7. bölüm · KİRALIK SEVGİLİM

6.Bölüm: Rezillik yükleniyor...

ŞİFANUR BOLAT

Güney daha ayakkabısını bile çıkarmadan anneannem koluna girdi.

“Gel yavrum, seni ışığın altına alalım da yüzünü net görelim.” diyerek Güney'i salona doğru çekiştirmeye başladı.

“Anneanne adamı korkutuyorsun.” dedim diş sıkarak.

“Sus kız, kemik yapısına bakıyorum.” dedi çok normal bir şey yapıyormuş gibi.

'Bu geceden sonra Güney'i engellemen şart oldu Leyla.'

Kesinlikle katılıyorum.

Güney kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Ben ruhumu teslim etmek üzereydim.

Annem mutfaktan bağırdı,

“Leyla! Çatal takımı eksik!”

“Geliyorum anne!”

Koşarken ayağım Doruk’un yere bıraktığı kabloya takıldı ve öne doğru uçtum.

Direkt… pat diye Güney’in üstüne kapaklandım.

Tatlı kutusu havada döndü.

Anneannem “Aha başladık.” diye bağırdı.

Güney beni tutmuştu ama çocuk şoktan gülüyor muydu nefes mi alamıyordu belli değildi.

“İyi misin?” dedi kahkahasının arasından.

“Ben iyiyim,” dedim gözlerimi kapatarak. “Ama tatlılar için aynısını söyleyemeyeceğim.”

Tatlı kutusu salonun ortasına düşmüş ve heryere dağılmıştı.

Doruk cips çiğnerken, “Abi daha girişte fiziksel temas başladı. Kaç bence.” dedi film izler gibi bize bakıyordu.

“Doruk Allah yarattı demem oyun konsolunu bulaşık makinasında 3 buçuk saat yıkarım!” dedim gözlerimi açarak.

'Utancımdan kafamı toprağa gömmek istiyorum Leyla.'

Bende kendimi takıldığım kabloyla asmak istiyorum.

...

Neyse… bir şekilde sofraya oturduk.
Ama masa öyle doluydu ki Birleşmiş Milletler toplantısı gibi görünüyordu.

Sarma.
Börek.
Kısır.
Dolma.
Tatlı.
Likör.

Bir noktada Güney bana eğildi.

“Siz savaşa mı hazırlanıyorsunuz?” dedi.

“Bizim aile misafir gelince stok yapıyor.” dedim sakince.

Anneannem göz kırptı.

“Aç kalmasın damat adayı.”

Kaşıktaki yoğurdu burnumdan püskürtüyordum az daha.

“Anneanne!”

Güney bu sefer açık açık güldü.

“Bence çok tatlı kadın.”

“Çünkü seni henüz damat olarak almadı.” dedim bir süre sessiz kalıp elimle yüzümü kapatarak yemeğe döndüm.

Tam yemeğe başlayacakken annem aniden ciddileşti.

“Güneyciğim ne iş yapıyordun?”

İşte başladı. Türk aile sorgusu.

Güney gayet sakin cevap verdi.

“Yazılım işiyle uğraşıyorum.”

'Kendimi kiralıyorum diyemedi yazık.'

Anneannem anlamamış gibi başını salladı.

“Hıhı… bilgisayarcı.”

Doruk anında lafa girdi, “Abi bizim yazıcı bozuk ona da bakarsın.”

“Doruk!” dedim uyarıcı bir tonda.

“Ne var gerçek hayat skill’i.”

Derya teyzem Güney’e doğru eğildi.

“Peki sevgilin oldu mu hiç?”

Ben çatalı düşürdüm. Çıkan ses odağı bir kaç saniyeliğine bana çevirdi.

Masada sessizlik oldu. Annem gözlerini kapadı.

“Derya…” dedi. Çeneni kapat der gibi.

“Ne? Normal soru.”

“Normal değil!”

Güney bana baktı. Ben şu an tost makinesine kafamı sokmak istiyorum.

Ama o pişkin pişkin sırıtıp, "Oldu,” dedi.

Anneannem anında atladı tabi hiç durur mu vahşi leopar. “Ciddi miymiş?”

“Anneanne adama sicil sorgusu yapmayı bırakın!” dedim.

“E napalım kızım geçmişini bilelim.”

Güney kahkahasını bastırdı.

“Çok ciddi değildi.” dedi.

Ben neden rahatladım şimdi?

Gerizekalı mıyım ben?

'Bunu soruyor olamazsın Leyla elbette gerizekalısın.'

Tam o sırada annem ayağa kalktı.

“Herkes sakin sakin yesin. Rezil olmayalım.”

Ve kadın bunu dedikten tam üç saniye sonra… Derya teyzem vişne likörünü yanlışlıkla devirdi.

Kırmızı likör masa örtüsünden aşağı şelale gibi aktı.

Anneannem çığlık attı.

“Aysun beyaz örtü gitti!”

Annem kriz geçirdi tabi. Öyle bir bağırdı ki gözlerimi kapattım.

“Derya!”

“Ben napayım bardak kaydı!” dedi teyzem gülümsemeye çalışarak.

Ben peçeteyle masayı silmeye çalışırken Güney de yardım etmek için eğildi.

Ve kafalarımız tak diye çarpıştı.

“Ah!” dedi Güney. Kafasına el bombası düşmüş gibi.

Doruk alkışlamaya başladı.

“Romantik komedi seti gibi ev.”

Güney alnını tutup gülüyordu.

“Sanırım ben gerçekten korkmalıymışım.” dedi.

“Bak hâlâ kaçma şansın var,” dedim utanmaktan ölürken.

Bir an bana baktı. Sonra hafifçe yaklaşıp sadece benim duyacağım şekilde,

“Yok ya,” dedi gülümseyerek. “Ben eğleniyorum.”

Kalbim o an takla attı.

Anneannem uzaktan bizi izliyordu.
Kadın Derya teyzemin koluna vurdu.

"Bak bak gözlerinin içine bakıyor." Dedi.

“Anneanne fısıldamayı mı öğrensen acaba?”

“Fısıldıyorum zaten.”

“Bütün mahalle duydu!”

...

Tam ortam biraz normale döndü derken…

Bir an da elektrikler gitti. Ev kapkaranlık oldu. Üç saniye sessizlik. Sonra anneannem konuştu,

“Kesin nazar değdi.”

“Ben sigortayı attırdım galiba.” dedi Doruk.

Annem, "Ne yaptın sen?” diye bağırdı.

Doruk’un sesi karanlıktan geldi,

“Airfryer, kettle, tost makinesi ve PlayStation aynı prize takılıydı…”

“Beynin yok mu oğlum senin?” dedi teyzemde bağırarak.

Bir anda kaos başladı. Annem sigorta kutusunu bulmakla uğraşıyor, Derya teyzem telefon flaşını açıp yanlışlıkla kendi suratına tutuyor, anneannem karanlıkta ne yapıyor bilmiyorum.
Ben ise yerde bir şeye bastım. Ve bütün salon miyav diye bir ciyaklamayla doldu.

“Kediyi ezdin Leyla!” Teyzemin dehşetle bağırmasıyla

“Benim kedim yok kiğ!” diye ağlamaklı bir ses çıkardım.

Doruk, “…Komşunun kedisi olabilir.” dedi.

“Doruk komşunun kedisi niye bizde!" Dedi annem derinlerden konuşarak.

“Cam açıktı galiba oradan gelmiş olabilir.”

Ben kahkaha krizine girdim artık. Gerçekten sinir sistemim iflas etmişti.

'Ağlanacak haline gülerken Leyla.'

Tam o sırada elektrikler geri geldi.
Ve herkes dondu.

Çünkü anneannem Güney’in koluna sarılmıştı. Ve kıpırdamadan duruyordu.

Güney’in kucağında komşunun kedisi vardı.

Ben yerdeydim.

Doruk yemek yemeye devam ediyordu.
Annem sinirden göz titretirken Derya teyzem fotoğraf çekiyordu.

Ve Güney…

Bayağı bayağı mutlu görünüyordu.

Bana baktı.

“Sanırım,” dedi gülmesini tutamayarak, “uzun zamandır böyle eğlenmemiştim.”

Anneannem hemen atladı,

“E daha dur yavrum tatlıya geçmedik.”

"Ağlamak istiyorum!" Diye inleyerek bağırmamla Güney'in kucağındaki kedi hırçın bir ses çıkararak üzerime atladı.

Resmen üzerine basanın ben olduğumu anlamıştı ve intikam alıyordu. Salonun ortasında bağırarak dönüyor kediyi üzerinden atmaya çalışıyordum.

Kollarımdan tutulmasıyla durdum. Kedi tırnaklarını sırtıma geçirmiş bir şekilde beni ısırıyordu galiba.

Güney sakin bir eşkilde kollarımı bırakıp sırtıma kenetlenmiş kediyi aldı. Kapıya gitti sadece kapı açılıp kapanma sesini duydum ve Güney salona geri geldi.

Herkes garip garip bir birine bakıyordu.

"Artık yemeğe geçelim mi?"

Güney'in konuşmasıyla masaya geri yerleştik.

'Rezillikte level üstüne level atladın Leyla. Mükemmel gidiyorsun.'

...

Yemek faslı bir şekilde bittikten sonra masa nihayet toplandı.

Yani… toplandı derken daha çok herkes tabakları rastgele mutfağa taşıyıp kaçtı.

Ben çay tepsisini salona getirirken anneannem çoktan koltuğa kurulmuştu bile. Güney de Doruk’un zoruyla tekli koltuğa oturtulmuştu. Sanki çocuk görücüye çıkmıştı.

“Şeker alıyor musun yavrum?” diye sordu anneannem.

“Alıyorum.” dedi Güney.

Annem mutfaktan seslendi, “Leyla babası gibi içer. Yedi şeker atıyordu küçükken.”

“Anne!”

Güney bana baktı.

“Yedi şeker mi?” mi dedi şaşkınlıkla.

“Küçüktüm!” dedim savunmaya geçerek.

Anneannem kahkaha attı.

“Hâlâ tatlı görünce karakteri değişiyor.”

"Her saniye başı karakter değişimi yaşıyor Leyla." Dedi Doruk telefonundan kafasını kaldırarak.

“Doruk bak gerçekten döverim seni.”

Çayı uzatırken yanlışlıkla Doruk'un ayağına bastım.

“Ah!” dedi acıyla.

“Bilerek olmadı!” kaşlarımı çattım.

“Psikopat gibi ezdin ama.”

“Sen hak ettin bücür.”

Güney gülüyordu yine. Çocuk bu eve geldiğinden beri ya ölüm tehlikesi geçiriyor ya eğleniyordu.

Tam oturuyordum ki anneannem bir anda derin bir iç çekti.

“Ayyy… Leyla küçükken de böyleydi.”

Hayır. Hayır hayır hayır. Lütfen başlamasın.

“Anneanne-”

“Bir gün bunun saçlarını kendisi kesmişti.”

Güney’in kaşı havaya kalktı. Ben gözlerimi kapattım.

“Ben üç yaşındaydım.”

“Üç değil altıydı.” dedi annem acımasızca.

Derya teyzem çayla boğulacak gibi oldu.

“Aysun hatırlıyor musun? Kahkül yapacağım diye çocuğu erkek tıraşı etmiştik.”

“Beni berbere götürmüştünüz!”

Güney kahkahayı patlattı. Bildirim sesi gibi net, yüksek bir kahkaha. Ve utanılacak şekilde hoşuma gitti.

'Travmalarından ilgi devşiriyorsun Leyla müthiş.'

Anneannem durur mu? Durmadı tabii.

“Bir de bunun kaçma huyu vardı.”

Güney anında bana döndü.

“Kaçma huyu?”

“Markette kayboluyordu sürekli.” dedi annem.

“Kaybolmuyordum!”

Doruk cips uzatarak konuştu,
“Bilinçli kaçıyormuş. Bir keresinde oyuncakçıda yaşamaya çalışmış hatta.”

"Adı üstünde küçüktüm!”

“Çadır kurmuştu kutularla.” dedi Derya teyzem gözünden yaş silerek.

Ben koltuğun içine gömülüyordum artık.
Güney resmen gözleri dolana kadar gülüyordu.

“Dur…” dedi nefes toplamaya çalışarak. “Gerçekten oyuncakçıda mı yaşadın?”

“Yarım saat.”

Anneannem dizine vurdu.

“Polis anons geçti kız için!”

“Anneanne yeter!”

“Ne var kızım çocuk gerçeklerini öğrensin.”

“Adam korkacak!”

Güney başını iki yana salladı.
“Yok.” dedi hâlâ gülerek. “Bence küçük Leyla aşırı tehlikeliymiş.”

“Şu an daha beter.” dedi Doruk.

Ayağına tekme attım.

“Oha!”

“Sus artık.”

Annem çayından bir yudum aldıktan sonra sinsice gülümsedi.
Ben o gülümsemeyi tanıyordum.
Felaket yaklaşmıştı.

“Güneyciğim…” dedi annem.
“Leyla’nın ergenlik dönemini anlatalım mı?”

“Anne!”

“Ne var canım?”

“Yapmayın.”

Derya teyzem kahkaha attı.
“Aşık olduğu çocuk için şiir yazıyordu.”

Ben donup kaldım. Çünkü tek aşık olduğum çocuk Yağız antilobuydu ve çocukluk aşkım olduğunu herkesin bilmesine gerek yoktu.

Güney bana döndü.

“Şiir mi?”

“Defterini bulmuştuk.” dedi Doruk şeytan gibi sırıtıp. “Bir sayfada sadece Yağız yazıyordu. Yanında kırmızı kalplerle.”

"Alma şu mendeburun adını ağzına." Dedi anneannem tükürür gibi.

“Öldüreceğim seni.” diyerek Doruk'a ölümcül bakışlar atarak ayağa kalkmaya yeltendim Güney kolumdan tuttu.

Sakin bir şekilde ama gülerek

“Dur.” dedi. “Bence devamını duymalıyım.”

“Hayır duymamalısın!”

“Çok geç.” dedi kahkahasını bastırarak.
Anneannem bu sefer gözlerini kıstı.

“Bir de mahallede bir çocuğu taşla kovalamıştı.”

Güney’in yüz ifadesi değişti.

“Ne yaptı?”

“Hak etmişti!” dedim.

“Niye taşladın çocuğu?” dedi gülmekten konuşmakta zorlanarak.

“Bisikletime tekme atmıştı.”

Bir anda ortam birkaç saniyeliğine sessizleşti.

Ben fark etmeden ciddileşmiştim galiba.

Güney bana baktı.

Sonra dudak kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Tamam,” dedi sakince. “Bu haklıymış.”
Kalbim saçma şekilde yumuşadı yine.
Anneannem hemen fırsatı yakaladı.

“Bak görüyor musun? Anlaşıyorsunuz siz.”

“Anneanne…”

Kadın hiç utanmadan devam etti.
“Ben torun hissi aldım.”

“Anneanne!” öksürmeye başladım.

Bu sefer Güney açık açık kahkahaya boğuldu.

Ben ise elimde çay bardağıyla tavana bakıyordum.

Allah'ım. Yer yarılsa da içine girsem. Ya da kes nefesimi öksürüğümde boğulup öleyim.

Ben utançtan buharlaşmaya çalışırken Güney resmen koltuğa gömülüp gülüyordu. O kadar gülüyordu ki gözünün kenarında yaş oluşmuştu.

Ve işin en kötü kısmı…

Çok yakışıyordu.

'Şu an romantik düşünmenin sırası mı gerçekten Leyla?'

Kes sesini.

Annem sonunda dayanamadı.

“Tamam artık kızımı sıkıştırmayın.” dedi ama kendi de gülüyordu.

İhanet. Aile içi ihanet resmen.

Tam ortam yine sakinleşmiş gibi olmuştu ki Doruk telefonunu çıkarıp şeytan gibi sırıttı.

Ben o sırıtışı görünce direkt gerildim.

“Dur…” dedim yavaşça.

Doruk bana bakmadan galeride geziniyordu.

“Doruk.”

“Hmm?”

“Elindeki telefonu yavaşça bırak.”

“Abi bence küçük Leyla’yı görmelisin.”

Kanım çekildi.

“Doruk sakın!”

Ama çok geçti telefonu Güney’e uzattı.
Ve Güney’in yüz ifadesi bir anda değişti.
Önce kaşları kalktı sonra dudağı titredi ve kahkahayı patlattı.

Koltuktan fırladım.

“Ver onu!”

Ama Doruk telefonunu havaya kaldırdı.

“Yaklaşma kısa boy.”

“senden iki santim kısayım abartma.”

“İki santim karakter farkı yaratıyor.”

Güney hâlâ fotoğrafa bakıyordu.
Allahım. Ölmek istiyorum.

Sekiz yaşındaki ben…
Kafamda mor tül. Yüzümde sim. Elimde plastik asa.

Ve önümde oturan komşunun köpeğine taç takmaya çalışıyordum.

“Bu niye var?” dedi Güney nefes nefese gülerek.

Derya teyzem açıklama yaptı hemen.

“Bir hafta boyunca kendisini peri sanmıştı.”

“Ben yaratıcı bir çocuktum!” dedim araya girerek.

“Hayır.” dedi Doruk. “Deliydin.”

“O fotoğrafı sil!”

Güney telefonu kendine çekip hâlâ gülüyordu.

“Hayır ya.” dedi. “Bu inanılmaz.”

“İnanılmaz rezil!”

“Bir dakika…” dedi gözlerini kısarak ekrana bakarken. “Köpeğin kafasında neden taç var?”

Annem gözlerini kapadı.

“Çünkü hayvanı krallığının şövalyesi ilan etmişti.”

Salondan kahkaha koptu.

Ben koltuğun kenarına oturup yüzümü ellerimin arasına gömdüm.

Artık savaşmayı bırakmıştım.

Güney hâlâ ara ara fotoğrafa bakıp gülüyordu.

Sonra bir anda bana döndü.

“Bence tatlı.”

Ellerimin arasından baktım.

“Dalga geçiyorsun.”

“Geçmiyorum.”

“Şu fotoğrafa bakıp mı bunu diyorsun?”

“Evet.”

Bir an sustum.

Çünkü sesi bu sefer dalga geçen gibi değildi.

Gerçekten öyle düşünüyormuş gibiydi.
Ve bu nedense beni daha çok utandırdı.

'kalbin yine saçma hareketler yapıyor Leyla. Toparlan.'

Tam o sırada anneannem ayağa kalktı.
Herkes korkuyla ona baktı.

Kadın durup Güney’i işaret etti.

“Sen.”

Güney şaşırdı.

“Ben mi?”

“Gel benimle.”

“Anne…” dedi annem şüpheyle.

Ben direkt doğruldum.

“Anneanne ne yapacaksın?”

“Bir şey yapmıyorum kızım.” dedi aşırı güven vermeyen bir ses tonuyla.

Sonra Güney’in koluna girip onu koridora doğru çekmeye başladı.

Ben ayağa fırladım.

“Anneanne!”

Doruk kahkaha atıyordu.

“Abi geçmiş olsun. Gizli mülakata gidiyorsun.”

“Ne mülakatı?!” dedim

Anneannem arkasını dönmeden bağırdı,

“Çeyiz göstereceğim!”

Ben olduğum yere çöktüm.

“Benim evimde çeyiz yok.” dedim boş gözlerle.

Derya teyze omzuma dokundu.

“Abartma canım annem her gelişinde bir kaç parça getirdi.” dedi. Şaşkınlıkla başımı teyzeme çevirdim.

Koridordan anneannemin sesi geldi,

“Bak bu dantel elli yıllık!”

Sonra Güney’in kibar ama tamamen kaybolmuş sesi duyuldu,

“Çok… güzelmiş.”

Doruk kanepeye düştü gülmekten.

Ben tavana bakıyordum.

Gerçekten bu gece benim karakter gelişimimi falan mı yazıyordu evren?

***