3. bölüm / 6
KİRAZ ÇİÇEĞİ 🍒🍒2.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 🍒2.BÖLÜM
- 1 BİLGİLENDİRME‼️65 kelime
- 2 GİRİŞ|1.BÖLÜM997 kelime
- 3 🍒2.BÖLÜM1.500 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 🍒3.BÖLÜM1.314 kelime
- 5 🍒4.BÖLÜM1.585 kelime
- 6 🍒5.BÖLÜM🍒1.521 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çiçeklere bakıp duruyordum.
Kim göndermiş olabilirdi ki bu çiçekleri? Tezgahın üzerindeki pembe bukete bakarken kafamın içinde ihtimaller uçuşuyordu. Tam o sırada Zeynep’in muzip sesi sessizliği böldü. ”Belki de gizli bir hayranındır.” Eliyle ağzını kapatıp o sinir bozucu ama tatlı kıkırdamalarından birini koyuverdi. Gözlerimi devirip buketi sertçe yakaladım. “Gülme Zeynep! Yanlış adrese gelmiştir. Mantıklı olan bu, evet, kesinlikle yanlış geldi.” Diyerek çiçekleri yanındaki sandalyenin üzerine sertçe bıraktım. Kalbimin ritmi hafifçe hızlansa da bunu kendime bile itiraf etmek istemiyordum.
Zeynep ellerini iki yana açıp abartılı bir şaşkınlıkla bana doğru adımladı. Pastanenin parlak ışığında gözleri parlıyordu. “Ayy Kiraz! Mahallede kaç tane Kiraz var da yanlış gelsin? Elif desen, Ayşe desen, hadi Zeynep desen anlarım da... Bu civarda bildiğim kadarıyla kiraz tek sensin. Bence gizli hayranın işte! Düşün bakayım biraz, kim var sana aşık? Aman, hayran olacak? ”Ellerimi belime koyup öfkeli ve dik bakışlarımı doğrudan gözlerine kenetledim. Susması için sert bir duruş sergilemeye çalışıyordum ki Zeynep’in aniden attığı çığlıkla yerimden sıçradım.
“Kesin şeydir bu! Şey vardı ya...” Sağ elini ensesine koyup gözlerini kıstı, hafızasını zorlar gibi derin bir nefes aldı. “Neydi adı... E harfiyle başlıyordu.” Bir iki saniye duraksadıktan sonra parmaklarını şıklattı. “E-ee, heh, Enes! Kesin o!” diyerek kahkahalarına kaldığı yerden devam etti. Yanıma gelip kolunu omzuma attı, beni hafifçe sarstı. “Lisedeyken zaten sana aşık değil miydi? Kesin odur.”
“Ne Enes’i Allah aşkına Zeynep ya!” Omzumu silkip elini üzerimden indirdim. Göğsüm sinirden hızla inip kalkıyordu. “En son çocuğa ne yaptığımı unuttun galiba. Hayatta bunları göndermeye cesaret edemez artık.” Derken kendimden emin bir şekilde başımı iki yana salladım. Zeynep’in yüzündeki o neşeli ifade anında söndü. Omuzlarını düşürdü. “Doğru, çocuğu resmen kek yapmıştın...” diye mırıldandı hayal kırıklığıyla. Ama vazgeçmeye niyeti yoktu. Gözlerini tekrar kısarak o meraklı dedektif ruhuna büründü. “Eee, kim o zaman bu gizemli şahsiyet?”
“Öfff, ne bileyim Zeynep! Aman boş ver, kimse kim.” Sıkıntıyla derin bir nefes verdim. Avuçlarımın içi stresten terlemeye başlamıştı. “Şu anda daha önemli işlerimiz var. Hem her kimse, bu çiçekleri kafasında paralarım! Çöpe atıp geliyorum.” Zeynep arkamdan endişeli bir ses tonuyla seslendi: “Kiraz, biraz daha sakin mi olsan acaba? Çocuk sana ne yaptı kanki?”
Dükkanın kapısına doğru yürürken birden durdum. Parmaklarımdan birini, aradığım cevabı bulmuş gibi havaya kaldırdım. “Şey yaptı... Imm, şey...” Arkama dönüp Zeynep’in gözlerinin içine baktım. “Korkak! Evet, korkak!”
”Korkak?” diye hayretle tekrarladı Zeynep. ”Evet, aynen öyle! Hem korkak olmasaydı gelir karşıma çıkardı. Hani nerede? Göremiyorum!” Sandalyenin üzerindeki çiçeği hışımla aldığım gibi kapıya yöneldim. Kağıt ambalajın parmaklarımın arasında çıkardığı hışırtı öfkemi daha da körüklüyordu. “Çöpe atayım da şunu, kurtulalım.”
Çöp konteyneri hemen sokağın köşesindeydi. Burnumdan soluyarak, sert adımlarla dışarı çıktım. Serin sokak havası yüzüme çarpsa da içimdeki yangını söndürmeye yetmiyordu. Çiçek buketini ne kadar büyük bir öfkeyle sıktığımı, ancak köşeyi dönerken sert bir bedene çarpıp yere kapaklandığımda fark edebildim. Dizlerim sert betona çarptığında küçük bir acı dalgası yayıldı. Başımı hızla yukarı kaldırdım. Karşımda Ege’yi görünce göğsümdeki o gergin yumru aniden çözüldü, rahat bir nefes çektim. Ege hemen eğilip endişeli bir yüz ifadesiyle bana baktı. “İyi misin?” diye sordu, sesi telaşlı geliyordu.
Sızlayan kolumu tutarak yerden destek aldım. “İyiyim, kolum biraz acıdı o kadar. Kusura bakma, birden çarptım sana.” Dedim, sesimi toparlamaya çalışarak.
“Yok, sen kusura bakma asıl. Benim hatam, dalgındı...” Ege cümlesini tamamlayamadı. Bakışları caddenin ortasına, tozun toprağın içine saçılmış olan çiçek buketine kaydı. Gözlerini o bukete dikmiş, öylece bakıyordu.
Bir an şaşkınlıkla Ege’nin bu ani sessizliğini izledim. Sonra ortamdaki gerginliği dağıtmak için yüzüme sahte bir gülüş yerleştirip bakışlarımı ona çevirdim. “Hayırdır kanki? Çiçeklere kenetlendin. Beğendiysen al, senin olsun.” Dedim kıkırdayarak. Ege afallamış bir halde, bakışlarını çiçeklerden zorlukla kopararak bana döndü. “Yok... K-kimdenmiş ki?” diye kekeledi. Yüzü hafifçe gerilmiş gibiydi.
“Bilmem, dükkanda buldum. Aman, kim bilir hangi korkağın teki göndermiş.” Diyerek omuz silktim. Yerdeki çiçeğe doğru eğildim, buketi tek hamlede kavrayıp hemen yanımızdaki çöp konteynerinin içine fırlattım.”Heh! Bitti gitti işte.” Diyerek ellerimi birbirine vurup üzerindeki hayali tozları çırptım. İçimde tuhaf bir hafifleme hissi vardı. Arkamı dönüp Ege’ye baktım. “Eee, sen nereye böyle?”
“Ben mi?” Gözlerini kaçırıp ensesini kaşıdı. “Hiç... Öyle, fırına usta çağırdı da. Gidip bir gelmem lazım.” ”Ee, tutmayayım seni o zaman.” Dedim ve elimle geçmesi için yolu göstererek kibar bir öncelik hareketi yaptım. Ege de aynı şekilde eğilerek bana karşılık verdi. Yüzünde belli belirsiz, sıcak bir gülümseme belirdi. “Buyurunuz Kiraz Hanım.” ”Ayy, teşekkürler kanki!” diyerek saçlarımı neşeyle arkama savurdum ve büyük adımlarla önden yürümeye başladım.
“Teşekkür bizden.” Diye mırıldanarak arkamdan geliyordu. Adımları yavaştı. Merakıma yenik düşüp çaktırmadan başımı arkaya doğru çevirip duruyordum. Onun da bana baktığını hissetmek tuhaf bir his yaratıyordu. Pastanenin önüne geldiğimde içeri girmek için kapının kulpuna uzandım. O sırada arkamdan Ege’nin sesi yükseldi: “Görüşürüz Kiraz Hanım!” Hızla arkamı döndüm, yüzümdeki engelleyemediğim gülümsemeyle elimi salladım. “Görüşürüz Ege!” Kapıyı açıp içeri adım atarken kendi kendime kızıyordum. Ne yapıyordum ben? Resmen salak gibi davranıyordum.
İçeri girdiğimde Zeynep kapının hemen yanında, kollarını göğsünde kavuşturmuş, meraklı bir ifadeyle beni bekliyordu. “Ege miydi o?” diye sordu gözlerini kısarak.” Evet, Ege’ydi. Çöpü atarken karşılaştık da...” diye mırıldandım, konuyu geçiştirmek ister gibi tezgaha doğru ilerledim. Zeynep’in sorgulayıcı bakışları hala üzerimdeydi. “Attın mı güzelim çiçekleri?” diye sordu. ” Attım.” dedim net ve keskin bir ses tonuyla. Konunun kapanmasını istiyordum. ”İyi halt ettin Kiraz! Neyse, hadi yürü gidelim, çalışmaya başlamamız lazım.” Dedi Zeynep pes ederek.
Derin bir nefes alıp önlüğümü düzelttim. “Haklısın. Bir de... Bize burada çalışacak bir yardımcı lazım aslında.” Dedim, etrafa göz gezdirerek. İki kişi bu tempoya yetişemezdik.” Evet, kesinlikle birisi lazım. İki kişiyle yürümez bu iş. Ben bugün cama bir ilan yapıştırayım hemen.” Diyen Zeynep, eline bir kağıt kalem alıp içeriye doğru yürüdü. Hızla işe koyulduk. Zaman su gibi akıp geçti. Günün sonunda, akşam karanlığı yavaş yavaş mahallenin üzerine çökerken hazırlıkları tamamen bitirmiştik. Pastanenin içi taze pişmiş kurabiyelerin, vanilyanın ve sıcak kahvenin o huzur veren kokusuyla dolmuştu. Birazdan açılış törenimiz başlayacaktı. Zeynep’le birlikte son kez masaların üzerini kontrol ediyorduk; örtüleri düzeltiyor, peçetelikleri hizalıyorduk.
Kapının üzerindeki çıngırak zarifçe öttü ve yavaş yavaş insanlar içeriye doluşmaya başladı. Kalabalık dakikalar geçtikçe artarken, Zeynep’le birlikte heyecan içinde servise başladık. Tabaklar elden ele dolaşıyor, tebrikler havada uçuşuyordu. O hengamenin ortasında, kapıdan içeri uzun boylu bir adam girdi. Elimdeki tepsiyi sıkıca tutup adama baktım. Kafamda hemen tanıdık yüzleri taradım. Tanıyor muydum? Hayır. Bizim mahalleden olmadığı kesin gibiydi. Eğer buralı olsaydı mutlaka bir yerde gözüme çarpardı, mahallede herkesi bilirdim. Zeynep’e doğru döndüğümde, onun da aynı şaşkın ve donakalmış ifadeyle adama baktığını gördüm. Ancak Zeynep’in yüzünde, tam olarak anlamlandıramadığım, hafifçe büyülenmiş gibi tuhaf bir bakış daha vardı.
Zeynep yavaş adımlarla adama doğru yaklaştı. “Buyurun, kimsiniz?” diye sordu, sesi normalden biraz daha yumuşak çıkmıştı. Adam nazikçe gülümsedi. “Merhaba, kapıdaki ilan için gelmiştim.” Etrafındaki kalabalığa, yükselen seslere göz gezdirdi. “Ama yanlış bir zamanda geldim sanırım. Fazlaca kalabalık çünkü. Neyse... Patronunuzla görüşebilir miyim?” dediği sırada hemen yanlarında bittim. ”Buyurun, patron benim.” Dedim, sesime profesyonel ve kendinden emin bir ton katmaya çalışarak. Adam şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı. Bakışları yukarıdan aşağıya beni süzdü. “Sen mi?” diye sordu, sesinde gizleyemediği bir hayret vardı. ” Evet, niye şaşırdınız?” dedim, kollarımı hafifçe önümde bağlayarak. ”Hiç... Neyse, ilan için görüşebiliyor muyuz?”
“Görüşebiliriz tabii ama şu anda görüyorsunuz, ciddi bir kalabalık var. Daha sonra gelseniz?” ”Olur, olur tabii. Bu arada ben Demir. Yeni taşındım bu mahalleye, üç dört gün kadar oldu.” Dedi sıcak bir sesle. Zeynep adeta erimiş bir ifadeyle öne atıldı. “Aaa, öyle mi Demir Bey?” Gözleri parlıyordu. “Ben de Zeynep bu arada.” Diyerek elini hemen ileriye doğru uzattı. O an dükkanın ciddiyetini ve kendi ağır duruşumu bozmamaya gayret ederek araya girdim. “Kiraz... Kiraz ben de.” Dedim mesafeli bir selamlamayla. Demir ikimize de bakıp gülümsedi. “Memnun oldum her ikinizle de.” Dedi. Ardından kibarca arkasını döndü ve kapının çıngırağını tekrar işleterek dükkandan dışarı çıktı.
O kapıdan çıkar çıkmaz Zeynep adeta üzerime sıçradı. Neşeli, heyecan dolu bir sesle sordu: “Çok yakışıklı değil mi?” Omuz silktim, dükkandaki bardakları düzenlemeye giriştim. “Eh, fena değil işte.” ”Fena değil mi? İşe alalım Kiraz, lütfen!” diyerek kolumu dürttü. ” Zeynep dur Allah aşkına. Kimdir, nedir bilmiyoruz daha.” Diyerek onu frenlemeye çalıştım. Fakat Zeynep aniden aklına bomba bir fikir gelmiş gibi yerinde sıçradı, parmağını havada şıklattı. “Ha! Bir dakika!” Gözlerimi ona çevirdim. “Ne oldu yine?” ”Çocuk üç dört gündür taşındığını söyledi.” Zeynep’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Çiçekler... Evet! Gizemli çiçeklerin sahibi o işte!” Büyük bir bıkkınlıkla gözlerimi devirdim. İçimdeki sinir katsayısı yeniden yükseliyordu. “Saçmalama Zeynep!” dedim, sesimi bastırmaya çalışarak.
“Kesin o!” dediği sırada, kapının hemen eşiğinde, yerde duran küçük bir kağıt parçası gözüme çarptı. Demir’in çıktığı yerin tam üzerindeydi. Adımlarımı oraya yönlendirip eğildim ve kağıdı yerden aldım. Heyecanla arkasını önünü çevirdim. Üzerinde hiçbir yazı yoktu. Sadece titizlikle çizilmiş bir resim vardı. Bir kiraz resmi...Kalbim göğüs kafesime vurmaya başladı. Kiraz resmi mi? Nereden gelmişti bu yine? Sırtımdan aşağı soğuk bir ürperti indi. Hızla başımı kaldırıp dışarıya, caddenin karanlığına bakındım. Demir’i ya da bir başkasını görebilmek umuduyla etrafı taradım ama sokak boştu. Büyük bir hayal kırıklığıyla başımı önüme eğdim.
Zeynep, ne olduğunu anlamak için kağıdı tek bir hamleyle elimden çekip aldı. Resme bakar bakmaz gözleri parladı. “Ya! Kiraz resimli yeni not!” dedi heyecanla beni sarsarak. “Bak, Demir gittikten hemen sonra çıktı ortaya. Sana söylemiştim, o gönderdi işte!” Elimi kalbimin üzerine koydum. Göğsümün içindeki o hızlanan atışları sakinleştirmeye çalışırken dükkanın kapısına baktım. Acaba... Gerçekten o olabilir miydi?
Bölüm etkileşimi
