Bölümler 5Şu an: 0.3
- 1 0.0794 kelime
- 2 0.11.446 kelime
- 3 0.21.461 kelime
- 4 0.31.727 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 0.41.883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Attığım çığlık neredeyse tüm sitede yankılandığı sırada korkuyla geri çekildim. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu.
“Hevin, uyuyakalmışsın kızım burada herhalde.”
Babamın sesini duyunca başımı hızla kaldırdım ve telefonun flaşını bana doğru tutan babamla göz göze geldik. Az önce ettiğim küfürü duymamış gibi davranmaya çalışsa da yüzünden memnuniyetsizlik akıyordu.
Hemen toparlandım ve ayağa kalktım mahcup bir ses tonuyla üzerimi düzelttim. Üzerimdeki karaltının babam olacağını nereden bilebilirdim ki?
“Özür dilerim baba, ben seni başka biri sandım.”
Yaptığım savunma yeterli gelmemiş olacak ki içeri girerken iç çekti, kendi kendine söylenirken daha fazla göze batmamak için onun peşinden adımladım.
Yemeğe oturduğumuz zaman pek aç olmadığımı hissettim, tabağımdaki makarnayla oynarken annem ve babam son aldıkları dava hakkında konuşuyorlardı.
Hukuk okumayı istiyordum fakat bunun ailem tarafından zorunlu kılınması bu meslekten uzaklaşmama sebep oluyordu. Ben baş kaldırmak istiyordum, farklı bir şeyler başarmak istiyordum.
Tabağımı itip masadan kaltığımda ev ahalisinin bakışları bana döndü. Boğazımı temizleyerek ne demem gerektiğini düşündüm. Sonra laf ebeliği yapmaktan vazgeçip direkt konuya girmeye karar verdim.
“Bugün Sinemle karışılaştık, hatta diğerlerini de gördüm beni akşam takılmaya davet ettiler. Sahile ineceğim yine.”
Annemle babamın arasında bir bakışma yakalasamda ne düşündüklerini anlayamamıştım. Ece hevesle ellerini çırptı ve benim gibi ayaklandı.
“Bu sefer bende geleceğim, sabah bensiz gittin zaten.”
İtiraz etmek için anneme döndüğümde hiç şansım olmadığını belirtmek istercesine başını salladı. Bir umutla babama baktığımda ketum ifadesi korumaya devam ediyordu.
İç çekerek başımı salladım, şu anda gireceğim bir tartışmayı kazanma ihtimalimin olmadığı çok açıktı. Ece heyecanla üzerini değiştirmek için merdivenlerden çıkarken annem onaylamaz bakışlarla beni süzüyordu.
Sosyalleşmeme neden bu kadar takıldıklarını anlayamıyordum zira İstanbuldayken sürekli dışarı çıkmam için baskı yapan onlardı. Şimdi ne değişmişti de bundan rahatsız olmaya başlamışlardı?
Tam kırk beş dakika boyunca Ece’nin hazırlanmasını bekledim eğer ergenliğimi bende böyle geçirdiysem annemle babamın vay haline.
Sonunda evden çıktığımızda annem arkamızdan “Saat on bir de evde olun.” Diye seslendi. Ece’nin dudaklarından bu fikri beğenmediğini belli edercesine bir oflama duyuldu.
“Saat zaten dokuz buçuk, hayır anlamıyorum annem hiç mi genç olmamış.”
Saat dokuz buçuk muydu? Sinemle dokuz diye anlaşmıştık ve ben daha şimdiden ilk buluşmaya geç kalmıştım. Zaten onların gözünde garip görünüyor olmalıydım artık benim hakkımda daha da kötü düşüneceklerdi.
Ecenin koluna girerek daha hızlı yürütmeye başladım. Onu da yanımda getirdiğime daha gitmeden pişman olmuştum, kim bilir orada başıma ne işler açacaktı.
“Senin yüzünden geç kaldım gerizekalı! Bir daha benimle bir yere gelmeyi aklından bile geçirme.”
Sözlerimi hiç umursamıyormuş gibi güldü, onun bu tavrı beni daha çok kızdırıyordu. Onu eve yollayacağım sırada ayaklarımız çoktan kumlara değmeye başlamıştı.
Sahilde bir çok kişi vardı. Bir grup genç ateş yakmış oturuyor, bir kaç metre ötede iki adam balık tutuyordu. Bazılarıyla yalnız başına ya da aileleriyle gelmiş şezlonglarıyla keyif yapıyorlardı.
Ancak en kalabalık ve ışıltılı yer kafeydi. Ağaçlara dolanan led ışıklar yakılmıştı, içeriden gelen hafif bir sözsüz müzik ortama farklı bir hava katmıştı.
Ece’ye tutunmayı bıraktım ve rüzgardan dağılmış saçlarımı elimle düzeltmeye çalıştım. Kardeşim hevesle etrafına bakınıyor, tanıdık birilerini görmeye çalışıyordu ve bir anda yerde oturan bir grup kıza doğru seslenerek beni olduğum yerde bıraktı.
Ne yapacağımı bilemediğimden tıpkı annem gibi arkasından bağırdım ama benim sözlerime kulak asmadı.
“Ece, telefonun sesi açık olsun. Eğer on birde burada olmazsan sensiz dönerim.”
Kendimi yaşlı gibi hissediyordum. Üzerimdeki negatifliği kırmaya çalışarak kafeye doğru ilerledim.
Sinem’i gördüğümde gülümsedim ve oturduğu masaya bir sandalye çekerek yanaştım. Bu sefer önlüğü yoktu, kızıl saçlarını küçük bir topuz yapmıştı. Beni fark edince hevesle bana döndü.
“Sonunda geldin! Bir yerden sonra gelmeyeceğini düşünmeye başlamıştık.”
Mahcup bir şekilde Ece yüzünden geç kaldığımdan bahsettim, gülümseyerek boş ver dercesine elini salladı.
“Hepimiz ergenliğin başlarında biraz sinir bozucuyduk. Baran’ı sırf gelmesi için ikna etmek bir saat sürüyordu. “
Kıkırdadım ve diğerlerini görmek için etrafıma bakındım. Bahçedeki tüm masalar doluydu, verandadakiler bile. Atakan’ın hâlâ çalışıp çalışmadığını merak ettim.
“Ne kadar kalabalık baksana, her gece böyle mi burası?”
Sinem soruma gülümserken başını salladı. Diğer arsa sahipleri de benzer butik kafeler açmayı başarsalarda hiç biri ‘Mia Familia’ kadar başarılı olamamış. Burası da bazı günler bakım için kapansada haftanın her günü genelde açık oluyormuş
Sinem’i bunları anlatırken Baran ve Buse bize katılmıştı. Atakan nerdeydi bilmiyordum soracak cesaretimde yoktu. Arada bir etrafa kaçamak bakışlar atarak çevreyi kontrol ediyordum.
“Hevin, Hevin beni duyuyor musun?”
Omzumu tutan Baran’a döndüğümde irkildim. Bir süredir bana seslendiği diğerlerinin bakışlarından belli oluyordu. Tebessüm ederek durumu normalleştirmeye çalıştım.
“Kusura bakma dalmışım, ne diyordun?”
İçimi rahatlatmak istercesine gülümsedi ve başını salladı. Baran’ın güven verici bir tarafı vardı. Samimi gülümsemesi size kendinizi anında daha iyi hissettiriyordu.
“Ne içersin diye soruyordum, kızlarla ben bira alacağız.”
Alkol bana pek iyi gelmediği için başımı salladım. Doktorum kendimi kaybetmemin travmayı tetikleyebileceğini söylemişti bu yüzden alkolden olabildiğince uzak duruyordum.
“Ben bir şey almayayım sağ ol.”
Birkaç kere ısrar etse de Sinem’in araya girmesiyle sonunda Baran pes etti. Bu sırada Buse’nin Baran’a özel bir bakış attığını fark ettim. İkisi arasında neler olduğunu anlamaya çalışırken Buse bana seslendi ve ayağa kalktı.
“Hadi bana yardım et içkileri getirelim Hevin. Hem içersini görmüş olursun.”
Başımı sallayarak sandalyeden kalktığımda hemen koluma girdi. Beni yönlendirerek yolda masalarda oturan bir kaç kişiyi tanıtmaya başladı.
“Şurada oturan kişi Özgür.” Dedi kumral bir çocuğu göstererek. Oldukça kalabalık bir ekipti ve eğlendikleri çıkardıkları gürültüden belliydi. Özgürle bir an göz göze gelsek bile bu çok kısa sürdü.
“Onun yanındakiler Cem, Meriç, Aylin bir de Utku var. Utku’nun kim olduğunu hatırlıyor musun? Üç sene önce çıkmıştık beni tam yanında duran Selin denen şıllıkla aldatmıştı hani. Sonra bende şu içeride barın orada duran Hakanla bir şeyler yaşadım ama çok kısa sürdü. Maalesef zavallıcık bana aşık oldu, hâlâ peşimden koşuyor. Tatlı aslında ama ona üzülüyorum.”
Buse’yi dinlerken çoktan bahsettiği kişilerin yarısının ismini unutmuştum bile. Arada başımı sallıyor ve dinlemediğimi düşünmemesi için göz temasını koruyordum. Onun bu konuşkanlığını yeni yeni hatırlamaya başlamıştım.
“Merve’yi hatırladın mı? bak kasada duruyor, babaannesinin yazlıklarında kalıyordu. Kadın her gittiğimizde bize sarma yedirirdi.”
Merve’yi görmek için kasanın olduğu tarafa baktığımda dikkatimi çeken kişi kasanın arkasında durmuş bir şeylerle uğraşan Atakan oldu. Elindeki post cihazında bazı tuşlara basıyordu. Hiç mola vermiyor muydu bu çocuk?
Soru sormak için Buse’ye döndüğümde elime iki bira şişesi tutuşturdu. Onun elinde de üç tane vardı. Soru soran gözlerle ona bakarken kasayı işaret ederek tam olarak korktuğum o şeyin geleceğini anladım.
“Atakan’a söyle kasayı bırakıp bizim yanımıza gelsin. Eğer kalmakta ısrarcı olursa duygu sömürüsü yap. Eminim dayanamaz.”
İtiraz etmek için lafa gireceğim sırada başını iki yana salladı ve elindeki şişelerin birinden bir yudum aldı.
“Hayır cevabını kabul etmiyorum, sen yokken iki sene acısını bizden çıkardı.”
Duraksadım, bunun ne anlama geldiğini anlamaya çalıştım fakat Buse daha fazla sorgulamama izin vermeden arkasını döndü ve yürümeye başladı. Bir elimdeki şişelere bir de Atakan’a baktım. Derin bir nefes alarak ona doğru ilerledim.
Bu kadar gergin hissetmemin sebebini bilmiyordum ama ona özel değildi. En başında bana karşı mesafeli olan oydu. Doğru düzgün selamlaşmamıştık bile! Yokluğumun acısını hissedeceğiniyse hiç sanmıyorum.
Gözlerimiz buluştuğunda elindeki kartı müşteriye geri veriyordu ki bir an bakışları üstümde takılı kaldı. Boğazımı temizledim ve elimdeki şişeleri havaya kaldırdım. Bakışları gözlerimden elime kaydı ardından gözlerime geri döndü.
“Dışarıda oturuyoruz, Buse seni de çağırmamı istedi.”
Yanında duran sırtını içki dolabına yaslamış çocuğa bir şeyler söyledi, ardından kasanın arkasından çıkarak bir kaç adımda yanıma ulaştı. Tepeden tepeden bana bakarken bu şekilde sürekli bakmanın boynumu ağrıtacağını düşünüyordum.
“Sen istemiyor musun?”
Sorusuyla birlikte kaşlarımı çattım, üstünde önlük yoktu sade düz bir tişört vardı, saçları sabahkine göre daha dağınıktı ama bakışları aynı ifadesizliğini koruyordu.
“Ne istemiyor muyum?”
Onun da kaşları çatıldı ve bariz olan bir şeyi kaçırıyormuşum gibi aptal hissettim kendimi. Sonradan dank etti fakat çok geç kalmıştım.
“Benim gelmemi işte.” Dedi ama ses tonunda kararsızlık vardı. Belki de onu umursamadığımı düşünmüştür. Lütfen öyle olsun, lütfen öyle olsun…
“Yani sen bilirsin tabii ama şimdi gelmezsen Buse’nin dilinden kurtulamam o yüzden gel.”
Bu sözlerim onu ikna yetmemiş gibiydi, Buse’nin dediklerini hatırlayarak başımı hafifçe sola yatırdım tatlı görünmeye çalıştım.
“Lütfen…?”
Hiçbir işe yaramadı arkadaşlar. Kimse etkilenmesini beklemiyordu zaten tamam ama en azından filmlerde erkek başrol dayanamayıp kıza tatlı birkaç şey söylüyordu ya da gülümsüyordu fakat Atakan hâlâ ifadesiz bakışlarını koruyordu.
En sonunda yüzümdeki gülümsemeyi sildim ve şişelerden birini elini tutuşturup arkamı döndüm.
“Ben gidiyorum, sende eğer gelmek istiyorsan gelirsin.”
Cevabını beklemeden yürümeye başladım, ukala aptal. Benimle içten içe eğlendiğine emindim ama bu saçma eğlenceye katılma niyetim yoktu.
Somurtarak barın önünden geçtim bu sırada elimdeki diğer şişeyi de bir yudum alıp masalardan birine bıraktım. Birkaç yudum alkolun zararı olmazdı ya.
Dışarı çıktığımda elim telefonuma gitti, saat on bire geliyordu. Ece’ye fazla oyalanmamasını söyleyen bir mesaj atıp Sinemlerin olduğu masaya geri döndüm. Sandalyeyi çektiğim sırada üçü de umutla bana bakıyordu.
Başımı olumsuz anlamda iki yana salladığımda Sinem omuz silkmekle yetindi. Buseyse içimi rahatlatmak istercesine gülümsedi.
“Sen onu boşver, asosyal domuzun teki o.”
Sinirim yavaş yavaş geçerken kıkırdadım. Onu kafama takmayacaktım, Baran bana göz kırptı ve elindeki şişeden bir yudum aldı.
“Abla annem aradı, eve çağırıyor.”
Ece’nin sesiyle arkamı döndüğümde hayal kırıklığıyla iç çektim. Onunla aynı fikirde olduğumuz tek konu annemle babama karşı çıktığımız anlardı. İkimizde asi çocuklar olarak yetişmiştik, üzerimizde büyük bir baskı olmasına rağmen.
“Tamam, gideriz şimdi.”
Ece oflayarak yanıma oturdu ve anında sohbete dahil oldu. Baran’a attığı hayranlık dolu bakışların herkes tarafından belli olduğuna emindim.
“Evet, zor zamanlardı ama Hevin atlatmayı başardı doktorlar hayatta kalmasının bile mucize olduğunu söylüyor.”
Konunun ne zaman bana geldiğini anlamamıştım bile, Ece ciddi bir ifadeyle hayatımdaki son iki yılı anlatmaya devam ediyordu. Masaya gergin bir sessizlik hakim olmuştu, herkes kendi düşüncelerine dalmıştı.
“Hevin, çok üzgünüm. Çok zor şeyler yaşadın.”
Buse’nin gözlerindeki samimiyeti görebiliyordum. Dudaklarımdan zoraki bir tebessüm koptu. Bu sırada Sinem masanın üstündeki elimi destek olmak istercesine sıktı. Sürekli espriler yapan Baran bile durulmuştu.
“İlk seneyi tamamen yatakta depresyonda geçirdi. Ben olmasaydım hâlâ daha aynı yerde sayıyor olurdu.”
Ece bilmiş bilmiş gülümsediğinde ona baktım, bu kadarı yeterdi. İnsanların olanları bu kadar açık bir şekilde bilmesine gerek yoktu.
“Sus artık.”
Masadan kalktım ve diğerlerine dönerek hafifçe başımı salladım. Tüm neşem eriyip gitmişti, onlara kısa bir görüşürüz dedikten sonra arkamı döndüm. Ece nasıl olsa arkamdan gelecekti.
Arkamı dönmemle Atakanla göz göze gelmem bir oldu. Elinde yarılanmış bira şişesi vardı. Çaprazımızdaki masalardan birine yaslanmış sakince birasını yudumluyordu. Muhtemelen her şeyi duymuştu ama varlığını belli etmek yerine dinlemeyi tercih etmişti. Onu görmezden gelerek yürümeye devam ettim.
Kafenin bahçesinden çıkıp kumda yürümeye başladığım sırada Ece bana yetişmişti. Kendini haklı çıkaracak cümlelerini çoktan hazırladığına emindim ama dinlemek istemiyordum.
“Sadece yürü.” Diye mırıldandım dişlerimin arasından. Hiç bir şey diyemedi ve omuz silkerek yürümeye devam etti.
Saat on biri biraz geçerken eve ulaşmıştık, annemlere hiç bir şey söylemeden odama çıktım. Üzerimi bile değiştirmeden kendimi yatağa attığımda tek istediğim hiç bir şey düşünmeden uykuya dalmaktı.
Bölüm etkileşimi
