5. bölüm · KİRALIK SEVGİLİM

4.Bölüm: Tehlike çanı

ŞİFANUR BOLAT

Cumartesi sabahı. Hayatımın en kötü fikirlerinden birini uygulamaya koyduğum gündü.

Belki de en iyilerinden. Henüz karar veremedim.

Aynanın karşısında kendime bakıyordum.

Ben Leyla.

Nikâh masasında terk edilmiş, üç yıldır aşk hayatı komada olan, bugün ise kiralık sevgilisiyle eski sevgilisini kıskandırmaya gidecek olan kadın.

'Özet geçeyim mi? Rezalet.'

Abartma.

'Abartmıyorum. Bu bir insanın kendi kendine açtığı çukurun belgeseli resmen.'

Saçımı düzelttim. Bir daha düzelttim. Sonra tekrar.

“Doğal ol,” dedim aynadaki bana. “Doğal.”

'Sen doğal olmayı en son ne zaman denedin? Doğduğun gün mü?'

Tam o sırada telefonum titredi.

Güney: "Beş dakika." Diye mesaj atmıştı.

Kalbim saçma bir şekilde hızlandı.

Neden?

Bu bir işti sonuçta. İş.

'Sen bunu kendine tekrar et belki Bir gün inanırsın Leyla.'

Çantamı aldım. Derin bir nefes. Kapıyı açtım.

Ve…Güney kapının önünde duruyordu.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç...

'İlk defa insan görüyormuş gibi bakma öyle salak gibi bakıyorsun aynı Leyla.'

Üzerinde koyu renk bir tişört, siyah jean. Abartı yok. Zorlama yok. Ama… fazla iyi.

“Hazır mısınız?” dedi. Ses tonu yine o sinir bozucu sakinlikte.

“Ben hep hazırım,” dedim.

Yalandı tabi ki. Hazır değildim belkide hiç hazır olamayacaktım.

'Sen doğuştan hazırlıksızsın Leyla.'

Kapıyı kilitleyip yanına geldim. Yan yana yürümeye başladık.

Sessizlik.

Bu kadar sessizlik fazla. Bir şey söylemem lazım.

“Şey… kuralları hatırlıyorsun değil mi?” dedim ona bakmamaya çalışarak.

“Hatırlıyorum.”

“Mesafe önemli.”

“Evet.”

“Dozunda yakınlık.”

“Evet.”

“Abartı yok.”

“Leyla.” dedi ve durdu. Ben de durdum.
Bana doğru döndü.

“Bu işi bana bırakırsan daha inandırıcı olur.”

İçimden bir şey kaç dedi. Ama ayaklarım sabitti.

"Ben öyle bir şey demedim Leyla."

“Tamam,” dedim.

'geçmiş olsun kontrolü verdin.'

Kursa yaklaştıkça kalbim hızlanıyordu.

Normal bir gün.

Ama benim için… saçma sapan bir gün. Bir şeylerin ters gitmesinden ve rezil olmaktan çok korkuyordum.

'Aslında ben de çok merak ediyorum kendini daha nasıl rezil rüsva edebilirsin diye Leyla.'

L'avinia tabelasının önünde durduk. Çantamdan anahtarı çıkarıp kapıya yöneldim.

"Kurs senin mi?" Dedi Güney şaşkınlıkla. Bunu söylemeyi unutmuştum galiba.

"Iıı... Evet. Sanırım bu bilgiyi vermeyi unutmuşum." Dedim sırıtarak.

"İlginç... bunu beklemiyordum açıkcası." Dedi. İçeri girdiğimizde etrafı incelemeye başladı.

'Senin beceriksiz ve işe yaramaz mı gördü acaba. Beklemiyordum dediği kısımda takılı kaldım Leyla.'

Abartma istersen.

Çantamı dolabına koyduktan sonra ona döndüm. Duvardaki Lavinia çiçeği olan tuvale bakıyordu.

"Kahve içer misin?" Dedim. Öğrencilerin gelmesine bir saatten fazla vardı.

"Bunu sen mi çizdin?" Dedi. Anlayamadığım bir ifadeyle bana bakarak.

"Evet... Beğendin mi?" Dedim arkamdaki masaya hafif yaslandım.

"Beğendim... Sade olsun."

"Sade zaten." Dedim tek kaşımı kaldırarak.

"Kahve için söyledim... Resim sade ve güzel." Dedi sırıtmayıda eksik etmemişti.

'Salak.'

"Ah! Pardon. Sade tamam." Dedim küçük mutfağa açılan kapıya yönelerek.

'Aklına mukayyet olsan iyi olur Leyla.'

Katılıyorum...

Kupalara koyduğum kahveleri alarak tekrar yanına gittim. Öğrencilerin devam ettikleri yarım tuvalleri inceliyordu. Yüzünde garip bir gülümseme vardı.

"Birazdan gelirler... Onları çizerken izlemek daha zevkli oluyor."

"İlgi alanım dışında bir yer burası ama çok hoşuma gitti." Dedi yanıma gelip kahvesini aldı.

'İyi bir şey mi dedi kötü mü anlamadım ben?'

Bende anlamamıştım ama şuan tek derdim Yağız antilobunun ve ceylan Özge'nin gelip gelmeyeceğiydi.

"Benimde ilgi alanım olduğunu bilmiyordum bir kaç hobi denemem sonucunda resim çizmenin bana iyi geldiğini fark ettim. Belki sen de öylesindir."

"Emin değilim." Dedi gülümseyerek. Kahvesinden bir yudum aldı. Bu hareketi aşırı çekici gelmişti.

'Sakin ol Leyla, adam alt tarafı kahve içiyor.'

Boğazımı temizledim.

"Denemek ister misin?" Dedim. Kahvemi masaya bırakarak.

"Yapabileceğimi zannetmiyorum." Dedi o da kahvesini masaya bıraktı.

"Denemeden bilemeyiz. Gel." Dedim.

Kursun girişinden sonra geniş bir alan karşılıyordu bizi ve orada öğrenciler çizim yapıyordu. Hemen karşılarında bir kaç basamak üstünde benim çizim yaptığım yer vardı.

Kendi çizim alanıma çıkıp devam ettiğim tuvali şövaleden alıp dikkatlice duvara yasladım. O sırada Güney'de yanıma gelmişti. Yeni bir tuval koydum.

Daha sonra iki tane önlük alarak birini ona uzattım.

"Kıyafetlerimizin boya olmasını istemeyiz." Dedim. Önlüğü aldı boyun kısmını kafasından geçirdi ve kuşağını bağlamak için fazla uğraşıyordu. Ben hızlıca önlüğü üzerime geçirdiğim için yanına gidip kurdeleleri tuttuğumda bir an irkilir gibi oldu.

"Bir türlü bağlayamadım." Dedi ensesini kaşıyarak. Utandığını hissetmiştim.

'Normal tabi... Şu biceps, tricepslere, sırt kaslarına baksana maşallah.'

Ağzının suyu aktı sapık.

'Göz zevkim var en azından.'

"İşte oldu."

"Teşekkür ederim."

"Sen ne çizmek istediğini düşün ben o sırada boya ve fırçaları hazırlayayım." Dedim.

Kenardaki küçük masada godeye yani çukurlu boya paletine boyaları koymaya başladım.

"Neden L'avinia?" Dedi. Arkamı dönüp ona kısa bir bakış attığımda Kara tahtada ki yazıya bakıyordu.

"İntihar etmeyi düşündüğüm bir dönem olmuştu. Sonra karşıma o çıktı." Dedim normal bir şeyden bahsediyormuş gibi.

"O?" Dedi bu seferde Güney.

Beğendiği tuvali işaret ettim. "Lavinia çiçeği. Yani ölüm çiçeği." Gülmeye başladım. "Aslında çoğu kişi L'avinia'nın anlamını hayalimdeki mükemmel sevgili olarak biliyor. Bu yalan değil tabi ama benim için L'avinia hep ölüm çiçeği." Neden bunları ona anlattığımı bilmiyordum ama birine bahsetmek iyi gelmişti.

"Etkileyici. İntiharı düşünme sebebini sormak istiyorum ama fazla özele girmek istemediğim için sormuyorum." Dedi.

'Gelde aşık olma Leyla.'

Yanına gittiğimde içten olduğunu düşündüğüm bir şekilde gülümsedim.

"Teşekkür ederim."

"Bunlarında bir ücreti olduğunu biliyorsun değil mi?" Dedi bir anda.

'Püh! Sen Leyla'dan da rezil çıktın. Şuan hayallerim yıkıldı mesela benim.'

"Cidden mi?" Dedim gözlerimi açarak.

"Hıhım.."

"Kabul etmiyorum. Çıkar önlüğü çıkar çıkar." Dedim önlüğü çıkarmak için boynuna doğru uzandım. Kahkaha atarak beni kendimden uzaklaştırmaya çalışıyordu.

"Benim ota boka verecek param yok güzel kardeşim."

'Sen yinede kardeş deme Leyla.'

"Tamam sakin ol şaka yaptım. Gerçekten şakaydı." Dedi ellerini teslim olur gibi kaldırarak.

"Şuanda role girmedik o yüzden beş kuruş alamazsın benden, hem ben çizim yaptıracağım sana benim senden para almam lazım asıl." Dedim. Üzerimi düzelterek.

Güney yine bir kahkaha attı.

"Sen teklif ettin. Ben istemedim. O yüzden sende, benden beş kuruş para alamazsın." Dedi beni taklit ederek.

"Her neyseee..." Dedim umursamayarak Tuvalin önüne geçtim. "Ne çizeceğine karar verdin mi?"

"Evet. Ondan çizeceğim." Dedi. Lavinia çiçeğini gösterdi.

"Kopya çekeceksin yani?" Dedim gülerek.

"Hayır canım o kadarda değil kendi yorumumu katacağım."

"Görelim bakalım." Dedim boya paleti ve fırçaları ona uzattım.

Paleti ve fırçaları aldı "İzle" dedi kendinden emin bir şekilde. Fırçanın ucunu üfledi.

Kenara çekilip tuvale doğru elimi uzattım. "Sahne senin."

Önce uzun uzun baktı. Sonra tereddüt ederek fırçaya boya aldı ortaya bir daire çizip kaba hareketlerle rastgele tuvalin kenarlarını kırmızıya boyamaya başladı. Bunu oldukça acemi ve bir o kadarda hızlı yapıyordu.

"Kendine özgü bir çizim yapacağını zannetmiştim ama bir yerden baktın değil mi?" Dedim.

Bana doğru dönüp dişlerini göstererek sırıttı.

"Çabuk yakaladın." Dedi.

Kırmızı boyayı bitirdiğini fark ettiğimde gidip boya tüpünü getirdim.

Sanki usta bir sanatçıymış gibi boya paletini bana doğru uzattı.

"Fulleyin lütfen." Dediğinde kahkaha attım. Boyayı doldurdum.

Kapının açıldığını belli eden çan sesleri etrafa dağıldığında bakışlarımız kapıya döndü.

"Merhaba." Dedi ceylan yani Özge. Ama tek başınaydı.

"Hoşgeldin Özge. Yağız antil- yok mu?" Dedim yanına giderek. Güney'de yanımda geldi. Allah'tan anlamıştı kim olduğunu.

"Onun küçük bir görüşmesi vardı ben önden gelmek istedim. Yoksa açılmamışmıydı hâlâ." Dedi masumca. Bu kız cidden çok masumdu ya.

"Sorun değil. Gel lütfen." Dedim. "Bu arada Güney erkek arkadaşım."

"Merhaba." Dedi Güney mesafeli bir şekilde elini uzatarak.

"Özge'de eski bir arkadaşımın sevgilisi"

"Memnun oldum." Dedi Özge'de onun elini sıkarak.

"Kahve ister misin?" Dedim

"Zehmet olmayacaksa."

'Özge'ye çok üzüldüm Leyla.'

Bende üzülmüştüm gerçekten. Yağız antilobunun gerçek yüzünü bilmeden onun ağına düşmüştü.

***

Özge ve Güney'le birlikte kahve içerken bir kaç öğrencim geldiği için onları karşılamış ve malzemelerini taslim ederek tekrar onların yanına döndüm.

Özge utangaç bir kızdı tam bir ceylandı gerçekten. Yamyam kılıklı antiloba nasıl kandığı belli oluyordu aslında.

'Sen arsızdın Leyla ama sende kanmıştın hatırlatırım.'

Hatırlatmasan ölürsün zaten.

Çan sesleri tekrar duyulduğunda Kapıya baktım. Gelen tabi ki de vahşi hayatından Medeni hayata adapte olmuş antiloptu.

Özge heyecanla ayaklanıp yanına gitti.

"Aşırı soruya maruz kalabiliriz çalışmaya fırsatımız pek olmadı. Geçiştirme işini bana bırak." Dedim sessiz ve hızlı bir şekilde.

"O zaman başlıyoruz." Dedi Güney'de Yağız antilobuna bakarak.

'Sahneye hoş geldiniz rezil olma festivaline başlamış bulunuyoruz.'

Birlikte kalkıp yanlarına gittik.

"Geç kalmadım değil mi?" Dedi Yağız antilobu.

"Hayır yeni yeni başlıyoruz zaten." Dedim gülümseyerek. Bakışları Güney'de geziniyordu.

Çünkü Güney… Hiçbir uyarı vermeden elini direkt belime koydu.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç...

Ben öldüm. Hayır gerçekten. Ruhum bedenimi terk etti, ışığı gördüm, geri döndüm.

Ama dışarıdan bakınca? Gayet sakin görünüyordum. Hatta gülümsüyordum.

Bunu nasıl başarmıştım ben de bilmiyorum.

"Hayatım tanıştırayım... Eski bir arakadaşım Yağız antil- Yağız sadece Yağız. Dümdüz Yağız." Dedim elimle onu aşağı yukarı işaret ederek.

Sesim normal çıktı.

'Gerçekten tebrik ediyorum Leyla şu an kalp krizi geçirebilirsin ama ses tonun spiker gibi.'

Yağız önce bana tuhaf bir şekilde baktı. Sonra Güney’e. Sonra… Güney’in eline.

Belimde duran o sıcak, dikkat dağıtıcı ele.

Ortam bir anda sessizleşti. Özge bile nefesini tuttu.

'Abart Leyla kızın hiç bir şeyden haberi bile yok.'

“Güney,” dedi sakin bir sesle. “Leyla’nın…” kısa bir es verdi. Sanki adam Netflix final sahnesi yazıyor.

Sonra gözlerimin içine baktı.

“…nişanlısı.”

Benim iç organlarım aynı anda toplantı yaptı.

Karaciğer: “Ben gidiyorum arkadaşlar.”

Akciğer: “Nefes almayı bıraktım.”

Kalp? Kalp zaten halay çekiyordu.

'Lan nişanlı ne demek?! Biz ne ara yüzük taktık?! Annenin haberi var mı bundan Leyla.'

"Yani müstakbel nişanlısı." Diyerek toparladı.

Her an düşüp bayılabilirdim ama yüzüm? Hâlâ gülümsüyor.

Ben bu Oscar’ı ne zaman alacağım acaba?

“Evet,” dedim. “Yazın düşünüyoruz.”

Özge’nin gözleri parladı. “Gerçekten çok yakışıyorsunuz!”

Canım benim. Saflık desen var. Temizlik desen var. Kız resmen wattpad dünyasında hayatta kalmaya çalışan son iyi insan.

Yağız ise… Donmuştu öylece bakıyordu. Özellikle Güney’in eline.

Çünkü Güney o eli çekmedi.

Hayır. Aksine… Biraz daha yaklaştı.

"Memnun oldum. Hayırlı olsun şimdiden." Dedi Yağız antilobu soğuk bir sesle.

Güney gülümseyerek "Teşekkür ederiz." Dedi. "Tanıştığımıza memnun oldum.”

Yağız elini sıktı ama yüzündeki rahatlık gitmişti. Net.

Vurulmuştu. Tam ortadan.

İçimdeki kötü karakter sevinçle kahkaha atıyordu.

“Derse geçelim mi?” dedim aniden.

Çünkü bir dakika daha durursam ya bayılacaktım ya da yanlışlıkla gerçekten aşık falan olacaktım.

Herkes yerine geçti. Özge ve Yağız antilobuna çizimlerinin hakkında bir kaç fikir beyanı verdikten sonra Güney'le kendi çizim yaptığımız alana geçtik.

Güney elini belime tekrar koyarak bana doğru eğildi ve yavaşça kulağıma fısıldadı.
"Şu an çok iyi gidiyoruz.”

Titredim.

Bildirim sesi gibi değil. Deprem gibi.

'Geçmiş olsun Leyla seni artık normal düşünemeyeceksin.'

Gerçekten öyle.

Bu bir oyundu. Sahte ilişki, küçük bir plan, biraz kıskandırma, biraz drama.

Ama Güney’in eli belimdeyken...Kalbimin sıcaklığını hissederken… Kulağıma konuştuğunda nefesim karışırken…

Hiçbir şey sahte gibi hissettirmiyordu.

'Normal sayılır aslında Leyla. Sonuçta üç yıldır erkeksizsin.'

O nasıl bir itham. Erkeksiz falan. Aşksız desen daha az can yakabilirdi.

Her neyse

En korkuncu aslında bu durumun hoşuma gitmesi değildi.

En korkuncu… Güney’in de hoşuna gidiyor gibi görünmesiydi.

'Tehlike çanları ilk günden çalmaya başladı Leyla. Dikkat et.'