1. bölüm / 5
Karantina: NEXUM1. Kısım: İlk Temas
Bölümler 5Şu an: 1. Kısım: İlk Temas
Tarih: 12 Mart 2029
Saat: Öğleden Önce 7:30
Yer: Reykjavik, İzlanda
Soğuk bir Reykjavik sabahı...
İzlanda'nın en büyük ve en kalabalık şehri olan Reykjavik'te bu saatlerde sokakta kimseyi görmek mümkün değildi. Kuş cıvıltıları ve klimalardan gelen motor sesleri dışında şehir adeta sessizliğe bürünmüş haldeydi. Hava öyle sisliydi ki otelin hemen karşısında duran binaların silüetleri bile zar zor seçiliyordu. Mete, konakladıkları otel odasında camın önünde duran tekli koltuğa oturmuş sabah kahvesini yudumluyorken endişeli bir ses tonuyla sordu.
— Bu havada gemiyle Grönland'a gitmek sence de biraz riskli değil mi?
Kemal ise henüz yeni uyanmış ayılmaya çalışıyordu. Biraz gözlerini ovuşturduktan sonra Mete’ye döndü ve hiçbir şey demeden hafifçe gülümsedi.
Mete, Kemal kadar cesur biri değildi. Ayrıca ondan 2 yaşta olsa küçüktü. Bu sebepten olacak ki ikisi ne zaman bir yolculuğa çıksa Mete kafasında en kötü seneryoyu kurup Kemal'i soru yağmuruna tutuyordu. Bu yüzden Kemal artık Mete'nin bu sorularına cevap bile vermeye tenezzül etmiyordu. Aslında daha önce bir sürü yolculuk yapmışlar, gezmedikleri şehir kalmamıştı. Viyana, St. Petersburg, Lizbon, Londra… Ama buna rağmen hala Türkiye sınırlarını geçtikleri anda Mete'nin içine bir kurt düşer, kafasını olumsuz düşünceler kaplardı.
Mete'nin can sıkan sorularının ardından iki arkadaş Reykjavik'deki en işlek limanlardan biri olan Harbour limanına gitmek için otelden ayrıldılar. Yüzlerine çarpan soğuk İzlanda havasıyla kendilerini alacak arabayı beklemeye başladılar. Normalde her seyehatte Mete'ye cesaret veren Kemal bile bugün çok heyecanlıydı. Mete'ye belli etmesede kendi içinde heyecanını yaşıyordu. 27 yıllık ömründe yaşadığı en ilginç deneyim olacaktı belki de. Ne de olsa Grönland'a gidiyorlar. Kaç tane insana nasip olur ki?
Bir süre otelin önünde bekledikten sonra kendilerini limana götürecek araç geldi. Bagaja çantalarını yerleştirdikten sonra arabaya bindiler ve Harbour limanına doğru yola koyuldular. Arabanın kliması o kadar iyi çalışıyorduki içerisi sıcacıktı. Arabayı beklerken bir hayli üşüyen Mete ve Kemal eldivenlerini çıkarttılar, ellerini sıcacık hava üfleyen klimaya tuttular. İkisi arabanın arka koltuğunda ısınmaya çalışırken şoför ise sisle kaplanmış yolda dikkatlice gitmeye çalışıyordu. Arabanın sis farları açıktı ama o bile yeterince fayda etmiyordu.
Limana doğru yolculuk devam ederken Mete sürekli saate bakıyor, içinden “gemi kalkmadan yetişmeliyiz” diye düşünüyordu. Bir süre sonra dayanamayıp şoförden daha hızlı gitmesini istedi. Buna karşılık şoför biraz tereddüt etsede gaza basmaya başladı. Tam bu esnada sol arka lastikten keskin bir ses geldi. Araba sarsıldı. Şoför aceleyle arabayı kenara çekmek zorunda kaldı. Lastik patlamıştı. Bunu gören Mete, ahlar vahlar etmeye başlamıştı bile. Gecikmenin verdiği panik yüzüne vurmuştu. Kemal ise biraz daha çözüm odaklıydı. Yedek lastiği takmak için şoförle birlikte arabadan indi. Bagajdan krikoyu aldı ve ayarlamaya başladı, şoförde lastiği değiştirdi. Birkaç dakika içinde sorunu hallettiler. Mete her zamanki gibi elinden her iş gelen Kemal’e hayranlıkla bakıyordu. Kemal ise gayet mütevazı bir tavırla arabaya bindi ve limana doğru yolculuklarına kaldıkları yerden devam ettiler.
Her ne kadar geç kalma korkusu yaşasalarda limana gemi kalkmadan varmayı başardılar. Bu sırada Grönland yolculuğuna çıkacak diğer gezginler çoktan limanda toplanmış, küçük gruplar halinde kaynaşmaya başlamışlardı. Mete ve Kemalde bir süre sonra kalabalığa karıştı. Kısa bir tanışma fastının ardından Aeterna gemisi 24 gezgin, 8 mürettebat olmak üzere toplam 32 kişiyle Harbour limanından ayrıldı.
İstikamet Grönland…
Bu yolculuğun asıl amacı küresel ısınma sebebiyle eriyen buzulları yerinde gözlemlemekti. Tabii ki buna ek olarak balina, fok balığı hatta belki kutup ayılarını bile görmek mümkündü. Gezginlerin hepsi bu unutulmaz gezi için çok heyecanlıydı. Kaldıkları alan biraz soğuk olsada bu heyecan içlerini bir nebze olsun ısıtıyordu. Yinede geminin ısıtma sistemi yeterli değildi. Bu yüzden bazı gezginler montlarını, atkılarını hatta eldivenlerini bile çıkarmamıştı. Mete’de onlardan biriydi. Ellerini birbirine sürtüyor nefesiyle ısınmaya çalışıyordu. Kemal ise soğuğu pek umursamıyor gibiydi. Çoktan diğer gezginlerle sohbet etmeye başlamıştı.
Böylesine uzun bir yolculukta montla oturmak zorunda kalmak gezginlerin canını sıkmıştı elbette. Bu duruma bir çözüm bulmak istiyorlardı. Bir süre sonra birkaç kişi elektrikli ısıtıcı bulma gayesiyle geminin ortak alanını aramaya başladı. Mete de onlara katılmış her yeri didik didik ediyordu. Ortak alanın arka tarafındaki eski dolapları tek tek açıyorlardı. Çoğu yıllardır kullanılmamış gibiydi. Toz, pas, rutubet her yere sinmişti. Ama hiçbirinde işe yarar bir şey yoktu. Bakılmadık birkaç dolap kalmıştı sadece. Onlarda en yukarıdaki dolaplardı. Kimsenin boyu yetişmiyordu. Uzun birine ihtiyaç vardı. Tam o sırada Mete'nin aklına Kemal geldi. Onu diğer gezginlerle sohbet ederken buldu. Kemal oradaki gezginlere nazaran biraz uzun sayılırdı. Bu işi halledebilirdi. Mete, ona yardım etmesi için seslendi.
— Kemal! İki dakika gelebilir misin?
Kemal eliyle tamam işareti yaptı ve izin isteyerek yerinden kalktı. Birlikte dolapların olduğu tarafa doğru gittiler. Kemal parmak uçlarına yükseldi ve kimsenin yetişemediği dolapların kapağını tek tek açtı. Dolapların açılmasıyla üşüyen gezginlerin gözleri faltaşı gibi parlamıştı. Dolapların birinde eskimeye yüz tutmuş uzunca bir ısıtıcı vardı. Kemal ısıtıcıyı dikkatlice yerinden aldı ve Mete’ye doğru uzattı. Mete ısıtıcıyı alır almaz bir priz aramaya başladı. Ortak alanın tam ortasında yer alan Da Vinci tablosunun biraz aşağısında bir priz vardı. Üşüyen bütün gezginler prizin etrafında toplanmış umut dolu bakışlarla Mete’yi bekliyorlardı. Mete ısıtıcının birbirine dolanmış kablosunu çözdü ve prize taktı. Herkes nefesini tutmuştu. Bir süre beklediler ama hiçbir şey olmadı. Isıtıcı çalışmıyordu. Bunca arayış boşa gitmişti. Isınma çabaları son bulmuş, herkes kaderini kabullenmeye başlamıştı.
Bunlar olurken biraz vakit geçmiş hava yavaştan kararmaya başlamıştı. Haliyle herkes acıkmıştı. Tüm gezginler akşam yemeğini yemek için ortak alandaki masaya toplandı. Keyifli sohbet ve anılar eşliğinde yemek yediler. Böylesine uluslararası bir ortamda o kadar fazla ilginç hikâye vardı ki kimse zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Saat artık geç olmuş herkes uyumak için kendi kamarasına çekilmeye başlamıştı. Mete ve Kemal’in kamarasında onlarla birlikte kalan bir İskoç ve İspanyol gezgin daha vardı. Kamaraya girince sağda ve solda birer ranza, ortada ise eşyalarını koyabilecekleri eski ama iş görür bir dolap bulunuyordu. Kemal odaya girer girmez hemen Sağ alttaki ranzaya kendini attı. Biraz yorgun görünüyordu. Mete de Kemal’in üstündeki ranzaya uzanmıştı. O kadar üşümüştü ki yorgana sımsıkı sarılarak uyumaya çalışıyordu.
Saat neredeyse 1'e gelmişti. İspanyol ve İskoç gezginler çoktan uykuya dalmıştı. Mete de yeni yeni uykuya dalmaya çalışıyordu. Tam bu esnada Kemal kısık ama güçlü bir sesle Mete'ye seslendi.
— Mete! Mete! Uyansana!
Kemal'in seslendiğini duyan Mete, ranzadan aşağıya sarkarak uykulu bir yüz ifadesiyle Kemal’e baktı. Kemal'in suratı oldukça kızarmıştı. Gece karanlığında bile görülebiliyordu. Vücudundan terler damlıyor, kafasını koyduğu yastık sırılsıklam olmuştu. Bunu gören Mete telaşla ranzadan aşağıya indi ve sordu.
— Ne oldu sana böyle? Neyin var?
Eliyle yavaşça Kemal'in alnına dokundu. Kemal'in alnı adeta yanıyordu. Çok ateşi vardı. Hemen eşyalarını koyduğu dolaptan çantasını aldı. Aceleyle çantanın ufak gözünden ilaç ve bir şişe su çıkardı. Kemal'in halini görünce o kadar paniklemişti ki suyu açmaya çalışırken eli titrediği için yarısını yere dökmüştü. Kemal güçlükle doğrulurken Mete çıkarttığı suyu ve ilacı Kemal'e içirmeye çalışıyordu. Bundan sonra yapabileceği başka birşeyde yoktu. Keşke gemide yardım edebilecek bir doktor ya da hemşire olsaydı diye kendince hayıflandı. Ama ne doktor ne de hemşire vardı. Mete, Kemal'in yatağının kenarına oturdu ve “Eğer kendini kötü hissedersen beni uyandır.” dedi. Kemal'in ise pek cevap verecek bir hali yoktu. Hafifçe başını salladı sadece. Bir süre sonrada uykuya daldı. Kemal uykuya daldıktan sonra Mete tekrar ranzasına çıktı. Uyumak istiyordu ama çok endişeliydi. Bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Çok sevdiği, ona her zaman destek olan arkadaşı okyanusun ortasında berbat bir haldeydi.
Sabah olmaya başlamış, güneş kamaranın ufak penceresinden süzülüp Mete'nin yüzüne doğru vuruyordu. Daha henüz alarm bile çalmamıştı ama güneş onu uyandırmaya yetmişti. Kendini çok yorgun hissediyordu. Gece kamaranın camına vuran dalga sesleri yüzünden neredeyse hiç uyuyamamıştı. Sürekli esneyip duruyor, gözlerini tam açamıyordu. Odadakileri uyandırmamak için ranzanın merdivenlerine yavaşça basarak aşağıya indi ve üstüne birşey geçirip kamaradan sessizce çıktı. Ayılmak için önce ortak alandaki tuvalette yüzünü yıkadı daha sonrada biraz hava almak için güverteye gitti. İlk uyanan Mete değildi tabiki. Bazı gezginler çoktan uyanmış güvertede sigara içip sohbet ediyorlardı. Mete’de onlarla birlikte hava alırken aniden aklına Kemal geldi. Sabah dalgınlığıyla odadan çıkmadan önce ateşini kontrol etmeyi unutmuştu. Hiç vakit kaybetmeden postacı adımlarını andıran bir yürüyüşle kaldıkları kamaraya döndü. Attığı hızlı adımlar geminin metal zemininde yankılanıyordu. Kamaraya girdi, Kemal'in yatağının kenarına oturdu. Gece suratı kıpkırmızı olan Kemal'in rengi normale dönmüş gibi görünüyordu. Hatta suratı normalden daha beyaz bile sayılırdı. Elini yavaşça Kemal'in alnına götürdü, ateşi yoktu. İçine bir ferahlama gelmişti.
Birlikte kurdukları alarmın çalmasına yaklaşık 5 dakika kalmıştı. Mete, onu çokta ürkütmeden uyandırmak için seslendi.
— Kemal! Kalk hadi! Bugün büyük gün.
Kemal'den cevap yoktu. Mete cevap alamayınca bu sefer omuzlarını hafifçe sarstı. Kemal yine uyanmadı. Daha sonra biraz daha sert bir şekilde sarstı ama nafile. Kemal uyanmıyordu. Mete korkmuştu. Ağlamalı bir ses tonuyla “yardım edin” diye bağırmaya başladı. Bu esnada kamaradaki İspanyol ve İskoç gezgin bağırma sesine uyandılar. Şaşkınlıkla, avazı çıktığı kadar bağıran Mete'ye bakıyorlardı. Kemal'den hiçbir tepki alamayan Mete çabucak üstüne örtmüş olduğu yorganı kaldırdı. Kemal'in avuç içlerinde koluna doğru damar gibi yayılan yanığı andıran izler vardı. Bunu gören Mete bir süre olduğu yerde donup kaldı. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. Daha sonra nabzına bakmak için titreyen elini yavaşça Kemal'in boynuna götürdü. Elini boynuna götürürken geçen birkaç saniye belkide hayatındaki en uzun birkaç saniyeydi. Usulca Kemal'in nabzına baktı. Atmıyordu. Mete'nin en sevdiği dostu, yol arkadaşı Kemal sebebi bilinmeyen bir şekilde 13 Mart 2029'da Aeterna gemisinde hayata gözlerini yummuştu.
Ve bu gizemli ölüm sadece bir başlangıçtı…
Bölüm etkileşimi
