2. bölüm · "Karanlıkta açan ay."

"Karanlıkta açan ay."

🦋Züleyha2222🦋 🦋Züleyha

İstanbul'da sonbahar yeni başlamıştı. Hava ne çok soğuktu ne de çok sıcaktı. Luna, her sabah yaptığı gibi erkenden uyandı. Küçük evinin penceresini açtı ve derin bir nefes aldı. Sokaktan gelen araba sesleri, simitçilerin bağırışları ve hafif rüzgârın sesi birbirine karışıyordu.
Bir an durup duvardaki fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta annesi, babası ve ağabeyi vardı. Annesinin yüzündeki gülümseme, sanki hâlâ o evin içindeymiş gibi hissettiriyordu. Luna gözlerini fotoğraftan ayırdı. Böyle anlarda kalbinin sıkışmasına alışmıştı.
Ağabeyi yıllar önce yurt dışına taşınmıştı. Luna ise İstanbul'da tek başına yaşamaya devam ediyordu.
Masanın üzerindeki telefona baktı. Ağabeyinden gelen bir mesaj vardı.
"Bugün yeni okulundaki ilk günün. Kendine dikkat et."
Luna hafifçe gülümsedi.
"Merak etme." diye cevap yazdı.
Dolabını açtı. İçinde çok fazla kıyafeti yoktu. Her zamanki gibi sade bir kazak ve eski bir kot pantolon giydi. Saçlarını topladıktan sonra çantasını omzuna astı ve evden çıktı.
Okula vardığında kalbi hızla atıyordu. Kalabalık koridorlar, yüksek sesle konuşan öğrenciler ve etraftaki kahkahalar onu daha da tedirgin etmişti.
Tam o sırada bir grup öğrenci hızla yanından geçti. Omzuna çarpan kızlardan biri alaycı bir gülümsemeyle ona baktı.
"Önüne baksana."
Luna başını eğdi.
"Özür dilerim."
Kız arkadaşlarına dönüp güldü.
Luna hiçbir şey söylemedi. Buna alışkındı.
Sınıfa girdiği anda en arkadaki sıraya oturdu. Tam çantasını masanın üzerine koyacakken sınıfın kapısı açıldı.
İçeriye uzun boylu, siyah saçlı bir çocuk girdi. Sınıftaki herkes ona bakıyordu.
Luna da başını kaldırdı.
Çocuğun yüzünde soğuk bir ifade vardı.
Birisi onun adını fısıldadı.
"Adrian gelmiş."
Luna, o an hayatının tamamen değişmek üzere olduğunu bilmiyordu.

Luna, gözlerini önündeki sıraya çevirdi. Herkes hâlâ Adrian'a bakıyordu. O ise hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp en arka sıraya geçti.
Öğretmen içeri girdiği anda sınıftaki gürültü bir anda kesildi.
"Ders başlıyor."
Luna, defterini açıp not almaya başladı. Her zamanki gibi kimseyle konuşmuyordu. Başını kaldırdığı zamanlarda ise insanların ona baktığını fark ediyordu. Fısıldaşmalar çoktan başlamıştı.
"Yeni kız o galiba."
"Kıyafetlerine baksana."
"Çok tuhaf görünüyor."
Luna duyduklarını duymamış gibi davranmaya çalıştı. Ama boğazına oturan düğüm yüzünden nefes almakta zorlanıyordu.
Zil çaldığında herkes sınıftan çıktı. Luna da sessizce çantasını topladı. Tam kapıya yönelmişti ki biri omzuna çarptı.
Elindeki kitaplar yere düştü.
Sınıftaki birkaç kişi gülmeye başladı.
Luna eğilip kitaplarını toplamaya çalışırken karşısında duran ayakkabıları gördü.
Başını kaldırdığında Adrian'la göz göze geldi.
Adrian, kollarını göğsünde birleştirmişti.
"Yoluma çıkmasan iyi olur."
Luna hiçbir şey söylemedi.
Kitaplarını alıp ayağa kalktı.
"Özür dilerim."
Adrian alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Sürekli özür diliyorsun."
Luna, onun yanından geçip gitmek istedi. Ancak Adrian tekrar konuştu.
"Bu okul sana göre değil."
Luna bu kez durdu.
"Neden?"
Adrian omuz silkti.
"Çünkü burada zayıf insanlar ezilir."
Luna, kalbinin hızla attığını hissediyordu. Fakat başını eğip yürümeye devam etti.
Öğle arasında okulun bahçesine çıktı. Kimsenin olmadığı bir köşeye oturup çantasından küçük bir sandviç çıkardı.
Tam bir lokma alacakken bir kahkaha sesi duydu.
Başını kaldırdığında aynı kız grubunun ona doğru geldiğini gördü.
İçlerinden biri sandviçi elinden çekip aldı.
"Yazık. Herhâlde yeni kıyafet alacak parası da yok."
Bir diğeri kahkaha attı.
"Belki de bu yüzden hep yalnızdır."
Luna ayağa kalktı.
"Lütfen, geri verin."
Kızlardan biri sandviçi yere attı.
O sırada birkaç adım ötede duran Adrian, olanları sessizce izliyordu.
Luna, gözlerinden süzülen yaşları durdurmaya çalışıyordu.
Ama Adrian'ın yüzünde tek bir duygu bile yoktu.
Luna, yere düşen sandviçine baktı. Sabah evden çıkmadan önce hazırlamıştı. Belki de günün geri kalanında yiyeceği tek şey oydu.
Kızlardan biri ayağıyla sandviçi biraz daha ileri itti.
"Ne oldu?" dedi alaycı bir sesle. "Ağlayacak mısın?"
Luna cevap vermedi. Eğilip sandviçini yerden aldı ve çantasına koydu. Gözleri dolmuştu ama ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Tam arkasını dönüp gidecekti ki kızlardan biri kolundan tuttu.
"Bir dakika. Daha işimiz bitmedi."
Luna başını kaldırdı.
"Lütfen, beni rahat bırakın."
Kız kahkaha attı.
"Yoksa ne olacak?"
Luna'nın verecek bir cevabı yoktu.
O sırada bahçenin biraz ilerisinde duran Adrian, bütün olanları izliyordu. Yanında arkadaşları vardı. Onlardan biri başını salladı.
"Şu kıza biraz fazla yükleniyorlar."
Adrian omuz silkti.
"Kendini savunabilir."
"Ya savunamazsa?"
"Bu beni ilgilendirmez."
Luna, kolunu kurtarıp hızla oradan uzaklaştı. Koridorun sonundaki boş sınıflardan birine girdi. Kapıyı kapattığı anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Ellerini yüzüne kapattı.
"Ben ne yaptım ki?" diye fısıldadı.
Annesiyle babasını kaybettiğinden beri güçlü olmaya çalışıyordu. Tek başına yaşıyor, kendi ayaklarının üzerinde durmaya uğraşıyordu. Ama bazen her şey ona fazla ağır geliyordu.
Tam o sırada kapının açıldığını duydu.
Luna hızla gözyaşlarını sildi.
İçeri giren kişi Adrian'dı.
Bir süre sessizlik oldu.
Adrian sınıfın kapısına yaslandı.
"Ağlıyorsun."
Luna başını çevirdi.
"Hayır."
"Sana yalan söylemeyi öğreten olmadı mı?"
Luna kaşlarını çattı.
"Buraya neden geldin?"
"Bilmiyorum."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
Adrian'ın yüzündeki alaycı ifade kaybolmuştu.
"Onlardan korkuyorsun."
Luna, gözlerini yere indirdi.
"Hayır."
Adrian hafifçe güldü.
"Bir kez olsun dürüst ol."
Luna derin bir nefes aldı.
"İnsanlar canımı yakıyor."
Adrian'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Sana bir tavsiye vereyim."
Luna sessizce bekledi.
"Kimsenin senin zayıf olduğunu düşünmesine izin verme."
Luna başını kaldırıp ona baktı.
"Peki ya gerçekten zayıfsam?"
Adrian cevap vermedi.
Çünkü o anda, Luna'nın gözlerinde kendi geçmişinden bir parça görmüştü.
Luna, Adrian'ın son sözlerini düşünerek sınıftan çıktı. Koridor yine kalabalıktı. Herkes kendi arkadaş grubuyla konuşuyor, gülüyor ve bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.
Luna ise her zamanki gibi tek başınaydı.
Tam merdivenlere yönelmişti ki Adrian'ın sesi duyuldu.
"Luna."
Luna durdu. Adrian'ın ona seslenmesi bile tuhaf gelmişti.
"Evet?"
Adrian, arkadaşlarıyla birlikte duruyordu. Yüzünde her zamanki gibi soğuk bir ifade vardı.
"Bu sabah söylediklerimi düşünmüşsündür."
Luna başını salladı.
"Biraz."
Adrian, alaycı bir şekilde gülümsedi.
"O zaman sana bir tavsiye daha vereyim."
"Neymiş?"
"Bu kadar saf olma."
Luna ne demek istediğini anlayamadan Adrian elini uzattı. Luna'nın elindeki defteri aldı.
"Hey, onu geri ver."
Adrian cevap vermedi. Defteri açtı.
Sayfaların arasında Luna'nın çizdiği küçük resimler, notlar ve birkaç cümle vardı.
Arkadaşlarından biri gülmeye başladı.
"Şunlara bakın."
Luna'nın yüzü bir anda kızardı.
"Defterimi geri ver."
Adrian onu duymazdan geldi.
Bir sayfayı açtı ve yüksek sesle okumaya başladı.
"'Bazen insanlar, en çok da yalnız kaldıklarında güçlenirler.'"
Arkadaşları kahkahalarla gülmeye başladı.
"Ne kadar da duygusal."
Luna'nın gözleri dolmuştu.
"Yeter."
Adrian başını eğerek ona baktı.
"Yoksa ne olacak?"
Luna cevap vermedi.
Bir an sonra Adrian defteri kapattı ve masanın üzerine bıraktı.
"Bu okulda hayal kurarak yaşayamazsın."
Luna sessizce defterini aldı.
Adrian arkasını dönüp giderken durdu.
"Bu akşam partiye geliyorsun."
Luna şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
"Ben mi?"
"Yanlış duymadın."
"Gitmek istemiyorum."
Adrian omzunun üzerinden ona baktı.
"İstemekle ilgili değil."
Luna, onun ne demek istediğini anlayamamıştı. Ama içinde kötü bir his vardı.
Ve o his, onu yanıltmıyordu.
Luna, okuldan eve döndüğünde güneş batmak üzereydi. Çantasını sessizce koltuğun üzerine bıraktı ve mutfağa geçti. Bütün gün hiçbir şey yememişti. Ancak canı hiçbir şey istemiyordu.
Bir bardak su alıp pencerenin önüne geçti. İstanbul'un kalabalık sokaklarını izlerken aklına Adrian'ın sözleri geldi.
"Bu akşam partiye geliyorsun."
Başını iki yana salladı.
"Gitmeyeceğim."
Tam o sırada telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
Saat sekizde orada ol.
Mesajın altında bir adres yazıyordu.
Luna kaşlarını çattı.
Gelmeyeceğim.
Aradan birkaç saniye geçti.
Bu kadar korkak olduğunu bilmiyordum.
Luna bir süre ekrana baktı. O cümle canını yakmıştı.
Dolabını açtı. İçeride çok az kıyafeti vardı. İçlerinden en temiz olan siyah elbiseyi çıkardı. Elbisenin kol kısmında küçük bir söük vardı. Luna, iğne ve iplikle orayı dikkatlice dikti.
Aynanın karşısına geçti. Saçlarını taradı ve derin bir nefes aldı.
"Bir saat dayanırım."
Partinin yapıldığı eve vardığında içeriden yükselen müzik seslerini duyabiliyordu. Kapıyı yavaşça açtı.
Bir anda herkes ona baktı.
Luna olduğu yerde kaldı.
İnsanların bakışlarından rahatsız olmuştu.
Tam geri dönecekti ki bir kahkaha sesi duydu.
"Gerçekten gelmiş."
Bu ses Adrian'a aitti.
Luna başını kaldırıp ona baktı. Adrian siyah bir gömlek giymişti. Her zamanki gibi soğuk bir ifadeyle ona bakıyordu.
Yanındaki kızlardan biri gülümseyerek konuştu.
"Şaka yapıyorsun, değil mi?"
Bir başkası Luna'nın elbisesine bakıp güldü.
"Bu kıyafetle mi geldin?"
Luna başını eğdi.
Adrian ise hiçbir şey söylemedi.
Kızlardan biri elini Luna'nın omzuna koydu.
"Buraya ait değilsin."
Luna, yutkunarak geri çekildi.
Tam o sırada Adrian konuştu.
"Ben davet ettim."
Kız şaşkınlıkla ona baktı.
"Niye?"
Adrian'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Bazen insanlar eğlenmek ister."
Luna, o cümlenin ne anlama geldiğini çok iyi anlamıştı.
Bu gece, onun için hiç de güzel geçmeyecekti. Luna, kapının önünde öylece durmuştu. İçerideki yüksek müzik sesi, insanların kahkahaları ve parlayan ışıklar onu daha da huzursuz ediyordu.
Adrian elindeki bardağı masanın üzerine bıraktı ve Luna'ya baktı.
"Niye öyle duruyorsun?"
Luna başını eğdi.
"Bilmiyorum."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"İlginç. Çünkü buraya gelmek isteyen sendin."
"Hayır. Sen çağırdın."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Öyle mi olmuş?"
Yanındaki arkadaşları gülmeye başladı.
Luna, herkesin kendisine baktığını hissediyordu.
Tam geri dönüp gidecekti ki Adrian yeniden konuştu.
"Dur."
Luna olduğu yerde kaldı.
"Şimdi gidersen insanlar ağladığını düşünür."
Luna, gözlerinin dolduğunu hissediyordu.
"Umurumda değil."
Adrian masaya yaslandı.
"Bence umurumda."
Luna cevap vermedi.
Adrian bir adım attı.
"Bu elbiseyi nereden buldun?"
Luna ellerini sıkıca birbirine kenetledi.
"Bu seni ilgilendirmez."
Adrian'ın arkadaşlarından biri gülmeye başladı.
"Bence ilgilendiriyor."
Bir başkası alaycı bir sesle konuştu.
"Belki de büyükannesinindir."
Luna başını kaldırıp Adrian'a baktı. Onun bir şey söylemesini bekliyordu.
Ama Adrian sadece gülümsedi.
"Olabilir."
Luna'nın boğazı düğümlendi.
"Ben gidiyorum."
Adrian bu kez ciddi bir ifadeyle ona baktı.
"Bu kadar kolay mı pes ediyorsun?"
"Ben pes etmiyorum."
"Peki, o zaman neden kaçıyorsun?"
Luna derin bir nefes aldı.
"Çünkü sizin gibi olmak istemiyorum."
Bir anlığına ortalık sessizleşti.
Adrian'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Luna arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı.
Tam o sırada arkasından Adrian'ın sesi duyuldu.
"Bu daha başlangıç, Luna."
Luna durmadı.
Ama o gece, ilk kez Adrian'ın sesindeki öfkeyi fark etmişti.
Luna'nın sözleri havada asılı kalmış gibiydi.
"Çünkü sen de en az benim kadar yalnızsın."
Partideki kahkahalar bir anda kesildi. Adrian'ın arkadaşları şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Kimsenin Adrian'a böyle konuşmaya cesaret ettiğini gören olmamıştı.
Adrian'ın yüzündeki ifade değişmedi.
"Öyle mi düşünüyorsun?"
Luna, derin bir nefes aldı.
"Evet."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Beni tanımıyorsun."
"Sen de beni tanımıyorsun."
Adrian'ın yanındaki çocuklardan biri güldü.
"Bu kız gerçekten cesurmuş."
Bir diğeri alaycı bir sesle konuştu.
"Bence korkudan ne söylediğini bilmiyor."
Luna başını çevirdi.
"Belki de siz, insanları kırmanın eğlenceli olduğunu düşündüğünüz için böylesiniz."
Kızlardan biri öfkeyle ayağa kalktı.
"Ne dedin sen?"
Luna bir adım geri çekildi ama geri adım atmadı.
"Doğruyu söyledim."
Adrian gözlerini Luna'dan ayırmadan konuştu.
"Yeter."
Kız şaşkınlıkla ona döndü.
"Ama..."
"Yeter, dedim."
O anda salondaki herkes sessizleşti.
Luna, ilk kez Adrian'ın sesinde öfke yerine başka bir şey hissetti. Sanki bir anlığına yorulmuş gibiydi.
Tam o sırada Luna'nın telefonu çaldı.
Ekranda ağabeyinin adı yazıyordu.
Luna hemen telefonu açtı.
"Alo?"
Karşı taraftan endişeli bir ses duyuldu.
"Luna, iyi misin?"
Luna gözlerini kapattı.
"İyiyim."
"Emin misin?"
Luna cevap vermeden önce kısa bir an duraksadı.
"Sanırım."
Adrian, birkaç adım öteden onu izliyordu.
Ve ilk kez, Luna'nın yüzündeki o üzgün ifadeyi fark ediyordu.

Luna, ağabeyiyle konuştuktan sonra telefonu kapattı. Partiden çıkmak için kapıya yöneldi. O sırada Adrian yeniden konuştu.
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
Luna durdu.
"Eve gidiyorum."
Adrian kollarını göğsünde birleştirdi.
"Daha gece bitmedi."
"Benim için bitti."
Adrian'ın arkadaşlarından biri kahkaha attı.
"Galiba prensesimiz bize kırılmış."
Luna, duyduklarını görmezden gelmeye çalıştı.
Fakat başka bir kız öne çıktı.
"Bir dakika. Madem gitmek istiyorsun, o zaman önce bize bir şey anlatsana."
Luna kaşlarını çattı.
"Neyi?"
"Neden hep yalnız olduğunu."
Luna cevap vermedi.
Adrian, masanın kenarına yaslandı.
"Ben de merak ediyorum."
Luna başını kaldırıp ona baktı.
"Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum."
Adrian'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Ama beni ilgilendiriyor."
"Neden?"
"Çünkü herkes bir şeyler saklar."
Luna derin bir nefes aldı.
"Ben hiçbir şey saklamıyorum."
Adrian gözlerini ondan ayırmadı.
"Emin misin?"
Luna bir adım geri çekildi.
"Evet."
Adrian'ın arkadaşları yeniden gülmeye başladı.
İçlerinden biri Luna'nın çantasını eline aldı.
"Bakalım başka neler saklıyorsun."
Luna bir anda telaşlandı.
"Onu bana ver."
Kız çantayı daha da yukarı kaldırdı.
"Lütfen."
"Az önce çok cesurdun. Ne oldu şimdi?"
Luna'nın yüzündeki ifade değişti.
Çünkü çantanın içinde, annesiyle babasının birlikte çekildiği eski bir fotoğraf vardı.
Adrian bunu fark etti.
"Demek bu kadar önemli."
Luna'nın gözleri doldu.
"Çantamı geri ver."
Bu kez sesi her zamankinden daha sert çıkmıştı.
Luna, çantasını almak için bir adım öne çıktı.

"Onu geri ver."

Adrian'ın arkadaşlarından biri alaycı bir şekilde gülümsedi.

"Bu kadar değerliyse daha dikkatli olmalıydın."

Luna, çantanın sapını tutmaya çalıştı. Ancak kız hızla geri çekildi.

Salondaki kahkahalar daha da yükseldi.

"Lütfen." dedi Luna.

Adrian, birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden onu izledi.

Arkadaşlarından biri çantayı açtı.

İçinden bir defter, birkaç kalem ve eski bir fotoğraf çıktı.

Kız, fotoğrafı eline aldı.

"Bu da ne?"

Luna'nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.

"Onu bana ver."

"Önce bir bakalım."

Kız, fotoğrafı havaya kaldırdı.

"Sanırım bir aile fotoğrafı."

Luna'nın elleri titremeye başladı.

"Yeter."

"Bir dakika. Belki de burada ilginç bir hikâye vardır."

Adrian, fotoğrafa baktı.

Fotoğrafta genç bir kadın, bir adam, küçük bir kız ve bir çocuk vardı. Hepsi gülümsüyordu.

Kız yeniden konuştu.

"Annenle baban nerede?"

Luna sessizliğini korudu.

"Yoksa seni bırakıp gittiler mi?"

O anda Luna'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Adrian bunu fark etti.

Arkadaşlarından biri kahkaha attı.

"Gerçekten ağlıyor."

Luna hızla fotoğrafı kızın elinden aldı.

"Annemle babam öldü."

Bir anda odanın içindeki sesler kesildi.

Kimse konuşmadı.

Luna, titreyen elleriyle fotoğrafı çantasına koydu.

"Şimdi izin verin, gideyim."

Tam arkasını dönecekti ki Adrian'ın sesi duyuldu.

"Demek bu yüzden böylesin."

Luna durdu.

"Ne demek istiyorsun?"

Adrian'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Bu kadar sessiz, bu kadar korkak ve bu kadar yalnız olmanın bir sebebi olmalıydı."

Luna gözlerini kapattı.

O anda kalbinin biraz daha kırıldığını hissetti.

Luna, gözyaşlarını silerek kapıya doğru yürüdü. O an tek istediği şey eve gitmekti.
Tam kapının kolunu tutmuştu ki dışarıdan kuvvetli bir gök gürültüsü duyuldu. Birkaç saniye sonra yağmur yağmaya başladı.
Luna derin bir nefes aldı.
"Harika."
Adrian, elindeki bardağı masanın üzerine bıraktı.
"Yağmur dinene kadar bekle."
Luna başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bütün gece yürümeyi mi düşünüyorsun?"
"Bu seni ilgilendirmez."
Adrian, ilk kez cevap vermek için birkaç saniye bekledi.
"Haklısın."
Luna kapıyı açtı. Soğuk rüzgâr yüzüne çarptı. Tam dışarı çıkacakken bir anda dengesini kaybetti.
Yere düşeceğini düşündüğü sırada bir el kolunu tuttu.
Adrian.
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Bırak beni."
"Bir saniye."
"Az önce bana korkak demiştin."
"Evet."
"Beni herkesin önünde küçük düşürdün."
"Evet."
"O zaman neden yardım ediyorsun?"
Adrian bakışlarını ondan kaçırdı.
"Bilmiyorum."
Luna kaşlarını çattı.
"Bu hiç mantıklı değil."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Benim mantıklı biri olduğumu kim söyledi?"
Luna, o ana kadar ilk kez onun yüzündeki alaycı ifadeden başka bir şey görmüştü.
Yorgunluk.
Üzüntü.
Ve gizlemeye çalıştığı bir yalnızlık.
O sırada Adrian'ın arkadaşlarından biri seslendi.
"Adrian, ne yapıyorsun?"
Adrian başını çevirip kısa bir cevap verdi.
"Hiçbir şey."
Ama Luna, onun yalan söylediğini hissetmişti.
Yağmur giderek şiddetleniyordu. Evin içindeki müzik sesi dışarıya kadar ulaşıyordu. Buna rağmen Luna ile Adrian'ın arasında tuhaf bir sessizlik vardı.
Luna kolunu yavaşça geri çekti.
"Teşekkür ederim."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Teşekkür mü ettin?"
"Evet."
"İlginç."
Luna gözlerini devirdi.
"Her şeyle alay etmek zorunda mısın?"
"Hayır."
"O zaman neden yapıyorsun?"
Adrian cevap vermedi.
Yağmur damlaları merdivenlere düşüyordu. Luna, kollarını birbirine doladı. Hava birden soğumuştu.
Adrian bunu fark etti.
Bir an durduktan sonra ceketini çıkarıp Luna'ya uzattı.
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"İstemiyorum."
"Ben de sana vermek istemiyorum."
"O zaman neden veriyorsun?"
"Çünkü hasta olursan bütün gün şikâyet etmek zorunda kalırsın."
Luna, farkında olmadan gülümsedi.
"Ne kadar kabasın."
Adrian omuz silkti.
"İnsanlar genelde öyle olduğumu söyler."
Luna, elindeki cekete baktı.
"Yine de teşekkür ederim."
Tam o sırada Adrian'ın arkadaşlarından biri kapıyı açtı.
"Burada ne yapıyorsunuz?"
Adrian arkasını bile dönmedi.
"Konuşuyoruz."
Çocuk şaşkınlıkla güldü.
"Sen mi konuşuyorsun?"
Adrian bu kez ona baktı.
"Evet."
"Bu kızla mı?"
Adrian'ın yüzündeki ifade aniden değişti.
"Bir sorun mu var?"
Luna şaşkınlığını gizleyemedi. Çünkü birkaç saat önce herkesin önünde onu utandıran kişi, şimdi onu savunuyordu.
Ve bunun nedenini kendisi de bilmiyordu.

Luna, sabah erkenden uyandı. Gece boyunca neredeyse hiç uyuyamamıştı. Yağan yağmurun sesi, partide yaşananları tekrar tekrar düşünmesine neden olmuştu.
Bir süre tavana baktı. Sonra yatağından kalktı, hazırlanıp evden çıktı.
Okula vardığında koridor her zamanki gibi kalabalıktı.
Luna başını eğerek sınıfa doğru yürürken bir anda birinin sesini duydu.
"Demek sonunda geldin."
Bu ses Adrian'a aitti.
Luna durdu.
"Günaydın."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Dün geceki olaylardan sonra bana günaydın mı diyorsun?"
Luna omuz silkti.
"Ne dememi bekliyordun?"
Adrian hafifçe güldü.
"Hiçbir şey."
Luna tam yürümeye devam edecekti ki Adrian önüne geçti.
"Bir dakika."
"Neden?"
"Çünkü canım sıkılıyor."
Luna gözlerini devirdi.
"Bu benim sorunum değil."
Adrian arkadaşlarına döndü.
"Gördünüz mü? Artık cevap vermeye başlamış."
Arkadaşları gülmeye başladı.
Kızlardan biri Luna'nın çantasını çekiştirdi.
"Bugün de aynı kıyafetleri giymiş."
Bir başkası kahkaha attı.
"Sanırım başka kıyafeti yok."
Luna hiçbir şey söylemedi.
Adrian masasına yaslandı.
"Belki de bir sonraki partide sana yeni bir elbise alırız."
Luna başını kaldırıp ona baktı.
"Belki sen de bir gün insanlara saygı duymayı öğrenirsin."
Koridor bir anda sessizliğe büründü.
Adrian'ın arkadaşları şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
Adrian ise gülümsedi.
"İşte şimdi eğlenceli olmaya başladı."
Luna, Adrian'ın sözlerinden sonra arkasını dönüp sınıfa girmek istedi. Ancak Adrian, masanın önüne geçerek yolunu kapattı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Derse."

"Bu kadar çabuk mu?"

Luna derin bir nefes aldı.

"Yolumdan çekilir misin?"

Adrian cevap vermedi. Arkadaşlarıyla birlikte gülmeye başladı.

İçlerinden biri Luna'nın çantasını aldı.

"Lütfen, onu bana ver."

"Korkma, sadece bakıyoruz."

Luna çantayı geri almaya çalıştı. Tam o sırada defteri yere düştü. Sayfalar koridora dağıldı.

Bir kız eğilip defteri aldı.

"Burada ne yazıyor?"

Luna'nın yüzündeki renk çekildi.

"Onu bana ver."

Kız, sayfalardan birini yüksek sesle okumaya başladı.

"'Bazen insanlar, bir gün her şeyin düzeleceğine inanmak ister.'"

Koridorda birkaç kişi gülmeye başladı.

"Ne kadar duygusal."

Luna, defteri almak için elini uzattı.

"Yeter artık."

Adrian, defteri kızın elinden aldı. Luna bir an için ona baktı. Defteri geri vereceğini düşünmüştü.

Ama Adrian, sayfaları yavaşça kapattı.

"Demek gizli düşüncelerini buraya yazıyorsun."

Luna'nın gözleri doldu.

"Onu bana geri ver."

Adrian bir süre sessiz kaldı.

"Bu kadar önemli mi?"

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü bana ait."

Adrian, defteri masanın üzerine bıraktı.

"O zaman onu daha iyi korumalıydın."

Luna, titreyen elleriyle defterini aldı.

O anda gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Ardından bir damla daha.

Luna hızla başını çevirdi. Kimsenin ağladığını görmesini istemiyordu.

Fakat Adrian görmüştü.

Ve Luna, bunun her şeyi daha da zorlaştıracağını biliyordu.
Dersin bitmesine birkaç dakika kalmıştı. Sınıfın içi her zamanki gibi gürültülüydü. Adrian'ın arkadaşları kendi aralarında konuşuyor, hafta sonu için plan yapıyordu.
"Bu akşam bara gidiyoruz." dedi kızlardan biri. "Doğum günümü kutlayacağız."
Herkes heyecanla konuşmaya başladı.
Luna ise sessizce defterine bakıyordu. Zaten kimsenin onu çağırmayacağını biliyordu.
Tam o sırada Adrian'ın arkadaşlarından biri ona döndü.
"Bu arada, sen gelmiyorsun."
Luna başını kaldırdı.
"Zaten gelmek istemiyordum."
Kız alaycı bir şekilde gülümsedi.
"Ne kadar üzüldüm, anlatamam."
Sınıftakiler gülmeye başladı.
Luna hiçbir şey söylemedi. Çantasını alıp ayağa kalktı.
Tam kapıya doğru yürüyordu ki Adrian konuştu.
"Belki de gelmelisin."
Luna arkasını döndü.
"Neden geleyim?"
"Çünkü eğlenceli olabilir."
Luna başını iki yana salladı.
"Hayır."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"O zaman seni ikna ederim."
"Hayır, edemezsin."
"İzle ve gör."
Akşam olduğunda Luna, küçük evinde oturuyordu. Elindeki kitaba odaklanmaya çalışsa da aklı sürekli okulda yaşananlara gidiyordu.
Tam o sırada kapının zili çaldı.
Luna şaşkınlıkla kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında karşısında Adrian'ı gördü.
Bir anlığına ne diyeceğini bilemedi.
"Senin burada ne işin var?"
Adrian ellerini cebine soktu.
"Hazırlan."
Luna kaşlarını çattı.
"Neye?"
"Partiye gidiyoruz."
"Hayır, gitmiyoruz."
Adrian omuz silkti.
"Ben gidiyorum."
"İyi, o zaman tek başına git."
Adrian yüzünde hafif bir gülümsemeyle konuştu.
"Hayır."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü sen de benimle geliyorsun."
Luna derin bir nefes aldı.
"Sana daha kaç kere hayır demem gerekiyor?"
Adrian gözlerini ona çevirdi.
"İstediğin kadar söyleyebilirsin."
Luna bir adım geri çekildi.
"Ben gelmiyorum."
Adrian başını hafifçe eğdi.
"O zaman seni bütün hafta boyunca rahat bırakmayacağım."
Luna gözlerini devirdi.
"Sanki şimdi bırakıyorsun."
Adrian güldü.
"İşte bu yüzden hazırlan."
Luna, o anda başına yine bir dert açıldığını anlamıştı.

Luna, Adrian'a bakıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ben gelmiyorum."
Adrian, kapının önünde sessizce durdu.
"Geliyorsun."
"Hayır."
"İnatçısın."
"Sen de kabasın."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Bunu daha önce de söylemiştin."
Luna cevap vermedi. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Sonunda Luna derin bir nefes verdi.
"Peki. Ama sadece bir saatliğine."
Adrian başını salladı.
"Anlaştık."
Yarım saat sonra Luna, koyu renkli bir elbise giyip dışarı çıktı. Adrian, apartmanın önünde bekliyordu.
Luna şaşkınlıkla durdu.
Adrian'ın elinde küçük, beyaz bir kutu vardı.
"Bu da ne?"
"Bir hediye."
"Benim için mi?"
"Yanlış anlama. Sadece doğum günü partisi için."
Luna kutuyu açtı. İçinden ince, gümüş renkli bir bileklik çıktı.
Luna gözlerini şaşkınlıkla açtı.
"Bunu neden aldın?"
Adrian bakışlarını başka tarafa çevirdi.
"Bilmiyorum."
Luna hafifçe gülümsedi.
"Herhâlde en sevdiğin kelime bu."
Adrian da gülümsedi.
"Olabilir."
Bara vardıklarında içeride yüksek bir müzik sesi vardı. Adrian'ın arkadaşları masaların etrafında toplanmıştı.
Kızlardan biri Luna'yı görünce şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Onu gerçekten getirdin."
Adrian sakin bir sesle cevap verdi.
"Evet."
"Niye?"
Adrian, Luna'ya kısa bir bakış attı.
"Canım istedi."
Luna, bir an için ne söyleyeceğini bilemedi.
Çünkü ilk kez Adrian'ın sesinde alaycı bir ton yoktu.

Luna, bara girdikten sonra etrafına bakındı. Gürültülü müzik, kahkahalar ve parlak ışıklar onu iyice rahatsız etmişti.
"Ben burada durmayacağım." dedi.
Adrian omuz silkti.
"Kimse sana kal demedi."
Luna kaşlarını çattı.
"Beni buraya sen getirdin."
"Doğru."
"O zaman neden böyle davranıyorsun?"
Adrian cevap vermedi.
Tam o sırada arkadaşlarından biri yanlarına geldi.
"Doğum günü pastası geldi!"
Herkes masanın etrafında toplandı. Luna ise biraz geride durdu.
Kızlardan biri ona dönüp gülümsedi.
"Aslında senin gelmeyeceğini düşünmüştük."
"Ben de öyle düşünmüştüm."
"Yine de geldin."
Luna, Adrian'a baktı.
"Sanırım bunun cevabını biliyorsun."
Kız hafifçe güldü.
"Evet, biliyorum."
Birkaç dakika sonra Adrian elindeki bardağı masaya bıraktı.
"Luna."
"Evet?"
"Pasta servisiyle ilgilen."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
"Beni duydun."
"Ben senin çalışanlarından biri değilim."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Ama senin bir işe ihtiyacın var gibi görünüyor."
Masadakiler gülmeye başladı.
Luna'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Kendini çok komik sanıyorsun."
Adrian gözlerini ondan ayırmadı.
"Hayır. Sadece gerçeği söylüyorum."
Luna sessizce arkasını döndü.
Tam çıkıp gidecekti ki Adrian'ın sesi yeniden duyuldu.
"Kaçıyor musun?"
Luna durdu.
"Hayır."
"O zaman kal."
"Neden?"
Adrian birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça cevap verdi:
"Çünkü gitmeni istemiyorum."
Luna bu sözleri duyunca şaşkınlıkla ona baktı.
Ancak Adrian, yüzündeki soğuk ifadeyi hiç değiştirmemişti.

Luna, o geceden sonra birkaç gün boyunca Adrian'la konuşmadı. Okula gidiyor, derslerini dinliyor ve kimseye karışmadan evine dönüyordu.
Ancak bir sorun vardı.
Parası giderek azalıyordu.
Bir akşam mutfak masasının başına oturdu ve elindeki küçük deftere baktı. Elektrik faturası, su faturası ve ödemesi gereken diğer masraflar peş peşe sıralanmıştı.
Luna derin bir nefes aldı.
"Bir iş bulmam gerekiyor."
Ertesi sabah okuldan çıktıktan sonra gördüğü ilanları incelemeye başladı. Bir süre sonra gözleri küçük bir kafenin camındaki kâğıda takıldı.
Garson aranıyor.
Luna tereddüt etmeden içeri girdi.
Orta yaşlı adam, gözlüğünü düzelterek ona baktı.
"İş için mi geldin?"
Luna başını salladı.
"Evet."
"Deneyimin var mı?"
"Hayır."
Adam gülümsedi.
"O zaman bugün başlayabilirsin."
Luna'nın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Akşam olduğunda Luna önlüğünü giydi ve çalışmaya başladı.
Her şey yolunda gidiyordu.
Ta ki kapının açılma sesi duyulana kadar.
Luna başını kaldırdı.
İçeriye Adrian ve arkadaşları girmişti.
Adrian birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Demek artık burada çalışıyorsun."
Luna derin bir nefes aldı.
"Evet."
Adrian sandalyeye oturdu.
"O zaman bize hizmet et."
Luna kaşlarını çattı.
"Ben garsonum, sihirbaz değil."
Adrian'ın arkadaşları gülmeye başladı.
Adrian ise gözlerini Luna'dan ayırmadan konuştu.
"Bu gece uzun bir gece olacak."
Luna, onun bu sözünden hiç hoşlanmamıştı

Adrian omuz silkti.

"Alışkanlık."

Luna hafifçe gülümsedi.

"Galiba sen düşündüğüm kadar kötü biri değilsin."

Adrian'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Buna çok güvenme."

Luna bu kez biraz daha belirgin bir şekilde gülümsedi.

"Belki de geç kaldın."

Adrian kaşlarını kaldırdı.

"Neye?"

"Fikrimi değiştirmeye."

İlk kez Adrian'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.