdı. Ne vardı canım saçtı işte ıslak saç! Acaba kötü mü kokuyordu? İyi de kokusunu nasıl algıladı? Ağğh sinirlerimi bozuyor.
Daha fazla dayanamadım. " Ne ne var saç var işte ne ıslak saç. Ne oldu saçlarım mı yanıyor?"
Yükselerek tepki verdiğimde yüz ifademin aldığı hale bakıp kahkaha attı. Ve ben onun gülmesini o kadar çok beklemiyordum ki şoke oldum. Açılmış gözlerim, sıçan yuvasına dönmüş saçlarım ve tüm rezil halimle onun hoş kahkahasını duymak kalbimin ritimlerini bozdu. Güzeldi. Gerçekten çok güzeldi sesi.
İnci gibi dizilen dişlerini öylece izlediğimin farkında değildim. Bana güldüğünü bilmek utanmama sebep oldu. Yanaklarımın yavaş yavaş pembeleştiğini hissediyorum. Kendini her yerde rezil etmekte bir numarasın gerçekten Kardelen. Utançtan bakışlarımı kaçırdığımda onun nihayet gülmeyi bıraktığını fark ettim. Oysa Nemrut'un tekiydi. Gülünecek ne vardı yani? Of.
Bakışlarını üzerimde hissediyorum ve bu daha çok gerilmemi sağlıyor. " Niye kızıyorsun ki sadece saçlarına baktım? " dediğinde içimden hiç cevap vermek gelmiyordu. Yani Mahir abiye bugün yeterince rezil olmuştum daha fazlasına lüzum yoktu.
Aklıma Akif'in gelmesiyle yüzüm düştü. Bizi söyleyecek miydi? Ya da ben Mahir abiye güvenebilecek miydim? Saçmalama Kardelen. Eğer Mahir abiden söz alırsam o mutlaka sözünü tutardı. Söylemem derse söylemezdi. Tek yapmam gereken ondan bu sözü almaktı.
O benden cevap beklerken ben çok başka konuştum. " Abime söyleyecek misin Mahir abi?" Az önce gülen yüzü silikleşti. İfadesi düz bir hal aldı. Gözlerini benden kaçırdı. " Söylememden korkuyor musun? "
Soruma alakasız bir soruyla karşılık verdiğinde sesim yükseldi. " Tabii ki korkuyorum. Abim beni dinlemeden etmeden çıkışacak. Okuldan bile alabilir. Ve ben bunca yıl emek verdiğim okulumu bırakmayacağım. " Gözleri gözlerime öfkeli baktı. " O zaman niye böyle bir şeye kalkıştın Kardelen? " dediğinde ona inanamaz gibi baktım.
" Haddini aşma Mahir abi. Sen benim kararlarımı sorgulayamazsın.. " Kaşları çatıldı. "Kararların sorgulamıyorum Kardelen. " Devam edecekti ki sözlerini yarıda kesti. Bana baktığında gözlerinde bu sefer hayal kırıklığı vardı. Sesine bulaşan şaşkınlık beni de sarstı. " Sen.. sen benden de korkuyorsun. "
Mahir abi yakaladığı noktadan ilerlemeye başladı. Kendisi bile hayret ediyordu tespitini ortaya atarken. " Sen benim sana kızacağımı, ayrıl diyeceğimi düşünüyorsun. Nasıl Kardelen? " dedi.
İnkar etmemi, beni yanlış anladığını söylememi bekledi ama yapmadım. Çünkü tam da söylediği gibiydi her şey. Korkuyordum. Ayrıl demesinden, bir daha görüşme demesinden, korkuyordum. Başını iki yana salladı kırgınlıkla.
" Ben öyle biri değilim Kardelen. Sevgilin olduğu için kızgın olduğumu sanıyorsun. Mesele bu değil ki. Ben senin bir gençlik heyecanı yüzünden hayatını mahvetmene kızıyorum. Bir anlık bir duyguyla emin olmadığın şeylere atlamana kızıyorum. Sen nerede doğduğunu nasıl bir yerde yaşadığını bilmene rağmen sorumsuz olmanı anlamıyorum. Bu kadar dikkatsiz olmanı anlayamıyorum. "
Ona cevap vereceğim anda telefonum çalmaya başladı. Çantamdan telefonumu çıkarırken annemin aradığını görünce yanaklarımı şişirdim. Kesin nerde kaldın diyecekti. Ne yapacaktım ben şimdi?
Sıkıntılı bir nefes alıp telefonu açtım. Efendim anne, dememe bile kalmadan bağırmaya başladığında hızla telefonun sesini kıstım.
" Kız 1 saat dedin 2 saat oldu yoksun ortada. Müşteri kaynıyor Ayşe'yle yetişemiyoruz. Çabuk gel kırdırma bacaklarını! Artık nasıl geleceksen şu yağmurda? Eh be Kardelen eh be kızım ne deyim ben sana ya!? "
Derin bir nefes aldım. O sırada Mahir abide durmuş çatık kaşlarıyla bana bakıyordu. Boğazımı temizleyip " Anne eve geçiyorum ben. " dediğimde telefonun sesini kıssam dahi annemin yüksek sesi telefonun dışına çıkıyordu. Mahir abinin duyduğuna emin olsam da bunu belli etmedi.
" Ne evi Kardelen! Elimde kalacaksın çabuk gel diyorum. Tepemize çıktın iyice. "
Sıkıntı dolu bir soluk bıraktım.
" Anne kendimi iyi hissetmiyorum karnım çok ağrıyor. Eve gidip sıcak su koyacağım. İlaç aldıktan sonra akşam yemeğini de hazırlarım. Hem çok yağmur yağıyor ıslandım bayağı. " dediğimde sakin sesini duydum. " Ne oldu niye ağrıyor? Üşüttün mü yoksa? Evde yalın ayak gezersen olacağı bu tabii. "
Söylenmelerine sesimi çıkarmadım. " İyi tamam eve git. Kötü olursan ara beni hastaneye götürelim. " dediğinde görmese de başımı salladım. Ardından " Tamam. Kolay gelsin size. " dedikten sonra kapattım telefonu.
" Yalan diline yuva yapmış beyazlığını siyaha bulamış Kardelen."
Sesini duyduğumda kaşlarımı çatarak ona baktım. Kaç yalanımı duymuştu da yalancı diyordu bana? Ayrıca benim ne yaşadığımı bilmeden hangi vasıfla yargılıyordu beni?
Benim nasıl bir ailede büyüdüğümü biliyor muydu mesela? Benim bugünlere kadar nasıl korka korka geldiğimi biliyor muydu? Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
" Davulun sesi uzaktan hoş gelir Mahir abi. Öyle atıp tutmadan masumluktan bahsetmeden önce bir düşün. Yalana niye başvuruyorum? "
Soğuk sesimi duysa da tepki vermedi. Umurumda da değildi. Beni yalancı olarak görebilirdi ama bende rahatlık battığı için yalan söylemiyordum herhalde. Bir şey bilip etmeden kendi yaşantısına göre bilmiş bilmiş konuşan insanlara tahammülüm yoktu.
Yağmurun dinmesini bir süre daha bekledik. Ve o süre zarfında ikimizde konuşmadık. Yağmur durduğunda gitmek için hareketlendiğimde " Eve gittiğin gibi saçlarını kurut, yoksa yalanın gerçek olacak. " sesini duymamla yüzümü buruşturdum. Laf sokmasa olmaz tabii! Ona dönüp yapma bir şekilde tebessüm ettim.
" Görüşmek üzere. "
" Yaşadığın zihnime seni unuttum yalanına inandırabildim, peki ya kalbim hangi yalana inanır? "
Arkamı dönüp ilerlemeye başladığımda onun arkamdan bir şeyler mırıldandığını duydum ama anlayamadım. Açıkçası da hiç merak etmiyordum. Zihnim tamamen Akif'le doluydu. Hemen eve gidip onunla konuşmak istiyordum. Sonrasında Mahir abi ile uygun bir zamanda bu konuyu konuşmam lazımdı.
Üstümdeki kıyafetleri çıkardıktan sonra pamuklu pijamalarımı giymiş ve Akif'i aramıştım. Nerdeyse 100' yakın mesaj atmış 10 kere de aramıştım ama ne aramalarıma ne de mesajlarıma dönmüştü. Durumunu merak ediyordum. Elbet döner umuduyla telefonu bırakıp mutfağa indim. Akşam yemeği için hazırlıklara başladım anca yetişirdi.
2 saat mutfakta zaman geçirdikten sonra her şey hazırdı. Yayla çorbası, et sote ve pilav hazırlamıştım. Babamın sevdiği mevsim salatasına mısırı ekleyip sulanmaması için yağını eklememiştim.
Masayı salona hazırlarken kapı çalmıştı. Tabakları bırakıp kapıya ilerledim. Mercekten baktığımda babamın geldiğini gördüm. Yüzümdeki gülümseme ile kapıyı açtığımda babam " Kızım. " diyerek içeri girdi. Paltosunu askılığa asarken "Hoş geldin baba. " dedim.
Gününün nasıl geçtiğini sorarken her zaman söylediği şeyleri yineledi. Babam Çıkmaz'ın muhtarıydı. Yoğun çalışıyordu o yüzden yorgun olurdu eve geldiğinde. Ellerini yıkayıp masaya oturduğunda " Nefis kokular geliyor döktürmüşsün yine prensesim." dediğini duydum. Ona cevap vereceğim zaman çalan zille kapıyı açmak için uzaklaştım.
Kapıyı açtığımda Kadir abim ve Mesut abim gelmişti. İkisinin de elleri yüzleri hep yağ olmuştu. Onlara hoş geldin derken Mesut abime bakıyordum bir sorun olup olmadığını anlamak için. Söyleseydi böyle sakin olmazdı değil mi? Şimdiye çoktan kıyameti koparması lazımdı abimin. Kopmadığına göre haberi yoktu.
" Ne bakıyorsun kızım çekil de geçelim içeri. " Ters bir şekilde konuştuğunda yolunu kapattığımı fark ettim. Ah deyip hemen kenara geçtim. Kadir abim ise burnunu kaldırıp havayı kokladı.
" Et. Vallahi et kokuyor. 1 tatlı kaşığı kekik var içinde. Bir çimdik tuz da var. Aha tereyağında kavrulmuş pilav var yanına. Ortalama 1 saat dinlenmiş baldo pirinç hem de. " dediğinde gülümsedim. " Kurt gibi açım kurt kurt. " deyip salona koştuğunda abim arkasından bağırdı. " Ellerinde ki kiri temizlemeden bir otur sofraya Kadir gör nasıl yediriyorum ben sana et soteyi."
Montunu bana verirken kaşlarını çattı. " Sende bir daha Mahir'in yanında, başkasının yanında lafımı ikilet senle de görüşürüz Kardelen." Gözlerimi kaçırmamak için zor durdum. Kan akışım hızlanırken " Tamam abi. " diyebildim sadece.
Abim başını sallayıp banyoya ilerlerken montunu asıyordum. Kapı tekrar çaldığında annemin geldiğini bilerek kapıyı açtım. Annem yorgun şekilde içeri girerken beni süzdü. Eve geldikten 1 saat sonra beni arayıp karnımın nasıl olduğunu sormuştu. Şimdi yine aynı soruyu sorunca vicdanım sızlamadı değil. " İyisin değil mi kızım? Bir şeyin yok? " dediğinde başımı salladım. " İlaç aldım bir şeyim kalmadı. Merak etme anne. " Başını sallayıp " iyi iyi " dedikten sonra mutfağa geçti.
Hep birlikte yemek yerken ben bugün olanların gerginliğini hala üzerimde taşıyordum. Sofrada kimseden ses çıkmıyordu. Herkes gerçekten yorgun olmalıydı.
Abimin telefonun sesini duyunca tüm gözler ona döndü. Abim ağzındaki lokmayı yutmaya çalışırken sokranarak cebindeki telefonu çıkarmak için debelendi.
" Efendim Mahir. " İçtiğim su nefes boruma kaçtı. Öksürükler uçuşurken yanımda oturan Kadir abim sırtıma vurdu. " Helal helal. " demeyi de ihmal etmedi. " İyi misin kızım? " Babama dönüp " Yanlışlıkla nefes aldım da ondan." dedim. Sonra Mesut abime baktım. Neden bana bakıyordu? Boğulma tehlikesi atlattığım için olabilir mi acaba? Dalga geçen iç sesime küfür etmek istiyordum.
Niye aramıştı ki? Söyleyecek miydi yoksa? Kalbim ağzımda atarken abim başını salladı. Abimin her tepkisini izliyor bir şeyler çıkarmaya çalışıyordum. Söylemiş olsaydı çoktan bana saldırıya geçmiş olması lazımdı. Ama abim sakin şekilde cevaplar veriyordu. Öfkeli de durmuyordu. Son kez Mahir abiyi onaylayıp telefonu kapatınca hepimizin meraklı bakışları üstündeydi. Abim telefonu masaya koydu.
" Bizim Serdar askerden terhis olmuş ya onun için bir eğlence düzenleyeceklermiş Çıkmaz'da gençler. " dediğinde annem " Şükriye'nin oğlu Serdar mı? " konuştu. Abim ağzına tıktığı pilav eşliğinde konuştu. Adap bilmeyen ayı.
" İyi iyi gözü aydın oğlu sağ salim döndü. " diyen babama baktı annem. " Evlendirir artık askerliğini de yaptırdı oğlanın." dediğinde abime alttan alttan bakmayı da ihmal etmiyordu.
Kadir abimle göz göze gelip sırıttık. Annem abimi baş göz edemediği için triplerdeydi. Abimin ise hiç o taraflarda bezi yoktu. Kıtlıktan çıkmış gibi pilavı yemekle meşguldü. Bizim ona baktığımızı görünce kaşlarını çattı. " Hayırdır ne bakıyorsunuz öyle? " Kadir abimle aynı anda omuz silkip hiç dedik uzatarak.
Abim başını eğip sabır dilerken annemle göz göze geldi bu seferde. Çatalını salataya batırırken ağzındaki lokmayı yuttu. " He anne ne oldu boğazıma dizdin yemekleri söyle." dediğinde annem hemen sırnaştı abime. " Oğlum bak millet oğlunu askere gönderip yuvasını kurduruyor. Sen askerliğini yapalı 10 yıl oldu yavrum. "
Konunun nereye gittiğini anlayan abim kaşlarını çattı. " Anne! Bak bozuşmayalım. " dediğinde annem küskün bir tavırda abime baktı. " Mahir'i bile baş göz ediyorlar. Ben daha birini bile evlendiremedim. Evde kaldınız." dediğinde abim şaşkın şekilde annem baktı. Kadir abimin de şaşırdığı belliydi ki " Mahir? Bizim Mahir ha? " dediğinde annem ne var bunda der gibi Kadir abime döndü. " Evet bizim Mahir. "
Ben sabahtan olayı bildiğim için abilerim kadar şaşkınlık yaşamadım. Mesut abim mizacına ters bir şekilde kahkaha attı. " Mahir'in bundan haberi var mıymış? Ben yuva kurarım da Mahir evlenmez sultanım düşün. " Abim uzun bir süre evlenmeyi düşünmüyordu. Abimin evleneceği zaman 40 50 yaşını bulurdu herhalde. E Mahir abi o zaman hepten evde kalmıştı.
Annem sesini çıkarmazken Kadir abim anneme döndü. " Anne oğullarına evde kalmış muamelesi yaptığıngözümden kaçmadı haberin olsun." dediğinde sırıtıyordum ki annemle göz göze gelince hemen susup yemeğimi yemeye devam ettim.
" Yapmıyorum direkt söylüyorum Kadir efendi. Evde kaldınız. Biri dayanacak 30'na hala evlenmem der, diğeri 28'inde hala çocuk gibi, öteki dünyadan bir haber tutturdu okuyacağım diye. Tabii evde kaldınız. " deyince abim anneme döndü. " Yalnız ben 28 yaşındayım annem 30 değil. " Annem kaşlarını çattı. " Ne fark eder evde kaldın mı kaldın. Ha 30 ha 28 ne fark eder Mesut efendi. " dediğinde abim yine sabır çekti. Kadir abim gülerek " Ben de 26 yaşındayım. " dedi ama annemin delici gözlerini görünce elini dudaklarına götürüp hayali bir fermuar çekti. Ben akıllı bir kız olduğum için hiçbir şey söylememiştim. Babam anneme baktı. " Darlama çocukları Gülan bu işler nasip işi zorlamayla olmaz ki. " deyince annem " Bir şey demiyorum ben. " diyerek sustu. Valla dememiş halin buysa Gülan Sultan birde desen ne olur acaba?
" Abi nerde olacakmış bu kutlama? "
Kadir abimin sorusuyla Mesut abim ona döndü. " Halis'in kafesinde başka nerde olacak. Çıkmaz'ın gençleri işte. Bizde bir çıkar bakarız. Maksat ortalarda gözükmek olsun. " Başını salladı Kadir abim. Bana da iyi olurdu kızlarla eğlenmiş olurdum.
" Ne zamanmış? " dediğimde abim başını hızla sallayıp tehditkar bir tonda " Hele bir o eteklerden giy rüyanda görürsün sen bizle gelmeyi. " deyince yüzüm düştü. Babama baktım bir şey söylesin diye ama aramıza girmedi. Annem ortamı yumuşatmak için " Tamam abisi Kardelen bilir nerde ne giyip giymeyeceğini. Değil mi Kardelen? " deyip gözlerini belerttiğinde mecburen başımı sallayıp " Evet bilirim. " dedim. " Haftaya cumartesi akşam 8'de başlayacak. " diyerek konuyu kapatmıştı. Bense bir ihtimal sevgilimi orda görürüm diye mutlu olmuştum. Ama ne kadar riskli olduğunun da farkındaydım.
Akşam yemeğini yedikten sonra bulaşıkları kaldırmada anneme yardım etmiş ardından bir bahane bularak yukarı odama kaçmıştım. Hevesle telefonu çıkarıp Akif'i tekrar aradım ama yine yanıtsız kaldığında içimdeki buruklukla yatağa çöktüm.
Ona hak veriyordum ama biraz da benim penceremden bakmayı deneseydi olmazdı? Ha deyince olmuyordu ki bu işler. Abimin karşısına çıkıp her şeyi anlatmaktan bahsediyordu çok basit bir şey gibi. Ama öyle değildi işte.
Abimi en iyi ben tanıyordum nasıl tepki vereceğini neler yapacağını ben biliyordum. Üstelik çocukluktan beri sürekli kısıtlanarak büyümüş bir kızken nasıl hemen baş kaldırmamı bekleyebilirdi ki? Yapamazdım.
Ben bu ilişkiye başlayarak en büyük adımı atmıştım zaten. Sadece biraz daha zaman istiyordum. Okulum bittiğinde bende atanıp çalışmaya başladığımda bana engel olamazdı. Kendi işim olacaktı özgür olacaktım. Kendi ayaklarımın üzerinde duracak güce sahip olacaktım. Şimdi öyle değildim. Abim o zamanda çok kızacaktı ama şimdi etkileyeceği kadar etkilemeyecekti beni. Çünkü güvencem olacaktı. Beni bu konuda anlaması lazımdı.
Sıkıntıyla telefonda boş boş gezerken Yeliz'in mesaj attığını gördüm. Okundu bilgim kapalı olduğu için rahat bir şekilde görüldü attım. Yeliz'le küçükken çok yakındık aslında. Büyüdüğümüzde farklı bölümlere yerleştiğimizde aramız açılmış gibi oldu. Benim hayatıma Hasret girdi onun farklı arkadaşları oldu derken birbirimizi boşlamıştık. Ama yine de onunla özel bir bağımız vardı. Kolay kopacak türden de değildi.
Telefonun ekranına arama düşünce daldığım yerden çıktım.
Hasret arıyordu.
Yakın arkadaşlarımdandı. Yeliz ile aram açılınca onunla daha çok yakınlaşmıştım.
Bekletmeden aramayı yanıtladım.
" Kuzum naptınız buluştunuz mu Akif'le?"
O anlar gözümün önüne gelince gözlerim doldu. Çok kötü bir halde bırakmak zorunda kalmıştım onu. Yaraları nasıldı acaba? Medine teyzeye ne demişti? Telefonlarımı niye açmıyordu ki? Bana çok kızgın değil mi?
Çok merak ediyordum onu. İyi olup olmadığını bile bilmiyordum. Bana kızgın olabilirdi ama bari iyi olduğuna dair mesaj atsaydı da bu kadar endişelenmeseydim.
" Hasret çok kötü şeyler oldu. "
Sıkıntıyla konuştuğumda onun da telaşlı sesini duydum. Kısaca olanı sessiz olmaya çalışarak anlattığım da Hasret de şaşırdı, üzüldü.
" Yarın buluşalım detaylı anlat Kardelen'im. Şimdi telefon da olmadı bu. "
Başımı salladım tırnaklarımı kemirirken. Bana da iyi gelecekti. Endişelerim hiç olmazsa dinerdi belki. Hem Hasret bir çıkış yolu gösterirdi.
" Tamam görüşürüz." diyerek kapattım telefonu.
Telefonumu yatağa bırakıp çalışma masama ilerledim. Bugün çıkardığım notları kenara atmıştım.
Çalışmam gerektiği için ne kadar canım istemese de masanın başında oturdum.
Kendimi derse o kadar kaptırmışım ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Bir yerde iyi olmuştu kafam dağılmıştı bir süre.
Soru bankasının kapağını kapatıp sandalyede gerindim. Bir kaç kez esnedikten sonra daha fazla zorlamayıp uyumaya karar verdim.
Yatağa geçmeden önce bir haber var mı diye telefona baktım ama hiçbir şey yoktu.
Can sıkıntısıyla yatağa girip uyumaya çalıştım. Ki zorlanmadım da. Bugün hem bedenim hem ruhum çok yorulmuştu. Sarsıcı bir gün geçirmiştim. Tüm bunların yorgunluğuyla derin bir uykuya daldım.
Yüzümün üstüne kadar çektiğim yorgan üzerimden çekildiğinde kaşlarım çatılsa da uykumu bölmemeye çalıştım.
Sonra sesler duydum biri bana bağırıyordu. Sonra etimi cimcirdiler. Ağzımdan inleme çıkarken "Uykum var ya." diye sızlandım.
" Daha uyku diyor kız kalk öğlen oldu! Kardelen delirtme beni uyansana. "
Artık tüm uykum kaçtığında ve bir daha uyuyamayacağımı anladığımda sinirle gözlerimi açtım. Yatakta doğrulduğumda bana kızgın olan annemi gördüm.
Ellerini beline koymuş " Sonun da uyanabildin hadi kalk kızım. "
Esnerken annemde gözlerimi sabit tutmaya çalışıyordum. " Kalk yüzünü yıka bir ayıl. Sonra aşağı gel. Hemen." dediğinde ben tekrar yatma pozisyonuna geçmiştim ki tekrar bağırınca kalkmak zorunda kaldım.
Odamdan çıkıp katta bulunan banyoya ilerledim. İhtiyaçlarımı giderip yüzümü yıkadığımda aynadan kendime baktım.
Dün ağlamaktan helak olduğum için gözlerim kanlanmış ve ağrıyordu. Sabah şişkinliği de vardı kötü gözüküyordum. Üstelik alnımda çıkan sivilcelerde cabası. Üç tane sivilce vardı. Ama neden diye isyan edecektim. Zaten ergenliğim bu lanet sivilcelerle uğraşmakla geçmişti. Hiç kaymak gibi bir cildim olmamıştı.
Oflayıp çekmeceyi açıp sivilce kurutucu kremi çıkardım. Lokal olarak uyguladıktan sonra odama geçtim ve saçımı tarayıp dağınık tipimi toparlamaya çalıştım.
Bugün çok daha çirkin hissediyordum kendimi. Her insanın kendini daha az güzel bulduğu anlar olurdu. Bütünde baktığınızda sorun yok gibi gözükse de bir şeyler eksik gelir ve kendinizi kötü hissederdiniz. Şu an bana bundan olmuştu.
Kendimi hep güzel bulurdum güzelliğimi konuşanda olurdu. Beğenirlerdi de ama bugün bir sorun vardı. Kendimi çok çirkin hissediyordum.
Kestane saçlarım omzumun biraz aşağısındaydı. Beyaz tenime çoğu kişi sahip olmak istiyordu. Ela gözlerim vardı giydiğim kıyafetlere göre renk değiştiren. Sonra yüzüm de tek tük sivilceler dışında bir sorun yoktu. En çok sevdiğim yer olan kirpiklerim gür ve kıvrıktı. Dolgun dudaklarım vardı. Burnum güzel değildi kemerli bir yapısı vardı ama çok kötü durmuyordu. Boyum çok uzun değildi ama kısa da değildim bence. 1.65 kısa sayılmıyordu sayılmamalıydı değil mi? Kilom biraz vardı. Hatta göbeğim de çıkardı çok yediğim zaman. Kilo vermem lazımdı. 62 kilo olduğum için kendimi balık etli kategorisine koyuyordum. Hayır kilolu değilim! Hatlarım dolgundu sadece.
Fakat şimdi kendime oldukça çirkin gözüküyordum ve yapacak bir şey yoktu. Pijama takımını çıkarıp gri bir eşofman giyip üstüne siyah sweat attım. Annemin kapkaççı Kadir abimin keko benimse günlük olarak nitelendirdiğim kombinimle oldukça rahattım. Merdivenlerden inerken annemin mutfaktan sesi geliyordu.
Çay suyunu çoktan koymuş kahvaltıyı hazırlıyordu. Mutfağa girdiğimi gördüğünde " Nihayet teşrif edebildin Kardelen. Hadi işin ucundan tut da hazırlayalım sofrayı. "
Söylenerek buzdolabının olduğu yere gittim ve kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. Annem de menemeni yapıyordu.
" Ya anne öğlen oldu diye geldin uyandırdın daha horozlar bile uyanmamış. " Sitemli sözlerime " Erken kalkan erken yol alır kızım. Ayrıca ne oluyor yardım etsen. Her yere yetişemiyorum incilerin mi dökülüyor annene yardım edince? " yanıtıyla cevap verince kaşlarımı çattım.
" Ne alakası var anne ben onu mu kast ediyorum? "
Gözleriyle neyi kast ediyorsun dedi. Diğer yandan da menemene biberleri atıyordu. Bense masaya dizdiğim kahvaltılıkları bırakıp ekmek kutusuna ilerledim.
" Hani tek çocuğun ben değilim ya. Sana tek ben yardım edemem ya anne. " dediğimde kaşlarını çattı. " Senden başka kızım mı var benim? Ben bilmiyorum sen biliyor musun? Kız kardeşin var mı Kardelen? "
Benimle dalga geçtiğinde derin bir nefes aldım. Ellerimi arkama saklarken kalçamı duvara yasladım.
" Abilerim var ya anne. " Güldü. Oysa gülünecek bir şey yoktu. " Oğlanlar sabahın köründe uyanıp işe gidiyorlar. Kirin pasın içinde çalışıyorlar. Görmüyor musun akşam nasıl geliyorlar birde onlara iş mi yaptırayım? Hiç mi acımıyorsun abilerine kızım onlar senin kardeşin." dediğinde sessiz kaldım. Konuşsam da anlamayacaktı zaten. Konuyu değiştirdim o yüzden.
" Ekmek bitmiş. " dediğimde kaşlarını çattı. " Nasıl? Ay doğru dün son kalanları yemiştik. Ekmek almak lazım Mesut kahvaltıda ekmeksiz durmaz şimdi. Kızım iki dakika bakkal Naci'ye git de ekmek alsana? " Soru sorar gibi çıksa da sesi aslında ekmeği alıp gel diyordu. Tamam deyip içeri giderken mutfaktan bağırdı. " Cüzdanımda para vardı ordan 10 lira al. "
Antrede montumu giyip topuksuz botlarımı geçirdim ayağıma. Çıkmadan annemin cüzdanından 20 lira alırken kapıyı kapatıp çıktım.
Sabahın erken saatleri olduğu için Çıkmaz'da çok hareketlilik yoktu. Yavaş yavaş bakkalın yolunu tutarken " Kız Kardelen nereye? " diye bağıran telgraf Nurgül ablayla durmak zorunda kaldım.
Üç katlı bir apartmanın ikinci katında oturuyorlardı. Aşağı sarkıttığı sepeti yukarı çekerken görmüştü beni.
Gülümseyerek " Ekmek alacağım Nurgül abla." dedim. Başını sallayarak " Kız günlerde yoksun göremiyoruz seni valla. Tutturmuşsun okul diye bir de annene ne zaman seni sorsak ders çalışıyor diyor kadın." dediğinde gülmek için zorladım kendimi.
Günleri severdim ama bazen çok bunaltıcı oluyordu. Birde oğullarına gelin arayan annelerin göz süzmeleri yüzünden rahat edemiyordum.
Ayrıca okul diye tutturmuşsun ne demek ya Telgraf Nurgül. O küçümsediğin okulu okuyabilmek için kıçımı yırtıyorum ben. Ayıp ya azıcık emeğe saygı. Hayır yani okumayıp erkenden evlenseydim daha mı iyi olacaktı?
Hala benden cevap beklediğini fark ettiğimde bir şeyler söyledim.
" E yoğunum abla ondan." desem de inanmadığı belli oluyordu. " Kız yavuklun mu var yoksa ondan mı gelmiyorsun? "
Ağzım 5 karış açıldı. Şimdi günle yavuklumun ne alakası vardı? Kaşlarımı çattım.
" Ne diyorsun abla sen ya? Hadi hadi çok bekleme pencere köşelerinde. Dürbünle izlediğin yetmiyor mu bir rahat bırak Çıkmaz'ı." dediğimde hih diye ses çıkardı. Eli ağzına giderken ayıpladı beni.
" Kız ne dürbünü üstüme iyilik sağlık." dediğinde göz devirdim.
" Belli abla anladım ben senin derdini. Senin tellerde sorun çıkmış sen dedikodusuz kalmışsın. " dediğimde pencereyi yüzüme çarparak kapatmadan önce " Anası kılıklı. Saygı nedir bilmez. " demişti.
Ha ben onun yaptığını söyleyince saygısız oluyordum ama o insanların hayatına burnunu sokup ortalığı karıştırdığında saygısız olmuyordu.
Başımı salladım. Çattık yeminle. Bir de anası kılıklı demesi yok muydu? Sen benim anama kurban ol be çirkef. Ayarlarımı bozan telgraf Nurgül yüzünden sinirle bakkala gittim.
" Günaydın Naci amca. "
Rafların arasında olan Naci amca sesimi duyunca gülümseyerek kasaya geldi.
" Günaydın Kardelen kızım. Buyur ne için geldin? "
" Amca ben iki ekmek alacaktım. " dediğimde başını sallayıp ekmeklerin olduğu dolaba ilerledi. " Nasılsın kızım? Okulun tatilde değil mi? " dediğinde gülümseyerek yanıtladım. " İyiyim amcam sağlığına duacıyız. Okulda tatil oldu. İki haftaya başlayacak inşallah. " dediğimde onaylar sesler çıkardı.
İtiraf et Kardelen birileri okulunu sorduğunda bir tarafların kalkıyor. Evet kalkıyordu. Yüzümdeki sırıtış haklı bir gururun eseriydi.
Naci amcayı severdim. Tatlı bir adamdı her uğradığımda mutlaka okulumu sorardı. Okuduğumu görünce gururlanır mutlu olurdu.Çünkü Çıkmaz'da ki kızların çoğu liseden sonra okulu bırakırdı. Çok azı üniversiteye devam ederdi. Bende onların arasındaydım.
Tabii bir de Şehnaz abla vardı. Naci amcanın kızı. Naci amca çok istemişti okumasını ama Şehnaz abla liseyi bile zorla açıktan okumuştu. Adamın içinde ukde kalmıştı herhalde.
Ekmeği poşete koyarken önümdeki çikolatalara bakıyordum. Bir caramio alsa mıydım? Uzun zamandır da yemiyordum. Canımda çekmişti şimdi. Naci amca iki ekmeği poşetle birlikte uzanırken içeri biri girdi.
" Oo hoş geldin Yangaz Murat. "
Arkamı dönünce Murat'ı görünce gülümsedim. Çocukluktan beri Yeliz ben Murat birlikte oynardık. Murat'ı çok severdim. O da beni görünce gülümseyip yanağımdan makas aldı.
Sinirle koluna vururken " Yangaz Murat gözükmüyorsun ortalıkta? " dediğimde güldü. Naci abiye selam verirken ekmek alacağın söyledi.
" Kızım asıl sen yoksun ortalıkta. Çıkmaz'a geliyoruz Kardelen hanım yok. "
Kolumu omzuna atmaya çalıştım ama sırık gibi boyu olduğu için pek beceremedim. " Oğlum bizde icabında önemli şahsiyetleriz. Öyle her adımızı sorana gözükmeyiz. " dediğimde beni itti.
" Kız fişku hangi ara önemli oldun da sen? Amele sümüğü gibi okula gidip geliyorsun.Delilerle uğraşıyorsun. Dua et seni de kaybetmeyelim." deyip öğrenciliğimden dem vurunca gözlerimi devirdim.
Koluna vurup az önce bana vurduğuna gönderme yaparak " Psikoloğa el kaldırmak hiç yakışıyor mu? " ardından yakalarını silker gibi yapıp " Memura hakaret 6 aydan başlıyor koçum adam ol. " dedim.
O ise saçlarımı çekip " Yangaz Murat'a dokunmak müebbet be fındığım asıl sen dikkatli ol. Çıra gibi yakarım valla. " deyip göz kırptığında öğürür gibi yaptım. Yavşak piç.
Saç diplerimi acıttığı için koluna vurup saçlarımı kurtardım. Köpek. Saçlarımı kökünden kazımak istiyordu herhalde. Yüzümü buruşturup " Seni pis çapkın. " dediğimde burnunu çekip eliyle saçlarını düzeltti. Az şerefsiz değildi ya neyse.
Omzuyla omzumu dürtüp " Kız hiç mi yok şöyle güzel arkadaşın birini bana yapalım? " dediğinde Naci abiye caramioyu gösterip paraya dahil etmesini istedim.
" Hiç arkadaşlarımın başını senin gibi çapkınla yakamam kusura bak Murat. " dediğimde küskün tavır sergiledi.
Naci abi bize gülerken "Kardelen kızım haklı Murat. Aşağı mahallenin kızlarını birbirine düşürmüşsün. Numaranı vermişsin hepsine kavgaya tutuşmuşlar. Koskoca adamlar zor ayırmış. " dediğinde Murat elini ağzına kapatıp bir nida kopardı.
" Naci amca dünyanın en yakışıklığı erkeği bensem suç bende mi yani? "
Bana yan gözle bakıp Naci amcaya döndü.
" Kızlar cazibeme dayanamıyorlar ki. Murat da Murat diye koşuyorlar peşimden. " dediğinde göz devirdim. Bunun bu egosunu ne yapacağız biz? Naci amcanın duymayacağı bir seste " Murat Murat koyum tur at! Senin yalanın tüküreyim lan ben. " konuştuğumda Murat gözlerini kocaman açtı ve ardından çocukken yaptığı gibi kulaklarımı çekmeye başladı it!
Sanki öğrenciydim de kulaklarımı çekerek ceza veriyordu köpek. Ellerini cırmalayıp kurtuldum. " Terbiyesiz Kardi ıyy pis Kardi. Senden psikolog olsa ne olur be paçoz karı. Şunun ağzının bozukluğuna bak. " Bu ismim Murat'tan çektiği kadar kimseden çekmemişti yahu. Öyle saçma şekilde kısaltıyordu ki insan isminden soğuyordu canım. Kardi, Kardo, Kardoş, Karduşenka, Karduş, Kar, Karaciğer.... Gidiyordu liste böyle. En anlamsızı Karaciğer. Karaciğer nedir abi ya! Kardelen' le Karaciğerin bağlantısını bir ömür çözemeyeceğim. Köpek herif psikolojimi bozmuştu ismim yüzünden ya!
Naci abi paramın üstünü verirken Murat da ekmeğini almıştı. Birden az önce kediyle köpek gibi dalaşan biz değilmişiz gibi kocaman gülümsedim. " E daha daha ne yapıyorsun Murat nasılsın? " Ve benim yüzsüz kanzim de sırıttı sığır gibi. " Yeliz fişkusu ya da sen bana birini bulsanız çok iyi olcam da işte. Ama iyiyim yine. İş güç koşturuyoruz. "
Başımı salladım. "Yeliz ne yapıyor? " Dudak büktü. Bir zamanlar en yakın arkadaşım olan kızla aramızın bu kadar açılması üzücüydü aslında. " E sana dün mesaj atmıştı. Konuşmadınız mı siz? " deyince dudaklarımı birbirine bastırdım.
" Dün gece erken yattım. Telefonu almaya fırsatım olmadı." Yalan harbi dilime yuva yapmıştı. " İyi iyi Asiye ablam gelecek ya onun derdinde. " Gülümsedim. Heyecanla konuştum. " Özledim valla Asiye ablayı, Ömer'i. " dediğimde birden bana döndü. Gözlerinde gördüğüm ışıltılarla kaşlarım çatıldı. Ne olmuştu şimdi buna? Omzumdan tutarak salladı beni. " Kız buldum da buldum."
Onun kollarından kurtulmaya çalışarak " Oğlum deli misin neyi buldun ya? Ampulü çoktan buldular geçti o tren. "
Kahkaha attı. Ay çocuk delirdi. Neyi bulmuştu bu deli?
" Ula Ömer kim derdi ki dayını bekarlıktan kurtaracağsun? Akıllı uşak. "
Normalde Karadeniz şivesi ile konuşmazdı. Ama arada böyle konuşuyordu. Ayrıca Ömer ne yapacaktı bu Yangaz'a? Anlamsız gözlerim üzerinde dolaşırken sırıtıp duruyordu.
O anda bakkala sinir küpüyle Mahir abi girdi.
" Ula Yangaz ekmek alacağım diye girdin 10 saattir nerde kaldın it herif!"
Mahir abinin gözleri beni bulduğunda durakladı. Bense gerginlikten yüzüne bakamıyordum. Selam vermezsem garip karşılanacağı için kısık bir tonda yüzüne bakmadan "Günaydın Mahir abi." dediğimde sesini çıkarmadı.
Neden konuşmadığını merak ettiğim için başımı kaldırıp yüzüne baktım. Göz göze geldiğimizde başını salladı.
" Günaydın Kardelen. " deyip Murat'a döndü. Üzerinde siyah eşofman takımı vardı. Genellikle onu tamirci tulumuyla yağın kirin içinde görüyordum.
Murat abisine açıklama yaparken beni de montumdan yakalayıp kaldırmaya çalıştı. Ne bu şimdi çocuk mu kaldırıyordu salak? Sinirle ona vurmaya çalışırken " Kız yine giymişsin gri eşofmanları. Çıkmaz'ın kekosu. " dediğinde sırtına geçirdim.
" Yangaz sinirim tepemde elimde kalacaksın! " diye cırladığımda bakkalın önüne çıkmıştık.
" Kız ne bu sinir sende de Karadeniz kanı mı var acaba? "
Dalga geçtiğinde " Karadeniz kanı mı bilmem ama biraz daha burada durursun senin kanın kalacak elimde." Kaşlarını kaldırdı. Ve ayılıp bayılıp türlü türlü numaralarını yaptı şebek. Harbi şebekti ama.
" Vay keko Kardelen vuracağsun benu? Kızlar arkamdan çok ağlar sonra yakışıklı Yangaz gitti diye. " dediğinde karşı kaldırımdan geçen kıza takıldı gözleri.
Hemen beni köşeye ittiğinde dengemi kaybettim. Düşmek üzereyken Mahir abi belimden tutup düşmeme engel olduğunda sinirle Yangaz'a baktığını gördüm. Ulan Yangaz! Ne gevşek adamdı ya! Yangaz'a olan sinirimi çıkarmadan Mahir abiye teşekkür edip uzaklaştım. O sırada Yangaz Murat karşı yolda yürüyen kıza laf attı. " Yıldız! Kız Yıldız dursana. Aramadun beni cüzelim? "
Kız kaldırımda durup arkasını dönünce öfkeyle Murat'a baktı. " Yıldız değilim ben aptal! " deyip hızlı adımlarla gittiğinde Yangaz Murat arkasından hayran bakışlar atıyordu. " Feride şaka yaptum kizum! " Sonra bize dönüp sırıttı. Giden kızı işaret etti. "Yanuk bağa ama naz yapayi. " dediğinde artık Murat'a ne diyeceğimi bilemedim.
Mahir abi arkamdan çıkıp ensesine sert şekilde vurdu. " Ben seni yakacağım göreceksin o zaman nazı! Demiyor muyum lan ben sana milletin kızına bulaşma diye. "
Murat ensesini ovarken göz devirdi. Kim derdi ki bu iki adam kardeş diye?
Çıkmaz'ın annelerinin gözdesi Mahir abi kimsenin kızına yan gözle bakmaz çapkınlık yapmazdı. Efendi bir adamdı. Annesine çok hürmet gösterir Çıkmaz'da bir problem olduğunda çözmek için başvurulan kişi o olurdu.
Oysa Murat çapkının ayran gönüllünün tekiydi. Bir gün Ayşe'ye aşık olur gecesine kalmadan Şermin'e yanığım derdi. Nerde haylazlık, kavga, bir vukuat olsa başını Murat çekerdi. Çıkmaz'ın anneleri de ayıplar Murat'ı pek sevmezlerdi.
" Abicim kızlar dibime düşüyor. Dayanamıyorlar bana ben napayım? " dediğinde sabır çekti Mahir abi.
Şahsen Mahir abinin Murat gibi bir kardeşi nasıl olmuştu anlayamıyorum. Mahir abi kimsenin kızına bakmaz çok dikkat ederdi. Ağırbaşlıydı öyle herkesle samimi olmaz sınırını bilirdi. Laubali hareketleri yoktu. Bu Yangaz ise çapkının tekiydi. Sağ gözüyle bir kızı kesiyorsa sol gözü başka kıza kayıyordu. Sonra yılışıktı. Haylazın tekiydi. Mahir abi ile çok zıt karakterlere sahipti. Çıkmaz'da herkesin gözdesi Mahir abiyken Yangaz Murat'tan illallah ederlerdi.
" Hadi Kardelen gidiyoruz biz. Burada daha fazla kalırsam kızlar için tehlike oluşacak. Malum yakışıklılığıma dayanamıyorlar. Başkasının başını yakmadan gidelim biz. "
Başımı salladım. Görüşürüz derken son kez Mahir abiye baktım. Ona her baktığımda aklıma Akif geliyordu. Utanıyordum aynı zamanda çekiniyordum da. Hem neden abime söylemediğini merak da ediyordum. Belki de söyleyecekti bilmiyorum.
Onlar önümden hızlı adımlarla ilerleyip kayboldular. Eve gitmedikleri belliydi. Çünkü bizim evin karşısında oturuyorlardı. İş yerine gitmişte olabilirlerdi bilmiyorum.
Çok oyalandığımı fark edince hızlandım. Annem söylenecekti şimdi.
Eve geldiğimde " Nerde kaldın Kardelen? Fizan'a gidip gelseydin daha çabuk gelirdin kızım." dediğinde montumu çıkarıp askılığa asıyordum. Mutfağa girip ekmekleri uzatırken " Murat'la karşılaştım o yüzden geciktim. " deyince " Yangaz Murat dönmüş mü? " dediğinde kaşlarımı çattım. Nereye gitmişti ki?
Annem bilmediğimi fark edince " Kız Trabzon'a gittiydi ya o. Dönmüş demek ki. " dediğinde başımı salladım. Hiç bilmiyordum.
" Neyse getir ekmekleri de koyalım. Sonra abinleri babanı kaldır kızım. " Elimi yıkarken tamam dedim.
" Kardelen. " Anneme döndüm.
" Efendim anne?" Doğradığı ekmekleri masaya koyarken çayları dolduruyordu. " Bugün dükkana sen baksana." dediğinde soru dolu gözlerimi ona yönelttim.
" Medine'nin günü varmış kızım. Bayadır katılmıyorum şimdi yanlış anlaşılmasın." dediğinde yüzümde güller açmaması için çabaladı
m.
" Tabii git annem git ben bakarım dükkana. " Başını salladı. Medine teyze Akif'in annesiydi. Müstakbel kaynanamla annemin yakın olması iyi geçinmesi için dükkana bakardım. Ne olurdu sanki.
Bir bölümün daha sonuna geldik. Nasıldı sizce?
Oy verip yorum yapın olur mu?
Instagramdan da takip edebilirsiniz.
Sorularınız yorumlarınız olursa hiç çekinmeden yazın.
Sonraki bölüme kadar hoşça kalın..
Ayyy düzenleyip yayınlıyorum dayanamadım ben kskxkwlxlwkxkw
Mahir, Kardelen'i ve Akif'i öğrendi. Sizce neden öyle davrandı Kardelen'e. Ve ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında.
Ayrıca haftaya okulum açılıyor o yüzden sonraki bölümler ne zaman gelir hiçbir fikrim yok ama yazdığım an paylaşacağım merak etmeyin. Ben mahalle kurgusu olduğu için beni zorlamaz sanmıştım ama zormuş yazmak ya...
Finali bile aklımda ama finale gelene kadar ki süreç yok kaksoxlwoxlwoxkakskajx
Hatta ben sezon finalini bile yazdım ama dediğim gibi ara bölümler yok fakat merak etmeyin kesit halinde bir çok sahnem var oraları yazmak için, Mahir ve Kardelen'in aşkını incelemek için aşırı sabırsızlanıyorum. En kısa sürede oralara gelme umuduyla.
Bu süreçte umarım sizlerde benimle birlikte sabırla eşlik edersiniz..
Yorumlarınız beni motive ediyor ve düşüncelerinizi bilmek hoşuma gidiyor o yüzden yorumlarınızı bekliyorum...
O zaman kendinize çok iyi bakın ve çok dikkat edin sağlıkcakla kalın sonraki bölümde görüşmek üzere...
