8. bölüm · Karanlıkta Kalmış Eski İz
8. Bölüm Verilen Karar Ve Bir Mesaj
Avluda yeniden bir sessizlik oluştu. Amcam bana şaşkınlıkla bakıyordu. Ben ise sözümü tamamlamak için birkaç saniye bekledikten sonra devam ettim.
- Ama bir konuda anlaşalım.
Sesimi özellikle sakin tutuyordum. Çünkü ne kadar sinirli olursam olayım, ne söyleyeceğimi bilerek söylemek istiyordum.
- Ben sen değilim, dede.
Dedemin yüzündeki ifade değişti.
- Benim ne yapacağıma, nasıl yaşayacağıma ve hangi kararı vereceğime karışılmayacak.
Bir an amcama baktım, ardından tekrar dedeme döndüm.
- Eğer bana bırakacağın malın mülkün karşılığında hayatımı da yönetmeye kalkarsanız, o zaman bu işin rengi değişir.
Kısa bir sessizlikten sonra sözlerimi daha net bir şekilde söyledim.
- Bana karışılırsa bu konaktan giderim. Hatta bu şehirden bile giderim. İstanbul'da yaşarım.
Amcamın yüzü bir anda gerildi. Fakat geri adım atmaya hiç niyetim yoktu.
- Ama malını mülkünü de kendimle götürürüm. Ona göre.
Amcam bir şey söylemek istedi.
- Ama...
Sözü yarım kaldı. Birkaç kelime daha söylemeye çalıştıysa da ne diyeceğini toparlayamadı.
- Yani... Ben sadece...
Kem küm etmesinden ne anlatmaya çalıştığını zaten anlamıştım. Dedem ise bütün bu konuşmayı sessizce dinlemişti.
Sonunda başını hafifçe salladı.
Yüzünde ilk kez, söylediklerimden memnun olmuş gibi bir ifade belirdi.
- Tamamdır.
Ardından hiçbir tereddüt göstermeden ekledi:
- Kabulümdür.
Böylece o gün, konağın avlusunda başlayan sıradan bir konuşma, benim hayatımı tamamen değiştirecek bir kararın başlangıcı oldu.
Dedem mirasını bana bırakmıştı.
Ben ise daha o anda, bu mirasın beni onun istediği kişiye dönüştürmesine asla izin vermeyeceğimi açıkça ortaya koymuştum.
Artık mesele sadece miras değildi. Mesele, hayatımın kontrolünün kimde olacağıydı.
Ve ben, sahip olduğum her şeyi kaybetme pahasına bile olsa, kendi hayatımın kararlarını kendim vermeye kararlıydım.
Bu konuşmaların hemen ardından zaman, yemek yerken farkına bile varamayacağım kadar hızlı geçti.
Tam o sırada amcam Süleyman'ın oğlu Ali de geldi ve masaya oturarak yemeğe eşlik etmeye başladı.
Ancak masaya oturduğu andan itibaren gözleri sürekli benim, dedem ve amcam arasında gidip geliyordu. Sanki söylemek istediği bir şey vardı da doğru anı kolluyordu.
Bir süre sessizce yemeğini yedi. Ardından boğazını hafifçe temizledi. O küçücük hareket bile hepimizin dikkatini çekmesine yetti.
Masadaki herkes aynı anda ona dönüp baktığında, Ali de beklediği fırsatı bulmuş gibi söze girdi.
"Dede, sence bu haksızlık değil mi?"
Dedem kaşlarını hafifçe çatarak ona baktı.
"Ne gibi bir haksızlık, torunum?"
Ali, birkaç saniye sustuktan sonra konuyu doğrudan mala ve mülke getirdi.
"Ben o şirkete emek verdim. Babam da yıllarca bunun içinde oldu. Bizim de o şirkette hakkımız yok mu?"
Masada kısa bir sessizlik oluştu. Dedem ise hiç acele etmeden, sakin bir şekilde Ali'ye baktı.
Ses tonunda herhangi bir öfke yoktu ama söylediklerinin ne kadar kesin olduğu daha ilk cümlesinden belliydi.
"Sen ne dersin, torun? O şirkette tabii ki sizin de emeğiniz vardır. Bunun için aklınızda hiçbir şey kalmasın. Sizin şirket hisselerinizi size vereceğim. Ancak onun dışındaki her şey Mert'indir. Bu konuyu bir daha açmayın. Açarsanız da kalbinizi kırarım. Ona göre."
Dedem son sözlerini söylerken konuya adeta son noktayı koymuştu.
Sesindeki kararlılık, bunun artık tartışılacak bir mesele olmadığını açıkça gösteriyordu.
Bu konuşmanın hemen ardından Ali'nin bana bakışları değişti. Az önceki meraklı ve ölçüp tartan bakışlarının yerini daha sert, daha dikkatli ve hatta bir miktar öfkeli bakışlar almıştı.
Gözlerini üzerimden çekmiyor, sanki söyleyemediklerini yalnızca bakışlarıyla anlatmaya çalışıyordu.
İçimden, onun asıl derdinin ne olduğunu artık çok daha net anlamaya başladığımı düşündüm.
Kesin olarak emin olduğum şeylerden biri de Ali'nin gözünün bu işin tamamında olduğuydu. Ona verilecek hissenin benim hissemden çok daha az olması, onun için açıkça kabullenilmesi zor bir durumdu.
Dedemin
söyledikleriyle birlikte Ali'nin bana karşı tavrının bir anda değişmesi de bu düşüncemi daha da güçlendirmişti.
İçimden, "Bunun üzerine daha çok tartışacağız," diye geçirdim.
Çünkü Ali'nin bu konuyu burada bırakmayacağına dair garip bir his vardı içimde. Belki de asıl tartışma daha yeni başlıyordu.
Yemekten sonra fazla oyalanmadan odama geçtim. Günün bütün ağırlığı üzerime çökmüş gibiydi. Hemen duşumu aldım.
Duştan çıktıktan sonra üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Telefonumu elime alarak biraz sosyal medyada gezindim, günün yorgunluğunu üzerimden atmaya çalıştım.
Tam o sırada telefonumun ekranında bir bildirim belirdi.
Bildirimde Alya'nın profilimde dolaştığı yazıyordu.
İster istemez dikkatimi çekmişti. Birkaç saniye ekrana bakıp ne yaptığını anlamaya çalıştım.
Ardından mesaj kısmına girerek ona yazmaya karar verdim.
"Niye profilimde bu kadar geziniyorsun? Yoksa dikkatini çeken bir şey mi var?"
Mesajı gönderdikten kısa bir süre sonra okundu bilgisi geldi. Ancak beklediğim gibi bir cevap gelmedi.
Ekrana birkaç saniye daha baktım. Cevap vermemesine rağmen bu durum beni pek de rahatsız etmedi. Aksine, yüzümde hafif bir gülümseme oluştu.
"Ne de olsa yarın göreceğim," diye düşündüm.
Telefonu bir kenara bırakıp başımı yastığa koydum. Gün boyunca yaşananları kısaca aklımdan geçirirken gözlerim yavaş yavaş ağırlaşmaya başladı. Çok geçmeden düşüncelerim dağıldı ve ben de yarının neler getireceğini bilmeden uykuya daldım.
