KIRIK SOYADI kitap kapağı

2. bölüm / 5

İLK ÇATLAK

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: İLK ÇATLAK

"Bazı insanlar doğduğu soyadını gururla taşır. Bazıları ise o soyadını sırtında bir yük gibi hisseder. Ben ikisini de yaşadım. Bir gün, babam tek bir cümleyle beni ailesinden sildi. Ama bilmediği birşey vardı... O gün kaybettiğim sadece soyadım değildi; ben o gün vatanıma verdiğim sözü seçmiştim."

Kapının önünde durduğumu hatırlıyorum.

Aslında babamla konuşmaya gelmiştim. Belki bu kez beni dinler diye düşünmüştüm. Kara Harp Okulu'nun neden bu kadar çok istediğimi anlatacaktım. Belki ilk defa beni anlamaya çalışırdı.

Tam kapıyı çalacaktım ki içeriden gelen sesle elim havada kaldı.

"Ortaklık için en doğru karar bu."

Kaşlarımı çattım. Ne ortaklığı?

Bir adım daha yaklaştım.

"Alya'yı oğluma alırsak iki aile de kazanır."

O an nefes almayı unuttum.

Ben... Babamın gözünde bir kız evlat değil, bir anlaşmanın parçası mıydım?

Babamın vereceği cevabı duymamayı o kadar çok istedim ki...

"Ben de aynı fikirdeyim."

İşte o an içimde bir şey sessizce kırıldı.

Odamın camının önünde oturmuş, dışarıdaki, sessizliği izliyordum. Ama ne kadar uzaklara baksam da babamın sözlerinden kaçamıyordum.

Ben de aynı fikirdeyim...

O cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.

Yıllarca onun bir gün bana kızgın bir baba gibi değil, gurur duyan bir baba gibi bakmasını beklemiştim. Belki birgün olduğum gibi kabul eder diye düşünmüştüm. Ama bazı insanlar sevmeyi değil, yönetmeyi öğrenmişti.

Kapım usulca çaldı.

Gelen abim Emir'di

Koyu renk saçları, babamdan aldığı keskin yüz hatları ve ciddi bakışları vardı. Ama o sert görünüşün altında kimsenin bilmediği yumuşak bir kalp taşırdı.

Abim benim için sadece bir kardeş değildi.O, çocukluğumdan beri eksildiğini hissettiğim güven duygusuydu. Babamın sert bakışlarının aksine onun gözlerinde hep anlayış vardı.

Abim içeri girdiğinde gözlerimi ondan kaçırdım.

"Alya..."

Sesindeki yumuşaklığı duyunca daha fazla dayanamadım. Babamın aksine Emir, gözlerime baktığında beni susturmak yerine, anlamaya çalışırdı.

"Abim... Neden ağlıyorsun?"

"Yok bir şey abi."

Bunu bile derken sesim titremişti. Abim de inanmamıştı.

"Abilere yalan söylenmez, babam mı yine?"

"Ben... Onunla konuşmaya gitmiştim çalışma odasına, ama içeriden başka birinin sesini duydum beni ortaklık için evlendirecekmiş."

Daha fazla dayanamadım ve ağlamaya başladım. Kollarının arasına sığındığımda, yıllardır aradığım baba şefkatini yine onda bulmuştum.

"Üzülme abim, ağlama dökme incilerini."

"Ama abi ben, asker olmak istiyorum. Evlenmek istemiyorum."

O an abim nefesini tuttu. Ve başını bana yasladı.

"Merak etme, ben halledicem."

Bir anda sesindeki ciddiyet resmen kalbimi sıkıştırdı. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda uzaklara dalmış düşünüyordu.

"Ne düşünüyorsun? Abi."

"Ne olursa olsun evlenmeyeceksin. Harp okulunu okuyacaksın."

Derin bir nefes alıp.

"Babam akşam seni yanına çağırır kesin konuşmak için. Sen ona evliliği kabul edeceğini ama üniversite okuduktan sonra evlenmek istediğini söyleyeceksin."

Şaşkınlıkla abime baktım, babam hayatta kabul etmezdi.

"Ama abi babam istemiyor ki asker olmamı. Nasıl olucak?"

Değişik bir şekilde gülümseyip.

" bölümü sorarsa anaokulu öğretmenliği diyeceğiz. Ki zaten babamın ilgilendiği şey bölümün değil, evliliğin olucak. O yüzden bunu kullanıcağız."

Abim gerçekten babama yalan söylememi öneriyordu.

Kesinlikle abim delirmiş.

"Abi babam gerçeği öğrenirse mahveder bizi ama. Kabul ediyorum zaten asker olduktan sonra zorlayamaz beni evliliğe."

Dedim gülümseyerek abim gururla omuzlarını dikleştirdi.

"Eee bende asker abisi olacağım herkese hava atabilirim artık."

Kahkaha attım. Hemen ardından sesimi kıstım. Sesim babama giderse kızabilirdi.

"Benim de abim ceo benim de gururlanmam lazım o zaman."

Yemek saatine doğru abimle takılarak geçirdik. Yemek masasında her zamanki gibi ses çıkmıyordu, babam masanın köşesine oturmuş sert yüz hatlarıyla hiç bir mimik göstermiyordu, babam dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen adamlardandı. Kahverendi gözleri, siyah saçları ve sert yüz hatları onu güçlü gösterirdi. İnsan bazen birinin yüzüne değil, kalbine bakmalıydı. Babamın yüzündeki sertlik, ona yaklaşmayı imkansız kılıyordu.

Annem ise hemen yanında oturmuş, hafif bir tebessümle yemeğini yiyordu. Yumuşak yüz hatları, siyah saçları ve yeşil gözleriyle güzel bir kadındı. Babama değilde anneme benzediğim için kendimi şanslı hissederdim. Ama bazen onun sessizliği, babamın sert sözleri kadar canımı yakardı. Beni sevdiğini biliyordum, fakat konu babam olduğunda hep susmayı terceh ederdi.

Abim de babamın diğer yanında oturmuş sessizce yemeğini yiyordu. Bende hemen yanında oturmuştum ama akşam yapacağım konuşma yüzünden boğazımdan yemek geçmiyordu. Resmen bir düğüm vardı boğazımda arada karnıma kramplar giriyor ve yerimde kıvranıyordum.

Abim benim halimi farkedip bana baktı.

"Ne oldu, niye kıvranıyorsun?" Diye sordu.

"Karnıma kramp girdi. Sitresten galiba."

Kafasını sallayıp önüne döndü çünkü yemek masasında konuşmak yasaktı.

Akşam odamda babamın beni çağırmasını bekliyordum. Stresten karnıma kramplar giriyor, odanın içinde volta atıyordum.

Tam o sırada kapı usulca çaldı.
Gelen Emir'di.

"Sakın stres yapma, abim. Her şey güzel olacak. Sakince, 'Okulumu okuduktan sonra evleneceğim.' Diyeceksin tamam mı?"

Abimin sesi her zamanki gibi sakindi. İçimdeki korku hala geçmemişti ama onu yanımda görmek bile nefes almamı kolaylaştırıyordu.

Abime sarılıp.

"İyi ki varsın." Diye fısıldadım.

Ayrılıp derin bir nefes çektim abime son kez bakıp odadan çıktım, koridorda yürürken kendimi telkin ediyordum.

Yapıcaksın, Alya

Kapıya geldiğimde bir an durdum. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldım,içeriden gel komutunu duyunca içeri girdim.

Babam çalışma masasına oturmuş geriye yaslanmıştı. Kapı açıldığında bakışları direk bana kaydı, duygusuzca bakıyordu.

"Gel otur, seninle bir şey konuşmam lazım."

Tek kelime etmeden karşısındaki tek kişilik koltuğa oturdum. Küçüklüğümden beri babama uzun süre bakmaya korkardım, ama şimdi tam yüzüne bakıyordum babam bakışlarımı görünce kaşlarını kaldırdı.

Babam birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından sandalyesinde dik bir pozisyona geldi.

"Tercih zamanı başladı. Umarım hâlâ askerlik düşünmüyorsundur."

Duygusuz sesi ve askerlikten bahsederken memnuniyetsizliği iliklerime kadar hissettim. Derin bir nefes alıp.

"Hayır, vazgeçtim anaokulu öğretmenliği istiyorum."

Babam bunu duyunca şaşırdı. Tabi küçüklüğümden beri asker olmak istediğimi biliyordu. Bir anda fikrimi değiştirmem ona inandırıcı gelmemişti.

Babam kaşlarını çattı. Parmaklarını masanın üzerinde birleştirip gözlerini üzerime dikti.

"Askerlikten vazgeçtin öylemi? Buna inanacağımı mı düşünüyorsun seni bildim bileli bu saçmalığı istiyorsun."

Hayallerimden saçmalık diye bahsetmesi içimden bir yerleri kırmıştı.

Kırıldığımı belli etmeyip kendimi toparladım.

"Arkamda duracak ne babam ne de annem olmadığı için vazgeçtim."

Bunu söylerken sesimdeki hayalkırıklığını saklayamadım. Babam bir an dondu üzüldü sandım ama hemen kendini düzeltti.

"Saçmalama doğru düzgün bir meslek seçseydin arkanda dururduk."

Sözleri kalbimi deşiyordu. Daha fazla dayanamadım konuyu açtım yoksa gerçekten ağlamaya başlayabilirdim.

"Neyse... Beni neden çağırmıştın?"

Babam gözünü odada gezdirdi nasıl söyleyeceğini düşünüyordu sanırım.

"Biliyorsun uzun süre biri ile ortaklık yapmak için çalışıyorum."

Yüzümde bir mimik bile oynatmadan dinliyordum.

"Adam kabul etti ama bir şartı vardı... Onun oğluyla seni evlendirmek istedi ancak öyle ortaklığı kabul ediceğini söyledi."

Bunu tekrar duymak beni daha kötü yaptı.

Gözlerim doldu ama akmasına izin vermedim bir umut düşüncesini değiştirmiştir diye sordum.

"Sende... kabul etmedin, değilmi baba?"

Sonlara doğru sesim kısılmıştı. Babam sessiz kaldı, gözlerinin tam içine bakarak tekrar sordum bu sefer sesim daha güçlü çıktı.

"Bir şey desene, kabul ettin mi?"

"Ettim..."

Tek kelime.

Sanki odadaki bütün sesler bir anda kesilmişti. Babamın yüzüne baktım. Ondan bu cevabı duymak, ilk duyduğum anda yaşadığım acıyı yeniden hissettirdi.

Gözlerim doldu ama ağlamayacaktım.

Abimle yaptığımız planı uygulamanın zamanı gelmişti.

"Bir şartla kabul ederim."

Babam kaşlarını çatıp.

"Ne şartından bahsediyorsun, babana şartmı koşuyorsun sen."

Sesi hoşnutsuzlukla doluydu.

Cesaretle.

"Evet. Şart koşuyorum üniversitemi okuyacağım."

Babam saçma bir şey söylemişim gibi baktı.

"Okuyacaksın zaten, evliykende okuyabilirsin."

"Hayır, ben üniversitemi bitirip evlenirim. Ve okulum nerde çıkarsa karışmayacaksın."

Babam sıkkın bir şekilde nefes çekti.

"Tamam karışmayacağım ama o okula yüzükle gidersin. Başka türlüsüne izin vermem."

İtiraz istemeyen bir ses tonuyla konuşunca bir şey diyemedim. Ne zaman bu şekilde konuşsa dilim kilitleniyor sanki.

"Tamam. O yüzüğü takarım ama bana karışmayacaksın."

"Tamam, anlaştık."

Benimle nir yabancı gibi konuşmasıyla nefret ediyorum.

"Evet anlaştık."

Ama içimden geçen cümle başkaydı.

Hayır baba.

Seninle aynı konuda anlaşmadık.

Ben üniversiteye gideceğim.

Ama senin düşündüğün üniversiteye değil.

Yeni bölüm için küçük bir hedef koyuyorum.🤍

🎯 50 oy →yeni bölüm geliyor!

💬 50 yorum olursa da sizden gelen yorumlara göre ekstra küçük bir içerik hazırlayacağım.👀
Alya'ya 10 soru

Okuyan, oy veren ve yorum bırakan herkese şimdiden teşekkür ederim. Desteğiniz benim için gerçekten çok değerli ve yorumlarınıza göre kendimi geliştiriyorum hepinizi çok seviyorum.🫶🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…