4. bölüm · "Karanlıkta açan ay."

"Karanlıkta açan ay."

🦋Züleyha2222🦋 🦋Züleyha

Okul çıkışında Luna ve Eren yan yana yürümeye başladılar.
Luna hafifçe gülümsedi.
"Bana neden yardım ettin?"
Eren omuz silkti.
"Çünkü buna ihtiyacın vardı."
"Ya başını belaya soktuysan?"
Eren güldü.
"Sanırım buna alışığım."
Birkaç dakika sonra küçük bir bara girdiler. İçeride hafif bir müzik çalıyordu. Luna pencerenin yanındaki masaya oturdu.
Eren de karşısına geçti.
"Burayı seviyor musun?"
Luna başını salladı.
"Hayır."
Eren şaşkınlıkla güldü.
"O zaman neden geldin?"
"Çünkü ilk kez biri bana iyi davrandı."
Eren bir an sessiz kaldı.
Tam o sırada kapı açıldı.
Luna başını kaldırdı.
Yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Kapıda Adrian duruyordu.
Yanında her zamanki arkadaşları vardı.
Eren kaşlarını çattı.
"Galiba peşimizden gelmiş."
Adrian ağır adımlarla masaya yaklaştı.
"Luna."
Luna derin bir nefes aldı.
"Ne var?"
"Konuşmamız gerekiyor."
"Hayır, gerekmiyor."
Adrian bu kez Eren'e baktı.
"Seninle değil, onunla konuşuyorum."
Eren sakin bir şekilde ayağa kalktı.
"O da seninle konuşmak istemiyor."
Birkaç saniye boyunca hiç kimse konuşmadı.
Luna ise o anda, gecenin hiç de sakin geçmeyeceğini anlamıştı.
Adrian'ın bakışları bir an olsun Luna'nın üzerinden ayrılmıyordu.
Luna ise derin bir nefes aldı. Ardından yavaşça elini uzattı ve Eren'in elini tuttu.
Eren şaşkınlıkla ona baktı.
"Luna?"
Luna, gözlerini Adrian'dan ayırmadan konuştu.
"Bir sorun mu var?"
Adrian'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne yapıyorsun?"
Luna omuz silkti.
"Oturuyorum."
"Onu kastetmedim."
"Ben ettim."
Eren hafifçe gülümsedi.
"Sanırım burada istenmeyen biri var."
Adrian kaşlarını çattı.
"Bu seni ilgilendirmez."
Luna bu kez kararlı bir sesle konuştu.
"Aksine, ilgilendirir."
Adrian masaya doğru bir adım attı.
"Luna."
"Ne var?"
"Bunu bilerek yapıyorsun."
Luna başını hafifçe yana eğdi.
"Belki."
Adrian birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Luna ilk kez onun yüzündeki o kendinden emin ifadeyi göremiyordu.
Yerini şaşkınlık ve öfke almıştı.
Eren ise sakince yerine oturdu.
"Bence artık gitmelisin."
Adrian gözlerini Eren'den ayırmadan konuştu.
"Bence sen karışmamalısın."
Luna, elini Eren'in elinden çekmedi.
Ve Adrian'ın bundan hiç hoşlanmadığını fark etti. Luna ile Eren masada sessizce otururken Adrian'ın arkadaşları yanlarına geldi.
İçlerinden biri alaycı bir sesle konuştu:
"Demek kendine yeni bir koruyucu buldun."
Luna hiçbir şey söylemedi.
Tam o sırada başka bir kız kahkaha attı.
"Bence babasına benzemiş."
Luna'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Eren kaşlarını çattı.
"Bu da ne demek oluyor?"
Kız omuz silkti.
"Hiç."
Bir başkası söze karıştı.
"Duyduğumuza göre babası da her şeyi arkasında bırakıp gitmiş."
Luna ayağa kalktı.
"Yeter."
Kız alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Neden? Yanlış bir şey mi söyledik?"
Eren şaşkınlıkla Luna'ya baktı.
"Oha, gerçekten mi?"
Luna'nın gözleri bir anda doldu.
"Bilmiyorsun."
Eren başını eğdi.
"Özür dilerim. Ben sadece..."
Luna sözünü kesti.
"Peşimden gelme."
Eren şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
"Peşimden gelme."
Luna hızla kapıya doğru yürümeye başladı.
Tam dışarı çıkacakken kapı açıldı.
Adrian içeri girdi.
Luna olduğu yerde durdu.
Adrian, onun gözlerindeki yaşları fark etmişti.
"Ne oldu?"
Luna başını iki yana salladı.
"Hiçbir şey."
Adrian'ın yüzündeki ifade sertleşti.
Çünkü bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştı.
Luna gözlerini kapattı.
"Çok yoruldum."
"Luna..."
"Annem yok."
Sessizlik oldu.
"Babam yok."
Adrian hiçbir şey söylemedi.
"Ağabeyim başka bir ülkede."
Luna'nın sesi titriyordu.
"Ve benim hiç kimsem yok."
Bir damla yaş yanağından süzüldü.
Adrian, onun gözlerindeki korkuyu ve üzüntüyü fark etti.
Luna, bir an bile düşünmeden öne doğru bir adım attı.
Başını Adrian'ın omzuna yasladı.
"Artık dayanmak istemiyorum."
Adrian şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı.
Luna ise hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu.
"Biliyor musun?" diye fısıldadı.
"Neyi?"
"Ben sadece birinin yanımda kalmasını istedim."
Adrian ilk kez hiçbir şey söylemedi.
Çünkü Luna'nın gözyaşları, bütün öfkesinden daha ağır gelmişti.

Luna, hâlâ gözyaşlarını silmeye çalışıyordu. Adrian ise sessizce onun yanında duruyordu.
Tam o sırada barda çalan müzik aniden değişti.
Hoparlörlerden tanıdık bir melodi yükseldi.
Luna bir anda olduğu yerde donup kaldı.
Adrian bunu hemen fark etti.
"Luna?"
Luna cevap vermedi.
Ellerini sıkıca birbirine kenetledi.
Eren de endişeyle ona baktı.
"İyi misin?"
Luna'nın gözleri yavaşça dolmaya başladı.
"Bu şarkı..."
Adrian kaşlarını çattı.
"Ne oldu?"
Luna güçlükle konuştu.
"Annem bu şarkıyı çok severdi."
Bir anlığına bütün sesler birbirine karışmış gibi oldu.
Luna'nın nefes alışverişi hızlandı.
Başını tutarak bir adım geri çekildi.
"Luna!"
Adrian hızla ona doğru ilerledi.
Luna gözlerini kapattı.
"Kendimi iyi hissetmiyorum."
Bir adım daha attı.
Ancak bir anda dengesini kaybetti.
Tam yere düşeceği sırada Adrian onu tuttu.
Eren de hemen yanlarına geldi.
"Bir doktor çağırın!"
Luna, güçlükle gözlerini açtı.
Her şey bulanık görünüyordu.
Son duyduğu şey, Adrian'ın endişeli sesi oldu.
"Luna, bana bak."
Ama Luna'nın buna cevap verecek gücü kalmamıştı.
Birkaç dakika sonra Luna gözlerini yavaşça açtı. Başının üzerinde parlak ışıklar vardı.
"Luna?"
Bu ses Adrian'a aitti.
Luna gözlerini kırpıştırdı.
"Ne oldu?"
Adrian derin bir nefes verdi.
"Bir anda fenalaştın."
Luna doğrulmaya çalıştı ama başı dönmeye başladı.
"O şarkı..."
Adrian kaşlarını çattı.
"Ne olmuş o şarkıya?"
Luna gözlerini kapattı.
"Annem o şarkıyı çok severdi."
Eren sessizce başını eğdi.
Luna yavaşça konuşmaya devam etti.
"Babam, annem ve ağabeyimle birlikte son kez o şarkıyı dinlemiştik."
Adrian hiçbir şey söylemedi.
Luna gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalıştı.
"O günden sonra her şey değişti."
Tam o sırada Adrian'ın arkadaşları da yanlarına geldi.
İçlerinden biri fısıldadı:
"İlk kez Adrian'ı böyle görüyorum."
Başka biri şaşkınlıkla başını salladı.
"Ben de."
Adrian ise bunların hiçbirini duymuyordu.
Çünkü bütün dikkati Luna'nın üzerindeydi.
Ve ilk kez onu kaybetmekten korkuyordu.

Eren sandalyesini ona doğru çekti.
"Biraz su iç."
Luna bardağı eline aldı.
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada Adrian ayağa kalktı.
"Artık gidiyoruz."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Nereye?"
"Evine."
"Buna gerek yok."
Adrian kaşlarını çattı.
"Az önce bayıldın."
"İyiyim."
"Hayır, değilsin."
Luna cevap vermedi.
Eren de ayağa kalktı.
"Ben götürürüm."
Adrian hemen ona döndü.
"Gerek yok."
"Neden?"
"Çünkü ben götüreceğim."
Eren hafifçe gülümsedi.
"Kararı Luna versin."
Luna derin bir nefes aldı.
"Yürüyebilecek durumdayım."
Adrian başını iki yana salladı.
"Hayır."
Luna gözlerini devirdi.
"Yine mi sen?"
Adrian omuz silkti.
"Evet."
Tam o sırada dışarıda gök gürledi.
Luna, pencereye doğru baktı. Yağmur damlaları cama çarpıyordu.
Bir an sonra elektrikler kesildi.
Barın içi karanlığa gömüldü.
Luna irkilerek geri çekildi.
O anda Adrian, onun titreyen ellerini fark etti.
"Korkuyor musun?"
Luna başını iki yana salladı.
"Hayır."
Ama sesi, hiç de öyle söylemiyordu.
Ve Adrian bunu anlamıştı.
Luna irkilerek gözlerini kapattı.
Adrian bunu fark etti.
"Korkuyorsun."
Luna hemen başını iki yana salladı.
"Hayır."
"O zaman neden titriyorsun?"
Luna cevap vermedi.
Eren, telefonunun ışığını açtı.
"Sanırım elektrikler birazdan gelir."
Tam o sırada dışarıdan bir gök gürültüsü duyuldu.
Luna bir adım geri çekildi.
Adrian kaşlarını çattı.
"Ne oldu?"
Luna yavaşça başını eğdi.
"Küçüklüğümden beri gök gürültüsünden korkuyorum."
Adrian şaşkınlıkla ona baktı.
"Gerçekten mi?"
Luna gözlerini kapattı.
"Evet."
Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve soğuk rüzgâr içeri doldu.
Adrian ceketini çıkarıp Luna'nın omuzlarına bıraktı.
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne yapıyorsun?"
"Üşüyorsun."
"Hayır, üşümüyorum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Bir de yalan söylüyorsun."
Luna istemeden gülümsedi.
Tam o sırada elektrikler yeniden geldi.
Ancak Luna'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Çünkü kapının önünde duran kişiyi fark etmişti.
Ve bu kişi, Almanya'da olduğunu sandığı ağabeyiydi.
Luna olduğu yerde donup kaldı.
"Abi..."
Kapının önünde duran genç adamın kumral saçları yağmurdan sırılsıklam olmuştu. Mavi gözleri ise doğrudan Luna'ya bakıyordu.
"Luna."
Luna'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Ama sen Almanya'daydın."
Genç adam hafifçe gülümsedi.
"Öyleydim."
"O zaman neden buradasın?"
"Seni görmeye geldim."
Luna bir an bile düşünmeden ağabeyine sarıldı.
"Çok özledim."
"Ben de seni özledim."
Adrian, birkaç adım geride durmuş, onları izliyordu.
Eren ise şaşkın bir ifadeyle Luna'ya baktı.
"Demek ağabeyin buydu."
Luna başını salladı.
"Evet."
Ağabeyi, Luna'nın gözlerinin kızardığını fark etti.
"Ağladın mı?"
Luna hemen başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Peki, neden gözlerin kıpkırmızı?"
Luna sessizliğini korudu.
Adamın bakışları bir anda Adrian'a çevrildi.
"Bu çocuk kim?"
Adrian kollarını göğsünde birleştirdi.
"Adrian."
"Anladım."
Ardından Eren'e baktı.
"Ya sen?"
"Eren."
Luna'nın ağabeyi derin bir nefes aldı.
"Birisi bana burada neler olduğunu anlatmak ister mi?"
Luna gözlerini yere indirdi.
Çünkü nereden başlayacağını bilmiyordu.
Luna, gözlerini yere indirdi. Ağabeyi ise onun yüzündeki ifadeye dikkatle bakıyordu.

"Luna, bana gerçeği anlat."

Luna başını iki yana salladı.

"Anlatacak bir şey yok."

Ağabeyi kaşlarını çattı.

"Gözlerin ağlamaktan kızarmış."

Luna cevap vermedi.

Tam o sırada Adrian konuştu.

"O iyi."

Luna'nın ağabeyi ona döndü.

"Buna karar verecek kişi sen değilsin."

Adrian'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Biliyorum."

Eren ise sessizce Luna'nın yanında duruyordu.

"Luna, istersen seni eve bırakabilirim."

Adrian hemen ona baktı.

"Gerek yok."

Eren kaşlarını kaldırdı.

"Neden?"

"Çünkü ben bırakacağım."

Luna derin bir nefes aldı.

"Hiçbiriniz beni eve bırakmayacaksınız."

Ağabeyi hafifçe gülümsedi.

"Sanırım kardeşim hâlâ aynı kişi."

Luna şaşkınlıkla ona baktı.

"Ne demek istiyorsun?"

"Her zamanki gibi güçlü görünmeye çalışıyorsun."

Luna gözlerini kaçırdı.

"Ben güçlüyüm."

Ağabeyi başını salladı.

"Hayır."

Luna sessizleşti.

"Sen sadece her şeyi tek başına halletmeye çalışıyorsun."

Adrian, ilk kez Luna'nın hiçbir şey söylemediğini fark etti.

Ve o anda, Luna'nın düşündüğünden çok daha fazla acı çektiğini anladı.
Roman, Luna'nın yüzüne dikkatlice baktı. Gözlerinin altındaki morlukları, titreyen ellerini ve yüzündeki yorgun ifadeyi fark etmişti.
"Luna."
Luna başını kaldırdı.
"Efendim?"
"Burada neler oluyor?"
Luna cevap vermedi.
Roman bu kez Adrian'a döndü.
"Sen."
Adrian kaşlarını çattı.
"Ben mi?"
"Evet, sen."
Adrian ellerini cebine soktu.
"Ne olmuş?"
Roman sert bir ifadeyle konuştu.
"Kardeşim ağlıyor."
Adrian bir an sessiz kaldı.
"Ona zarar vermek istemedim."
Luna başını kaldırdı.
"İstemedin mi?"
Adrian cevap vermedi.
Roman ise öfkeyle ona bakıyordu.
"Kardeşimin fotoğrafını yırttılar."
Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.
"Ben yapmadım."
Roman devam etti.
"Kardeşim okuldan ayrıldı."
Adrian gözlerini yere indirdi.
Roman bir adım öne çıktı.
"Ve bütün bunlardan sonra bana hiçbir şey olmadığını mı söyleyeceksin?"
Eren sessizce Luna'nın yanında duruyordu.
Luna ise yavaşça Roman'ın kolunu tuttu.
"Yeter."
Roman şaşkınlıkla ona baktı.
"Luna."
"Artık kavga etmek istemiyorum."
Roman derin bir nefes aldı.
"Peki."
Tam o sırada dışarıda yeniden gök gürledi.
Luna irkilerek gözlerini kapattı.
Roman hemen ceketini çıkarıp onun omuzlarına bıraktı.
"Küçük Ay."
Luna hafifçe gülümsedi.
Roman'ın ona çocukluğundan beri böyle seslendiğini Adrian o anda öğrenmişti.
Ve nedense bu durumdan hiç hoşlanmamıştı.
Yağmur yavaş yavaş dinmeye başlamıştı. Roman kapıya doğru yürüdü ve Luna'ya baktı.
"Hadi, eve gidiyoruz."
Luna sessizce başını salladı.
Eren hafifçe gülümsedi.
"Yarın görüşürüz."
Luna da gülümseyerek karşılık verdi.
"Görüşürüz."
Tam o sırada Adrian konuştu.
"Bir dakika."
Roman arkasını döndü.
"Ne var?"
Adrian, gözlerini Luna'dan ayırmadan konuştu.
"Onunla konuşmam gerekiyor."
Roman kaşlarını çattı.
"Bence gerekmiyor."
Adrian cevap vermedi.
Luna ise yorgun bir sesle konuştu.
"Bugünlük yeterince konuştuk."
Ardından Roman'ın yanında yürümeye başladı.
Birkaç dakika sonra ikisi apartmanın önüne ulaştı.
Roman etrafına baktı.
"Yıllar geçmiş ama burası hiç değişmemiş."
Luna başını eğdi.
"Ben de değişmediğimi sanıyordum."
Roman kapıyı açtı.
"Yanılıyorsun."
"Neden?"
"Çünkü artık eskisi kadar korkak değilsin."
Luna hafifçe gülümsedi.
"Keşke senin kadar güçlü olabilsem."
Roman, kız kardeşinin başını okşadı.
"Sen zaten güçlüsün, Küçük Ay."
Luna tam içeri gireceği sırada apartmanın önünde duran siyah bir arabayı fark etti.
Arabanın camı yavaşça açıldı.
Direksiyonun başında Adrian oturuyordu.
Ve yüzündeki ifade, hiç de vazgeçecek gibi görünmüyordu.
Luna, siyah arabaya baktı. Direksiyonun başında oturan kişinin Adrian olduğunu hemen anlamıştı.
Roman kaşlarını çattı.
"Yine mi o?"
Luna derin bir nefes aldı.
"Evet."
Adrian arabadan indi.
"Luna."
Luna durmadı.
"Sadece bir dakika konuşalım."
Luna başını iki yana salladı.
"Hayır."
Adrian birkaç adım daha attı.
"Luna, lütfen."
Roman hemen öne çıktı.
"Kardeşim seninle konuşmak istemiyor."
Adrian'ın bakışları ise hâlâ Luna'nın üzerindeydi.
"Luna."
Luna sonunda durdu.
Adrian'ın yüzünde ilk kez endişeli bir ifade vardı.
"Bir şey söyle."
Luna yavaşça başını kaldırdı.
Ardından gözlerini ondan kaçırdı.
"Hayır."
Sonra hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve apartmana doğru yürümeye başladı.
Adrian olduğu yerde kaldı.
"Luna!"
Luna bu kez arkasına bile bakmadı.
Roman ise hafifçe gülümsedi.
"Sanırım bu sefer kaybeden sensin."
Adrian cevap vermedi.
Çünkü Luna'nın sessizliği, duyduğu bütün sözlerden daha ağır gelmişti.

Ertesi sabah Luna erkenden uyandı. Yağmur durmuştu ve güneş yavaş yavaş yükseliyordu.
Mutfaktan gelen kahve kokusunu duyunca şaşkınlıkla kapıya yöneldi.
"Roman?"
Roman gülümseyerek başını çevirdi.
"Günaydın, Küçük Ay."
Luna gözlerini kısarak ona baktı.
"Sen kahve mi yapıyorsun?"
Roman omuz silkti.
"Almanya'da tek başıma yaşadım. Birkaç şey öğrenmiş olmam normal."
Luna istemeden gülümsedi.
Saatler hızla geçti. Öğleden sonra Roman telefonuna baktı.
"Bu akşam dışarı çıkacağım."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Dışarı mı çıkacaksın?"
Roman başını salladı.
"Evet."
"Nereye?"
Roman hafifçe gülümsedi.
"Bir partiye."
Luna gözlerini kocaman açtı.
"Sen mi?"
"Evet, ben."
Luna kollarını göğsünde birleştirdi.
"İnanmıyorum."
Roman kahkahasını bastırmaya çalıştı.
"Neden?"
"Çünkü sen partilerden hoşlanmazsın."
Roman ceketini alırken gülümsedi.
"İnsanlar değişebilir."
Tam o sırada kapının zili çaldı.
Luna kapıyı açtı.
Karşısında duran kişiyi görünce olduğu yerde donup kaldı.
Kapının önünde Adrian duruyordu.
Ve yüzünde her zamanki o kendinden emin ifade vardı.

Adrian tam konuşacakken Roman'ın telefonu çalmaya başladı.
Roman ekrana baktı ve bir anda yüzündeki ifade değişti.
"Luna, bir dakika."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne oldu?"
Roman telefonu açtı.
"Alo?"
Telefonun diğer ucundan telaşlı sesler geliyordu.
"Roman, hemen buraya gelmen gerekiyor!"
Roman kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Bu telefonda anlatılacak bir konu değil."
Roman derin bir nefes aldı.
"Tamam, geliyorum."
Telefon kapandıktan sonra Luna ona baktı.
"Kimdi?"
"Arkadaşlarımdı."
"Ne olmuş?"
"Bilmiyorum. Ama acil bir durum var."
Luna endişeyle ona baktı.
"Ben de geleyim."
Roman başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Ama..."
"Merak etme. Birkaç saate dönerim."
Luna sessizce başını salladı.
Roman ceketini aldı ve kapıya yöneldi.
Tam dışarı çıkacağı sırada arkasını döndü.
"Kapıyı kimseye açma."
Luna kaşlarını kaldırdı.
"Bu sözü bana gerçekten mi söylüyorsun?"
Roman gülümsedi.
"Evet."
Roman hızla apartmandan ayrıldı.
Luna derin bir nefes aldı.
Ancak birkaç saniye sonra kapı yeniden çaldı.
Ve kapının önünde hâlâ Adrian duruyordu.Luna kapıyı açar açmaz derin bir nefes aldı.
"Sen hâlâ burada mısın?"
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Görünüşe göre öyle."
Luna kollarını göğsünde birleştirdi.
"Roman burada değil."
"Biliyorum."
"O zaman neden geldin?"
Adrian bir an duraksadı.
"Seni görmek için."
Luna gözlerini kaçırdı.
"Beni sürekli üzdüğünü unutuyorsun."
"Hayır."
"Öyleyse neden hâlâ buradasın?"
Adrian cevap vermedi.
Koridorda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Luna iç çekti.
"Ne istiyorsun?"
"Konuşmak."
"Ben konuşmak istemiyorum."
Adrian başını eğdi.
"Biliyorum."
Luna ilk kez onun yüzündeki yorgun ifadeyi fark etti.
"O zaman neden gitmiyorsun?"
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Çünkü çok inatçıyım."
Luna istemeden de olsa gülümsedi.
"Bunu zaten biliyorum."
Tam o sırada gökyüzünde bir şimşek çaktı. Luna irkilerek geri çekildi.
Adrian bunu fark edince alçak bir sesle konuştu.
"Hâlâ gök gürültüsünden korkuyor musun?"
Luna hemen cevap verdi.
"Hayır."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Yine yalan söylüyorsun."
Luna gözlerini devirdi.
"Belki."
Adrian ceketini çıkarıp ona uzattı.
"Al."
"İstemiyorum."
"Üşüyorsun."
"Üşümüyorum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"İnatçısın."
Luna da ona baktı.
"Sen de öylesin."
Ve ikisi de farkında olmadan gülümsemeye başladı.
Luna, apartmanın kapısına yaslanarak Adrian'a baktı.
"Şimdi gidecek misin?"
Adrian başını iki yana salladı.
"Hayır."
Luna derin bir nefes verdi.
"Ne kadar inatçı olduğunu söylemiş miydim?"
"Hayır."
"O zaman şimdi söylüyorum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Ben de sana ne kadar cesur olduğunu söylemiş miydim?"
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Cesur mu?"
"Evet."
"Yanlış kişiden bahsediyorsun."
"Hayır."
Adrian bir adım öne çıktı.
"Eskiden olsa gözlerini kaçırırdın."
Luna hiçbir şey söylemedi.
"Eskiden olsa kendini savunamazdın."
Luna başını eğdi.
"Belki."
"Eskiden olsa bana karşı gelemezdin."
Luna bu kez gülümsedi.
"Bunun sebebi sensin."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Ben miyim?"
"Evet."
"Neden?"
"Çünkü bana sürekli meydan okudun."
Tam o sırada gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Luna irkilince Adrian hafifçe gülümsedi.
"Korktun."
"Korkmadım."
"Elbette."
Luna kollarını göğsünde birleştirdi.
"Seninle tartışmayacağım."
Adrian başını eğdi.
"İyi."
"Çünkü kazanırım."
Adrian güldü.
"Bundan pek emin değilim."
Luna tam cevap verecekken telefonunun sesi duyuldu.
Ekranda tek bir isim yazıyordu:
Roman..
Luna telefonu açtı.
"Roman!"
Roman'ın sesi duyuldu.
"Sakin ol, Küçük Ay. Ben iyiyim."
Luna derin bir nefes aldı.
"Beni korkuttun."
"Arkadaşlarıma da bir şey olmadı."
"O zaman neden gitmek zorunda kaldın?"
Roman hafifçe güldü.
"Uzun bir iş meselesi yüzünden."
"Ne zaman döneceksin?"
"Bilmiyorum."
Luna kaşlarını çattı.
"Ne demek bilmiyorum?"
"Bu gece biraz geç olabilir."
Luna sessizce başını salladı.
"Tamam."
Roman bir an duraksadı.
"Evde yalnız mısın?"
Luna cevap vermeden önce Adrian'a baktı.
"Hayır."
Roman hemen konuştu.
"Adrian orada, değil mi?"
Luna şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
"Bunu nereden anladın?"
"Sesini duydum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
Roman'ın sesi yeniden duyuldu.
"Luna, dikkatli ol."
"Merak etme."
Telefon kapandıktan sonra Luna pencereye doğru yürüdü.
Tam o sırada Adrian konuştu.
"Bu gece burada kalacağım."
Luna hızla arkasına döndü.
"Ne?"
"Roman dönene kadar tek başına kalmayacaksın."
"Ben çocuk değilim."
"Bunu biliyorum."
"O zaman neden burada kalıyorsun?"
Adrian omuz silkti.
"Çünkü dışarıda fırtına var."
Luna kaşlarını çattı.
"Bence sebep bu değil."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Haklısın."
Luna merakla ona baktı.
"O zaman gerçek sebep ne?"
Adrian, gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.
"Çünkü senin için endişeleniyorum."