18. bölüm · KIRILMA NOKTASI

17.BÖLÜM GİT

zümrüdüanka zümrüdüanka

# Ateş'ten #
"Ateş Bey, hanımefendi gözünü açtı, 701 numaralı odada şu an."

"Tamamdır, teşekkür ederim."

Yaklaşık yarım saattir hastanedeydik. Ayaz ve Burak hâlâ gelmemişti. Şimdiyse Kader uyanmış; hemşireler de bu güzel haberi bana veriyordu. Haberi aldıktan sonra hemen 701 numaralı odaya geçtim ve kapıyı çaldım.

"Gel."

"Kader, girebilir miyim?"

"Gir."

"İyi misin biraz daha?"

"Bilmem, şok oldum sadece. Ama ikiz olduğumuzu nereden çıkardın? Abim olamaz mısın ya da kardeşim?"

"Belki de... Ama senin kimliğindeki doğum tarihiyle benimki aynı. Hadi senin doğum tarihin kesin değil, fotoğrafta yazan tarihe göre yazılmış kimliğine. Ama benim aileme doğum tarihimi söylemişler ve bendeki fotoğrafta da aynı tarih yazıyor. Yani bence o tarih ikimizin de doğum tarihi."

"Tüh ya!"

"Kader, bir kardeşin olsun istemiyor muydun? Beni istemiyor musun? Bak istemiyorsan saygı duyarım ama seni korumayı asla bırakmam."

"Saçmalama Cesur! 'Tüh ya' diyorum çünkü hep bir abim olsun, beni korusun istemiştim. Ama beni koruyan yakışıklı bir ikize de 'hayır' demem doğrusu."

"Gel buraya!"

Gidip ona sarıldım. Yıllar sonra bir ikizim olduğunu öğrenmiştim ve gerçek ailemden hep nefret ederken hayatıma ilk defa benimle aynı kanı taşıyan masum biri girmişti. Ve bu kişi benim ikizimdi.

"Bir an ikizlikten reddedilip bütün karizmam çizilecek sanmıştım, çok korktum."

Kıkırdadı. "Ya ayağını denk al işte, damarıma basmanla karizmanın çizilmesi bir olur. Ha bunu da bilesin!"

"Bu olsun istemem. Karizmam çizilirse kim bilir ne hâle gelirim acı bana!"

İkimiz de kahkaha atmaya başladık ve Kader yatağında yana kayıp bana döndü. Yanındaki boşluğa eliyle vurup konuşmaya başladı.

"Gelsene beraber uzanalım. Hem ikiziz ama birbirimizi hâlâ tam olarak tanımıyoruz."

Dediğini yapıp yanındaki boşluğa uzandım. Kolumu onun omzuna atıp başını göğsüme yasladım. O da ellerini belime sarıp bana iyice sarıldı.

# Kader'den #
"Kader güzelim, iyi misin? Yanına geldiğimden beri ağzını bıçak açmadı."

"Bilmiyorum, son zamanlarda yaşadıklarım biraz ağır geldi, onları düşünüyordum."

"Hepsi geçecek güzelim, sana söz veriyorum."

Burukça gülümsedim.

"Bana bu sözü veren ikinci kişisin. İlk kişi beni hayal kırıklığına uğrattı, o yaptı sen yapma beni ikinci kez hayal kırıklığına uğratma..."

Ateş tam konuşmaya başlayacaktı ki kapı bir anda açılmıştı ve tahmin edin gelen kimdi? Kim olacak, kötü insan lafının üstüne gelirmiş: Aras’tı. Ne yüzle geliyordu buraya? Onu görmemle birlikte zaten bozuk olan sinirlerim yerle bir oldu, gözlerim dolmaya başladı.

"S-sen ne yüzle geliyorsun buraya? Hemen git buradan!"

"Yapma..."

"Ne 'yapma', ne 'yapma'!" Daha fazla dayanamadım ve bağırıp çağırmaya başladım, onun üstüne atlamaya çalıştım.

"Aras bak, seni parçalarım!" Parçalarım derken gerçek anlamda parçalamaktan bahsediyordum, gerçekten de yapmak için üzerine atlamaya çalıştım ama Ateş buna izin vermiyordu, beni tutuyordu.

"Aras, sana 'git' dedim..."

Şu an çok kötü bir vaziyetteydim. Aras'tan çıkaramadığım hıncımı Ateş'ten çıkarıyordum resmen. Beni bırakması için ona bağırıyor, aynı zamanda yumrukluyordum.

"Cesur! Bırak beni, bırak! Aras, git buradan! Ya sen de bıraksana beni!"

"Kader yapma güzelim, sakin ol! Mert, sen de çık kardeşim, hadi."

Bense iyice kötüleşmiştim, sonlara doğru sesim fısıltıyla çıkıyordu: "Git... Ne olur git..."

Ben gözyaşları içinde onun gitmesini haykırırken sonunda arkasını dönüp odadan çıktı.

"Kader, tamam güzelim, bak şimdi hemşire sana sakinleştirici yapacak, uyuyacaksın, tamam mı?"

# Ateş'ten #
"Ayaz oğlum, sen iyi misin? Neden Mert'i de getiriyorsun ki?"

Mert odadan çıkalı, Kader'e sakinleştirici verileli yaklaşık 15 dakika olmuştu ve Kader kollarımda tekrardan uykuya dalmıştı. Ben de bir taraftan onun saçını okşuyor, diğer taraftan bizimkilerle konuşuyordum.
"Hiç sorma kardeşim, ben evden çıkarken bir taraftan da Burak'la konuşuyordum sonra bir anda odasından çıktı konuştuklarımızı duymuş. Tutturdu 'Ben de geleceğim' diye. Yani ben getirmesem yine bir yolunu bulup kendisi gelecekti."

"Ayaz haklı Cesur. Mert'in inadı inat biliyorsun, sen onu bunu bırak da Kader'le sizin bu hâl ne? Sevgili mi oldunuz? Bak Mert duyarsa çok fena olur..."

"Mert bana bir bok yapamaz! Kızı ne hâle getirdi görmediniz mi? Ayrıca 'merak ettin' diye söylüyorum Burak, sevgili değiliz."

"Bu ne hâl o zaman oğlum? Kızdan bu kadar haz etmezken şimdi kollarında uyuyor, saçını okşuyorsun."

"Kardeşiz biz."

"Nee?!"

Hepsi bir ağızdan konuştuktan sonra Burak yine konuşmaya başladı:

"Şaka değil mi, şaka yapıyorsun?"

Cebimdeki DNA raporunu çıkardım ve Burak'a uzattım. "Al, sana şaka Burak."

"Nasıl lan!"

"Harbi mi oğlum, ver bakayım şunu."

"Al bak Ayaz ben mi yanlış görüyorum yoksa gerçek mi?"

Ayaz elindeki kâğıda baktıktan sonra inanamayan gözlerle bana bakmaya başladı.

"Eee, Ayaz... Artık ekipteki tek ikizler siz değilsiniz!"

"İkiz mi?"

"Evet Burak, ikiz."

"İyi ama sen nasıl anladın da test yaptın?"

"Bir yıldır sizden sakladığım bir şey var..."

"Ne peki?"

"Annemin bana verdiği fotoğraftaki bebek ben değildim..."

"Nasıl yani?"

"Başta ben de o bebek benim sanıyordum ama ne zaman ki o fotoğrafa dikkatli bakıp o doğum lekesini gördüm, işte o zaman o bebeğin ben olmadığını anladım. Sonra Kader'i getirdiniz o fotoğraftaki bebekte olan doğum lekesinin aynısını onun boynunda gördüm. İşte o zaman iyice şüphelenmeye başladım."

"Eee sonra."

"Burak bir sabret kardeşim anlatıyorum işte. Kader hapishanedeyken çantasını bana verdi, belki bir kanıt bulabilirim diye bakmama da izin verdi. Ben çantasına bakerken bir kağıt yere düştü o kağıtsa Kader'in terk edildiği gün yanında bulanan fotoğraftı. Meğersem bendeki fotoğraf ondakinin kayıp parçasıymış ondaki fotoğrafta da ben varmışım. Bu da şüphelerimi artırdı ve test yaptım. Böylece kardeş olduğumuzu öğrendim. Benim doğum tarihimi zaten biliyorduk ama Kader'inki kesin değildi. Meğersem ondaki fotoğrafta da benim doğum tarihim yazılıymış, ikiz olduğumuzu da oradan öğrendim."

"İyi ama Cesur, belki o tarih fotoğrafın çekildiği tarihtir, nereden biliyorsun ki?"

"Az mantıklı düşün Burak. O tarihte daha bir günlük bile değildim, yeni doğan bir bebek öyle mi görünür; gözleri açık mı olur?"

"Haklısın, peki şimdi ne olacak?"

"Bunu bizden başka kimse öğrenmeyecek, hem de hiç kimse, anlaştık mı?"

"Tamam da Mert ne olacak?"

"O da öğrenmeyecek. Mert 12 yıldır tanıdığımız Mert değil, bizim kardeşimiz bu değildi. Kızı ne hâle getirdi bir baksanıza! Bize 'O kız benim kimse dokunmayacak' diyordu, şimdi de kıza ihanet eden arkadaşıyla beraber geziniyor. Belki de sevgili, onun bunu bilmeye hakkı yok. Ne zaman Mert eski Mert, kardeşimiz oldu; işte o zaman bunu o da öğrenir ama şimdi değil."