6. bölüm / 9
KAYIP KRALLIK5. Bölüm: AYNANIN DİĞER YÜZÜ
Bölümler 9Şu an: 5. Bölüm: AYNANIN DİĞER YÜZÜ
- 1 GİRİŞ;199 kelime
- 2 1.Bölüm: TAVERNADAKİ KADIN557 kelime
- 3 2. Bölüm: GECE KUŞU1.309 kelime
- 4 3. BÖLÜM: DEVRİLEN BARDAKLAR1.608 kelime
- 5 4. Bölüm: Gizemli Notlar2.027 kelime
- 6 5. Bölüm: AYNANIN DİĞER YÜZÜ2.448 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. Bölüm: Güneşin Karanlığındakiler2.971 kelime
- 8 7. Bölüm: Son Hamle2.192 kelime
- 9 8. Bölüm: Kendini Kanıtla2.261 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlarrr, nasılsınız?? Umarım iyisinizdir 💫 Bölümü okurken oy vermeyi ve tepkilerinizi yazmayı unutmayın.💛
İyi okumalaaaaarr🩵
Güneş hiç doğmadığı kadar parlaktı. Öyle ki bir sevinci kutlar gibi ışık saçıyordu etrafına. Kuşlar şarkı söylercesine şakıyordu. Sanki bir kutlama vardı ve bunu sadece ben farketmemiştim.Her şey fazla güzeldi. Sanki bir sis bulutunun içindeymiş gibi hem de.
Bir ormanın ortasındaydım ama bu orman beni korkutmaktan uzaktı. Orman, bir güneş kadar aydınlıktı. Ağaçlar hiç olmadığı kadar canlı, Yeşiller oldukça canlı ve güzeldi. Her şey gerçeklikten fazlasıyla uzaktı. Sanki dokunsam bir sis bulutu gibi yok olacaklardı.
Bende içimde ayrı bir sevinç içerisinde zıplaya zıplaya ormanda yürüyordum. Neden sevinçliydim ya da neden burada olduğum hakkında bir bilgim yoktu ama mutluydum. Bu durum tüm sorunlarımın üstünü kapatıyordu.
Üzerimde bembeyaz bir elbise vardı. Dizlerimin üzerinde elbise bitiyordu ama oldukça şık bir elbiseydi. Elbisenin eteklerinde küçük beyaz kelebekler her yeri kaplıyordu. Ayaklarımda beyaz topuklu ayakkabılar vardı. Boynumda ucunda bir yıldız olan bir kolye vardı ve evet, o da bir güneş kadar parlaktı.
Başımda kolyeyle benzer bir şekilde yıldızlarla süslenmiş bir taç vardı. Her şey gerçeklikten çok uzaktı. Gerçek olmak için fazla güzeldi..
Kahverengi saçlarım bile adeta bir dans içerisindeydi. İçimden kötü olan hiç bir şey geçmiyordu. Asıl beni mutlu eden fazlasıyla umut dolu olmamdı.
Kafesinden kaçmış zararsız bir kuş gibiydim adeta. Bir uzun mâhkumiyetin ardından özgürlüğe uçmuş hissediyordum. Hiç değilse özgürdüm, kanatlarımı çırpmam kimsenin umurunda olmayacak kadar hemde..
Bir anda önüme bir kadın çıktı. Sanki aynanın karşısında durmuş gibiydim. Önümde bir ayna vardı ama kadın sanki yanıbaşımdaydı.
Asıl sorun bu da değildi, kadınla benzerliğimiz dudak uçurtacak cinstendi. Sanki karşımdaki kişi bendim ama ben gibi değildim de. Karşımda ki kişi bendim ama benmiş gibi hissettirmiyordu.
Beyaz elbisesi benimkinin aksine yerlere kadar uzanıyordu. Elbisenin kemerinde altın işlemeli yıldız motifleri vardı. Çok hafif bir göğüs dekoltesi vardı ve orası altın işlemeli incilerle kaplıydı. Boynunda gümüş hilal şeklinde bir kolye vardı ve kolyenin hilalinin üzerinde minik bir kelebek işlemesi vardı.
Kahverengi saçları açıktı ve beline kadar uzanıyordu. Kulaklarında yıldız şeklinde bir kaç tane küpe vardı. Alnında duran gümüş taç gerçekten çok ince bir işçilikle yapılmış olmalı ki adeta donmuş bir ay ışığı gibiydi. Taçın zincirleri adeta bir nehir gibi kahverengi saçlarına akıyordu. Zincirlerin üzerindeki kristaller bir su damlası kadar saf ve temiz, bir kar tanesi kadar parlak ve güzeldi.
Sanki bir melek varmış gibi gözlerimi karşımdaki kişiden ayıramıyordum. Topuklu ayakkabısı bembeyazdı ve beyaz kelebeklerle işlenmişti. Açıkçası çok zarif ve güzel görünüyordu. Öyle ki gözlerimi ondan alamıyordum.
Kız aynaya benzer çerçeveden yavaşça yürümeye başladı. Yürüdükçe etrafında ayrı bir hava katıyordu. O yürümeye başlayınca bende onunla beraber yürümeye başladım.
Her adımım da aynanın karşısındaki de bir adıp atıyordu. Aynanın iki yüzü varmış gibiydi. Öyle ki ikimiz de farklı kişiler kadar farklıydık. Sanki başka bir zamanın Valeskası vardı karşımda ve onunla bir buluşmaya tâbi tutulmuşum gibiydi.
Derlerdi ki herkesin başka evrenlerden gelen klonları vardı, o zaman karşımdaki kişinin benim klonum olup olmadığının bir garantisi yok muydu?
Ters evrenler bana her zaman fazlasıyla gerçeklikten uzak gelmişti. Fakat şuan bu ihtimale bile onay verebilecek durumdaydım.
Başı dikti ve gözlerini benden bı kere bile ayırmamıştı aynayla karşı karşıya geldiğimizde yutkundum. Yakından birbirimize daha çok benziyorduk.
Sol elimle aynanın kenarını tuttuğumda o da aynı şekilde bir eliyle aynanın kenarından tuttu.
"Merhaba?" Dedim meraklı bir sesle. Ardından bir şeyleri görebilmek için aynanın arkasına bakmaya başladım. Her şey çok benzer görünüyordu fakat buradaki pembe lalelerden daha çok siyah çiçekler vardı. Burdaysa hiç bir şekilde siyah çiçekler yoktu. Siyah olan çiçekler bana fazlasıyla tanıdık geliyordu ama ilginç bir şekilde aklımdan uçup gitmişti. Bende açıkçası üstünde aşırı durmamıştım.
Karşımdaki silüet gülümsedi. "Merhaba, Valeska"
Meraklı bir sesle devam ettim. "Sen de kimsin ve tüm bunlar da ne?"
Kız beni anlar gibi yüzünde çok büyük bir tebessüm oluştu. "Ben senim Valeska. " Elini aynadan çekti ve etrafında döndü. "Burası bence çok güzel, Beğendin mi sende?"
"Ne demek sen bensin ? Ben buradayım. Hem orada hem burada nasıl olabilirim ki? Bu çok imkânsız!"
"Aslında pek de imkânsız değil." Gözleri tekrardan beni buldu. " Buraya gelmek ister misin? Sana neden burada olduğunu ve burasının neresi olduğunu anlamana yardımcı olabilirim."
Elini aynanın diğer tarafından bana doğru uzattı. Sanki ayna bir geçitmiş gibi bir eli aynanın benim olduğum tarafına geçti. Bende aynayı denemek için elimi uzatınca aynanın gerçekten bir geçiş olduğunu farketmiştim.
Açıkça konuşmak gerekirse tüm bunların neler olduğunu fazlasıyla merak ediyordum, o yüzden bana doğru uzattığı elini tuttu.
Elini tuttuğumda beni kendine doğru çekti. Artık aynanın diğer tarafındaydım. Ben aynanın diğer tarafına geçtiğimde boşta kalan eliyle parmaklarını şıklattı. Parmaklarını şıklatmasının ardından bir geçit olduğunu düşündüğüm ayna bir anda yok oldu.
Gözlerim irice açılmıştı. Ben şimdi burada tutsak mı kaldım yoksa öldüm mü? Ay umarım ölmemişimdir daha çok gencim! Düzgün bir yaşam sürmek istiyordum, tabii buna yaşamak denirse..
İçimden geçenleri anlamış olacak ki bir kahkaha attı. Sol içerisinde ona bakıyordum şimdi.
"Burada tutsak değilsin Valeska, Korkmana gerek yok. İstediğin zaman gidebilirsin."
Yaşadığım gariplikler içimde fazlasıyla yük oluyordu. Geçitin yok olduğunu görmek beni daha çok telaşlandırıyor ve tüm umutlarımı yerle bir ediyordu.
Anlık gelen bir sinirle haykırdım. "Burası neresi ve tüm bunlar ne!" Elimi onun elinden çekmiştim. "Burada neler oluyor, bana açıklamak zorundasınız! Ben neden burdayım?!"
Karşımdaki kişi bunların olacağını sanki biliyormuş gibi beni izledi. Sanki beklediği şeyleri yapıyormuşum gibi bana bakıyordu. Bıraktığım elini beline sardığı diğer elinin üzerine koydu.
Sakince konuştu. "Her şeyi anlatacağım Valeska, ben bunun için buradayım. Sakin ol, güvendesin." Beni rahatlatmak ister gibi davranıyordu. Yanına geldi ve ellerini belinden çekip ellerimi tuttu.
"Sen kimsin?" Dedim fısıldarcasına. Neler olduğunu bilmiyordum ama içimde çok büyük bir telaşın getirdiği stresin yükü vardı.
"Tamam, şuraya oturalım Valeska. Merak ettiğin her şeyi sana anlatacağım. "
Başımı onaylar şekilde salladım. Artık direnecek gücü kendinde bulamıyordum, sadece burada neler olduğunu çözmek istiyordum.
Dediği gibi gösterdiği yerde ki masalardan birine oturduk. Böyle bir yerde nasıl bir kafe olabilirdi ki? Bildiğin bir ormanın ortasındaydık ama ne istersek elimizin altındaydı resmen. Oturduğum yerden etrafımı izlemeye başlamıştım.
Pembe çiçeklerle süslenmiş bir kafeydi. Sanki bir perinin evi kadar büyüleyici bir etkisi vardı. Çatısı üçgen şeklindeydi ve koyu bir pembe rengindeydi. Çatının etrafında bir çok çiçekle süslenmişti. Çatının başındaysa küçük ama büyüleyici bir yıldız vardı. Kafeyi incelediğimde binanın Pembe ve Beyaz renklerle dekore edilmiş olduğunu fark ettim. Dışarıdan bazı yerleri Pembe görünüyordu ve çoğunluk beyazdı. Etrafı Pembe olan çiçeklerle süslenmişti. Masalarsa toz pembeydi. Masanın üzerinde küçük kare beyaz bir örtü vardı ve örtünün üzerindeyse pembe bir Lale konulmuştu. Sandalyeler ise sadece beyazdı.
Karşımdaki kişiden gelen seslerle ona döndüm. Tam konuşmaya başlayacaktı ki onu böldüm. " Öncelikle karşımdaki kişinin kim olduğunu bilmek istiyorum. Kimsin sen?" Dedim kuşkuyla. Kuşkuyla bir kaşım havalanmıştı.
Derin bir nefes verdi ve yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. "Ben senim Valeska."
Ben mi?
Ben?
BEN?
BEN?!
Ama ben buradayım, bu nasıl oluyor? İki yerden nasıl farklı şekilde görünebilirim.
Ben neyim içerisindeyim ya?! Küfür gibi karşımda duran kendime bakıyordum. Ya ben ondan bahsederken kendimden mi bahsedicem! Nasıl bir küfür bu ya, hiç bir küfür bununla yarışamaz bence!
Sok içerisinde bir kendime birde karşındakine bakıyordum. Tüm beyin hücrelerim kesinlikle artık yandı, buna gerçekten eminim!
"Ben burdayım yalnız." Dedim şok içinde. Ne dediğimi bile bilmiyordum. Ardından kahkaha atmaya başladım.
"Sorun ne?" Dedi şaşkınca. Bu kadar hızlı modumu değiştireceğimi bilmiyordu.
"Çok iyi bir şakaydı. " Ellerimle karşımdaki kişiyi alkışladım. "Az kalsın inanıyordum, bende bı an inanacağımı sanmıştım." Kahkaha atmaya devam ettim.
Karşımdaki kişi hâlâ dehşet içinde bana bakıyordu. "Gerçekten hiç iyi değilsin, geçmişteki Valeska. Kafana bir şey düşmediğine emin misin?" Dedi sorgularcasına.
Gülmeye devam ettim. " Peki sen kafana bir şey düşmediğine emin misin? Hiç doğru şeyler söylemiyorsun. " Kahkaham fark ettiğim şeylerle durdu. Gözlerim irileşti, az önce ne demişti? Attığım kahkahalar bir sokun etkisiyle durmuştu. Anlamadım kartanesi?
"Geçmişte ki Valeska mı? " Gözlerim irileşmiş bir şekilde karşımdaki kişiye bakıyordum. Tam anlamıyla dehşete düşmüştüm. "Sen tam olarak kimsin ve nereden geldin?"
Bu sefer sorgulama sırası tekrardan bana gelmişti.
Derin bir iç çekti. "Evet, sen eski bensin. Yani geçmişte ki Valeska, hiç bir şey başlamadan önce ki ben.." derin bir nefes aldı. " Ben gelecekteki senim."
Anlamadım? Gerçek mi yoksa bir rüya mıydı tüm bunlar? Bir rüyada gibi hissediyordum şuan. Bunlar gerçekten de fazla imkansız geliyor!
Sözlerine devam etmesi için sustum. "Sorun ne dilini mi yuttun?" Diye soruyu bana yöneltti.
"Hayır, sadece bu konu nereye varacak diye bekliyorum." Her şeyi umursamaya başlamıstım fakat umursamıyor gibi görünmeye çalıştım.
"Küfür gibi bir şey bu! Aynı evrende farklı zamanların benleri ya! Nasıl bir kaosun üzerine düştüm!" Diye düşünmeye başlamıştım. Fakat iç sesimle konuşmadığımı kız kahkaha atınca fark ettim. Hadi ama, bunları içimden söylediğime emindim!
Yüzüm bu olanlar yüzünden utançtan kızarmaya başlamıştım. Dilimi ısırdım. "Sorun değil, Valeska. Utanacak bir şey yok." Diyip kıkırdadı. "Sahiden de küfür gibi, benden bahsederken yine ben demek küfür gibi resmen."
Gülmeme engel olamadım. Heyecanla merak ettiğim bir diğer soruma geçtim. "Pekii.." Bir anda durdum.
"Evet Valeska?" Dedi duraklamama karşılık.
" Aynı kişiysek neden bu kadar farklı görünüyoruz?" Evet karşımdaki kişi ne kadar ben olsa da bir o kadar benden uzaktı da, her şeyiyle. Benim farklı bir boyutum gibiydi resmen. Bir gücü simgeler gibi duruyordu.
Derin bir nefes aldı. "İşte en önemli kısım aslında burası Valeska. Evren çok fazla şeyi anlatmamı istemez ama dolaylı yollardan sana anlatabilirim." Durdu ve beni gösterdi.
"Öncelikle sen hiç bir şeyden haberi olmayan, diyarın ne istediği varsa yerine getiren, kendi güvenmeyen ve kendi sınırlarını fark etmemiş Valeska'sın. Kendi gücünün farkında değilsin ama gücünü keşfetmen yakın. Yani benim bu hâle gelmemi sağlayan o kişisin."
Ardından kendini gösterdi. "Bense her şeyin farkına varmış, kendi gücünü keşfetmiş ve onu istediği gibi kullanan Valeska'yım. Sonun kıyısındayım belki ama geleceğim nereye bağlı bilinmiyor. Ben sadece senin gerçek yüzünüm. "
"Ben zaten gerçeğim."
Beni biraz süzdü ardından gözlerimin derinliklerine baktı. "Yeterince gerçek değilsin."
Vücudumu büyük bir his kapladı, korku. Bir endişeyle beraber belirgin olan tek şey korkuydu. Bir yanım korkudan ne yapacağını şaşırıyor, diğer yanımsa endişe içinde bir çıkış yolu arıyordu.
Gerçektim ama gerçek olmaktan uzak bir şekilde ben değildim.
Gözlerimi hızla ondan ayırdım ve kendime gelmek için gözlerimi sıkıca kapattım. İçimde ki çatışmayı bastırabilince gözlerim tekrardan ona döndü.
Derin bir iç çektim. "Peki burası neresi?"
Dudağına hafif bir tebessüm oluştu. Ardından samimi bir sesle "Burasının neresi olduğunu görmek ister misin?" dedi. Ayağa kalkıp yanıma geldi ve bir elini bana doğru uzattı. Bunları yaparken hâlâ yüzünde bir tebessüm vardı.
Kafamı onaylar şekilde salladım ve şaşkın halimden çıkıp bende ona bir tebessümle baktım. Ardından elimi onun avucuna bıraktım ve ayağa kalktım. "Burasının neresi olduğunu görmek isterim gelecek çağın Valeskası.." Gülümsemesi büyümüştü.
Benim önümde ilerleyip bana etrafı göstermeye başlamıştı. Etraf daha renkli ve canlı renklerden oluşuyordu. Bir rüyada gibiydim resmen. Gökyüzü maviliğini haykırırcasına sevinçliydi. Bunun en belirgin özelliği güneşin keskin ama bir o kadar da hafif olan o ışınlarıydı. Sanki birine narince dokunurcasına ısıtıyordu bedenimi. Rengarenk çiçekler yolumuzu aydınlatan bir ışık gibiydi.
Garip bir şekilde önümde yürüyen kızın her yürüyüşünde o yerde siya tenkli çiçekler olduğunu farkettmiştim. Arkamı dönüp nasıl olduğunu görmek istediğimde benim yürüdüğüm yollarda da beyaz laleler olduğunu gördüm. Her adımda beyaz laleler oluşuyordu.
Geleceğin Valeska'sı elimi bıraktı ve ileriye doğru ilerledi. Evet, Valeska'ya kendi içimde farklılık olması için "geleceğin Valeska'sı" olarak isimlendiriyordum. Bir evrende iki Valeska'nın olması ne kadar da korkunçtu.
İki elini havaya doğru uzattı ve etrafında dönmeye başladı. "Burası senin dünyan Valeska, bizim dünyamız! Senin içinde bir derinliklerfe sakladığın o dünya. Burası zihninin en icra köşesi ve bizim tek buluşma yerimiz. "
Gülerek bana döndü. "Nasıl, beğendin mi?" Başımı onaylar şekilde salladım. Hüzünle iç çektim. "Benim olması için fazla güzel." Yutkundum. Benim olan her şey ya yangın yerine dönüyor ya da bir karanlığa mahkûm kalıyordu.
Hayır, burası benim dünyam değildi. Benim dünyam olsaydı o da her şey gibi küle dönerdi. Benim dünyam koca bir karanlığa mahkûmdu. Dünya her türlü güzelliği ölümüyle mahkûm etmişti...
"Ama hayallerimin içinde olması yine de güzel.." derin bir nefes aldım.
"Neden buradayız?" Dedim kendimi toparlayarak.
Gözleri gözlerimin içine kenetlendi ve karşımda durdu. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Evren çoğu şeyi yapmamı istemiyor, eğer isteseydi emin ol sana her şeyi anlatırdım şimdi burada.." yüzünde büyük bir burukluk vardı. "Kelimesi kelimesine onları duymayı hak ediyordun. Maalesef burada daha fazla senle konuşamayabilirim, burda olduğumu bilmemeliler."
Kafam karışmıştı. "Kimler bilmemeli?"
"Bunu söylemeye gerek yok Valeska, sadece beni iyi dinle tek bir şey söyleyeceğim sana zamanım daralıyor. "
İçime bir korku tohumu düştü.
"Sakın... Sakın kimseye güvenme Valeska.. Yapma, kaybedeceksin."
"Neyi kaybedeceğim?"
"Her şeyini.." sesin de derin bir imâ ve bir özlem vardı
Ama gözlerinin derinliklerinde gizlediği bir duygu daha vardı, pişmanlık..
Birden arkasına döndüğünde onun gördüğü ama benim göremediğim bir şeyi fark etti. Hızlıca laflarını toplamaya başladı. "Her neyse, bir daha görüşmek dileğiyle geçmişin Valeska'sı.."
"Bir daha görüşmek üzere geleceğin Valeska'sı.." dedim karşılık olarak. Başka bir şey demeden hemen koşarak buradan uzaklaştı. Ne olduğunu anlamıyordum ama burnuma hiç iyi kokular gelmiyordu.
Arkasından kaybolana kadar gidişini izlerken bir ses doldurdu kulaklarımı. "Valeska?"
Arkamı döndüm. Kimsecikler yoktu..
Bir yanılgı olduğunu düşünüp umursamadım. Sesin siddeti arttı. "Valeska!"
Neler oluyordu burda? Etrafımda dönmeye başladım ama kimsecikler yoktu. Sadece bilinmeyen bir ses vardı.
"VALESKA!"
Birden ortamda gördüğüm siyah çiçekler soldu. Ardından bir yaprakları düştü. Toprağa düşen o bir yaprak toprağı kurutmus ve bir çatlak belirmişti. Yutkundum, neler oluyor?
"VALESKA!"
Arkamda duran beyaz laleler önce simsiyah oldu daha sonra siyah çiçeklerde olduğu gibi bir yaprağını düşürüp yine toprağı çatlatmaya başladı. Çatlak yavaşça üzerime doğru geliyor, her yer yavaş yavaş kuruyordu.
"VALESKA!"
Tekrardan aynı ses doldurdu kulaklarımı. Neler oluyor bilmiyordum ama hiç iyiye işaret değildi. "Sen kimsin ve benden ne istiyorsun!" Dedim anlık bir sinirle.
Hiç bir şey yoktu. Sadece ismimi söyleyen bir ses ve gözlerimin önünde kül olan bir dünya vardı ve ben yine o dünyanın tam ortasında duruyordum. Nefes akışlarım düzensizleşiyordu. Elimden yine hiç bir şey gelmiyordu ve bu konu beni fazlasıyla huzursuz ediyordu.
Benim olduğum bir dünya hayallerimde bile küle dönerken ben yine hiç bir şey yapamadım. Fakat tek fark şuydu, bu sefer bende dünya ile beraber küle dönecektim.
Yine yapayalnızdım, yine kimse sesimi duymuyor ve yine biribana sesleniyordu. Olay örgüsü tanıdık ama bir o kadar uzak bir zamana aitti.
Geçmişi yönetemezken geleceğimi de küle çevirmiştim belki de...
Güneş yine beni arkasında bırakmıştı. Yine karanlığında kalmıştım. Güneş en büyük ışık kaynağıyken yüzüme bile bakamayacak kadar karanlıktı bana.
Güneş öyle bir dönmüştü ki arkasını yanına kapkara bulutlar yaklaşıyordu. Başlangıçta olan renklerden şimdi eser yoktu, her şey simsiyahtı.
Birden şimşekler çakmaya başladı ve yeryüzüne küçük bir yağmur damlası yavasça düşmeye başladı. Fark ettiğim şeylerle nefes almayı bile bırakmıştım. Yağmur kimseye değil sadece bana yağıyordu.
Her yer hâlâ karanlık ve yıkıktı ama üstüme yağmurlar yağmaya başlamıştı.
"Valeska? Geliyor musun artık." Dedi bir ses daha cevap bile veremeden vücudumu soğuk bir his kaplamıştı. Sonra beyin dalgalarım Valeska'nın son dediklerini tekrarladı.
"Kimseye güvenme Valeska.." Vücudum bu kadar şeye dayanamamış olacak ki bacaklarım işlevini yitirdi. En son hatırladığım şey siyah çiçeklerin arasında yatan bir bendim ve yanıma yaklaşan siyah bir gölge...
----------------------------------------------------------------------------------------------
Tekrardan merhaba yinede beeeen🌚 bölümü nasıl buldunuzz? Gelecek bölümler hakkında düşünceleriniz var mıı?🐥
Sonraki bölümde görüşmek dileğiyleeee💕
Bölüm etkileşimi
