2. bölüm · Kefaret Nikahı
Bölüm 1 – Gözlerin Üzerinde
Sabahın ilk ışıkları gecekondunun ince perdelerinden içeri süzülüyordu.
Polen, alarm çalmadan gözlerini açtı.
Yatağının başucunda duran eski, ahşap çerçeveli fotoğrafı eline aldı. Fotoğraftaki kadın, yıllar önce kaybettiği annesiydi. Gülümsemesi hâlâ sıcacıktı.
Parmak uçlarıyla fotoğrafın camını okşadı.
"Günaydın anne..."
Bu, her sabah söylediği ilk cümleydi.
Annesini kaybedeli on üç yıl olmuştu ama Polen için hiçbir sabah onsuz başlamıyordu.
Derin bir nefes aldı.
Yatağını özenle topladı. Eski dolabını açtı. İçeride sadece birkaç kıyafeti vardı. Ütüsü bozulmuş beyaz gömleğini düzeltti, kot pantolonunu giydi, uzun kahverengi saçlarını sıkıca topladı.
Küçük aynanın karşısına geçti.
Yüzüne baktı.
Yorgundu.
Ama güçlü görünmek zorundaydı.
Çünkü bu evde ağlayacak lüksü yoktu.
Kapıyı sessizce açıp salona geçti.
Salonun ağır alkol kokusu her zamanki gibi boğazını yaktı.
Kemal Yıldız...
Bir zamanlar gazetelerin ekonomi sayfalarında adı geçen başarılı iş adamı...
Şimdi ise eski koltuğun üzerinde, elindeki boş şişeyle sızıp kalmış bir adamdı.
Polen eğilip yere düşen battaniyeyi babasının üzerine örttü.
Ne yaşarsa yaşasın, onu hâlâ babası olarak görüyordu.
Mutfağa geçti.
Dolabı açtı.
Bir paket çay...
Yarım ekmek...
İki yumurta...
Başka hiçbir şey yoktu.
Sessizce çayı demledi.
Ekmeği ikiye bölüp kızarttı.
Kendine küçük bir kahvaltı hazırladı.
Tam masaya oturmuştu ki içeriden öksürük sesi geldi.
Kemal gözlerini araladı.
"Su..."
Polen hemen bir bardak su doldurup yanına gitti.
Kemal suyu tek nefeste içti.
Başını iki eli arasına aldı.
"Yine mi işe gidiyorsun?"
"Evet baba."
"Bugün erken gel."
"Tamam."
Kemal başka hiçbir şey söylemedi.
Polen çantasını omzuna taktı.
Kapıyı açarken son kez arkasına baktı.
Eskiden kahkahaların yükseldiği bu evde artık yalnızca sessizlik vardı.
Sokağa çıkar çıkmaz mahalle canlanmaya başlamıştı.
Çocuklar okul servislerini bekliyor, komşular kapılarının önünü süpürüyor, simitçinin sesi dar sokaklarda yankılanıyordu.
"Taze simit! Taze simit!"
Polen yürürken yaşlı komşusu Emine Teyze seslendi.
"Polen kızım!"
Genç kız gülümseyerek yanına gitti.
"Günaydın Emine Teyze."
"Sabah erkencisin yine."
"İşe yetişeceğim."
Yaşlı kadın poşetinden iki poğaça çıkardı.
"Dün kaldılar. İsraf olmasın."
"Olmaz teyze."
"Parasını veririm."
Emine Teyze hafifçe kızdı.
"Sen bana para verecek kız mısın?"
Polen utandı.
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada sokağın başında siyah camlı lüks bir cip durdu.
Aracın içinde iki adam sessizce Polen'i izliyordu.
Öndeki adam dürbününü indirdi.
"Dosyadaki kız bu."
Yanındaki tablet ekranına baktı.
"Kimlik doğrulandı."
Adam küçük deri kaplı not defterini açtı.
07.42
Konum doğrulandı.
Mahalle sakinleri tarafından seviliyor.
Yardım kabul etmiyor.
Borçlanmaktan hoşlanmıyor.
Defteri kapattı.
"Patronun tahmin ettiği gibi."
"Nasıl yani?"
"Gururlu."
Diğer adam gözlerini Polen'den ayırmadan konuştu.
"Bir haftadır izliyoruz."
"Her sabah aynı saatte kalkıyor."
"Her sabah annesinin fotoğrafıyla konuşuyor."
"Haftada iki kez ikinci el kitapçıya uğruyor."
"Kahve yerine çay içiyor."
"En sevdiği çiçek papatya."
"Otobüs yerine yürümeyi tercih ediyor."
"Harcadığı her kuruşun hesabını yapıyor."
İlk adam şaşkınlıkla baktı.
"Patrona bütün bunları rapor ettin mi?"
"Evet."
"Cevabı ne oldu?"
Kısa bir sessizlik oluştu.
Sonra tek cümle kurdu.
"Takibe devam edin."
Başka hiçbir şey yazmıyordu.
Polen ise siyah aracın varlığından tamamen habersizdi.
Yolun karşısına geçti.
Kulaklığını taktı.
Eski bir şarkı açtı.
Rüzgâr saçlarının birkaç telini yüzüne savurdu.
Yürürken vitrinde duran kitaplara göz attı.
Elini cama koydu.
İç çekti.
"Bir gün..."
"Bir gün hepsini alacağım."
Bunu kimse duymadı.
Ama siyah cipin içindeki adam, küçük ses kayıt cihazına tek bir cümle fısıldadı.
"Yeni bilgi..."
"Kız kitap okumayı çok seviyor."
Ardından defterine bir satır daha ekledi.
08.03
Hayali büyük bir kütüphaneye sahip olmak.
Araç, motorunu çalıştırdı.
Polen'in birkaç metre gerisinden yavaşça ilerlemeye devam etti.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Çünkü onlar için bu sadece bir takip değildi...
Bir hazırlıktı.
Ve hazırlık tamamlandığında, Polen'in hayatı sonsuza kadar değişecekti...
