4. bölüm · Kefaret Nikahı
Bölüm 3
)
Öğle dersi bittiğinde kampüs yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı.
Kimi arkadaşları kafeye gidiyor, kimi çimlere uzanıp sohbet ediyordu.
Polen ise çantasını omzuna takıp doğruca kütüphaneye yöneldi.
Kütüphanenin kapısını açar açmaz yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
Burası onun en sevdiği yerdi.
Sessizdi...
Huzurluydu...
Kimse bağırmıyor, kimse kavga etmiyordu.
Sanki bütün dünyanın gürültüsü kapının dışında kalıyordu.
Rafların arasında yavaş yavaş yürüdü.
Roman bölümünde durdu.
Elini kitapların sırtında gezdirdi.
Bazılarının kapağını açıp ilk sayfalarını okudu.
Sonra yine yerine bıraktı.
Görevli kadın uzaktan onu izliyordu.
Polen neredeyse her gün geliyordu.
Ama çoğu zaman hiçbir kitap almadan çıkıyordu.
Çünkü satın almaya gücü yetmiyordu.
Bugün de farklı değildi.
Genç kız derin bir nefes alıp raflardan uzaklaştı.
Tam çıkacakken görevli seslendi.
"Polen."
Genç kız arkasını döndü.
"Evet hocam?"
"Yeni gelen kitaplardan birini okumak ister misin?"
Polen'in gözleri parladı.
"Gerçekten okuyabilir miyim?"
"Tabii."
"Bir hafta içinde getirmen yeterli."
Polen kitabı iki eliyle aldı.
Sanki dünyanın en değerli hediyesi ona verilmişti.
"Çok teşekkür ederim."
Görevli kadın gülümsedi.
"Kitabı en çok sen hak ediyorsun."
Kampüsün karşısındaki kafede oturan siyah takım elbiseli adam bütün bunları izliyordu.
Kulaklığındaki mikrofona konuştu.
"Yeni bilgi."
"Kitap teklif edildi."
"Yüz ifadesi değişti."
"Mutlu olduğu nadir anlardan biri."
Karşı taraftan sadece kısa bir cevap geldi.
"Not al."
Adam küçük deri defterini açtı.
13.27
Mutluluğu pahalı şeylerde değil, küçük hediyelerde saklı.
Polen okuldan çıktıktan sonra doğruca yarı zamanlı çalıştığı kafeye gitti.
Üzerini değiştirip önlüğünü giydi.
Kafenin sahibi Mustafa Bey gülümseyerek yanına geldi.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş buldum."
"Bugün biraz kalabalık."
"Yetiştiririz."
Polen siparişleri tek tek hazırlamaya başladı.
Masaları topluyor...
Çay taşıyor...
Gelen müşterilere gülümsüyordu.
Ne kadar yorulursa yorulsun, kimseye sert davranmıyordu.
Siyah cip bu kez kafenin biraz ilerisinde durdu.
İçeriden bakan adamlardan biri şaşkınlıkla konuştu.
"Üniversite okuyor."
"Bir yandan da çalışıyor."
Diğeri başını salladı.
"Babasının borçlarını ödemeye çalışıyor olabilir."
"Belki."
"Patron bunu biliyor mu?"
"Bilmiyorum."
"Öğrenecek."
Adam telefonunu çıkarıp kısa bir rapor gönderdi.
'Yarı zamanlı çalışıyor. Kendi parasını kazanıyor.'
Mesaj anında okundu.
Bir süre cevap gelmedi.
Tam adam telefonu cebine koyacakken ekran yeniden aydınlandı.
'Çalıştığı yeri öğrenin.'
Adam derin bir nefes aldı.
"Patron ayrıntı seviyor."
"Fazlasıyla."
Akşam saatleri...
Kafede yoğunluk azalmaya başlamıştı.
Polen boş masaları silerken yaşlı bir adam cebini karıştırmaya başladı.
Yüzü bir anda değişti.
"Cüzdanım..."
Panikle ayağa kalktı.
"Cüzdanımı bulamıyorum."
Müşteriler birbirine bakmaya başladı.
Polen hemen adamın yanına gitti.
"Merak etmeyin amca."
"Birlikte bakalım."
On dakika boyunca bütün masalara baktılar.
Sonunda cüzdan sandalyenin altına düşmüş halde bulundu.
Yaşlı adam rahat bir nefes aldı.
"Allah senden razı olsun kızım."
"İçinde bütün emekli maaşım vardı."
Polen sadece gülümsedi.
"Geçmiş olsun."
Yaşlı adam cebinden para çıkarmaya çalıştı.
"Al bunu."
Polen başını iki yana salladı.
"Olmaz."
"Yardım etmek için para alınmaz."
Adamın gözleri doldu.
"Annen seni çok güzel yetiştirmiş."
Polen'in gülümsemesi bir anda hüzne dönüştü.
"Annem göremedi ama..."
"İnşallah bir yerlerden görüyordur."
Bütün bu konuşmalar, kafenin karşısında park etmiş siyah cipteki kameraya sessizce kaydediliyordu.
Takım elbiseli adam not defterini açtı.
18.41
İnsanların güvenini kolay kazanıyor.
Para karşılığında iyilik yapmıyor.
Vicdanı güçlü.
Defteri kapattı.
Sonra telefonunu çıkarıp tek cümlelik yeni bir rapor gönderdi.
"Patron... Dosya her geçen saat daha ilginç hâle geliyor."
Telefonun ekranında mesajın iletildiği görüldü.
Fakat yine cevap gelmedi.
Sanki ekranın diğer tarafındaki kişi sadece okumayı tercih ediyordu...
Ve Polen'in hayatına dair her ayrıntıyı sessizce biriktiriyordu.
