11. bölüm · Kış Güneşi
10. Bölüm Yinelerle Dolu Dünyalar
Yine geldim.
Yine kaldım.
Yine kaçdım.
Ve yine yaralandım.
Hayatımda yaşadığım en saçma olayı sorsalar, başrollerinde kesinlikle Berat ve Ömer'in olduğu dana vakası olurdu.
Ama hayat işte...
Hep "yine"lerle dolu hatıralardan oluşuyordu.
Ve ben yine yeni bir saçmalıkla uğraşıyordum.
Köyden ayrılıp karargâha döneli bir gün olmuştu.
Emirhan Bey yaralarımı görünce önce güzelce temizlemiş, sonra da uzun uzun azarlamıştı. Sanki kırk yıllık arkadaşımdı.
Ben yaralarımla uğraşırken ekip de toparlanmış, Gülgün Teyze ve Mehmet Amca ile vedalaşmıştı.
Pars ise nereden bulduğunu hâlâ anlayamadığımız sesli bir hikâye kitabını Güneş'e hediye etmişti.
İşin komik tarafı, Güneş temastan kaçıp dururken Pars ilk kez birine dokunabilmek için fırsat kolluyordu.
Karargâha girer girmez herkes odasına çekilmişti.
Yemin ederim köy güzeldi ama insanın kendi odası gibisi yoktu.
Ben de raporları düzenleyip Albay'ın odasına göndermiştim.
Şimdi ise temizlenmiş üniformamı giymiş, sorgu odalarının bulunduğu bölüme doğru yürüyordum.
İşim bittikten sonra annemle babamı ziyaret edecektim.
Mezarlarını temizleyip birkaç çiçek bırakacaktım.
Sonuçta hayırsız evlat olmak gibi bir niyetim yoktu.
Sorgu odasına girdiğimde Berat ve Batıralp her zamanki gibi kenarlarda bekliyordu.
Ömer büyük ihtimalle kayıt odasındaydı.
Bahar da onun yanındadır diye düşündüm.
Pars'ın ise nerede olduğunu Allah bilir.
Oda her zamanki gibi boğucu bir havaya sahipti.
Siyah duvarlar alanı olduğundan daha dar gösteriyordu.
Ortadaki ahşap masa eskimişti.
Demir sandalyeler ise yılların yorgunluğunu taşıyordu.
Karşımda orta yaşlı bir adam oturuyordu.
Elleri kelepçeliydi.
Üstelik kelepçeler masaya da sabitlenmişti.
Adam başını eğmişti.
Sağ bacağı sürekli aşağı yukarı sallanıyordu.
Stres.
Belki korku.
Belki de endişe.
Karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Bana bak."
Sesim soğuktu.
Adam irkilerek başını kaldırdı.
"Zamanımı çalma."
Ellerimi masanın üzerinde birleştirdim.
"Adın. Kod adın. Çalıştığın kişi."
Masaya doğru eğildim.
"Bir de planlarınız varsa onları anlat."
Dudaklarım ince bir çizgi hâline geldi.
"Yalan söylemeye kalkma. Anlarım."
Başımla arkamdaki iki devi işaret ettim.
"Ve anlarsam arkadaki şu iki adam var ya..."
Berat ve Batıralp'e baktım.
"İçinden geçerler."
Tekrar sandalyeme yaslandım.
"Konuş."
Adam dişlerini sıktı.
"Sen Gölge'sin."
Sesi bile sinir bozucuydu.
"Demek ki kafanın içinde çalışan bir şeyler var."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Adım yok. Kod adım Cabar."
Burnundan soludu.
"Ve senin köpek dediğin insanlar senden daha üstün."
Batıralp'in dudakları kıpırdadı.
"Dedi kendini hayvandan aşağı gören adam."
Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Dostum."
Ellerimi açtım.
"İster Cabar ol ister Çobar."
Adamın yüzü gerildi.
"Adım Cabar."
"Sana göre."
Omuz silktim.
"Benim için hâlâ Çobar."
Masaya hafifçe vurdum.
"Anlat."
Adam susmaya devam etti.
Başımla işaret verdim.
Berat anında saçlarından kavrayıp başını geriye çekti.
Batıralp ise tek bir tokat indirdi.
Tokadın sesi odada yankılandı.
Ben ise kapıya yöneldim.
Bir...
İki...
Üç...
"TAMAM!"
Adam bağırdı.
"Gitme! Anlatacağım!"
Durdum.
Elim kapı kolunun üzerindeydi.
"Dinliyorum."
Adam derin nefes aldı.
"Adını bilmeyiz."
"Çakal derler."
Oda sessizleşti.
"Yıllardır bu işin içinde."
"Şimdi bazı üst düzey insanların bile güvenini kazanmış durumda."
Yüzüme baktı.
"Kimse onu görmez."
"Mesajlarını bir elçisi getirir."
"Kuzgun."
Kaşlarımı çattım.
Devam etti.
"Köye saldırı emrini veren de oydu."
Başımı salladım.
Berat'a kısa bir işaret verdim ve odadan çıktım.
Doğruca asker koğuşlarının bulunduğu kata yöneldim.
Odamın kapısını açıp içeri girdim.
Kapıyı arkamdan kapattım.
Yatağa uzandım.
Tavana baktım.
Biraz uyuyup mezarlığa gidecek enerjiyi toplamam gerekiyordu.
Ama uyuyamadım.
Kalkıp dosya düzenledim.
Olmadı.
Telefonla uğraştım.
Yine olmadı.
Sonunda yatağa geri uzandım.
"Ula normal zamanda olsa şimdiye çoktan gelirdin."
Kendi kendime söylenip telefonu elime aldım.
Haberleri araştırmaya başladım.
En çok da kayıp çocuk dosyalarını.
Çünkü Gülgün Teyze'ye söz vermiştim.
Güneş'in kayıp ağabeyini bulacaktım.
Ne pahasına olursa olsun.
Ve tam da en önemli yerde...
Uyku sonunda beni buldu.
Bu kez direnmedim.
Gözlerimi kapattım.
Kendimi karanlığa bıraktım.
Rüyalarım mı?
Onlar da bana kalsın.
