4. bölüm · Kasem

Kameralar yalan söylemez

Hatice Demir

Ben… Ne yapmıştım?
Yerde kanlar içinde yatan adama bakıyordum. Şoktaydım. Ani bir hareketle dışarı çıkmayı denedim ama kapıdaki adamlar beni tuttu. Panikle bağırdım:

"Patronunuz içeride! Bıçaklandı! Kanlar içinde yatıyor!"

Tam o sırada içeriden acı dolu ama tanıdık bir ses duyuldu:

"Sakın onu bırakmayın! Bırakırsanız hepinizi kovarım!"

Adamlar daha da sıkı tuttu. İçlerinden biri kafama silah dayayıp beni yeniden içeri soktu. İçeri girdiğimde az önce bıçakladığım adam acı içinde kıvranıyor, bıçağı çıkarmaya çalışıyordu.

Sahi ya... Ben sürekli bu adama “adam” deyip duruyordum.
Adını bile bilmiyordum. Aniden sordum:

"İsmin ne senin ya?"

Bir an sessizlik oldu. Herkes bana döndü.
“Pardon… Yersiz bir soruydu,” dedim, utandım.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi yaklaştım:
"İyi misin?"

Adam bana baktı.
"Sence?" dedi.
Keşke geberseydin… dedim içimden.
Ama galiba biraz sesli söyledim.

"Bir şey mi dedin?"
Gülümsedim.
"Ne diyeceğim canım, Allah uzun ömürler versin."

Adam alaycı bir gülüş attı.
"Darısı sana. Gerçi kalan yılların hapiste geçecek… Fazla da iyi hayat yaşayamamış olursun."

Ben de hemen savunmaya geçtim:
"Neden ya? Yanlışlıkla bıçakladım. Ben bir şey yapmadım ki."

Adam soğuk bir ifadeyle emretti:
"Getirin oğlum kamera kayıtlarını."

O an neşem yerini şoka bıraktı.
Ağzım beş karış açık.
Dev ekranda ben… Adamı bıçaklıyorum.
Sonra kaçıyorum.

Yaralanan adama yaklaştım:
"Yani ben şey... Beni polise verme, ben... şey... Sen iyi misin? Ayakta durma, maazallah bayılırsın falan..."

Sonra içimden geçeni yine azıcık dışıma söyledim:
“Öl inşallah…”

Sanırım bu kez sesli söyledim ki, adam bağırdı:
"Ara oğlum 155’i! Babasının intikamı için bana sattığı kızı yakalatın!"

---
Ben panikle yaklaştım:
“Ya lütfen, beni polise verme... Arkadaşımın intikamını alacağım. Onu almadan ne hapse girerim, ne de ölürüm. Ne istersen yaparım... Lütfen!”

Adam yüzüme bakıp pis bir sırıtışla:
“Ne oldu, kibarlaştın mı birden? Polis lafı geçince hemen uslandın ha?”

“Neyse... Ne istersem yapacak mısın?”
“Evet...” dedim sessizce.

“O zaman benimle evlenirsin,” dedi net bir ifadeyle.
“Ya bu intikamın kurbanı olursun... ya da hapse girip arkadaşının intikamını bile alamazsın.”

“Bu saçmalık! Beni sevmiyorsun bile! Ben seninle neden evleneyim?”
“Senin ne işine yarayacak ki bu?”

“Orada dur,” dedi kararlı bir ses tonuyla.
“Benim işime çok yarayacak. Babamın bütün malları bana kalacak. Ve ben senin yüzünden o malları kaybedemem.”

Son kez gözlerimin içine bakarak:
“Şimdi seç: Ya hapis... ya da intikam evliliği.”