Kayıp Yaz kitap kapağı

3. bölüm / 5

Kayıp Yaz

0.2

Yazar: İlkskeleton

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 0.2

Oradaydı, tam karşımda duruyordu. Beni tanımayacağını ya da fark etmeyeceğini sanmıştım fakat o beni yanıltmıştı.

Atakan çatık kaşları ve şaşkınlık dolu gözleriyle bana bakıyordu. Aslında bende onu tanıyacağımı düşünmemiştim fakat sesini duyduğumda zihnimde bir ışık yandı.

Aslında her zaman oradaydı, sadece onu yeniden duymaya; yeniden görmeye ihtiyacım vardı. Ben bunu hiç bir zaman bilememiştim. O an ona bakarken bile bunun farkında değildim.

Bir elimi kaldırıp selam verdim ve başımı hafifçe sola yatırdım, garip bir utangaçlık duygusu bedenimi sarmıştı.

“Merhaba.”

Bakmayın bana öyle, insan iki yılın ardından ne diyeceğine karar veremiyor.

İki yıl önceki halini hatırlamaya çalışsamda başarılı olamadım fakat şu anda da oldukça etkileyici görünüyordu. Siyah saçları beyaz teniyle zıtlığın uyumunu yakalamıştı, insana toprağı hatırlatan koyu kahve gözleri vardı. Ayrıca vücudu da hiç fena görünmüyordu, eskiden bu kadar uzun muydu bu çocuk?

Görüntüsünü zihnime kazımaya çalışarak bakışlarımı yeniden gözlerine çevirdim. Sinem, Sessizlikten sıkılmış olacak ki bizden önce söze girdi.

“İnanamıyorum Hevin! Bu gerçekten sensin, Atakan gelene kadar hayal gördüğümü düşünüyordum.”

Sözleri beni gülümsettiğinde bir açıklama yapmam gerektiğini anladım fakat diğerlerini de görüp bu konuşmayı öyle tamamlamak istiyordum. Atakan’ın bakışları uzun ve çetrefilli bir sohbet olacağına işaret ediyordu.

“Diğerleri nerede?”

Sinem kastettiğim kişileri anlamış olacak ki elimden tuttu ve beni sürüklemeye başladı. Bir yandan bir şeyler anlatıyordu. Atakan’ı görebilmek için başımı çevirdiğimde olduğu yerde olmadığını gördüm. İç çekerek etrafa ve Sinem’in sözlerine odaklandım.

“Sen yokken burada çok şey değişti Hevin, gerçi sen bile çok değişmişsin. Seni çok merak ettik ve senin için çok endişelendik. Baran’ı görmen gerek zaten uzundu artık iyice ayı kadar bir şey oldu. Sahildeki her kız onunla arasını yapmamı istiyor, çok sinir bozucu.”

Kumların içinde bata çıka yürürken Sinem sörfçü bir gurup çocuğun yanında nihayet durdu. Arkası dönük kızıl saçlı bir çocuğa seslenerek beni gösterdi. Bu kişinin kim olduğunu anlamamanıza imkan yoktu. Aynı kızıl saçlar ve koyu mavi gözler. Ayrıca oldukça iri yarı bir vücut.

Baran çapkın bir sırıtışla yanımıza yaklaştı, tam önümde durduğunda elini uzattı ve başını flört edercesine eğdi.

“Merhaba güzellik, Ben baran, sörfte bize katılır mıydın?”

Hiç utanmadan bana yürümesi kıkırdamama sebep oldu ve Baran bunu olumlu bir işaret olarak algıladı. Tam yeniden lafa girecekti ki uzattığı elini sıktım.

“Memnun oldum Baran, Hevin bende.”

Gülümsemesi dudaklarında asılı kaldı ve tuttuğu elimi bir anda bırakarak bir kaç adım geri çekildi. Sanki uzaylı olduğumu söylemişim gibi beni baştan aşağı süzdü ve ardından Sinem’e döndü. Ondan herhangi bir yanıt alamayınca tekrar bana yaklaştı ve kolumu kaldırıp indirdi. Ne yaptığını tam anlamamıştım.

“Tövbe Bismillah.”

Sinem yüksek sesli bir kahkaha atarken beni Baran’ın elinden kurtardı ve yanına çekti. Ardından kardeşini hafifçe itekledi.

“Ne yapıyorsun kıza salak?!”

Baran yutkundu ardından tekrar bana baktı. Sanki söyleyecekleri çok önemliymiş gibi hafifçe öne eğildi.

“Canlı mı yoksa zebani mi diye kontrol ettim ama canlıymış, sorun yok.”

Bu sefer Sinemle ikimizde yüksek sesli birer kahkaha attık, Baran’ın bu kadar neşeli bir karakteri olduğunu unutmuştum. Canlı olduğumu kanıtlamak istercesine kollarımı hareket ettirdim.

“Zebani ya da uzaylı olmadığımdan emin olabilirsin. Dümdüz insanım ben.”

Başını salladı fakat hâlâ karar verememiş gibi görünüyordu. Sinem onunla uğraşmaya devam ederken arkamızdan yüksek sesli bir çığlık duyuldu.

Arkamı döndüğümde tam karşımda bana doğru koşan kıvırcık saçlı bir kız gördüm. Saniyesinde yanıma geldi ve kollarıyla bedenimi sardı. Ne olduğunu anlayamadan öylece durdum.

“Hevin!”

Bu kişinin kim olduğunu tahmin etmek çok zor değildi. Sizin bile anladığınıza eminim, düşününce adımı ne kadar çok duymuştum bugün.

Gözümün önüne gelen kıvırcık tutamları çekerek kollarımı Buse’ye doladım. O bana sarılmadan ona sarılmaya cesaret edemezdim. Birkaç saniye öylece durduk ardından geri çekildi ve yüzüme baktı. Oldukça heyecanlı bir ifadesi vardı, ne diyeceğimi bilemezken o bana bir sürü soru sormakla meşguldu.

“Seni çok özledim. Ne zaman geldiniz, Neden bana geleceğini yazmadın? Aşk olsun! Ailecek mi geldiniz, Ece nerede? Ne kadar büyümüştür o şimdi.”

Hevesini kırmamaya çalışarak ondan hafifçe uzaklaştım, yüzünde hâlâ kocaman bir gülümseme vardı. Benden duyacağı cevabı beklemeden Sinem’e döndü, sitemkar bir ifade ile mırıldandı.

“Sinem, sen niye ilk bana değil de şu havuca gösteriyorsun Hevin’i? Sanki çok ilgisini çekecekti.”

Baran şakacı bie tavırla yaklaştı ve Buse’nin saçını çekti. Buse okkalı bir küfür savururken Baran’ın omzuna vurdu.

“Ben niye Hevin’le ilgilenmeyeyim kızım? Tabi ki merak ediyorum onu sizin gibi yani.”

Sözlerinin ardından bana döndü, mahcup bir şekilde gülümseyerek Buse’yi gösterdi.

“Sen şunun laflarına bakma tabi ki seni gördüğüme sevindim.”

Güven verici bir gülümsemeyle başımı salladım ve ayakkabıma dolan kum tanelerinin verdiği rahatsızlığı bastırmaya çalıştım.

“Aksini düşünmedim zaten.”

Sözlerimin ardından aramızda garip bir sessizlik olduğunda herkesin beni incelediğini fark ettim. Verdikleri tepkinin normal olduğunu biliyordum fakat insanların beni izlediği fikri rahatsız hissetmeme sebep oldu. Onlar eski arkadaşlarım olsa bile. Neyseki arkadan gelen bir ses dikkatleri üzerimden kısa bir süreliğine çekmeyi başardı.

“Sinem, müşteriler bekliyor.”

Sinem, duruşunu dikleştirdi ve bize görüşürüz diyerek ona seslenen Atakan’ın yanına doğru yürüdü. Yanımdan geçerken bana tekrar sarılmayı da ihmal etmedi. Yanımda duran Buse’nin kolunu dürttüm ve sormadan edemedim.

“Sinem burada mı çalışıyor?”

Yüzündeki gülümsemesini eksiltmeden başını salladı ve anlatmaya başladı. Sinem babasının arabasını pert etmenin cezası olarak kafede çalışıyormuş. Babası ne kadar derse o kadar çalışmaya devam edecekmiş, Buse anlatırken Baran kıs kıs gülüyordu. Bu olayın onu oldukça eğlendirdiği belliydi.

“Babam küplere bindi, kazayı öğreninceki yüz ifadesini görecektin. Ben yapmış olsaydım kesin evden atardı, Sinem’e yine insaflı davrandı.”

Onun bu yorumuna kıkırdadığımda bakışlarım Sinemle birlikte kafeye doğru yürüyen Atakan’a kaydı, onun da önlük taktığını fark etmemiştim. Atakan da mı kafede çalışıyordu. Buse kafamdaki soruyu anlamış olacak ki ben sormadan lafa girdi.

“Atakan da kafede çalışıyor evet, aslında kafeyi artık o işletiyor.”

Şaşkınlıkla ona baktım, kafeyi işletiyorsa Rıdvan abiye ne olmuştu? Atakan neden burayı devralma ihtiyacı duymuştu? Aldığım cevaplar soracağım soruları arttırıyordu sadece.

“Neden, neden artık burayı o işletiyor ki?”

Buna ne gerek vardı, diye sormanın kaba olacağını düşündüğüm için kendimi tuttum fakat ne olduğunu deliler gibi merak ediyordum. Buse’nin bakışlarına birkaç saniyeliğine gölge düştü, bir cevap alabilmek için Baran’a döndüğümde onun çoktan yanımızdan ayrılıp güneşlenen iki kızın yanına oturduğunu gördüm. Onlara hevesle bir şeyler anlatmakla meşguldu. Buse dikkatimi çekmek için hafifçe öksürdüğünde yeniden ona baktım.

“Bak ne diyeceğim, akşamları kafede toplanıp bir şeyler içiyoruz. Günlük rutin gibi bir şey, sende katıl. Bize yaşadıklarını anlatırsın, biz de sorularını cevaplarız. Saat dokuzda burada ol olur mu?”

Onu dinlerken başımı salladım, hem düşünmek için vaktim olurdu hem de bu kadar sosyallik şu an için biraz fazla gelmişti. Buse’yi onayladım ve evde annemin beni beklediğine dair bir yalan uydurdum fakat akşam mutlaka geleceğimi de ekledim.

“Anlaştık, şimdiden sabırsızlanıyorum. Gün içinde hepimiz buralarda olacağız.”

Buse kıvırcık saçlarını basit bir topuz yaptı, ardından üstündeki yazlık elbiseyi bir hamlede sıyırarak bikinisini ve biçimli vücudunu gözler önüne serdi. Gerçekten etkileyici bir fiziği vardı. Baran’ın yanına giderken bana el salladı, tek elimi kaldırarak karşılık verdim.

Sahilden uzaklaşırken kafenin duvarına yaslanmış beni izleyen Atakan’ı fark ettim. Güneş yüzünden bakışları kısılmıştı ama gözleri pür dikkat bendeydi. Üstündeki siyah önlük gözlerinin rengini öne çıkarıyordu, onu gördüğümü belli etmek için başımla hafif bir selam verdim fakat beni görmezden geldi ve bakışlarını kaçırdı.

Onun bu tepkisi kaşlarımı çatmama sebep oldu, neden beni bu şekilde görmezden geliyordu? Tamam, uzun süredir görüşmemiş olabilirdik ama en nihayetinde bir geçmişimiz vardı. Diğerleri böyle davranmamıştı, yoksa o beni çoktan silmiş miydi?

Tüm bu düşünceler iç çekmeme sebep oldu, bunları düşünmek istemiyordum. Sahil boyunca yürüdüm ve geldiğim yoldan geri dönerek eve ulaştım. Kesin annem bir sürü soru soracak, Ece onu da yanımda götürmediğim için tartışma yaratacaktı. Yazlığın beyaz duvarları görüş alanıma girdiğinde yerdeki çakıl taşlarından birini tekmeledim. Tüm insanlardan kaçmak istiyordum.

Eve gireceğim sırada kısık sesli bir miyavlama duydum, bir yardım çığlığını andırıyordu. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken ön bahçeyi de arka bahçeyi de iki kere turlamam gerekti fakat sonunda bahçede ekili bir erik ağacının dalları arasında simsiyah bir yavru kedi buldum.

“Sen oraya nasıl çıktın öyle?”

O kadar tatlıydı ki! Kocaman gözlerini bana dikmişti, minik patilerini ağacın gövdesine sıkıca bastırmıştı. Oldukça ürkek bir hali vardı, ne kadar süredir orada kaldığını merak ettim.

“Nasıl kurtaracağız seni?”

Bir kediyle konuşuyor olmamı garip bulabilirsiniz ama kediler çoğu insandan daha iyi arkadaş olabiliyorlar. Parmak uçlarımda durdum ve kedinin tutunduğu dala uzanmaya çalıştım. Ucunu yakalamayı başardığımda dalı hafifçe aşağı çektim ama ufaklık tam o anda dengesini kaybetti ve patileri dala tutunmayı bıraktı. Telaşla ileri atıldım, zarar görmesinden çok korkmuştum.

Yere düşmeden onu yakalamayı başardım, iki avcuma sığacak kadar küçüktü. Onu sarmalayarak yavaşça yere çöktüm, korkup kaçmasını istemiyordum.

“Tamam ufaklık artık güvendesin. Bak, ben dostum”

Sol elimle tüylerini okşadığımda irkildi ama kaçmadı, güneş tepede tamamen yükselmişti. Öğle saatlerinde olduğumuzu tahmin ediyordum. Başımı ağacın gövdesine dayadım ve bir bacağımı hafifçe kırarak diğerini öne uzattım. Hafif bir esinti vardı, yaprakların çıkardığı hışırtı bana ninni gibi geliyordu. Kucağımdaki tüy yumağı da bana bütün dertlerimi unutturmuştu.

Sakin ve oldukça huzurlu hissediyordum, sanki zaman durmuş gibiydi. Hiç kimse ve hiçbir şey umrumda değildi, sonsuza kadar böyle kalmak istedim ve farkında bile olmadan uykuya daldım.

Gözlerimi araladığımda hava çoktan kararmıştı ve tam yanımda uzun bir karaltı bana doğru eğilmişti. İrkildim ve yüksek sesli bir çığlık attım.

“Siktir!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…