6. bölüm · Kış Güneşi

5. Bölüm Kalp Gözü

S (Ay_kızı)

Pars Erdem'in dürbününden

Operasyon için geldiğimiz köyde bu kadar samimi bir davranış beklemiyordum. Sonuçta biz yabancıydık. Asker bile olsak bu kadar samimi olmaları tahminlerimi aştı.
Tüm Ayaz Timi salondayken ben sessizce Gülgün teyzenin evinden çıkmıştım. Komutanım bile fark etmemişti gittiğimi.
Sessizce köyün etrafını taradım. Bu tam olarak iki saat on yedi dakikamı aldı. Gece komutanımın planına göre köyde yaşayan köylüler gibi olacaktık ve bir baskın anında saldırganları suçüstü yakalayacaktık.
Önceki istihbaratlarımıza göre gelen adamlar yaklaşık on beş, en fazla yirmi kişi oluyormuş. Ayrıca önceki baskınlarda köydeki genç erkekleri toparlayıp götürmüşlerdi. Bu yüzden köyü koruyacak adam kalmamıştı. Bu nedenle görevi bize vermişlerdi.
Bildiğim tüm detaylar bunlardı. Ömer'den daha fazla bilgi istediğimde, kendisine verilen bilgilerin de sadece bunlar olduğunu söylemişti.
Gülgün teyzenin evinin tahminimce mutfağa bakan penceresinin olduğu yönde kayalık bir alan vardı. Orada saklanma ihtimali üzerine hızla düşünmeye başladım.
Kayalıklar düz ama çıkıntılıydı. Bazı yerlerinde oyuklar olduğunu tahmin etmek zor değildi ve küçük bir tepecik oluşturuyordu. Tabii yakından bakılmazsa bu tepecik düz görünürdü.
Yavaş ve temkinli adımlarla ilerledim.
O an bir kayanın üzerinde oturan genç kızı gördüm. Yaşı tahminimce on dokuz ya da yirmiydi. Genç bir yüzü, beyaz teni, açık yeşil gözleri ve beline kadar uzanan sarı saçları vardı. Üzerine giydiği kalem etek ve beyaz uzun kollu kazak ile masallardan çıkmış gibiydi.
Yavaşça yaklaşıp yanındaki kayaya oturdum. Beni duymadığına emindim ama gördüğüne de emindim. Gözleri açıktı ve bir yere odaklanmış duruyordu. Yanaklarında güneşe bağlı olarak kızarıklıklar oluşmuştu ve hafif çillere de sahipti. Dolgun dudakları ve hafif çekik gözleri ile gerçekten de bir masaldan çıkmış gibiydi.
O an elinde tuttuğu değneği fark ettim.
Genç kız hafifçe gülümsedi ve yüzünün sol tarafında hafif bir gamze oluştu.
"Yine hikâye dinlemeye mi geldin Ayşe?" diye sordu.
Sesi, sanki bir deniz kenarında huzurla gökyüzü ve denizin birleşimini izliyormuşum gibi bir his uyandırmıştı bende.
Ayşe demişti ama. Beni bir çocuk mu sanmıştı?
"Dinle o zaman. Anlatıyorum." diyerek devam etti sözlerine.
Kaşlarımı çattım ve elimi hafifçe gözlerinin önüne tuttum. Hiç tepki vermedi. Hatta rüzgâr oluşturmadan yüzüne vuruyormuş gibi yaptım. Yine tepki vermedi.
Elindeki sopasına baktım sonra...
Kördü.
Kendimden nefret ettim.
Elimi yumruk yaparak geri çektim ve kendimden utandım.
Tam konuşacakken genç kız bir hikâye anlatmaya başladı:
"Bir varmış, bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Bir kulu varmış ki dağları tepeleri dolanan, derelerde yüzen, ovalarda koşan.
Az gider, uz gider, dere tepe düz gidermiş. İnsanların yüzüne değil, kalbine bakarmış.
Bu adamın bir de kızı varmış. Kızın kalp gözü kapalıymış, hiç göremezmiş. Tek baktığı dış görünüşmüş. Adam bunu kınar, kızına hep doğruyu öğretmeyi hedeflermiş.
Günlerden bir gün bu kız sokakta yürürken birine çarpmış. Genç adamın yüzü hafif tombul ve kızın sevmediği bir şekildeymiş."
Tekrar doğruldu ve sopasını yere bir kez vurdu.
"Kız hemen geçen adamı yargılamış. Genç ise boynunu bükmüş. Uzaktan ise bu olanları kızın babası izliyormuş."
Dediğinde istemsizce etrafı kontrol ettim.
"Kız eninde sonunda genci yerin dibine sokup uzaklaşmış. Genç ise ne yapsın, boynu bükük hâlde diğer tarafa gitmiş.
Aradan yıllar geçmiş. Kız evlenecek yaşa gelince babası yıllar önce çarpıp azarladığı genci bulup getirmiş.
Genç o günden sonra güzelleşmiş, boylanmış, poslanmış; kara göz, kara kaş olmuş.
Kız bunu görünce nutku tutulmuş. Genç ise hafifçe gülümsemiş.
'Kalp gözü açık olan kalbi görür, tatlı kız. Sen sadece görünüşe bakarsın.' demiş.
Bu sefer utanan kız olmuş. Defalarca gençten özür dilemiş ve en sonunda gencin bu hoş tavrına âşık olmuş. Zamanla ise kendi kalp gözünü açmış. Ve bir söz vermiş."
Yüzünde oluşan gülümseme büyüdüğünde ben hem onu dinliyor hem de izliyordum.
"Bundan sonra kimseyi tanımadan yargılamayacak ve genci tüm kalbiyle sevecekmiş.
Hikâye bu, anlatılır. Öğüt bu, verilir. Anlayan anlamayana, duyan duymayana anlatır."
Diyerek sözlerini bitirdiğinde eliyle saçlarını sol omzunda topladı.
"Güzel miydi hikâyem Ayşecik?" diye sorduğunda, o beklemeden eli yüzüme uzandı.
Donup kaldım ama elini itmeye elim kalkmadı.
Hem bir dakika...
Ayşecik mi?
Ben mi?
Ben?!
Genç kızın eli yanağıma değince geriye çekilmek istedim ama eli hafifçe yüzümde dolaştı.
"Hikâyemi dinlediysen kim olduğunu söylemeni isterim," dedi.
Kızmamıştı. Aksine sesinde merak vardı.
Boğazımı temizledim ve derin bir nefes aldım. Eli hâlâ yanağımdaydı ve bu garipti.
"İlk sen söyle, peri kızı," dedim.
Ben dedim.
İlk defa bir kadına peri kızı diye hitap ettim.
Gerçi... İlk defa bir kadına böyle hitap ettim.
"Güneş benim adım. Hem benim hangi tarafım peri kızına benzer ki?" diye sordu.
Güneş...
Kendisi gibi adı da güzeldi.
"Hikâyeni takdir ederim, peri kızı. Benim kim olduğuma gelirsek sadece bir yolcuyum. Ayrıca güzelliğinden haberin yok galiba."
Hayatımda ilk defa bu kadar uzun cümle kuruyordum. Ayrıca kıza bildiğin güzel de demiştim. Gece olsa kesin dalga geçerdi.
"İsmin nedir senin?" diye sordu Güneş.
Tam cevap verecekken telsiz cızırtılı bir şekilde çalıştı ve Ömer'in sesi geldi.
"Kartal, neredesin? Tamam."
Güneş hafifçe gülümsedi.
"Kartal mı adın?" diye sordu.
Başımı iki yana salladım ama sonra tekrar kendimden nefret ettim.
"Hayır. Ama lakabım Kartal. Pars benim adım, Güneş Hanım."
Diyerek telsizin düğmesine bastım.
"Köyün arka tarafındaki kayalıklardayım. Tamam."
Diyerek elimi düğmeden çektim.
Telsizden bana ulaştıklarına göre bir sorun ya da yine siyah kod oluşmuştu. Yani Ömer ve Berat vakası da denebilirdi. Gerçi Ömer konuştuğuna göre siyah kod yoktu.
"Kartal."
Telsizden derin bir nefes sesi geldi.
"Gölge operasyona başlama emri verdi. Gelen istihbarata göre köye yaklaşan araçlar var. Tamam."
Dediğinde kaşlarım çatıldı.
Bakışlarım Güneş'in yüzünde kaldı.
Savunmasızdı ve olabilecek herhangi bir saldırıya karşı açık hedefti.
"Anlaşıldı. Tamam."
Diyerek telsizi kapattım.
"Güneş Hanım, benimle gelmeniz gerek."
Diyerek elimi uzattım.
Korkar diye dokunmak istemedim.
"Takip edin beni, Güneş Hanım."
Dediğimde çoktan oturduğum kayadan kalkmıştım.
"Bana yardım ederseniz gelirim asker bey. Fark etmediyseniz söyleyeyim, görme engelliyim ben."
Dediğinde onun da benim konuşmalarımı dinlediğini anladım.
Zaten kızın dibinde konuşursam tabii ki dinlerdi.
Hem tahminim de doğru çıkmıştı.
Aptal Pars!
Kendi iç sesimle küçük bir dövüşün ardından Güneş'in elini tuttum.
Hafifçe ve nazik olmaya dikkat ediyordum ama elimin büyüklüğü ve operasyonlardan kalan izler yüzünden pek kolay değildi.
Dikkatlice yön vererek Güneş'i peşimden çektim. Düşmemesine ve dengede durmasına yardım ediyordum.
İlk defa bu kadar yavaş yürüyordum.
Güneş ise bana ayak uydurmak için neredeyse koşacak hâle gelmişti.
Sonunda Gülgün teyzenin evine vardığımda kapıyı çaldım.
Gece kapıyı açınca üzerindeki şalvar ve başındaki yazma dikkatimi çekti.
"Pars, neredesin sen? İnsan bir haber verir değil mi?" diye sorunca başımla arkamdaki Güneş'i gösterdim.
Gece kenara çekildi ve geçmem için yol verdi.
O an fark ettim.
Hâlâ Güneş'in elini tutuyordum.
Ve Gece o yüzden hınzırca gülümsüyordu.
Şahsen ben temas sevmeyen bir adamdım.
Güneş'i nazikçe içeri çekince burnunu biraz havaya kaldırdı.
"Gülgün teyzemgile mi getirdin beni asker bey?" diye hafif bir sesle sordu.
Evet anlamında bir mırıltı çıkardım.
"Ele gelince mrr, bize gelince grr."
Ömer'in mırıltısını duyunca bakışlarım ona döndü.
"Sus," dedim.
Sadece bu.
Başka bir şey demedim ve bu biraz önce kurduğum cümlelerin tam anlamıyla tersiydi.
Tek bir kelimeyle konuşuyordum genelde.
Ve zaten timdeki herkes beni anlardı.
Aklımda hâlâ Güneş'in hikâyesi varken Ömer'in yattığı koltuğun yanındaki koltuğa ilerledim ve Güneş'in oturmasına yardım ettim.
Batıralp ve Berat salonda yoktu.
Bahar, Ömer'in omuzlarını ovuyordu.
Gece ise ekipman hazırlığındaydı.
Biri bana komutan ileride şalvar ve yelekle operasyona hazırlanacak dese o kişiyi kurşuna dizerdim.
Derin bir nefes aldığımda elimde bir sıcaklık hissettim.
Güneş elimi tutarken diğer eliyle benim elimin üzerindeki yara izlerine dokunuyordu.
Dişlerimi sıktım.
Temas sevmezdim.
Temastan nefret ederdim.
Nadiren de olsa sarıldığım tek kişi Gece'dir.
Bir ara babasına öyle bir takmıştı ki gecenin üçünde askeriyedeki odamın kapısını çalıp sessiz sedasız ağlayarak bana sarılmış ve tüm geçmişini anlatmıştı.
Ben sır tutan biriydim ve büyük ihtimalle timde Gece'nin hikâyesini bilen tek kişiydim.
Hatta o gece:
"Bir gözüm hep üzerinde, Gece'm."
bile demiştim. Bana hep bir abla gerektiğinde ise bir aile olmuştu.
Güneş'in eli en eski ve en derin izimin üzerinde durunca istemsizce kaslarımı gerdim. Bu da damarlarımın belirginleşmesine neden oldu.
"Acaba kremi olan var mı?" diye sorduğunda Bahar kocaman gülümsedi.
Güneş'i yeni fark etmişti.
"Tabii ki var. Bu arada Pars, neden tanıtmadın arkadaşını bize?" dedi. Sonra çantasının en küçük gözünden bir krem kutusu çıkarıp getirdi.
"Ben Bahar bu arada. Aman! Ne güzelsin kız sen, maşallah. Nerede tanıştınız hem? Neden istedin kremi? Ayrıca Pars yaralarına krem sürdürmez. Sen dene bir de, belki işe yarar."
Diyerek krem kutusunu Güneş'in eline koydu ve Ömer'i çekiştirerek mutfağa soktu.
Gece de bana göz kırparak mutfağa geçince Güneş'in kaşları çatıldı.
"Yaralarına krem sürmez misin sen, asker bey?" diye sordu masumca.
"Krem yumuşatır. Gerekmez," dedim fazla sert ses tonumla.
Güneş kaşlarını daha da çattı. Ben de başımı cama çevirdim.
O an elimde hissettiğim soğuklukla tekrar Güneş'e baktım.
"Acıtıyor mu? Hem doğru sürüyor muyum? Göremiyorum o yüzden kızma. Hem krem daha çabuk iyileştirir."
Yüzünde öyle masum bir ifade vardı ki...
Elimi çekmek istesem de yapamadım.
Beynim elini çek diye bağırıyordu ama elim bedenime karşı çıkıyordu.
"Oldukça iyi sürüyorsun. Ama gerek olmadığını söyledim," dediğimde sesim istemsizce yumuşamıştı.
"Bana karşı gelirsen seni komutanına şikâyet ederim, asker bey."
Diyerek beni tehdit ettiğinde yüzümde tek bir ifade oluştu:
Şok.
Resmen beni tehdit etmişti.
Kaşlarım çatıldı.
"Sen beni tehdit mi ettin?"
Başını usulca salladı.
Eli bileğimin oradaki eski zincir izine değdi.
Parmağını tekrar krem kutusuna daldırıp bu sefer de zincir izinin üzerine sürdü.
Dişlerimi sıktım.
Zihnimi boşaltmak istedim. O eski anları zihnime getirmek istemiyordum.
Gözlerimi kapattım ve o an bileğimde soğuk bir nefes hissettim.
Gözlerim açıldı.
Güneş bileğime kremi sürmüş, üflüyordu.
"Acıttıysam özür dilerim," dedi.
Sesi bir fısıltı gibiydi.
"Acıması için çok eski," dedim bir mırıltıyla.
"Eski yaralar daha çok acımaz mı zaten?" diye sorunca bu kızı daha çok tanımak istedim.
"Başka yerinde iz var mı? Ya da yara?"
Gözlerinde bir parıltı vardı.
Göremese bile vardı.
"Hayır. Ve teşekkür ederim ama gerek yoktu."
Diyerek elimi çektim.
Hafifçe gülümsedi.
Tam o sırada Gece mutfaktan çıktı.
"Pars, hemen hazırlan. Araçlar köye yaklaşıyor. Kendine konacak bir yer bul ve hazırda bekle."
Diyerek yazmasını düzeltti.
"Emredersiniz köylü güzeli."
Dediğimde Ömer bir kahkaha attı.
Bir yandan da köyü üstten taramak için drone'unu hazırlıyordu.
O an Bahar'ın da Gece gibi giyindiğini fark ettim.
Ayağa kalktım ve keskin nişancı silahımı almak için eşyalarımızı koyduğumuz odaya girdim.
Kutuyu aldığım gibi odadan çıktım.
"Buradaki en yüksek bina hangisi?"
Soruma Güneş cevap verdi.
"Meydanın sol tarafında hafif tümsek alana yapılan bir ev var. Çatısı yaklaşmadıkça görünmez ve tüm köy oradan izlenebilir."
Diyerek beni bir kez daha şaşırttı.
"Teşekkürler, peri kızı."
Dediğimde Gece gülerek bana baktı.
Tabancasını şalvarının kenarına sıkıştırdı ve gözleriyle Güneş'i işaret edip durdu.
Bıkkın bir nefes alarak evden çıktım.
Hızlı adımlarla yaklaşık yedi dakikada meydana vardım.
Etrafa baktım ve sol taraftaki diğer evlere nazaran daha yüksek görünen binaya baktım.
Çatısı cidden de tam olarak görünmüyordu.
Hızlı adımlarla oraya ilerledim ve çatıya çıkabilmek için evin kapısını çaldım.
Kapıyı bir kadın açtı.
Durumu özetlediğimde bana hemen çatıya çıkabilmem için dışarıdaki merdiveni gösterdi.
Ben çatıya çıkınca ise merdiveni yere devirdi ve gerek olursa tekrar doğrultacağını, sadece çatıya vurmam gerektiğini söyleyerek eve girdi.
Ben ise keskin nişancı tüfeğimin parçalarını özenle birleştiriyordum.
En sonunda susturucumu da taktıktan sonra çatının tabanına tamamen uzandım.
Cidden de buradan meydan gayet iyi görünüyordu.
Sadece meydan değil, köyün çoğu ve köy girişi de görünüyordu.
Kulaklığımı tek kulağıma taktım ve bağlantıyı sağladım.
"Kartal yuvada."
Dediğimde silahımı hazırlamış, dürbünüyle etrafı izliyordum.
"Gölge meydanda."
dedi Gece.
"Batak yerini aldı."
Batıralp'ten de onay gelince gülümsedim.
Bahar, Berat ve Ömer de onay verince hepimiz hazırdık.
Köylüleri Bahar haberdar etmiş ve evlerinde kalmalarını tembihlemişti.
Güneş zaten evden çıkamazdı.
Dürbünümün görüş açısına Batıralp girdiğinde gülmemek için kendimi zor tuttum.
Üzerinde erkeklerin giydiği bir şalvar ve yelek, başında ise eskiden dayıların taktığı şapka ve...
Bıyık.
Evet, hem de pala bıyık.
Tam bir eski moda köy ağasıydı.
Yanında ise tam bir kâhya gibi giyinmiş Berat vardı.
Ömer, Gülgün teyzenin evinde, yani Güneş'in yanında, yukarıdaki gözlerimiz olmuştu.
Gece ve Bahar ise meydandaki çeşmeden su çeken köylü kızlar olmuşlardı.
Tek üniformalı ben ve Ömer kalmıştık anlaşılan.
"Hedef köye giriş yapmak üzere."
Ömer'in sesiyle yukarı baktım ve kulağımı tırmalayan vızırtının Ömer'in drone'u olduğunu gördüm.
"Anlaşıldı gözcü," dedi Gece.
"Gölge, fazla cilve yapıyorsun."
Dediğimde dört dakikadır Gece'nin su doldururken yaptığı cilveleri izliyordum.
Rolü icabı yapıyordu, biliyordum ama fazla yapıyordu.
Düşman gelse "Ayol, bir kahve içelim gelin." diyecek havadaydı.
Sözlerimle birlikte gözlerini devirdi ve benim olduğum binaya baktı.
"İyi saklanmışsın Kartal," dedi.
"Ama haberin olsun, Gülgün teyze orada bile görür seni."
diye de ekledi.
"Gülgün teyze?" diye merakla sordum.
"Sonra anlatırım."
diye karşılık verdi ve sustuk.
Köyün girişinde duran eski kamyonetten altı kişi indi.
Üzerlerinde silah, şalvar ve mermileri koydukları yelekler vardı.
Başlarında ise sarıkları vardı ve bazıları yüzlerini kapatmıştı.
Gece kulaklığını açık bıraktı ve ben bu sayede konuşmaları duyabiliyordum.
Derin nefesler alarak parmağımı tetikte beklettim.
Batıralp kaşlarını çatarak adamın yanına ilerledi.
"Yine ne istersiniz bizden?" diye sordu, gerçek bir ağa gibi.
Berat ise onun yanında boynu bükük, pençe divan bekliyordu.
Gece korkuyormuş gibi yaparak Bahar'ın kolunu tuttu.
Adamlardan biri gülerek Gece'yi süzdü.
O an tek bir hamleyle adamın beynini dağıtmak pek de kötü bir fikir gibi gelmiyordu.
Gece bedenini kasarak titriyormuş gibi yaptı.
Bahar ise abla rolüne girerek Gece'yi arkasına saklamıştı.
Hepsi bir oyunun parçası Pars, bu kadar sinirlenme.
Kendi kendimi telkin ederken adamların bakışları içimde öfke yaratıyordu.
Lider kılıklı adam Batıralp ile laf dalaşına girince Ömer'in sesi duyuldu:
"Her şey hazır komutanım. Emrinizi bekliyoruz."
Ve aniden sesini tekrar duyduk:
"Destek! Eve giren var! Alt katta birileri var ve Güneş alt katta!"
Gülgün teyzenin evi iki katlıydı ama biz üst kata çıkmamıştık. O an aklıma şimşekler çaktı. "Ömer, eğer o kıza bir şey olsun var ya, seni kurşuna dizerim oğlum." diye dişlerimin arasından tısladım ve dürbünü Gülgün teyzenin evine çevirdim. Kapıdan bir adam çıktı. Diğerleri gibi sarıklıydı ve kolunda Güneş vardı. Saçlarını sertçe kavramış, kızı zorla çekiştiriyordu. "Gece, izin ver." diye tekrar dişlerimin arasından konuştum. "Şimdi başlarsak Güneş ateş altında kalır. Yapamayız Kartal. Mantıklı düşünmen gerek. "Adam Güneş'i çekerken neyse ki Ömer yakalanmamıştı ve Güneş büyük ihtimalle Ömer'i ifşa etmemişti. Ellerim titriyordu. Neden titriyordu? Neden içimde koşup o adamları yok etme isteği oluşmuştu? Neden Güneş'i saklamak istiyordum? Gözlerimi bir an kapattım. Tekrar açtığımda hızla bir plan yapıyordum.Adam Güneş'i liderin önüne atarken aklıma bir plan geldi. "Gölge," dedim risk alarak. "Eğer Güneş yakalanırsa ve Güneş ile sen de yakalanırsan, üzerine taktığın CPS sayesinde adamların üslerini bulabiliriz. Hem Güneş'i de sağ salim korumuş oluruz."Diyerek planımı sundum.Gerçi kabul etmezse şu an tüm adamları yere serer, gider Güneş'e elini süren adamın elini koparırdım.Yapardım.Gece bir an düşündü."Plan kabul edildi."Dediğinde daha çok gerildim.Lider adam eğilmiş, Güneş'i inceliyordu ve sözleri Batıralp'in kulaklığı sayesinde benim kulaklığımda yankılandı."Kör. Ama oldukça güzel. İş görür."Bu sözlerle birlikte elim tetiğe basmaya çok yakındı."İsteğim şu muhtar. Bu kızı bir de şuradaki kızı bize ver. İki ay boyunca seni ve köyünü rahat bırakalım."Dedi.Bir eli Gece'yi gösteriyordu.Batıralp plana uygun davrandı."Tamam. Alın."Dedi ve o an Batıralp'in bile o adamın üzerine atlamamak için zor durduğunu fark ettim.Gece yüzüne derin bir korku maskesi taktığında, bu mesafeden bile Güneş'in gözlerinin dolduğunu gördüm.Neden içim yanıyordu?Neden?Sonrasında her şey birden gerçekleşti.Adamlardan biri Gece ve Güneş'i sürükleyerek arabaya bindirdi, sonra gitti.Ben ise öylece kalmıştım.Tavana iki kez vurduğumda köylü kadın söz verdiği gibi yaparak evden çıkıp merdiveni koydu. Ben ise bir elimde silah, bir elimde silah kutusuyla merdivenden hızla inip teşekkür ederek direkt Gülgün teyzenin evine gittim. Bahar, Batıralp ve Berat zaten evdeydi. Gece kaçırılmıştı. Ömer yine kamerasına gömülmüştü. Bahar stresten tırnaklarının kenarlarındaki etleri soyuyordu. Berat tek bir noktaya odaklanmıştı. Batıralp ise oturduğu yerden ayağını bir aşağı bir yukarı titretiyordu. Hepsi oldukça stresliydi ve bu beni de geriyordu. Ömer'in yanına vardığımda kameradan arabanın gidiş yönünü izliyordu.
"Ne kadar uzaklaştılar?" diye sordum.
"Yaklaşık üç kilometre." dedi Ömer.
"Şu an harekete geçmezsek gecikiriz." diyerek kapıya yöneldim.
Hepimizde kulaklıklar hâlâ duruyordu ve bu iyiydi. Çünkü Gece konuşursa hepimiz duyardık.
Hadi benim geveze kızım, konuş da rahatlayalım.
"Kartal, bu operasyonu tehlikeye atar. Sadece operasyonu değil, komutanı ve kızı da tehlikeye atar."
Batıralp sakin bir sesle konuşmuştu. Genelde en stresli ve en tehlikeli operasyonlarda Batıralp zekâsını ve sağduyusunu kullanıyordu.
"Hayır!"
Bu küçük çaplı çığlık Ömer'den geliyordu.
"Abi! Abi, kamerayı fark ettiler! Takibi kaybettik!" diye öfkeyle ekledi.
"CPS de devre dışı." diye de ekledi.
Sabır isteyerek evden çıktım. Benim kaybedecek bir dakikam bile yoktu.
Arabanın olduğu yöne ilerlerken arkamdan Berat da geliyordu.
Arabanın yanına vardığımda sürücü kapısını açtım ve oturdum. Berat arkaya geçti ve yaklaşık üç dakika yirmi yedi saniye sonra Bahar ve Batıralp bize katıldı.
Ömer ise ön yolcu koltuğuna oturdu. Elinde yine bilgisayarı vardı.
Arabayı çalıştırdım ve gaza bastım. Hızlı bir manevrayla köyden çıktık.
Gazı köklememle birlikte araba toprak yolda uçarcasına ilerledi.
Ömer en son görülen koordinatları gösterdi.
Daha da hızlandım.
Ömer ne kadar yavaşlamam için yakınsa da yavaşlamaya niyetim yoktu.
Şu an aklımda sadece Gece vardı.
İlerledikçe yoldaki izleri gördüm.
Araba artık son hızdaydı.
Ben demiştim. Eğer şimdi peşlerine düşseydik belki de yetişebilirdik.
Parmaklarım direksiyonu sıktı.
"Hadi Gece. Hadi geveze." diye mırıldandım.
Sadece sesini duymaya ihtiyacım vardı.
O an aklıma Güneş geldi.
Ellerim daha çok sıkıldı.
Güneş...
O göremezdi.
Şimdi kimsenin bilmediği bir yerde, yanında kimse yokken... karanlıkta...
Zavallı kız.
Kim bilir ne kadar korkmuştur.
Yaklaşık otuz sekiz dakika kırk iki saniyenin ardından eskimiş bir fabrika benzeri yere vardık.
Artık teröristlerin mekânıydı ve ben bugün burayı onların başına yıkacaktım.
Arabadan iner inmez koltuğun altına sakladığım bıçağımı aldım.
"Ben giriyorum. Batıralp arkadan dolan. Ömer ve Bahar destek olarak bekleyin."
Sesim net ve düzdü.
Hızla içeri girdim.
Sessizdi.
Hatta fazla sessizdi.
Tamam, kabul. Benden bile daha sessizdi.
Alt kattan gelen Gece'nin mırıltılarını duyana kadar sessizdi.
Şarkı söylüyordu galiba.
Bir dakika, ne?
Şarkı mı?
Gece yapma be geveze kızım, yapma!
Kaşlarım çatıldı ve merdivenlerden indim.
Büyük bir alandı ve adamlar oradaydı.
Oda iki bölmeye ayrılıyordu.
Birinden ağlama sesleri, diğerinden Gece'nin tehditleri duyuluyordu.
Ağlama seslerine ince bir inleme sesi de eklendiğinde telsizimi açtım.
Ve yine tek kelime söyledim.
"Saldır."
Hızla silahımı çıkardım ve odadaki adamlara ateş ettim.
Bir adam gülerek bana baktı ve son gülüşünü yaşadı.
Ses kaydı tavandaki cihazdan duyuldu:
"Tek seçim yapabilirsin. İki odada iki kız var. İki odada iki bomba var ve seçiminin ardından beş dakika sonra diğer bomba patlar. Seç ve al."
Ses sustuğunda içimi yakan o sesi duydum.
"Pars! Güneş sağdaki odada! Kızın panik atağı varmış, onu kurtar!"
Gece'nin sesiydi.
Bir an bile düşünmedim.
Hızla sağ odaya yöneldim, bir yandan da telsizi açtım.
"Berat! Koşuyor musun, uçuyor musun bilmem ama burada bomba var!"
Telsizi kapatıp kapıyı açtım.
Güneş yerdeydi.
Odanın bir köşesinde oturmuş ağlıyordu.
Kollarında morluklar vardı.
Üzerine giydiği beyaz kazağını çıkarmışlardı.
Bu soğuk yerde ince bir atletle duruyordu.
Hızla üniformamın ceketini çıkardım ve Güneş'e yaklaştım.
Diz çöker çökmez ceketle Güneş'in üzerini kapattım.
O sırada Berat yan odaya girmişti bile.
Odadaki bombayı fark etmemle Güneş'i kucağıma alıp odadan çıktım.
Berat ise Gece'yi almış, arkamdan geliyordu.
Binadan çıkınca son bir dakikamız kalmıştı.
Ve bomba patladı.
Güneş'in kucağımda olduğunu o an fark etmiştim.
Ben ilk defa panik yapmış ve düşüncesizce hareket etmiştim.
Şu an kollarımda bir kuş gibi titriyordu.
Arabanın yanına varınca yere oturdum.
Güneş hâlâ kollarımdaydı ama bu sefer ellerini yüzüme dokunduruyordu.
"Asker bey?"
Titrek sesini duyunca istemsizce gülümsedim.
"Buradayım, peri kızı. Güvendesin."
Dediğim an kollarını boynuma doladı ve bana sıkıca sarıldı.
"Pars! Geldin. Gece demişti ama inanmamıştım. Geldin."
Dondum.
Hem de öyle bir dondum ki kaskatı kesildim.
Panik atakta olduğu için ne yaptığını bilmemesi muhtemeldi.
Öte yandan ben temastan nefret ederdim ama onun temasını kabul etmekten başka çarem yoktu.
Kollarım yavaşça ve çekingence ince beline sarıldı.
Yaklaşık kırk iki dakika sonra Güneş, panik atak sonucu yaşadığı yorgunluk nedeniyle kucağımda uykuya daldı.
İstemsizce saçlarını okşadım ve ceketi biraz kaldırıp kolundaki morluklara baktım.
Bedeni hâlâ az da olsa titriyordu.
O an nedenini bilmediğim bir suçluluk hissettim.
Gece yerine onu seçmiştim.
Gece yerine yeni tanıdığım, hatta tanımadığım bir kadını seçmiştim.
Ve o kadın şu an benim kucağımda uyuyordu.
Kendime gelmem gerekiyordu.
Duygular yok, Pars. Askerî eğitimi hatırla.
Kendimi telkin ederken bileğimde yer eden nefesini hissettim.
Sabah krem sürerken de üflemişti.
Güneş, neden böyle hissetmeme neden oluyorsun?
Bahar Gece'yi kontrol ederken Batıralp etrafı gözetliyordu.
En sonunda hepimiz arabaya binip köye dönüş yoluna koyulduk.
Ben ise iki günlük uykusuzluğun getirdiği yorgunlukla, arabanın geniş bagaj bölümünde kucağımda uyuyan Güneş ile birlikte uykuya daldım.