1. bölüm / 5
Kayıp Yaz0.0
Bölümler 5Şu an: 0.0
- 1 0.0794 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 0.11.446 kelime
- 3 0.21.461 kelime
- 4 0.31.727 kelime
- 5 0.41.883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sizin hiç hatırlayamadığınız günler oldu mu?
Kendinizi ne kadar zorlarsanız zorlayın bir türlü canlandıramadığınız hatıralarınızla yüzleştiniz mi?
İnsan garip bir varlık. Kimileri içimizde bir ruh taşıdığımızı savunurken kimileri her şeyin beynimizde olup bittiğini söylüyor. Ben bir ruha sahip olduğumuza inanıyorum fakat sanırım ruhlarımız beynimize karşı çıkacak kadar güçlü değiller.
Kendimi tanıtmadım.
Ben Hevin.
İki yıl önce bir hastane odasında uyandığımda bunu bile bilmiyordum.
Zihnim bomboş bir sayfa gibiydi. Oraya nasıl geldiğimi, yatağın etrafında toplanmış heyecanlı bakışlarla beni süzen gözlerin kime ait olduğunu ve daha bir çok şeyi unutmuştum.
Doktorlar bir kafa travması geçirdiğimi ve hafıza kaybının bunun bir yan etkisi olduğunu söylediler ama endişelenmeme gerek yoktu zihnim alıştıkça unuttuğum her şey kendiliğinden geri dönecekti.
Aslına bakarsanız dedikleri gibi de oldu. Evime döndüğümde bazı şeyleri parça parça da olsa hatırlamaya başladım. Zihnimde bulanık görüntüler beliriyor ve sürekli yaşadığım dejavu hissi peşimi bir an bile bırakmıyordu.
Adım Hevindi, kazayı geçirdiğim zaman on altı yaşındaydım. Annemin adı Serpil babamınki Haluktu. Ece adında benden iki yaş küçük bir kız kardeşim vardı ve dediğine göre oldukça gıcık bir ablaydım. Annem ve babam avukatlık yapıyordu ve İstanbul’da yaşıyorduk. Sakin fakat huzurlu bir hayat sürüyorduk.
Annemin söylediğine göre bu hayattaki en büyük tutkum dans etmekmiş. Babamın ısrarları sonucu beş yaşından beri gittiğim bale benim ayrılmaz bir parçam olmuş.
Bunu öğrendikten sonra bana iyi geleceğine inanarak tekrar baleye başladım. Garip bir şekilde bunun bana çok yardımı oldu, dans ederken zihnimdeki sis perdesi kısa bir anlığına aralanıyor ve ben kendimle bütünleştiğimi hissediyordum.
Kazanın ardından iki sene geçti, anılarımın çoğunu geri kazanmayı ve hayatıma yeniden uyum sağlamayı başardım fakat ne kadar çabalasam bile geri gelmeyen bir dönem vardı: On altıncı yaşımın yazı, kazayı geçirdiğim o günler ve öncesi.
Dedemlere ait Balıkesir taraflarında küçük bir sahil kasabasında bulunan bir yazlığımız vardı. Annem ve babamın dediğine göre çocukluğumda tüm yazlarım orada geçmişti. Kazanın yaşandığı sene de her yaz yaptığımız gibi yazı orada geçirmek için oraya gitmişiz. Sonra ben müdavimi olduğumuz bir kafede başımı çarparak kafa travması geçirmişim ve tüm hayatım alt üst olmuş.
Hatırlaman yardımcı olabileceği düşüncesiyle oraya geri dönmek istedim fakat babam iki sene boyunca buna şiddetle karşı çıktı. İki senenin ardından fikrini değiştiren ne oldu diye soracak olursanız. Bu sene üniversite sınavına girdim ve iyi denebilecek bir sıralama yapmayı başardım. Babam ve annem aile mesleğimiz olan avukatlığı devam ettirmemi ve onların bürosuna katılmamı istiyorlardı. Benden küçük olan Ece’nin bile hayat planı hukuk temelleri üzerine atılmıştı.
Sınav sonuçlarının açıklandığı gece babamla oldukça kötü bir kavga ettik. Eğer beni bu yaz yazlığa götürmezse avukat olmayacağımı ve tercih yapmayacağımı söyledim. Bu onun sarsılmaz iradesini kırabilecek tek şeydi. El mahkum isteğime boyun eğdi ve bavulmu hazırlamamı söyledi.
Ve işte şimdi arabamızın arka koltuğunda oturmuş Ece’nin annemle didişmesini dinleyerek her şeyin başladığı yere dönüyordum.
Açık camdan yüzümü yalayan rüzgar ve batmakta olan güneş bana anı romantize etme şansı veriyordu ama tartışmaya beni de karıştıran Ece bu huzurlu tabloya gölge düşürdü.
“Eşyaların her yeri kapladı zaten Hevin, bari koltukta yer bıraksaydın!”
Ece’nin oldukça ince bir sesi vardı ve sinirlendiğinde bu ses daha da tizleşiyordu. Buna katlanması oldukça zordu.
İç çektim ve en az onun kadar rahatsız edici olmaya çalışarak onu dürttüm.
“Abla de bana, ben senin ablanım salak!”
Hafızanızı kaybetseniz bile kardeşiniz zekanızı zorlamaya devam ediyordu.
Biz böyle söylenirken araba kullanan babama ve yanında oturan anneme baktım. Durumu kabullenmiş gibi görünüyorlardı.
Onların evliliğine aşk evliliği demek pek doğru olmazdı. Hukuk fakültesinde tanışmış daha sonra da kendi bürolarını açmış iki iş ortağı.
İkisini bir araya getiren temel nokta da buydu zaten: İşlerine duydukları bağlılık. Eceden ve benden de aynı özveriyi beklediklerini biliyordum fakat onların ideallerini gerçekleştirmeye pek hevesli değildim.
Ben bu düşüncelerle kavrulurken yol daralmaya başladı ve asfalt yerini çakıl taşlı bir düzlüğe bıraktı.
Yol kenarlarında belirli aralıklarla zeytin ağaçları vardı ve arazileri yavaş yavaş evler doldurmaya başlamıştı.
Bu değişimin bana bir şeyler hissettirmesini istedim. Tanıdık sokakları gördüğümde hatıralarımın bana daha kolay döneceğini ummuştum fakat öyle olmadı. Yanından geçtiğimiz engin deniz ve sol tarafımda kalan evler bana hiç bir şey hissettirmedi.
Hayal kırıklığıyla başımı koltuğa yasladım ve gözlerimi kapattım. Bu yazın nasıl geçeceğini tahmin bile edemiyorum. Yazlıkta yakın olduğum arkadaşlarım vardı fakat onları üç sene öncesinden hatırlıyorum.
Kazadan sonra onlarla hiç iletişim kurmadım. Sadece arada bir instagram hesaplarına bakıyor, anılarımı tazelemeye çalışıyordum.
Babam artık vardığımızı belli ederek arabayı yavaşlattı ve iki katlı, beyaz boyalı bir evin önünde durduk.
Bu evi biliyordum elbette. Burası benim tüm yıl boyunca heyecanla beklediğim yerdi. İstanbul’un griliğinden kaçıp rengarenk bir mutluluğa kavuşmak demekti. En azından iki yıl öncesine kadar.
Babam arabayı park etmeden Ece hevesle arabadan dışarı fırladı. Bende onun ardından çıktığımda güneş ufukta kaybolmuştu bile.
“Dedemlerin odası benim!”
Ece’nin arkasından bağırdığımda beni duysa bile duymamayı tercih etmişti.
İçimde gerginlik yüzümde titrek bir gülümsemeyle anneme döndüm. Desteğini belli etmek istercesine kolumu sıktı.
İçten içe biliyordum bu yaz sonunda gerçeklerle yüzleşecektim.
Bu macerada bana katılmak ister misiniz?
Bölüm etkileşimi
