4. bölüm / 6
KİRAZ ÇİÇEĞİ 🍒🍒3.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 🍒3.BÖLÜM
- 1 BİLGİLENDİRME‼️65 kelime
- 2 GİRİŞ|1.BÖLÜM997 kelime
- 3 🍒2.BÖLÜM1.500 kelime
- 4 🍒3.BÖLÜM1.314 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 🍒4.BÖLÜM1.585 kelime
- 6 🍒5.BÖLÜM🍒1.521 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uzun ve yorucu günün sonunda, dükkanın cam kapısını kapattık ve eve gitmek üzere yola koyulduk. Sokak lambalarının soluk ışığı altında yürürken Zeynep oldukça bezgin görünüyordu; omuzları çökmüş, adımları ağırlaşmıştı.
“Pastane işletmek bu kadar zor muydu ya? Benim niye bundan hiç haberim yoktu? Bilseydim hiç kalkışmazdım bu işe,” diye söyleniyordu, bacaklarını adeta arkasından sürükleyerek. Dudaklarını büzmüş, isyankâr bir tavırla etrafına bakınıyordu.
“Söylenme söylenme... İlk gün diyedir, sonrasında işlerin daha rahat geçeceğini umuyorum,” dedim. Sesimdeki teselli etmeye çalışan tonu ben bile yetersiz bulmuştum. Avuçlarımın içi günün yorgunluğundan hala hafifçe sızlıyordu.
Zeynep omuzlarını iyice düşürerek, şüphe dolu gözlerle yüzüme baktı. “Umuyor musun? Bak, sen de emin değilsin,” dedi. Haklıydı, içimdeki o belirsizlik sesime yansımıştı. “Yani... İşe birini daha alınca rahat geçer, ondan eminim,” diyerek durumu toparlamaya çalıştım. Bu sözüm üzerine Zeynep’in yüzünde ani bir aydınlanma belirdi. Eski neşesine anında kavuşarak, gözlerini hevesle parlatıp atıldı: “Demir’i işe alıyor muyuz?”
Gözlerimi devirdim ve serin gece havasını dışarıdan içime üfleyerek derin bir iç çektim. İçimdeki bıkkınlık sesime yansımıştı. “Demir mi? Zeynep, ne oldu sana, ne diye Demir diye tutturuyorsun?” dedim.
Ellerini hızla kaldırıp iki yana açarak, son derece masum bir şekilde olmaya çalıştı. “Hiç... Çocuk yeni taşınmış buralara, işe de ihtiyacı vardır kesin. Ondan yani...” dedi. Sesindeki o hafif titreme gözümden kaçmamıştı. “Hım... Sadece ondan yani?” dedim, tek kaşımı sorgular gibi havaya kaldırarak. Yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyordum.
Zeynep hemen atılıp elini boynuma doladı ve beni kendine doğru çekti. “Eee, tabii ki kanki, başka neden olacak?” dedi, sesini neşeyle yükselterek. Onun bu hallerine dayanamayıp hafifçe kıkırdadım. “Eee, öyle olsun madem,” dedim, teslim olmuş bir gülümsemeyle. Nihayet Zeynep’in evinin önüne geldiğimizde, sokak lambasının ışığı yüzüne vuruyordu. “Hadi görüşürüz kirazım,” dedi neşeyle.
“Görüşürüz,” dedim, yüzümde beliren küçük, sıcak bir tebessümle. Birbirimize sarıldık. Ondan ayrılıp el salladıktan sonra arkamı döndüm ve kendi evime doğru ilerlemeye başladım. Sokaklar artık iyice sessizleşmişti. Eve ulaşıp avlu kapısını açtığımda, ayak seslerim taş zeminde yankılandı. Tam o sırada içeriden annemin sesi yükseldi:
“Kiraz, sen misin?”
“Benim!” diye seslendim. Yorgunluktan dizlerim titriyordu. Merdivenlerden yukarı doğru çıkmaya başladım. Kapının önüne varıp ayakkabılarımı kaldırmak için eğildiğimde, gözüm kapı da duran ayakkabılara takıldı. Bize ait olmayan, oldukça şık ve tanıdık gelmeyen bir çift ayakkabı duruyordu orada. Kalbim hafif bir merakla çarpıyodu. Kim gelmişti ki üstelik bu saatte? Ayakkabılarımı ayaklarımla iterek çıkardım, eğilip duvarın üstüne indirdim ve kapıyı açıp içeri girdim. Koridorda annemi gördüm. Yüzüne “Kim geldi?” dercesine, merak dolu ve sorgulayan bir bakış attım. Annem sessiz kaldı, gözlerini benden kaçırdı. Tam o anda mutfaktan anneannemin o sevecen, tonton sesi yükseldi: “Yee kuzum, uzun yoldan gelmişsin, acıkmışsındır.”
Hemen ardından gelen ses ise içimi buz gibi yaptı: “ gerçekten gerek yok...” diyordu. Bu ses... Hiç de yabancı gelmiyordu. Kulaklarımda dolanan sesle birlikte yüzüm aniden düştü, kaşlarım çatıldı. Çantamı hızla askıya asıp ayaklarımı terliklerime geçirdim ve acele adımlarla mutfağa doğru yürüdüm. Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Mutfağın kapısından içeri adım attığımda gördüğüm manzara karşısında adeta şok geçirdim. Kan beynime sıçramıştı, ellerimin titremesine engel olamadım. Ağzımdan çıkan tek cümle, nefret dolu ve keskin bir ses tonuyla, “Bunun ne işi var burada?” oldu. Annem arkamdan gelip panik içinde koluma dokundu. Sesindeki telaş odadaki gerginliği artırıyordu. “Kiraz, sakin ol annecim...” diyordu fısıldar gibi.
Karşımda oturan kişi kuzenimdi. Gözlerimi ona diktim ve öfkeden kısılan bir sesle sordum: “Ne işin var senin burada Hilal?” Hilal, ellerini çenesinin altında birleştirip o sinir bozucu, rahat tavrıyla bana baktı. “Immm, şeyyy... Kiraz, sakin ol. Senin için gelmedim, merak etme,” dedi, yüzünde hafif bir alayla. “Sakin ol diyor ya! Evime gelmişsin, masama, üstelik benim sandalyeme kurulmuşsun, bir de bana sakin ol kiraz diyorsun, hah!” Sesim mutfakta yankılanmıştı. Öfkeden nefesim daralıyordu. Annem hemen kolumdan tutup beni çekiştirmeye, mutfaktan çıkarıp diğer odaya götürmeye çalıştı. “Kiraz, hadi annecim, odana geç sen,” diyerek beni sakinleştirmek istiyordu.
Ama ben arkamı yarı dönmüş bir şekilde elimi hararetle sallayarak bağırdım: “Bu kız gidecek bu evden! Gideceksin bu evden!” Annem beni zorlukla odama götürüp kapıyı kapattığında, yüzündeki ciddi ifadeyle doğrudan gözlerimin içine baktı. “Kiraz, Hilal burada kalacak,” dedi. Duyduklarıma inanamıyordum. “Ne demek burada kalacak?!” diye çıkıştım. Annem sakin kalmaya çalışarak açıklamaya başladı: “Teyzen ve enişten bir müddet çalışmak için başka şehirde olacaklar. Bu yüzden Hilal bizimle kalacak.”
“Hıh! O da gitseymiş ailesiyle, ne işi var bizde ya? Hem nefret ediyorum ben ondan!” dedim, kollarımı göğsümde sıkıca kavuşturarak. Öfkeden gözlerim dolmuştu. “Kiraz, çok ayıp. O senin kuzenin ve bizden başka akrabası yok burada. O yüzden bizde kalacak. Hem aranızdaki problemi oturun, medeni iki insan gibi çözün,” dedi annem, sesini biraz daha ciddileştirerek. “Medeniyet mi? Aman, o mu çok medeni sanki? Ne anlar o medeniyetten!” diye soludum. Annem kararlı bir ses tonuyla son noktayı koymaya çalıştı: “Kiraz, Hilalle bir müddet aynı evde yaşayacaksınız. Bu yüzden iyi anlaşmaya bakın.”
“Ne aynı evi, ne yaşaması ya? İstemiyorum, kabul etmiyorum ben böyle bir şeyi!” diyerek isyan ettim. Odanın içinde öfkeyle dönüp duruyordum. Annem artık iyice sinirlenmiş olacak ki kaşlarını çattı ve sert bir sesle, “Hilal burada kalıyor, bitti, nokta! Daha fazla itiraz istemiyorum,” dedi. Bu söz bardağı taşıran son damla oldu. “O zaman ben de Zeynep’lere gidiyorum. O içerideki kişi bu evden gidene kadar da orada kalacağım!” dedim. Hırsla gardıroba yöneldim. Annem arkamdan, “Saçmalama Kiraz!” diye bağırdı. “Hayır, gidiyorum!” dedim. Çantamı hızla açıp içine rastgele birkaç parça kıyafet fırlattım. Fermuarı hızla çekip odadan çıkıyordum ki annem arkamdan seslenmeye devam etti: “Kiraz, bugün orada kalabilirsin ama yarın eve döneceksin. Sadece bir güncük...”
Onu duymamış gibi yaparak koridorda yürümeye devam ettim. Annemin arkamdan yükselen öfkeli sesini duyuyordum: “Heyy! Kime diyorum ben, duydun mu? Yarın eve geleceksin!” Cevap vermedim. Dış kapıyı arkamdan çarparak çıktım. Merdivenleri ikişer üçer inip kendimi sokağın sessizliğine bıraktım.”Heh, Zeynep’te kalırım ben de,” dedim sinirli bir ifadeyle. Kendi kendime mırıldanıyor, öfkeden topuklarımı sertçe yere vuruyordum. Sokağın başına çıkıp tam hızla ilerleyecekken arkamdan bir ses yükseldi: “Kiraz!” İsmimi duyunca hızla arkama döndüm. Sokak lambasının loş ışığı altında Ege duruyordu. Şaşkınlıkla, “Ege?” dedim.
Ege, üzerimdeki çantaya ve gergin halime bakarak, “Hayırdır, nereye bu saatte gece gece?” diye sordu. Sesinde samimi bir merak vardı. Elimi afallamış bir şekilde saçlarımın arasına geçirip karıştırdım. “Zeynep’lere gidiyorum, orada kalacağım,” dedim. Ege kaşlarını hafifçe kaldırarak, “Hım, niye ki? Saat Geç olmuş ya, ondan sordum,” dedi. “Sorma ya... İsmi lazım değil birisi evimizi zapt edince ben de çıktım geldim,” dedim, Hilal’in adını bile anmak istemeyerek. Ege durumun ciddiyetini anlamış gibi kafasını salladı. “Hım... Eşlik edeyim sana, akşam akşam tek başına gitme,” dedi. “Olur, çok iyi olur. Yürürken sinirim geçer belki,” dedim. Yan yana yürümeye başladık. Gece rüzgarı yüzüme vurdukça biraz olsun sakinleştiğimi hissediyordum.
Bir süre sessizce ilerledikten sonra sessizliği bozmak için, “Eee, sen nasılsın?” dedim.” İyi... Öyle her zamanki gibi işte,” dedi Ege. Kısa bir duraksamanın ardından, gözlerini bana çevirip ekledi:
“Hilal mi geldi?” diye sordu.
“Ayy, alma Allah aşkına şunun adını ağzına!” diye çıkıştım, ellerimi havaya savurarak. Ege hafifçe iç çekerek, “Alınma ama Kiraz... Biraz abartıyorsun gibi geliyor bana,” dedi. Ona inanamayan gözlerle baktım. Ege ise devam etti: “Kız ne yaptı ki? Doğum gününde alt tarafı seninle aynı kıyafeti giydi. Bu kadar sinirlenerek abartıyorsun.”
“Sorun aynı kıyafeti giymesi değil! Sorun, benim o kadar, aylarca hayalini kurup özel olarak yaptırdığım tasarım elbisenin aynısını arkamdan sinsice yaptırıp, nispet yapar gibi tam da benim doğum günümde giymesi! Hem, sen onu mu savunuyorsun bana? Senin arkadaşın benim, o değil!” dedim, sesim sokağın sessizliğinde yankılanırken. Ege mahcup bir tavırla, “Savunmak demeyelim de... İkiniz de arkadaşımsınız...” diyordu ki lafını ağzına tıkadım. “Git o zaman diğer arkadaşınla konuş bu mevzuları! Zaten geldik gördüğün üzere Zeynep’in evine. Hadi, görüşürüz bana!” dedim. Öfkeyle arkamı dönüp apartman kapısına yöneldim.
Ege arkamdan çaresizce, “Kiraz...” diye seslendi. Gitmekte kararlı olduğumu görünce kendi kendine, “Görüşürüz,” diye mırıldandı. Zeynep’lerin zilini parmağımı basılı tutarak çaldım. Kısa bir süre sonra kapı açıldı. Zeynep, üzerinde dağınık ev kıyafetleri ve darmadağın saçlarıyla karşımda duruyordu. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırarak, “Kiraz? Ne işin var bu saatte burada?” dedi. “Ayy sorma kanki... Kuzen denilen kişi geldi eve, ben de kaçtım, size geldim,” dedim, bitkin bir sesle kendimi koridora atarken. Zeynep’in gözleri hayretle açıldı. “Hilal mi geldi? Yok artık!” dedi. Cevap vermedim. Sadece onaylar anlamda sessizliğimi koruyarak yüzüne baktım.
Bölüm etkileşimi
