2. bölüm · Kayıp Saat

Bölüm 2: İlk Şüpheliler

fatma

Başkomiser Elif Arslan, Karaca Konağı'nın salonunda oturuyordu.

Karşısında Ahmet Karaca'nın ailesi vardı.

İlk olarak eşi Nermin Karaca konuştu.

"Ahmet'in düşmanı yoktu."

Elif bu cümleyi duyunca içinden acı acı gülümsedi.

Cinayet dosyalarında en sık duyduğu yalanlardan biri buydu.

"Son günlerde farklı davranıyor muydu?"

Nermin kısa süre düşündü.

"Son birkaç haftadır tedirgindi."

"Neden?"

"Bilmiyorum."

Ama Elif yalan söylediğini anlamıştı.

Sıradaki kişi Ahmet Karaca'nın oğlu Mert'ti.

Yirmi sekiz yaşındaydı.

Gergin görünüyordu.

"Babanızla ilişkiniz nasıldı?"

Mert gözlerini kaçırdı.

"İyiydi."

"Olay gecesi neredeydiniz?"

"Arkadaşlarımla."

"Kanıtlayabilir misiniz?"

Mert cevap vermedi.

Sessizlik bazen cevaptan daha çok şey anlatırdı.

Elif not defterine küçük bir işaret koydu.

Daha sonra Ahmet Karaca'nın kızı Deren içeri girdi.

Yüzü solgundu.

Ama korkudan çok öfkeye benziyordu.

"Babanızla son konuşmanız ne hakkındaydı?"

Deren dudaklarını sıktı.

"Tartıştık."

"Neden?"

"Çünkü yıllardır bizden bir şey saklıyordu."

Salon sessizleşti.

Elif dikkat kesildi.

"Ne saklıyordu?"

Deren başını salladı.

"Bilmiyorum."

Ama ses tonu tam tersini söylüyordu.

Birileri yalan söylüyordu.

Belki de hepsi.

---

Ertesi gün Elif konağın eski planlarını incelemeye başladı.

Bir ayrıntı dikkatini çekti.

Çalışma odasının ölçüleri ile binanın dış ölçüleri uyuşmuyordu.

Sanki duvarın arkasında gizli bir boşluk vardı.

Teknik ekip çağrıldı.

Saatler süren incelemenin ardından kitaplığın arkasında gizli bir kapı bulundu.

Kapı açıldığında içeride küçük bir oda ortaya çıktı.

Odanın içinde eski belgeler, fotoğraflar ve kilitli bir kasa vardı.

Kasayı açtıklarında içeriden onlarca fotoğraf çıktı.

Elif fotoğraflara baktıkça kaşlarını çattı.

Fotoğrafların çoğu yirmi yıl öncesine aitti.

Ve hepsinde aynı kişi vardı.

Genç bir kadın.

Ancak daha da ilginç olan şey...

Kadının fotoğraflarının arkasında aynı tarih yazıyordu:

3.17

Elif'in kalbi hızlandı.

Ölü adamın elindeki saatin durduğu saat de buydu.

Bu bir tesadüf olamazdı.

---

Araştırma ilerledikçe genç kadının kimliği ortaya çıktı.

Adı Selin'di.

Yirmi yıl önce ortadan kaybolmuştu.

Dosyalara göre kaçmıştı.

Fakat Elif buna inanmadı.

Çünkü dosyada çok fazla boşluk vardı.

Tanık ifadeleri eksikti.

Polis raporları değiştirilmiş gibiydi.

Ve en önemlisi...

Selin'in son görüldüğü yer Karaca Konağı'ydı.

Elif masaya yayılan belgeleri incelerken yeni bir bilgi geldi.

Adli tıp raporu.

Ahmet Karaca'nın ölüm saati 03.17 değildi.

Gerçek ölüm saati gece 01.40'tı.

Yani biri ölümü farklı bir saatte olmuş gibi göstermeye çalışmıştı.

Demek ki durmuş saat bir ipucu değil...

Bir mesajdı.

Ve o mesaj yirmi yıl önce kaybolan Selin'e uzanıyordu.

---

O gece polis ekipleri Mert'i gözaltına aldı.

Çünkü telefon kayıtları ortaya çıkmıştı.

Mert, cinayet gecesi babasıyla sert bir kavga etmişti.

Üstelik yüklü miktarda borcu vardı.

Basın hemen kararını verdi.

"Katil oğul."

Ama Elif ikna olmamıştı.

Çünkü deneyimleri ona bir şey söylüyordu.

Bu kadar kolay bulunan şüpheli genellikle gerçek suçlu olmazdı.

Tam o sırada laboratuvardan yeni sonuç geldi.

Cinayet silahında bulunan parmak izi...

Mert'e ait değildi.

Nermin'e de.

Deren'e de.

Hatta evde çalışan hiç kimseye ait değildi.

Parmak izi veri tabanında tek bir kişiyle eşleşmişti.

Ve bu kişi resmî kayıtlara göre...

Yirmi yıl önce ölmüştü.

Elif rapora baktı.

Sonra aynı satırı tekrar okudu.

Çünkü gördüğü isim imkânsızdı.

Selin Kaya.

Yirmi yıl önce kaybolan kadın.

Ya Selin ölmemişti...

Ya da bu cinayet, herkesin sandığından çok daha karmaşıktı...