6. bölüm · Kefaret Nikahı
Bölüm 5
Kapı gıcırdayarak açıldı.
Evin içi darmadağındı.
Yerde kırılmış tabaklar...
Devrilmiş sandalye...
Masanın üzerine dökülmüş içki şişeleri...
Polen derin bir nefes aldı.
Tam tahmin ettiği gibiydi.
Kemal yine içmişti.
"Baba..."
Kemal başını ağır ağır kaldırdı.
Kan çanağına dönmüş gözleriyle kızına baktı.
"Neredeydin sen?"
"İşteydim."
"Yalan söyleme bana!"
"Yalan söylemiyorum."
Kemal sendeleyerek ayağa kalktı.
Elindeki boş şişeyi masaya vurdu.
"Ben burada tek başıma geberirken sen geziyorsun."
Polen sakin kalmaya çalıştı.
"Markete uğradım."
"İlaçlarını aldım."
Poşeti masaya bıraktı.
Kemal poşetin içini karıştırdı.
Tansiyon ilacını görünce birkaç saniye sustu.
Sonra yüzünü başka tarafa çevirdi.
"Bana acıma."
"Acımıyorum."
"O zaman neden hâlâ gitmiyorsun?"
Polen'in boğazı düğümlendi.
"Çünkü sen benim babamsın."
Kemal cevap vermedi.
Koltuğa oturup başını iki elinin arasına aldı.
Polen sessizce mutfağa geçti.
Yerdeki cam kırıklarını toplamaya başladı.
Bir yandan da tencereye su koydu.
Akşam yemeği olarak sadece makarna yapabilecekti.
Başka bir şey almaya parası kalmamıştı.
Evin birkaç sokak ilerisinde siyah cip hâlâ bekliyordu.
Arabanın içindeki iki adam konuşmadan evi izliyordu.
Bir süre sonra genç olanı sessizliği bozdu.
"Patronun istediği kadarını öğrendik."
"Hayır."
"Nasıl yani?"
"Daha değil."
"Bu kızın en büyük korkusunu hâlâ bilmiyoruz."
Adam tabletine baktı.
"En sevdiği kitapları biliyoruz."
"En sevdiği çiçeği biliyoruz."
"Günlük rutinini biliyoruz."
"Ama neden her şeye rağmen babasını bırakmadığını bilmiyoruz."
Diğeri başını salladı.
"Patron özellikle bunu öğrenmemizi istedi."
Mutfakta makarna kaynarken Polen küçük masaya iki tabak koydu.
Kemal salona bile gelmedi.
"Yemek hazır."
Cevap yoktu.
Birkaç dakika sonra tekrar seslendi.
"Baba."
Kemal ağır adımlarla mutfağa geldi.
Sessizce sandalyeye oturdu.
İkisi de konuşmadan yemek yemeye başladı.
Evde sadece çatal sesleri duyuluyordu.
Bir süre sonra Kemal boğazını temizledi.
"Bugün..."
Polen başını kaldırdı.
"...İşe geç kalmadın değil mi?"
"Hayır."
"Patronun kızmadı mı?"
"Hayır."
Kemal tekrar sustu.
Belki de uzun zamandır ilk kez bağırmadan konuşuyordu.
Polen bunu bozmak istemedi.
Yemeğin ardından bulaşıkları yıkadı.
Kemal odasına çekildi.
Polen ise küçük masasının başına geçti.
Ertesi günkü ders notlarını açtı.
Sınavlarına hazırlanıyordu.
Bir yandan da çalışıyor, bir yandan üniversiteyi bitirmeye uğraşıyordu.
Saat gece on bire yaklaşırken elektrikler bir anda kesildi.
Bütün mahalle karanlığa gömüldü.
Polen çekmeceden küçük bir mum çıkardı.
Yakıp masanın üzerine koydu.
Mumun titrek ışığında ders çalışmaya devam etti.
Siyah cip hâlâ mahallenin köşesindeydi.
Genç adam şaşkınlıkla eve baktı.
"Elektrikler kesildi."
Diğeri omuz silkti.
"Kız ne yapıyor?"
Uzaktaki pencereye dürbün tuttu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ders çalışıyor."
"Mum ışığında..."
Genç adam hayret etti.
"Pes doğrusu."
Defter açıldı.
Yeni satırlar eklendi.
22.11
Zorluklar onu hedefinden vazgeçirmiyor.
Şartlar ne olursa olsun eğitimini bırakmaya niyeti yok.
Tam o sırada adamın telefonu titredi.
Ekranda sadece tek bir cümle belirdi.
"Yarın sabah yeni ekip devralacak."
Genç adam şaşkınlıkla baktı.
"Neden?"
Diğeri telefonu cebine koydu.
"Çünkü patron..."
"...Artık daha ayrıntılı bilgi istiyor."
İki adam son kez Polen'in evine baktı.
Işığı yalnızca küçük bir mumdan gelen o ev, karanlık mahallenin içinde sessizce duruyordu.
Onlar ise farkında olmadan, bir insanın kaderinin değişeceği güne her saat biraz daha yaklaşıyorlardı.
