6. bölüm · Kendi Geçmişinin Hedefi
6.Bölüm
Demirhan Sancar'dan
Sorgu odasına girdiğimde, kolsuz elleri kelepçelenmişti. Başını ellerine indirmiş öylece duruyordu, kapı sesi geldiğinde gözlerini bana dikti anında yüzünde iğrenç bir sırıtış belirdi. Yıllar önce ki yüz ifadesini yapmıştı. "Hoşgeldin komutan". Sessizce ilerleyip karşısındaki sandalyeye oturdum.
Aziz ve Yavuz camın arkasındaydı. " Ne planlıyorsunuz" Yüzüme baktı sadece, sonra aklına bir şey gelmiş gibi sırıttı yavaş yavaş sırıtması kahkahaya dönüştü. "komutan Tank timi'ni hatırladın mı hani şu ilk katıldığın timi" Yumruklarımı sıktım, belli etme Demirhan önce konuşsun sonra gebert. "Son kez soruyorum kolsuz planlarınız neler, kuzeye kurduğunuz kamplar neden köylülerin yakınında"
"Onların nasıl öldüğünüde hatırlıyormusun". Seni kışkırtıyor Demirhan sakin ol. "Orada mı hakimiyet kurmak istiyorsunuz". "Komutan hepsini sırtında taşımak için koştuğunu hatırladın mı". Sessiz ol Demirhan mesleğini düşün, alabileceğin bilgilerle kurtarabileceğin nice masum canları düşün. "Köylüleri esir alarak üstlere esir olarak mı vereceksiniz ya da organ mı alacaksınız"
"Hepsinin acıyla bağırmasını istedim ama sesleri çıkamadı biliyormusun" Sır veriyormuş gibi öne eğildi "dillerini kestim hepsinin, sadece acı dolu ama bir o kadar sessiz çığlıkları doldurdu, herkesin korktuğu Tank timini dilsiz bırakıp öldürdüm". Ellerim sinirden titremeye başlamıştı, dişlerimi sıktım kendimi sakinleştirmeye çalıştım ama susmuyordu it.
" Hepsinin derisini soydum biliyormusun, ah ama seninde 3 ay komada kalmana sebep oldum" Bir kahkaha attı beynim sakin ol derken kalbim ve vücudum sanki beynimin emrini dinlememek için direniyorlardı. "Uyandığında sana Şehit olduklarını söylediler, ama onlar Şehit olmadı ben onları öldürdüm ve gram acımadım" Son kez mantığımı dinledim belkide duygularıma yenilmeden.
"Sus yoksa burada ölürsün", " Sadece sorduğum sorulara cevap ver ki seni gebertmiyim" . Sabahdan beridir duyduğum kahkahalarından birini attı. "Hadi ama yüzbaşı Timi öldüren adamı canlı mı bırakacaksın". Oturduğum yerden mantığımı susturarak kalktım, sorgu odasının kapısına sandalyeyi koydum. Yavaşça arkamı döndüm" Sana son bir şans veriyorum şerefsiz ya herşeyi anlatırsın yada seni burada öldürürüm"
Gözlerindeki alay yok oldu korku gelmişti, en sevdiğim. "Senden tam 5 kişi aldım yüzbaşı yanında olan seni seven tek insanları gözünün önünde öldürdüm, beni öldürdüğünde senden aldığım şeyleri geri kazanamayacaksın ve beni öldürsende ,öldürmesende birileri illa sevdiğin insanları senden alacak" Bağırdı o iğrenç sesiyle bağırdı "Sen Tek Kalmaya Mecbursun Komutan".
Yakasından tuttuğum gibi duvara fırlattım. Zorlukla konuşan sesi geldi " Timin çok dayanıklıydı biliyormusun" Vücudumu kontrol edemiyordum, beynim söz geçiremiyordu, kafamdaki sesler sadece öldür diyordu ama acılı öldür diyordu. Susmuyorlardı. "Son ana kadar seni sevdiklerini Konuştular biliyormusun, intikamlarını alırmışsın" Son kalan sabrımla bagırdım "Kes Sesini Şerefsiz Oğlu Şerefsiz"
O da bağırmaya başladı benimle beraber "Tank timinin yüz karasısın, senden neden medet ummuşlar anlamadım" Demin oturduğu sandalyele vurmaya başladım ,sandalye kırıldığında üstüne çıktığım gibi yüzüne vurmaya başladım, titreyen ellerim bile bana engel olamadı. Kapı zorlanmaya başlamıştı, askeriyeye haber verildiğine adım gibi emindim. Kırdığım sandalyenin bir bacağını elime aldım sertçe bacağına sapladım delik oluşmuştu bacağında, çıkardığım gibi tekrar sapladım öbür taraftanda çıkmıştı ucu bu sefer.
Acu dolu çığlıkları odayı doldurdu. Saçlarnı çekerek kulağını yüzüme getirdim "böyle mi acı çektirdin lan" "Daha fazla komutan" Bacağını, tek sağ olan kolunu kırdım, saçlarını tuttuğum gibi duvara vurmaya başladım. "Konuş lan ne planlıyorsunuz" Hepsini anlattığında sırıttım. "Piç seni öldürmemem için bir neden kalmadı artık". Ayaklandığım gibi saçından tutarak sürümeye başladım, sorgu odasının camının önüne getirdim.
"Bu gördüğün cam varya kırılmaz ama senin kafan kırılacak, çektirdiğin, yaptığın her bir işkence, acı için kafanı buraya vuracağım" Bağırmaya başladım her vurduğumda başka şeyler söyledim "bu her bir askerim için",
"Bunlar aldığınız acı çektirdiğiniz her bir masum can için". " Hiç bir zaman bir devletiniz olamayacak her zaman birileri tarafından böcek gibi ezileceksiniz, havada uçan toz kadar değeriniz olmayacak". Kapı sesli ve sert bir şekilde açıldığında elimdeki it bayılmıştı ya da belkide ölmüştü.
Kollarımdan tutulduğumda geri çekmeye çalıştılar, "bırakın lan" Sakin ol gibi cümleler söyleniyordu duyuyordum ama algılamıyordu beynim. Belki de sinir krizi geçiriyordum. Boynuma batırılan iğneyle vücudum yavaş yavaş dengesini kaybetti, yıllar önce komadan uyandığımda batırdıkları iğne gibi yine beni durdurdular. Yine bir şerefsiz daha yaşadı, yine ve yine belkide can alınmaya devam edilecek.
5 YIL ÖNCE YAZAR'DAN
Dağın içindeki mağara değildi Ama içerideki insanların içini donduran şey hava değildi.Kan kokusuydu.Acıydı.Ve duydukları çaresizlikti.
Tank Timi günlerdir kayıptı. Karargâh hâlâ sinyal almaya çalışıyor, bölgede arama yapıyordu. Ama bilmedikleri bir şey vardı.
Tank Timi hâlâ yaşıyordu.Yaşamak denirse.
Demirhan mağaranın dışında eski bir sandalyeye zincirlenmişti. Ellerindeki kelepçeler etini parçalamış, bileklerinden aşağı kan sızmaya başlamıştı. Günlerdir aç bırakılmıştı ama gözlerindeki öfke hâlâ sönmemişti.
Başını kaldırdığında mağaranın girişini görebiliyordu.Ve duyabiliyordu.Her şeyi duyuyordu.İçeriden gelen çığlıkları. Kırılan kemik seslerini. Ama hareket edemiyordu.
Çünkü onu özellikle dışarı koymuşlardı.
İzlesin diye.
Kolsuz mağaranın girişinde belirdiğinde yüzünde yine o iğrenç sırıtış vardı. Elindeki kanlı bıçağı sallayarak Demirhan’ın önünde durdu.“Komutan…”Çömeldi.“Ne kadar dayanıklılarmış be.”
Demirhan’ın çenesi sıkıldı.“Dokunma onlara.”
Kolsuz kahkaha attı.“Emir mi veriyorsun bana?”İçeriden bir anda acı dolu bir bağırış yükseldi.Demirhan refleksle zincirlere asıldı. Sandalye devrilir gibi oldu ama düşmedi.
“KERO!”Sesinin yankısı dağın içinde kayboldu.
Kolsuz keyifle izliyordu.“Bak işte bunu seviyorum.” dedi.“Senin gibi güçlü adamların çaresiz kalmasını.”Mağaranın içinden iki adam çıktı.
Sürükledikleri asker artık yürüyemiyordu.
Yüzü tanınmayacak haldeydi.Üzerindeki asker üniforması paramparçaydı.Demirhan’ın gözleri büyüdü.“Mete…”Mete güçlükle başını kaldırdı. Dudakları titredi.Konuşmaya çalıştı.Ama konuşamadı.Çünkü dili kesilmişti.
Demirhan’ın nefesi kesildi.Bir saniyeliğine dünya durdu sanki.Sonra zincirlere öyle bir asıldı ki sandalye bu sefer yere düştü.
“ŞEREFSİZLER!”Kolsuz ayağa kalktı.Tekmeyle Demirhan’ın yüzünü çevirdi.“Bağırma komutan.” dedi sakin bir sesle.“Daha başlamadık.”
Mete’yi mağaranın girişine attılar. Adam nefes almakta zorlanıyordu ama gözleri hâlâ Demirhan’ı arıyordu. Özür diliyordu sanki. Ölüyor olduğu için özür diliyordu.Demirhan’ın gözleri doldu. Ama ağlamadı.Çünkü askerler bazen ağlayamazdı.
Acı o kadar büyürdü ki gözyaşı yetmezdi.
Kolsuz tekrar mağaraya döndü. Bu sefer içeriden gelen kişi Kerem oldu. Daha doğrusu… Kerem’den kalan şey. Bacaklarından biri yoktu. Sırtındaki derinin büyük kısmı soyulmuştu.Nefes aldıkça eti titriyordu.
Demirhan’ın elleri titremeye başladı.“Yapma…”
Sesindeki kırıklık ilk defa duyuluyordu.“Ne istersen yap bana.”Kolsuz durdu.Yavaşça başını çevirdi.“Olur mu komutan?” dedi gülerek.“Senin canın ölmekle yanmaz.”
Yaklaştı.“Senin canın… onları kaybedince yanıyor.”İçeriden bir patlama sesi geldi.
Demirhan refleksle ayağa kalkmaya çalıştı ama sandalye yüzünden tekrar düştü. Ardından bağırışlar yükseldi.Kolsuz kahkaha atıyordu.
“Bir tanesi mayına bastı.”Demirhan artık nefes almakta zorlanıyordu.Çünkü içerideki herkes ailesiydi.Kan bağı değil.Daha güçlü bir bağ.
Birlikte ölümü göze alan insanların bağı.
Dakikalar sonra son asker de dışarı çıkarıldı.
Harun.Tim komutanı.
Adamın yüzü tanınmayacak haldeydi ama gözleri hâlâ dimdikti.Kolsuz onun saçından tutup Demirhan’ın önüne diz çöktürdü. “Bak komutan.” dedi.“Liderin burada.” Harun zorlukla başını kaldırdı.Demirhan’a baktı.Ve gülümsedi.
O halde bile gülümsedi. Demirhan’ın boğazı düğümlendi.“Komutanım…”Harun çatallı sesiyle konuştu.“Suçun değil evlat…”
Kolsuz sinirlenip adamın kafasına silah kabzasıyla vurdu. Ama Harun yine susturulamadı.“Yaşayacaksın…”Kan öksürdü.
“Onlar gibi olmayacaksın…”Demirhan’ın gözleri dolmaya başladı. Zincirleri parçalayacak kadar asıldı. Bilekleri yırtılıyordu.Umurunda değildi.
Kolsuz sıkılmış gibi iç çekti.Sonra adamlara baktı.“Hazırlayın.”Demirhan’ın içi buz kesti.
Mağaranın içine patlayıcı taşıyorlardı. Hayır. Hayır hayır hayır—“DURUN!”İlk defa sesi kırıldı.
“NE İSTİYORSANIZ YAPARIM!”Kolsuz dönüp ona baktı. Ve o an kazandığını anladı.
Çünkü ilk defa Demirhan’ın gözlerinde korku vardı.Ama korku kendisi için değildi.Sevdiği insanlar içindi.Kolsuz yaklaşıp kulağına eğildi.
“İşte şimdi yalnız kalacaksın komutan.” Düğmeye bastı. Patlama dağın içini parçaladı.
Ateş göğe yükseldi.Taşlar etrafa savruldu.
Demirhan sandaleyle beraber metrelerce geriye fırladı.Kulakları sağır olmuştu.Gözleri bulanıktı.Ama yine de mağaraya baktı.
Çünkü hâlâ birilerinin çıkmasını bekliyordu.
Kimse çıkmadı.Ve o gün… Yirmi bir yaşındaki bir asker değil,bir insanın içindeki bütün sıcaklık öldü.
Demirhan Özay'dan
Kulaklarım duymuyordu.Patlamadan sonra dünya sessizleşmişti. Sanki biri bütün sesleri elimden çekip almıştı. Sadece tiz bir uğultu vardı.Ama ben hâlâ mağaraya bakıyordum.
Bakıyordum çünkü birazdan çıkacaklardı.
Çıkmaları gerekiyordu.Harun komutan çıkardı.
Kerem söylenerek yürürdü. Mete kesin bana “komutanım yine suratınızı düşürdünüz” derdi.
Çıkacaklardı.Çıkmadılar. Nefesim düzensizleşmeye başladı.Gözüm yanan mağaraya takıldı. Ateş büyüyordu. İçeriden kimse gelmiyordu.“Hayır…” Sesim çıkmadı.
Sadece dudaklarım kıpırdadı. Sandalyeyi sürükleyerek ayağa kalkmaya çalıştım. Zincirler kollarımı kesiyordu ama umurumda değildi. Bir adım. Bir adım daha.Düştüm.
Tekrar kalktım.
“Hayır…”Beynim kabul etmiyordu.
Edemezdi. Çünkü biraz önce benimle konuşuyorlardı. İnsan birkaç saniye içinde yok olamazdı.Olamazdı.Kolsuz’un kahkahası duyuldu.
Başımı çevirdiğimde mağaranın uzağında adamlarıyla geri çekiliyordu. Ateşin ışığı yüzüne vuruyordu.“Komutan!” diye bağırdı.
“Sana son hediyemizi beğendin mi?” Boğazımdan insan sesi gibi çıkmayan bir hırıltı yükseldi.
Zincirlere öyle bir asıldım ki bileklerim parçalandı.Ama bu sefer…Kırıldı.
Sandalye devrilirken kendimi yere attım. Ayağa kalktığım an koşmaya başladım.
Bacaklarım tökezliyordu.Başım dönüyordu.
Ama durmuyordum.Kolsuz arkamdan bir şeyler bağırıyordu.Duymuyordum
Sadece mağarayı görüyordum.Alevleri. Dumanı. Ve içerde kalan insanları. Mağaranın girişine ulaştığımda sıcaklık yüzüme çarptı. Nefes almak bile zordu. İçeriden yanık et kokusu geliyordu.“Komutanım!”Sesim parçalandı.İçeri daldım.Duman gözlerimi yakıyordu.
Öksürmeye başladım ama ilerlemeye devam ettim.Taşlar hâlâ düşüyordu.Yer kan içindeydi. Bir kol gördüm önce.Sonra parçalanmış üniforma.Dizlerimin bağı çözüldü.“Mete…”
Sürünerek yanına gittim. Vücudunun yarısı yoktu.Ama yüzü duruyordu.Gözleri açıktı.
Boşluğa bakıyordu.Bir anda nefesim kesildi.
Elimi yüzüne götürdüm.
“Hadi…”Sesim titredi.“Hadi kalk…”Kımıldamadı.
Omzundan tuttum.“Sana emir veriyorum asker…”Boğazım düğümlendi. “Kalk…” Yine hareket etmedi.Bir şey koptu içimde.
Bağırmaya başladım.Nasıl bağırdığımı bilmiyorum.Ne dediğimi bilmiyorum.
Sadece sesim mağaranın içinde yankılanıyordu.Sonra Kerem’i gördüm.
Duvarın dibindeydi.Patlama onu taşların altına gömmüştü.Sürünerek yanına gittim. Elleri dışarıdaydı sadece.
Taşları kaldırmaya başladım.Parmaklarım parçalanıyordu.Umurumda değildi.“Dayan…”
Nefes nefese kaldım.“Çıkartacağım seni…”
Taşı kaldırdığım anda yüzünü gördüm.
Gözleri kapalıydı.Artık nefes almıyordu.
Ellerim havada kaldı.Bedenim hareket etmeyi bıraktı. Bir anda bütün gücüm çekildi sanki.
Arkamdan yeni bir taş düştü. Ateş büyüyordu.
Ama çıkmıyordum. Çıkarsam gerçekten öldüklerini kabul etmiş olacaktım.
Harun komutanı bulduğumda mağaranın en arkasındaydı.Patlama onu duvara savurmuştu.Yanına çöktüm. Titreyen ellerimle yüzündeki kanı silmeye çalıştım. “Komutanım…” Cevap vermedi.
“Bak ben geldim…” Sesim çocuk gibiydi artık.
Kırılmıştı. “Bak… yalnız bırakmadım sizi…”
Başımı göğsüne koydum. Kalp sesi yoktu.
O an dünya gerçekten durdu. Çünkü insan bazen tek bir saniyede tamamen değişirdi.
Ve o saniyeden sonra artık eski haline geri dönemezdi.Dışarıdan bağırış sesleri gelmeye başladı.Askerler.Destek timi gelmişti.
Ama geç kalmışlardı.Çok geç.
Ben hâlâ Harun komutanın yanında otururken biri omzuma dokundu.“Evlat çıkmamız lazım!”
İttim elini.“Git.” “Mağara çökecek!” “GİT!” Sesim yankılandı. Çünkü ben o mağaradan çıkarsam…Onları gerçekten geride bırakmış olacaktım.sırt sırta savaştığım insanları burada bırakacaktım
