3. bölüm · Kefaret Nikahı

Bölüm 2

Zehra Balcı

İstanbul...
Şehrin en pahalı semtlerinde güneş yeni doğarken insanlar işe yetişme telaşına kapılmıştı.
Gökyüzünü delen gökdelenler, lüks otomobiller ve gösterişli villalar yeni bir güne uyanıyordu.
Şehrin diğer ucunda ise bambaşka bir hayat vardı.
Dar sokakları, birbirine yaslanmış gecekonduları ve çatılarından sarkan paslı antenleriyle küçük bir mahalle...
Bu mahallede yaşayan insanlar lüksü değil, yarını düşünüyordu.
Mahallenin en sonunda bulunan tek katlı eski evlerden birinin ince perdelerinden sabah güneşi içeri süzülüyordu.
Küçük odadaki eski çalar saat henüz çalmadan genç bir kız gözlerini açtı.
Polen Yıldız...
On sekiz yaşındaydı.
Hayat onu yaşından çok daha fazla büyütmüştü.
Yatağından doğruldu.
Başucundaki komodinin üzerinde duran eski fotoğraf çerçevesini eline aldı.
Fotoğrafta annesi vardı.
Uzun siyah saçları, sıcak gülümsemesi ve huzur veren gözleriyle hâlâ ilk günkü gibi bakıyordu.
Polen fotoğrafa usulca gülümsedi.
"Günaydın anne..."
Bu söz, yıllardır hiç değişmemişti.
Her sabah önce annesiyle konuşuyor, sonra güne başlıyordu.
Fotoğrafı öpüp yerine bıraktı.
Küçük odasının penceresini açtı.
İçeri serin bir rüzgâr doldu.
Mahalleden gelen ekmek kokusu burnuna ulaştı.
Derin bir nefes aldı.
"Bugün güzel geçsin..."
Kendi kendine söylediği küçük bir duaydı bu.
Dolabını açtı.
İçinde yalnızca birkaç kıyafet vardı.
En temiz gömleğini dikkatlice giydi.
Uzun kahverengi saçlarını topladı.
Aynanın karşısına geçti.
Ela gözlerinin altındaki hafif morlukları görünce istemsizce başını eğdi.
Son zamanlarda çok az uyuyordu.
Çünkü geceleri ya babasının bağırışlarıyla uyanıyor ya da gelecek kaygısıyla sabaha kadar tavana bakıyordu.
Kapıyı sessizce açıp salona geçti.
Salonun ağır alkol kokusu yine bütün evi kaplamıştı.
Eski koltukta uyuyan adam babasıydı.
Kemal Yıldız...
Bir zamanlar milyonluk ihalelere imza atan, gazetelere röportaj veren başarılı bir iş insanı...
Şimdi ise iflas etmiş, bütün servetini kaybetmiş, alkolün esiri olmuş bir adam...
Polen yerde duran boş şişeleri tek tek topladı.
Babasının üzerine ince bir battaniye örttü.
Her şeye rağmen onu sokakta bırakacak kadar öfkeli değildi.
Mutfağa geçti.
Dolabı açtı.
Yarım ekmek...
Bir paket çay...
İki yumurta...
Biraz domates...
Hepsi buydu.
Sessizce kahvaltıyı hazırladı.
Tam çayını içerken içeriden boğuk bir ses duyuldu.
"Polen..."
Genç kız hemen salona geçti.
"Evet baba?"
Kemal başını kaldırmadan konuştu.
"Bugün geç kalma."
"Tamam."
"Cebinde para var mı?"
"İdare eder."
Kemal cevap vermedi.
Başını tekrar koltuğa yasladı.
Polen iç çekti.
Çantasını omzuna aldı.
Kapıyı kilitleyip dışarı çıktı.
Mahalle yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı.
Simitçi arabasını itiyor...
Okul çocukları koşturuyor...
Komşular birbirlerine günaydın diyordu.
"Polen kızım!"
Seslenen Emine Teyze'ydi.
"Günaydın."
"Gel bakayım."
Polen yanına gidince yaşlı kadın poşet uzattı.
"Sana poğaça yaptım."
"Teyze, yine uğraşmışsın."
"Sen yeter ki ye."
Polen teşekkür edip yoluna devam etti.
Fakat o an...
Sokağın başındaki siyah cipin içinde iki adam sessizce onu izliyordu.
Öndeki adam dürbününü indirdi.
"Çıkış saati yine aynı."
Yanındaki tablet ekranına baktı.
"07.41."
"Kayıt et."
Adam not aldı.
07.41 Evden çıktı.
Moral durumu normal.
Komşularıyla ilişkisi güçlü.
Polen yürümeye devam ediyordu.
Mahallenin çıkışındaki çiçekçide durdu.
Papatyalara uzun uzun baktı.
Satıcı gülümsedi.
"Yine mi bakıp gideceksin kızım?"
Polen mahcup oldu.
"Bir gün hepsini alacağım."
Bunu söylerken gözlerinin içi gülüyordu.
Cipteki adam yeniden not aldı.
En sevdiği çiçek: Papatya.
Ardından Polen yoluna devam etti.
Otobüse binmedi.
Her zamanki gibi yürümeyi tercih etti.
İkinci el kitapçının önünde durdu.
Vitrindeki romanları tek tek inceledi.
Parmak uçlarını cama dokundurdu.
"Bir gün..."
"Kendi kütüphanem olacak."
Bu sözleri sadece kendisi duymuştu.
Ama siyah cipteki adam küçük kayıt cihazını kapatırken sakin bir sesle konuştu.
"Patron haklı."
"Bu kız para için yaşamıyor."
Diğeri merakla sordu.
"Peki ne için yaşıyor?"
Adam gözlerini Polen'den ayırmadan cevap verdi.
"Hayal kurmak için."
İkisi de sustu.
Motor yeniden çalıştı.
Araç, genç kızın yaklaşık elli metre gerisinden sessizce ilerlemeye devam etti.
Onlar için bu görev sıradan değildi.
Patronları ilk kez bir insanın hayatındaki en küçük ayrıntıya kadar rapor istemişti.
Ne yemeyi sevdiği...
Hangi sokaktan yürüdüğü...
Kimlere güvendiği...
Neyden korktuğu...
Hatta en çok hangi şarkıyı dinlediği bile öğrenilecekti.
Çünkü görünmeyen biri...
Polen Yıldız'ın bütün hayatını adım adım öğrenmek istiyordu.
Ve Polen, henüz bunun nedenini bilmiyordu...