3. bölüm · "Karanlıkta açan ay."
"Karanlıkta açan ay."
Luna, mutfağa dönüp çalışmaya devam etti. Gece ilerledikçe kafe daha da kalabalıklaşmıştı. Adrian ve arkadaşları ise hâlâ oradaydı.
Luna, onların bulunduğu masaya doğru yürüdü.
"İstediğiniz başka bir şey var mı?"
Adrian, masaya yaslanarak ona baktı.
"Evet."
"Neymiş?"
"Bize biraz daha kahve getir."
Luna başını salladı.
"Tamam."
Tam arkasını döneceği sırada Adrian'ın arkadaşlarından biri ayağını uzattı. Luna bir anda dengesini kaybetti.
Elindeki tepsi yere düştü.
Bardaklar kırıldı.
Kafenin içi bir anda sessizliğe büründü.
Luna, gözlerini yere indirdi.
"Özür dilerim."
Kafenin sahibi hızla yanlarına geldi.
"Ne oldu burada?"
Luna konuşmak istedi ama Adrian'ın arkadaşları ondan önce davrandı.
"Galiba elindeki tepsiyi düşürdü."
"Çok dikkatsiz."
"Kusura bakmayın."
Luna, bir anlığına Adrian'a baktı. Gerçeği söylemesini bekliyordu.
Ama Adrian sessizce oturduğu yerde duruyordu.
Kafenin sahibi öfkeyle başını salladı.
"Bu, bu hafta üçüncü hata."
Luna şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Ama ben..."
"Yeter."
Adam derin bir nefes aldı.
"Yarın gelmene gerek yok."
Luna'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne demek istiyorsunuz?"
"İşten çıkarıldın."
Luna'nın boğazı düğümlendi.
"Ben bir şey yapmadım."
Adrian gözlerini kaçırdı.
Luna, birkaç saniye boyunca ona baktı.
"Bir şey söylemeyecek misin?"
Adrian'ın yüzündeki ifade değişmedi.
"Hayır."
Luna başını eğdi.
Annesini, babasını, boş evini ve ödemesi gereken faturaları düşündü.
Sonra önlüğünü çıkardı ve masanın üzerine bıraktı.
"Güzel."
Adrian kaşlarını çattı.
"Ne?"
Luna, gözlerindeki yaşları silerek konuştu.
"İstediğin buydu, değil mi?"
Bu kez Adrian cevap veremedi.
Luna arkasını döndü ve kafeden çıktı.
Dışarıda yağmur yağıyordu.
Ve o gece, Luna bir kez daha tek başına kalmıştı.
Ertesi sabah Luna erkenden okula gitti. Gözlerinin altındaki morluklar, bütün gece uyuyamadığını gösteriyordu. Kimseyle konuşmadan sınıfa girdi ve en arkadaki sıraya oturdu.
Bir süre sonra Adrian ve arkadaşları içeri girdi.
Luna başını bile kaldırmadı.
Adrian, yavaş adımlarla masasına doğru yürüdü.
"Demek geldin."
Luna cevap vermedi.
"Bana küsmüş olmalısın."
Luna elindeki kalemi masanın üzerine bıraktı.
"Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum."
Adrian'ın arkadaşlarından biri güldü.
"Dün gece işini kaybetmiş."
Bir başkası alaycı bir ifadeyle konuştu.
"Yazık olmuş."
Luna derin bir nefes aldı.
"Bitirdiniz mi?"
Adrian, Luna'nın sırasına yaklaştı.
"Hayır."
Luna başını kaldırıp ona baktı.
"O zaman devam et."
Adrian kaşlarını çattı.
"Korkmuyorsun."
Luna acı bir şekilde gülümsedi.
"İnsan, kaybedecek bir şeyi kalmayınca korkmamayı öğreniyor."
Sınıf bir anda sessizleşti.
Adrian'ın arkadaşlarından biri Luna'nın defterini eline aldı.
"Bakalım bugün ne yazmışsın."
Luna hızla ayağa kalktı.
"Onu bana ver."
"Önce bir bakalım."
Luna defteri almaya çalışırken sayfaların arasından bir fotoğraf yere düştü.
Adrian eğilip fotoğrafı aldı.
Bu, Luna'nın annesi, babası ve ağabeyiyle birlikte çekildiği eski bir fotoğraftı.
Luna'nın yüzü bir anda değişti.
"Onu bana ver."
Adrian fotoğrafa baktı.
"Demek hâlâ yanında taşıyorsun."
Luna gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Evet."
"Niye?"
Luna'nın sesi titriyordu.
"Çünkü onlar artık burada değil."
Adrian, ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi.
Ama arkadaşları çoktan gülmeye başlamıştı.
Ve Luna, gözyaşlarını tutabilmek için bütün gücünü topluyordu.
Luna, Adrian'ın elindeki fotoğrafa bakıyordu. Nefes alışverişi hızlanmıştı.
"Onu bana ver."
Tam o sırada kızlardan biri hızla öne çıktı ve fotoğrafı Adrian'ın elinden aldı.
"Bir dakika." dedi gülerek. "Biraz daha bakalım."
Luna bir adım öne çıktı.
"Hayır."
Kız, fotoğrafa dikkatlice baktı.
"Demek ailendi."
"Lütfen."
Diğer kızlardan biri alaycı bir gülümsemeyle konuştu.
"Bu kadar değerliyse neden yanında taşıyorsun?"
"Çünkü bana ait."
Kız omuz silkti.
"Artık değil."
Luna'nın gözleri büyüdü.
"Dur!"
Ancak çok geçti.
Fotoğrafın kenarı yırtılmıştı.
Luna olduğu yerde donup kaldı.
"Ne yaptın sen?"
Kızlardan biri kahkaha attı.
"Abartıyorsun."
Luna, titreyen elleriyle fotoğrafın parçalarını toplamaya çalıştı.
"Abartmıyorum."
Sınıfın içindeki sesler bir anda kesildi.
Luna'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
"Bu, sahip olduğum son fotoğraftı."
Kızın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Adrian ise olduğu yerde durmuş, hiçbir şey söylemeden Luna'yı izliyordu.
Luna başını kaldırıp ona baktı.
"Şimdi mutlu oldun mu?"
Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.
"Ben..."
Luna onun sözünü kesti.
"Hayır. Hiçbir şey söyleme."
Sonra elindeki yırtılmış parçaları çantasına koydu, sırasına oturdu ve başını önüne eğdi.
İlk kez, sınıftaki herkes sessizdi.
Koridorda yürürken gözyaşları yeniden yanaklarına süzülmeye başladı. Birkaç dakika sonra müdürün odasının kapısına geldi.
Kapıyı hafifçe çaldı.
"Gel."
Luna içeri girdi.
Müdür, gözlüğünü çıkarıp ona baktı.
"Bir sorun mu var, Luna?"
Luna derin bir nefes aldı.
"Kaydımı sildirmek istiyorum."
Müdür şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Neden?"
"Gitmek istiyorum."
"Ama dönem bitmedi."
"Biliyorum."
"Bir sorun mu yaşıyorsun?"
Luna, titreyen ellerini birbirine kenetledi.
"Hayır."
Müdür, onun yalan söylediğini anlamıştı. Ancak yine de bir şey söylemedi.
Luna gerekli evrakları imzaladı. Birkaç dakika sonra ayağa kalktı.
"Teşekkür ederim."
Müdür üzgün bir ifadeyle başını salladı.
"Kendine dikkat et."
Luna sessizce odadan çıktı.
O sırada Adrian ve arkadaşları hâlâ sınıfta oturuyorlardı.
Hiçbirinin, Luna'nın okuldan ayrıldığından haberi yoktu.
Ve Luna, arkasına dönüp bakmadı.
Ertesi sabah Adrian her zamanki gibi sınıfa girdi. Çantasını sırasının üzerine bıraktı ve göz ucuyla sınıfı taradı.
Luna yoktu.
Adrian umursamamış gibi davrandı.
"Geç kalmıştır."
Arkadaşlarından biri güldü.
"Belki de sonunda kaçıp gitmiştir."
Başka bir kız da alaycı bir sesle konuştu.
"Bence iyi olmuş."
Adrian pencereye doğru baktı.
"Olabilir."
Aradan yarım saat geçti.
Luna hâlâ gelmemişti.
Bir saat geçti.
Yine gelmemişti.
Öğle arasında Adrian, Luna'nın sırasına doğru yürüdü. Masanın üzerinde hiçbir şey yoktu. Defteri, kalemleri ve çantası ortadan kaybolmuştu.
Kaşlarını çattı.
"O nerede?"
Arkadaşlarından biri omuz silkti.
"Bilmiyoruz."
Tam o sırada öğretmen sınıfa girdi.
Herkes yerine oturdu.
Öğretmen kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı.
"Size bir haber vermem gerekiyor."
Sınıf sessizleşti.
"Luna'nın kaydı silindi."
Bir anda bütün sınıf donup kaldı.
Kızlardan biri şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Ne?"
"Artık bu okulda olmayacak."
Adrian'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Nasıl yani?"
Öğretmen derin bir nefes aldı.
"Dün müdürün odasına gitmiş. Gerekli işlemleri tamamlamış."
Adrian hızla ayağa kalktı.
"Neden?"
"Bunu bilmiyorum."
Adrian, pencerenin önüne doğru yürüdü.
İlk kez sınıfın içi ona bu kadar sessiz gelmişti.
Ve ilk kez Luna'nın boş sırasına baktığında garip bir hisse kapılmıştı.
Çünkü ne kadar inkâr etse de Luna'nın geri dönmeyeceğinden korkuyordu.
Ders biter bitmez Adrian hızla ayağa kalktı. Arkadaşları şaşkınlıkla ona baktılar.
"Nereye gidiyorsun?" diye sordu içlerinden biri.
Adrian cevap vermedi.
Doğrudan müdürün odasına gitti.
Kapıyı çaldıktan sonra içeri girdi.
"Müdür Bey, Luna nerede?"
Müdür gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
"Bunu neden merak ediyorsun?"
Adrian kaşlarını çattı.
"Sadece sordum."
"Hayır."
Adrian sessizce bekledi.
Müdür derin bir nefes aldı.
"O kız, buradan kendi isteğiyle ayrıldı."
"Neden?"
"Bunu ona sorman gerekiyor."
Adrian başını eğdi.
"Ona ulaşamıyorum."
"Çünkü telefon numarasını değiştirmiş."
Adrian şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Ne?"
"Evet."
Adrian, bir an boyunca hiçbir şey söylemedi.
Müdür dikkatlice ona baktı.
"Belki de artık onu rahat bırakmalısın."
Adrian kısa bir kahkaha attı.
"Ben kimseyi rahatsız etmedim."
Müdür, masanın üzerindeki dosyayı kapattı.
"Emin misin?"
Adrian cevap vermedi.
Koridorda yürürken Luna'nın sırasına baktı. Her zamanki gibi boştu.
Garip olan şey, buna alışamamasıydı.
Çünkü Luna sınıftayken hep sessizdi.
Ama yokluğu, sessizliğinden çok daha büyük bir boşluk bırakmıştı.
O sırada Adrian'ın telefonu çaldı.
Arayan kişi ağabeyi Roman'dı.
"Alo."
"Nasılsın?"
"İyiyim."
"Yalan söylüyorsun."
Adrian camdan dışarı baktı.
"Bir kız yüzünden başım ağrıyor."
Roman güldü.
"Demek sonunda senin de başına geldi."
Adrian kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Birini özlüyorsun."
Adrian, telefonu sessizce kapattı.
Çünkü ilk kez birinin haklı olmasından korkuyordu.
Aradan iki hafta geçmişti.
Luna, İstanbul'un sakin bir semtindeki küçük bir kafede çalışmaya başlamıştı. Sabahları erkenden kalkıyor, akşam geç saatlere kadar çalışıyordu. Artık eski okulundan hiç söz etmiyordu.
Bir gün elindeki kitapları düzenlerken kapının açıldığını duydu.
Başını kaldırdığı anda olduğu yerde donup kaldı.
Karşısında Adrian duruyordu.
Luna kaşlarını çattı.
"Senin burada ne işin var?"
Adrian birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
"Demek gerçekten gittin."
Luna, elindeki kitabı rafa yerleştirdi.
"Evet."
"Neden?"
Luna acı bir şekilde gülümsedi.
"Bunu gerçekten bilmiyor musun?"
Adrian gözlerini yere indirdi.
"Biliyorum."
"O zaman neden sordun?"
Adrian cevap vermedi.
Kafenin penceresinden içeriye hafif bir rüzgâr girdi. Luna saçlarını kulağının arkasına itti.
"Artık git."
"Hayır."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü sen gittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı."
Luna hafifçe güldü.
"Bu komik."
"Ben gülmüyorum."
Luna'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Beni sen incittin, Adrian."
"Biliyorum."
"Arkadaşların beni aşağıladı."
"Biliyorum."
"Fotoğrafı yırttılar."
Adrian başını eğdi.
"Biliyorum."
Luna gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"O zaman neden buradasın?"
Adrian derin bir nefes aldı.
"Çünkü seni özledim."
Luna'nın kalbi hızla atmaya başladı.
Ama yüzündeki ifadeyi değiştirmedi.
"Geç kaldın."
Adrian hafifçe başını salladı.
"Belki."
Luna, pencereden dışarıya baktı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Ve ikisi de, bunun sıradan bir karşılaşma olmadığını hissediyordu.
Luna, kafenin kapısına doğru yürüdü. Adrian ise olduğu yerde duruyordu.
"Artık git."
Adrian başını iki yana salladı.
"Hayır."
Luna derin bir nefes aldı.
"Adrian, bütün bunlar çok saçma."
"Belki."
"O zaman neden hâlâ buradasın?"
Adrian, birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
"Çünkü bu gece benimle geleceksin."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Nereye?"
"Bara."
Luna kaşlarını çattı.
"Hayır."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Kararını çok çabuk verdin."
"Çünkü cevabım belli."
"Peki, ya fikrini değiştirirsen?"
Luna kollarını göğsünde birleştirdi.
"Değiştirmeyeceğim."
Adrian ona doğru bir adım attı.
"O zaman seni ikna etmem gerekecek."
Luna gözlerini devirdi.
"Sen her zaman böyle misin?"
"Genellikle."
"Peki, neden ben?"
Adrian ilk kez bakışlarını kaçırdı.
"Bilmiyorum."
Luna hafifçe gülümsedi.
"Yine aynı cevap."
Adrian omuz silkti.
"Çünkü doğru cevap bu."
"Ve diyelim ki seninle geldim."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"O zaman benimle eğleneceksin."
Luna güldü.
"Bu bir emir mi?"
Adrian yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Belki."
Luna başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten çok tuhaf birisin."
Adrian, gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Sen de çok inatçısın."
Yağmur damlaları pencereye vururken ikisi de birbirlerine bakmaya devam ettiler.
Ve ikisi de, bunun sıradan bir gece olmayacağını hissediyordu.
Luna bir süre sessizce pencereye baktı. Yağmur yavaş yavaş hızını artırıyordu.
Adrian ise kapının yanında durmuş, tek kelime etmeden onu izliyordu.
"Hayır." dedi Luna.
Adrian başını eğdi.
"Bunu zaten söylemiştin."
"O zaman neden hâlâ buradasın?"
"Çünkü senin fikrini değiştireceğini biliyorum."
Luna sinirli bir şekilde kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ne kadar kendine güveniyorsun."
"Yeterince."
Luna derin bir nefes aldı.
"Anlamıyorsun."
"Hayır, anlıyorum."
Luna gözlerini ondan kaçırdı.
"Hayır, anlamıyorsun."
Adrian birkaç adım attı.
"O zaman anlat."
Luna başını iki yana salladı.
"Ben yoruldum."
Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.
"Neyden?"
"Her şeyden."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonunda Luna gözlerini kapattı.
"Peki."
Adrian kaşlarını kaldırdı.
"Peki ne?"
"Seninle geleceğim."
Adrian şaşkın bir ifadeyle ona baktı.
"Gerçekten mi?"
Luna başını salladı.
"Ama sadece birkaç saatliğine."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Anlaştık."
Luna içinden, bunun çok kötü bir fikir olduğunu düşünüyordu.
Ama nedense, bu kez ona karşı çıkacak gücü kendinde bulamamıştı.
Adrian ve Luna bara girdikleri anda içerideki herkes onlara baktı.
Müzik sesi bütün salonu dolduruyordu. Adrian'ın arkadaşları ise çoktan masalara yerleşmişti.
İçlerinden biri gülerek seslendi:
"Sonunda geldiniz."
Luna rahatsız bir ifadeyle etrafına baktı.
"Ben burada fazla kalmayacağım."
Adrian omuz silkti.
"Bunu daha önce de söylemiştin."
Tam o sırada bir kız ayağa kalktı.
"Bir dakika!"
Herkes ona döndü.
"Bu gece bir oyun oynayacağız."
Luna kaşlarını çattı.
"Ne oyunu?"
"Kimin kimi daha iyi tanıdığını bulacağız."
Luna hemen başını salladı.
"Ben oynamıyorum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"O zaman ben de oynamıyorum."
Bu söz, herkesi şaşırttı.
Kızlardan biri itiraz etti.
"Adrian, sen ne zamandan beri kurallara uyuyorsun?"
Adrian, gözlerini Luna'ya çevirdi.
"Bilmem."
Adrian
"Tamam neymiş oyun."
"Sen lunanın dudağını öpüceksin."
Luna
"Ne asla yapmam."
Adrian
"korkuyor musun."
Luna
"Hayır."
Adrian bu adım yaklaştı herkes çok meraklıydı.İçlerinden biri kahkaha attı.
"Hadi ama, Adrian!"
Bir başkası da bağırdı:
"Luna, bir kez olsun eğlen!"
Luna kaşlarını çattı.
"Ben burada eğlenmek için bulunmuyorum."
Adrian hafifçe gülümsedi.
"Bunu biliyorum."
"O zaman neden beni buraya getirdin?"
Adrian, birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
"Çünkü seni tekrar görmek istedim."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
Adrian omuz silkti.
"Sanırım seni özledim."
Luna gözlerini kaçırdı.
"Sen gerçekten çok tuhaf birisin."
Adrian gülümsedi.
"Bu yeni bir bilgi değil."
Tam o sırada müzik yeniden yükseldi. Adrian elini Luna'ya doğru uzattı.
"Benimle dans eder misin?"
Luna hemen cevap vermedi.Luna
"Hayır."
Adrian
"Neden?"
Luna
"Çünkü istemiyorum."
Etraftaki herkes sessizleşti. Adrian'ın arkadaşları merakla ikisine bakıyordu.
"Adrian, pes mi edeceksin?" diye sordu içlerinden biri.
Adrian başını iki yana salladı.
"Hayır."
Luna kaşlarını çattı.
"Benim karar vermeme izin vermeyecek misin?"
Adrian derin bir nefes aldı.
"Karar senin."
"O zaman cevabım hayır."
Adrian birkaç saniye boyunca ona baktı.
"Ne kadar inatçı olduğunu biliyor muydun?"
Luna hafifçe gülümsedi.
"Sen de ne kadar sinir bozucu olduğunu biliyor muydun?"
Adrian'ın arkadaşları kahkahalarla gülmeye başladı.
Ancak Adrian'ın yüzündeki ifade hiç değişmemişti.
Luna, derin bir nefes aldı. Ardından etrafındaki kalabalığa baktı.
Yüksek müzik sesi, kahkahalar ve parlak ışıklar bir anda ona çok uzak gelmişti.
Çantasını omzuna astı.
"Gidiyorum."
Adrian kaşlarını çattı.
"Bir dakika."
Luna başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Konuşmamız gerekiyor."
"Hayır, gerekmiyor."
Adrian'ın arkadaşları şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Luna..."
Luna, sözünü bitirmesine izin vermedi.
"Bugüne kadar yeterince konuştunuz."
Sonra kapıya doğru yürümeye başladı.
Kimse arkasından gitmedi.
Kimse seslenmedi.
Kimse onu durdurmaya çalışmadı.
Luna, barın kapısını açtı. Soğuk rüzgâr yüzüne çarptı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı.
Yavaş adımlarla yürümeye başladı.
Bir süre sonra arkasına baktı.
Kimse yoktu.
O anda, içinde tuhaf bir boşluk hissetti.
Çünkü ilk kez gerçekten yalnız olduğunu düşünüyordu.
Ve Adrian, olduğu yerde durmuş, sessizce kapanan kapıya bakıyordu.
Ertesi sabah Luna okula gittiğinde koridorda her zamankinden daha büyük bir kalabalık vardı.
Luna, başını eğerek yürümeye başladı. Tam sınıfa gireceği sırada Adrian karşısına çıktı.
"Neden gittin?"
Luna ona bakmadan cevap verdi.
"Canım öyle istedi."
Adrian kaşlarını çattı.
"Hayır."
Luna bu kez gözlerinin içine baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Dün gece hiçbir şey söylemeden gittin."
"Gitmek istedim."
Adrian kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bir de üstüne beni reddettin."
Luna sinirli bir şekilde güldü.
"Bu yüzden mi kızgınsın?"
"Belki."
Adrian'ın arkadaşları da Luna'nın etrafında toplandı.
Kızlardan biri alaycı bir şekilde konuştu:
"Birinin kalbini kırmış gibisin."
Bir başkası da gülmeye başladı.
"Luna, gerçekten çok cesursun."
Luna derin bir nefes aldı.
"Yeter artık."
Adrian sessizce ona baktı.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü sen de benim canımı yaktın."
Luna şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"Ben mi?"
"Evet."
Luna acı bir şekilde gülümsedi.
"Benden önce bunu yapan kişinin kim olduğunu unutuyorsun."
Koridordaki herkes sessizleşti.
Adrian'ın yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
Çünkü Luna ilk kez korkmamıştı.
Luna, çantasını omzuna astı ve sınıfa girmek için kapıya yöneldi. Ancak Adrian bir anda önüne geçti.
"Bir yere gitmiyorsun."
Luna kaşlarını çattı.
"Çekil."
Adrian alaycı bir gülümsemeyle ona baktı.
"Dün gece beni herkesin önünde reddettin."
"Lütfen yolumdan çekil."
Adrian'ın arkadaşları kahkahalarla gülmeye başladı.
İçlerinden biri Luna'nın çantasını çekti.
Bir başkası ise masanın üzerindeki defteri aldı.
"Luna, galiba bugün hiç şanslı değilsin."
Luna derin bir nefes aldı.
"Defterimi geri ver."
Adrian kollarını göğsünde birleştirdi.
"Önce özür dile."
"Neden?"
"Çünkü ben öyle istiyorum."
Luna'nın gözleri dolmaya başlamıştı. Ancak ağlamamaya çalışıyordu.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
İçeriye uzun boylu, kumral saçlı ve mavi gözlü bir çocuk girdi.
Sınıftaki herkes sessizleşti.
Çocuk, doğrudan Adrian'a baktı.
"Defteri ona geri ver."
Adrian kaşlarını çattı.
"Sen de kimsin?"
Çocuk sakin bir sesle cevap verdi.
"Adım Eren."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
Eren, hiç tereddüt etmeden Luna'nın yanına geçti.
"İyi misin?"
Luna başını yavaşça salladı.
"Sanırım."
Adrian ise gözlerini Eren'den ayırmıyordu.
Çünkü ilk kez biri, Luna'nın yanında durmayı seçmişti.
Sınıfın içindeki sessizlik giderek büyüyordu.
Adrian, kollarını göğsünde birleştirerek Eren'e baktı.
"Demek kahraman olmaya geldin."
Eren omuz silkti.
"Hayır. Sadece haksızlığa karşı çıkıyorum."
Adrian'ın arkadaşları alaycı bir şekilde gülmeye başladı.
"Kendine çok güveniyorsun."
Eren, Luna'nın elindeki deftere baktı.
"Bence siz kendinize fazla güveniyorsunuz."
Luna şaşkınlık içinde ikisinin arasında duran gergin havayı hissedebiliyordu.
Adrian yavaşça ayağa kalktı.
"Bu mesele seni ilgilendirmez."
Eren sakin bir sesle cevap verdi:
"Yanılıyorsun."
"Neden?"
"Çünkü artık ilgilendiriyor."
Luna hemen araya girdi.
"Yeter."
İkisi de ona baktı.
"Ben iyiyim."
Adrian kaşlarını çattı.
"Gerçekten mi?"
Luna başını salladı.
"Evet."
Eren ise hafifçe gülümsedi.
"Bundan pek emin değilim."
Tam o sırada zil çaldı. Öğretmen sınıfa girerken herkes yerine oturdu.
Luna, sırasına geçmek için yürümeye başladı. Ancak Eren sessizce yanına yaklaştı.
"Merak etme."
Luna başını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü artık yalnız değilsin."
Luna bir an duraksadı.
Ama sınıfın diğer tarafında oturan Adrian'ın yüzündeki öfkeli ifadeyi de fark etmişti.
Ve bunun, her şeyi daha da karmaşık hâle getireceğini hissediyordu.
Ders boyunca Adrian tek kelime etmedi. Ancak ara sıra gözlerini Luna'ya çeviriyordu.
Luna ise başını önüne eğmiş, defterine bir şeyler karalıyordu.
Tam o sırada Eren yanına yaklaştı.
"İyi misin?"
Luna hafifçe başını salladı.
"Evet."
"Emin misin?"
Luna gülümsemeye çalıştı.
"Sanırım."
Eren, elindeki su şişesini ona uzattı.
"Al."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Teşekkür ederim."
Sınıfın diğer ucunda oturan Adrian ise onları izliyordu.
Arkadaşlarından biri gülmeye başladı.
"Galiba Luna kendine yeni bir arkadaş buldu."
Bir başkası da kahkaha attı.
"Hem de çok kısa bir sürede."
Adrian'ın yüzündeki ifade sertleşti.
"Eren."
Eren arkasını döndü.
"Ne var?"
"Onun yanından ayrıl."
Eren kaşlarını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü öyle söylüyorum."
Eren hafifçe güldü.
"Bana emir veremezsin."
Adrian ayağa kalktı.
Sınıfın içindeki herkes sessizleşmişti.
Luna hemen yerinden kalktı.
"Yeter artık."
Adrian gözlerini ondan ayırmadı.
"Hayır."
"Ne istiyorsun?"
Adrian cevap vermedi.
Luna ise ilk kez onun gerçekten öfkelendiğini fark etmişti.
Ve bunun sebebini anlamaya başlamıştı.
Adrian, Luna'yı kaybetmek istemiyordu.
Luna, Eren ile Adrian'ın arasına geçti.
"Yeter."
Adrian kaşlarını çattı.
"Çekil, Luna."
"Hayır."
"Eren'i ilgilendiren bir konu değil bu."
Eren kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bence öyle."
Adrian sert bir ifadeyle ona baktı.
"Ben senin fikrini sormadım."
Luna derin bir nefes aldı.
"Ben de senin fikrini sormadım."
Sınıfın içindeki herkes şaşkınlıkla Luna'ya baktı.
Çünkü Luna ilk kez bu kadar cesur davranıyordu.
Adrian'ın arkadaşlarından biri alaycı bir şekilde güldü.
"Galiba işler değişmeye başladı."
Başka bir kız ise Eren'e baktı.
"Onu korumaya mı çalışıyorsun?"
Eren omuz silkti.
"Birinin bunu yapması gerekiyor."
Adrian hızla ayağa kalktı.
"Onun korunmaya ihtiyacı yok."
Luna sinirle ona döndü.
"O zaman neden sürekli peşimden geliyorsun?"
Adrian cevap vermedi.
"Neden sürekli benimle uğraşıyorsun?"
Yine sessizlik oldu.
Luna başını iki yana salladı.
"Çünkü cevap veremiyorsun."
Tam o sırada zil çaldı.
Öğrenciler sınıftan çıkmaya başladı.
Eren, çantasını omzuna taktı.
"Hadi."
Luna şaşkınlıkla ona baktı.
"Nereye?"
"Bir şeyler içmeye."
Luna istemeden de olsa gülümsedi.
"Olur."
Adrian ise olduğu yerde durmuş, ikisini izliyordu.
Ve yüzündeki öfkeli ifade yavaş yavaş kayboluyordu.
Yerine çok daha farklı bir duygu geliyordu.
Kıskançlık.
