3. bölüm · Kendi Geçmişinin Hedefi
3.Bölüm
Demirhan Özay'dan
"Demirhan özay ile mehmet sancarın DNA'sı %99,99 uyuşuyor, Halil kılıç ile yiğit sancarın DNA'sıda%99,99 uyuşuyor. Yaptığımız karışıklıktan dolayı özür dileriz" Daha fazlasını dinlemeden ayaklandım, odadaki herkes yavaş yavaş çökmeye başlanmıştı. Özellikle Sancar ailesi, oğullarını alabilirlerdi beni isteselerde istemeselerde sadece güvenliklerinden sorumlu olacağım, gereksiz veya geç gelen samimiyetlere gerek yoktu.
Doktorun masasında duran kağıda telefon numaramı ve ismimi yazdıktan sonra küçük bir not yazdım "başınız derde girerse arayabilirisiniz" Ve ardından eski ve asla değişmeyecek o hayatıma dönmek için kapıya doğru bir adım attım, atmamla mehmet itinin sesi geldi "bok vardı okudunda o iğrenç mesleği yapıyorsun, sonucunda aileni bile bulamadın" "Bulamadığımı nereden biliyorsun" Arkamı döndüm yüzüne baktım, herkesin içinde konuşması beni deli ediyordu. "Duygusuz bir piçsin, istenmeyen birine göre fazla sakin değilmisin"
Yavaş yavaş üstüne yürümeye başladım. "Ben kendimi sevdiğim sürece kimsenin beni sevmesine ihtiyacım yok, piçlik konusuna gelirsek babanın halil olduğu bile belli değilken bana boş laf atma ve son konuya gelirsek duygusuz olmaktan zevk alıyorum..." Almıyorum. Ardından olaya fransız olan aileye döndüm. "Telefon numaramı kağıda yazdım, başınıza bir şey gelmediği sürece beni aramayın".
Acımasız olduğumu söyleyebilirsiniz anlıyorum ama hayatıma 27 yıl boyında geç kalmış bir aileyi kabul edemem, hele ki o aile 27 yıl boyunca büyüttükleri oğullarını bırakmak istemezken. Başlarını onaylar anlamda salladıklarında yavaş sallamışlardı, sanırım şaşırmışlardı ama neye. Arkamı döndüğüm gibi çıktım bütün geçmişimi ve belki geleceğimi ardımda bıraktım. Yaralarımı kanatmamak için her şeyi ardımda bıraktım.
Askeriyeye geldiğimizde göreve çıkmak için hazırlanıyorduk. Hastaneden sonra eve gitmiş yerleştirmiştil eşyalarımızı, ev 6 dairelik bir binaya yerleşmiştik. En üstte ben olmak üzere sırasıyla; Bora,Alp, Selin,Mert,Emir'in evleri vardı. Askeri çantalarımızı hazırlama bitmişti. Yedek şarjör, silah, konserve, su ve haberleşme için telsiz gibi temel şeyler aldıktan sonra bütün time ailelerine aramaları için 5 dakika verdim.
Zaman kısaydı farkındayız ama zaman ilerledikçe belkide binlerce insan ailelerinden haber alamıyor veya veremiyorlardı. Yıllardır askerler ve timim dışında kimsenin aramadığı telefonumun sesi yankılandı. Kayıtlı değildi, arayan ya biyolojik aileydi yada işletmek için arayan gençlerdi. Cevapladığımda karşıdakinin konuşmasını bekledim. " Alo oğlum senmisin? " Biyolojik anne Aylindi. "Aylin hanım sizmisiniz" "Evet oğlum".
Oğlum demesi içimde yıllar önce ölen duygularımdan bir tanesini hissetmemi sağlıyordu ama işte ben o duyguyu hafırlamıyorum. " Ne için aradınız" Aylin hanım biraz bekledikten sonra boğaz temizleme sesi geldi, sanırım söyleyeceği bir konuyu konuşmakta zorlanıyor yada çekiniyordu. "Şey oğlum bize gelsen olur mu, yani eğer müsaitsen" Hiç beklemeden yanıtladım "Müsait değilim" Durakladı. Tehlikeli bir durum olmadığı sürece aramamalarını istemiştim.
Şimdi sadece onlara gitmem gibi gereksiz bir konudan neden aradıki. Göreve gideceğimi söylesem mi? Yoksa boş versem mi? Time söylesem ver derlerdi. "Aylin hanım" "Efendim oğlum" "Bana 2 hafta boyunca ulaşamayabilirsiniz, telefonumu kapatacağım şimdi kapatıyorum iyi günler". Konuşmasına fırsat vermemiştim, ben her şeyi söyledikten sonra ne söyleyebilirdiki. Tim helikoptere gitmiş olmalıydı.
Helikoptere binme yerine geldiğimde tim hazırolda duruyordu. Albay geldiğinde yüksek sesle konuştum "Dikkat!". Albay solunda yarbay ve sağında binbaşı olmak üzere önümüzde durdu. "Gitmekten vazgeçen varsa şimdi söylesin" kimseden ses çıkmadığında yüzünden gururlu bir ifade belirdi "Sağ salim dünün aslanlarım, yolunuz açık olsun" Timimizle beraber bağırdık "emredersiniz! " başıyla selam verdiğinde arkamı döndüm.
"Sis Timi helikoptere bin!" Helikoptere sırasıyla Emre, Selin, Mert, Alp, Bora ve son olarakta ben bindim. Herkes yerleştiğinde elimle pilotla aramızda kalan yere vurdum, Kalkabiliriz demek oluyordu. Biz bordo bereli askerlerden oluşan sis timiydik ben şimdi tim komutanı ve operasyon yönetsemde eskiden yakın muharebe ve silah da büyük bir başarı elde etmiştim.
Benden sonra timin komutan yardımcısı Mert'ti ne kadar şakacı ve rahat olsada görevde aşırı ciddi olan bir yanı vardı yakın muharebe de okulunun en iyisiydi., koruma ile ön çatışmada hünerlerini gösterirdi. Mert'ten sonra Alp vardı mert ile aynı okula gitmişlerdi oradan gelen bir yakınlık vardı aralarında. Alp Keskin nişancıydı okulunda o da birinci olmuştu. Uzun menzilli atışlar ve gözetlemede oldukça iyiydi. Sonrasında Selin var timin biriciği. Ne kadar saha da iyi olsada asıl uzmanlık alanı istihbarat ve siber analizdi.
Sahada kendini koruyabilsede bizim kadar iyi değildi, okulunda yüksek bir başarı elde etmişti. Bora timin çaylaklarından biriydi emre ile aynı okula gitmişti emreden bir yaş büyüktü. Bomba imhada,patlayıcı uzmanı ve sızmada okulunu birincilikle bitirmişti. Boradan sonra Emre vardı ikisinin arasında abi kardeş bağı vardı. Emre yaralanmalarda yardımcı oluyordu onun yanı sıra planlarda taktikler veriyordu, yardımcımdı kısaca, okulunda yüksek bir başarısı elde etmişti.
Helikopter iniş yaptığında bindiğimizin tam tersi şekilde indik. "Emre haritayı getir oğlum"
Şuan isimlerle seslensekte göreve başlandığında takma isimlerimizle birbirimize hitap etmeye başlıyorduk. Mert vahşet, Emre azrail, ben kartal, Bora kıyamet, Alp cellat ve son olarakta Selin gölgeydi. Her birimizin lakaplarının anıları vardı. Zamanı gelince herkes öğrenirdi o anlarımızı. Emre haritayı getirdiğinde yere serdi.
"Son kez üstünden geçiyorum sis timi, görev yeri engebeli ve bizim saklanabileceğimiz çok yer olduğu gibi onlarında kaçabileceği çok delik var. En tehlikeli bölge şu iki dağ arası teröristler bu dağlardan bir sürü masum insanların köyünün yaklaşık 5 kilometre yakınında olan dağın arkasındalar bizim saldırmaya başlayacağımız dağda o dağ ama bir sorun varki dağın arkasında olan başka bir dağ daha var oradan terörist gelme ihtimali çok yüksek o yüzden Bora sen en tepedeki mağaranın üstünde saklanacaksın."
"selin sende herhangi bir durumda bize haber verebilmek ve üstlerle iletişime geçmemize yardım etmek için mağaranın içinde olacaksın. Çatışmayı bitirdiğimde alple ben önden giriş yapacağız arkadanda emre ve mert girecek. Oluşabilecek bir risk, tuzak falan olursa anında irtibata geçilecek. Eğer birbirimizle haberleşmemizi engellerlerse havaya üç el kuru sıkı atacağız"
"Baktık tehlikeye düştük bir araba patlatacağım ve herkes o an geri çekilecek direkt helikopter bekleme alanına gidecek mert ve alp benimle kalacak diğerleri için tehlikeli anlaşıldı mı?" "Sizi nasıl bırakalım komutanım" "Selin benim görevim herşey den önce sizin güvenliğinizi sağlamak Bora Keskin nişancı, ne kadar yakın dövüşte iyi olsada buradaki soysuzlar çaylakları yakalayabilecek potansiyeldeler maalesef,"
"Heleki sen selin siber başarını bizim kadar buradaki itlerde biliyor neler yaptırmak isteyeceklerini ve yaptırmak için neler yapacaklarını tahmin etmemiz o kadar zor, emre saha planlamada, yakın dövüşte iyi olsada daha yirmi üç yaşında çaylak olduğu için ilk ona saldıracaklar ve emin ol kimse bunu istemez, itiraz kabul etmiyorum emrime itaatsizlik istemiyorum, profesyonel davranıyor ve duygularınızla hareket etmiyorsunuz anlaşıldımı sis timi"
Biraz bekleselerde "emredersiniz komutanım" Dudağımın kenarında küçük bir gülümseme belirdi. Bu millet de böyle aslanlar olduğu sürece yıkılmazdık. "Aferin aslanlarım, şimdi silkelenin kendinize gelin it öldürmeye gidiyoruz" "Emredersiniz komutanım".
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Hepsi yüzlerinde olan gülümsemenin gurur, vatan sevğisi ve dayanıklılıkla ilerlemeye başladı. Hepsi biliyordu bu yolda bir gün hepsi Şehit olacaktı. bir askerseniz ya timce Şehit edilirdiniz yada timden eksilenlerle yolunuza devam etmek zorunda kalırdınız.
Siz burada canınızla cebelleşirken nereden bilirlerdiki korumak için savaştıkları vatandaşlarının saldırılar düzenlemeye başladıklarını.
Yada ne bileceklerdiki şehitliğin onlara bu kadar erken geleceğini.
Kimse geleceği göremezdi, gerçi görseydik bu kadar şeyi yaparmıydık. Cehennemi görseydik eğer bu kadar suçu,iğrençliği, günahı işler miydik. Sanmam Şehit olmak için, hayırlı birer İnsan ve Müslüman olmak için çabalardık.
Cenneti görsek. Cennete gitmek için nelerimiz vermezdik ki. Canımızı diyorsak eğer zaten bu can bize emanet, zamanı geldiğinde çıkacaktı tıpkı bize ait olmayan bedenimiz gibi.
