1. bölüm · Karanlık yüzler

Bölüm:1

Elif Elif

Bölüm şarkısı:fikrimin ince gülü-Müzeyyen Senar

' Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü

O gün ki gördüm seni
Yaktın, ah, zalim beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın, ah, zalim beni'

Kulağımda çalan şarkıyı geride bırakıp, kapıyı tıklattım.

'Tık...tık'
"Gel"içeriden gelen kalın ses ile kapıyı açtım. Omuzlarımı daha dik hâle getirerek,yürümeye başladım.

"Otur evladım."albayın konuşması ile yanındaki sandalyelerden birine oturdum. "Yeni gelen askersin sen değilmi,Firuze?"

"Evet,komutanım."

"Hangi time alındın."demesiyle albaya baktım. Gerçekten de bilmiyormuydu? Yoksa benimi deniyordu?

"Tüfek timinin komutanıyım,albayım."dedim. Albay bir yandan benimle konuşup diyer yandan dosyaları ile ilgileniyordu. Masanın üstünde ki isim tablosuna bakınca isminin ne olduğunu öğrendim.

Ayhan Ali Türk

Dikkatimi yeniden albaya verince,telefonumun çaldığını fark ettim."İzninizle."

Albay tebessüm ederek beni,başı ile onayladı. Telefonun ekranına bakınca yeni atandığım timin aradağını fark ettim.

"Efendim?"dedim. Karşıdan tüm tim konuştuğu için ses boğuk geliyordu.

"Komutanım,acil buraya gelin. Mustafa bir anda baygınlık geçirdi."

Mustafa

"Albayım,izniniz ile sonra geleyim. Mustafa baygınlık geçirmiş ona bakayım."konuşurken hemen ayağa kalkarak asker selamımı verip kapıya yöneldim.

"Üsteğmenim,sen Mustafa'ya dikkat et. Kesin yine sevgilisinden ayrılmıştır yada annesin sarmasını özlemiştir."demesiyle gülmemek için zor tuttum kendimi.

"Görüşüz albayım."kendimi kapının dışına atmakla birlikte derin nefes aldım.

Koridorda yürürken yüzüme en sert halimi aldım.
Bazı askerler selamını verirken,bende onlara karşılık olarak kafam ile selamımı veriyordum.

Timin olduğu binaya gelince içeriye hızlı adımlarla yürüdüm.

"Komutanım iyiki geldiniz. Şuna bakın." Altayın gösterdiği yere bakınca,yerde yatan Mustafa'yı gördüm.

"Tamam,ben bakicam şimdi. Sen de bütün timi bahçeye çıkar."dediğim de asker selamını verip bütün askerleri dışarıya çıkardı.

Mustafa'nın yanına varınca. Yere doğru çömeldim.
"Mustafa,anan sarma yapmış."der dermez hemen kalkması bir oldu.

"Ana,sarma."kendi kendine konuştuktan sonra bana döndü."komutanım."kafası daha yeni oturmuş olacak ki,ayağa kalkıp asker selamı verdi.

"Mustafa senin sarma ve ana kelimesine bağlılığınmı var."dediğim de bende ayağa kalkmıştım.

"Komutanım,sarmayı sevdiğim için böyle oluyor ama ana kelimesine hiç bir fikrim yok. Galiba anamı özledim."demesiyle yüzüne boş boş baktım.

"Sen şuan sanki benden anneni görmek için izin istiyormuşsun gibi geldi."dedim. Ama yalan mı? Direkt anamı özledim diyor.

"Yok komutanım valla."dedi.

Artık bu kadar yumuşaklık bitmişti. "Asker! Dışarı hemen sıraya."dedim sert bir şekilde.

Mustafa yine selam verdikten sonra hemen dışarıya koşar adımlarla ilerledi. Deli çocuk ya.

Normalde askerlerime fazla yakın davranmazdım ama, Mustafa benim şehit düşen bir askerime çok benziyordu. Sanki ikiziydi. O yüzden mustafanın yeri benim için ayrı idi. Bende kendime çeki düzen verdikten sonra dışarıya çıktım.

Timin yanına vardığımda hepsi,"Emredin komutanım!"dediler.

"Rahat."dediğimde hepsi rahata geçti.

"Biliyorsunuz,bu timin yeni komutanı bundan sonra benim. Önceki komutanınızın nasıl şehit olduğu biliyorum. Bende onun adına çok üzüldüm. Bir şehit daha verdik maalesef. Bu timde kurallar olacak. Öyle rahat rahat istediğinizi yapmak yok." Derin bir nefes alıp devam ettim. "Eskiden olduğu gibi devam. Eski komutanınız her gün,size Talim yaptırırmış. Bizde bundan devam edeceğiz. Her sabah burada sıra olacaksınız. Görevlerinize çeki düzen vereceksiniz. Tüfek timi olarak hep birlikteyiz bundan sonra. Sert durduğuma bakmayın. Acısı olan,derdi olan gelip anlatsın."dedim.
"Komutanım."

"Söyle bakalım Ada ."dedim. Ellerimi arkada birleştirip bir yandanda yürüyordum.

"Öğrendiğim kadarıyla,sizin zaten bir timiniz varmış. Neden bu time ve bu şehre atandınız." Açıkcası böyle bir soru bekliyordum birinden.

"Teğmen,sen hiç istenmediğin bir yerde dururmusun?" Kendi sorumu kendim cevapladım. "Hayır. Orada beni isteyen yoktu. Zaten hayelim her zaman Hakkari sınırın da görev yapmaktı. Hayelimi gerçekleştirdim işte."dedim. Derin nefes alıp verdim. "Başka soru."

Kimse konuşmayınca timde göz gezdirdim.

Kıdemli üsteğmen Firuze Akça
Üsteğmen Altay Emek
Asteğmen Ada Kutay
Teğmen Hakan Altun
Astsubay kıdemli Çavuş Mustafa Çelik
Astsubay Çavuş Ahu Tuğba Özay
Astsubay kıdemli Üstçavuş Murat Dalkılıç
Astsubay Üstçavuş Yasin aktay
Astsubay kıdemli Başçavuş Hüseyin Burhan
Astsubay Başçavuş Ersin Yılmaz

Hepside birbirlerinden güzel askerlerdi. Daha çok gençlerdi. Onları ne olursa olsun ölümden korumalıydım. Bir timimi daha şehit düşüremezdim. Önceden yapmıştım işte bir hata. Yanlış anlamış,ve timi direkt ölümün içine göndermiştim. Geceleri bile bazen rüyalarıma giriyordular. Benim yüzümden şehit düşmüşlerdi. Mustafa da o sehitler arasından en çok, Yakup'a benziyordu. Yakup benim kardeşim gibiydi. O da benim gibi dıştan çok sert dururdu ama her zaman benim yanımda ağlardı. Baskasının değil, benim yanında ağlardı. Nişanlısı Ayşe'nin yanında bile ağlamazdı,yanıma gelip abla diye ağlardı. Mustafa Yakup'a o kadar benziyorki bazen ona Yakup diyesim geliyordu. Hatta ilk geldiğim gün Yakup demiştim ona.

"Komutanım,iyimisiniz. Gözünüz dolmuş." Mustafa'nın sesi ile ona baktım.

"Duygulandım Mustafa lan." Gözümü kırpıp eski halime geldim. Telsiz sesi duyunca elime aldım.

"Kasırga-1,kurt oradamısın?" Bu ses. Çok tanıdıktı.

"Kurt burada,söyle kasırga."dedim. Acaba bu kimdi sesi çok tanıdıktı.

"Kasırga-1, kurt bütün timi al ve tugaya gel." Dedi. Tabii ya. Bu Serkan abinin sesiydi. Serkan abi gizli ajanların içinde bir askerdi. Onun ismini sadece üst rütbeler bilirdi.

"Tamam."

"Askerler, karargaha hemen. Büyük ihtimalle görev var hadi şanşlısınız. Boş durmayacağız."dedim. Önden ben ve Mustafa olmak üzere yürümeye başladık.

"Komutanım,neden ilk geldiğiniz gün bana Yakup dediniz?"dedi. Belliydi zaten. Sürekli merak ediyordu.

"Eski timimde ki birine benziyorsun. Onun ismide Yakuptu. Sende ona benzetim. Oyüzden."dedim. Şuanda karargaha varmıştık.

Kapıyı açıp içeriye girdik. Yan koltukların en başı olmak üzere ilk ben oturdum. Timde sırayla oturdu.
İki dakika sonrada albay geldi. Hepimiz ayağa kalkıp selamımızı verdik.
"Oturun çocuklar."dedi albay.

Hepimiz yerimize yeniden kurulduk.

"Bugün büyük bir görev geldi. Türk silahı kuvvetlerinin en zor görevi olabilir bu. Bu göreve de Tüfek timi ve Ateş timini seçtik."demesiyle içeriye on bir tane asker girdi. İlk başta heybetli bir asker girdi. Büyük ihtimalle tim komutanı o idi. Hemen karşımızdaki yerlerini aldılar. Ondan öncede selamları vermeyide unutmadılar tabii. Hepsininde kaşları çatık,başları dikti. Tam karşıma o komutan düşündüğüm adam oturdu.

"Hepiniz buradaysanız başliyorum. Bu görevi ikiye ayrılıp yapicaksınız. Bu sefer timler ayrı değil. Bir olacak. Firuze Akça sen, Baran ulu Kartal ile beraber önden gideceksin. Baran ve Firuze, siz buradaki en iyi askersiniz. O yüzünden berabersiniz. Tüfek timi ve Ateş timi siz birleşip arkadan geliceksiniz. Bu görevde kurtarmanız gereken on tane can var. Teoristler. Köylerdeki sivil öğretmenleri almışlar."dedi albay. Ne olacak,güçleri bize yetmeyince hemen sivillerimize yanaşıyorlardı. Albay devam etti.

"Güneydoğu ırak bölge sınırında. Görev için bir saat sonra helikopter ile sınıra gideceksiniz. Çıkabilirsiniz."

"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM"

Herkes dışarı çıkınca,adının Baran olduğunu öğrendiğim adam yanıma geldi.
Omzuna bakınca, yüzbaşı olduğunu anladım.

"Ne var yüzbaşı. Eğer birlikte olduğumuz için söylenceksen hiç uğraşma. Bende istemiyordum." Dedim ve arkamı dönüp yürümeye başladım.

"Sen üst rütbedeki komutanların ile böylemi konuşursun, üsteğmen?"dedi arkamdan. Ama ben çoktan çıkış kapısına varmıştım.

"Ben rütbeye bakmam."dedim kafamı çevirerek. Kapıdan çıkıncada topuz olan saçımı düzeltip, berimi düzgünce taktım. Hayırlısı ile bu görevi bitirelim Allah'ım.

5 saat sonra

Şuan sınırda bulunuyorduk. Helikopterden daha yeni iniş yapmış durumdaydık.

"Herkes grup halinde ayrılsın. Firuze sen benle geliyorsun."dedi. Yok canım ben bilmiyordum sanki. Ben de hafıza kaybı mı var? Ne diye söyledi bunu. Bende biliyorum ya zaten.

"Tamam komutanım."dedim. Son kelimeye baskı ulgulayarak.

"Herkesin yedek şarjörü var değilmi?"dedi. Yok. Tövbe estağfurullah. Biz askeriz neden yanımızda olmasınki.

"Var komutanım."dedi herkes. "İyi"dedi.

"Bu görevi ciddiye alın. On tane öğretmeni sağlıklı bir şekilde evlerine bırakacağız. Size güveniyorum. Atış serbest."dediğinde nefesimi neden tuttuğumu anlamadım.

Arkadan hemen tüfek timi atıldı. "Atış serbest ya komutanım,bize bir şey olmaz Allah'ın izniyle."dediler.

Önden biz ikimiz olmak üzere ayrıldık. Yol boyuncada hiç konuşmadık zaten. Tam sınır köyüne varınca durduk. Dürbünü çıkartıp etrafı kontrol ettim.

"Temiz komutanım."dedim ve ayağa kalkıp yine yürümeye başladım.

Köyün tam ortasına varınca,etrafta göz gezdirdim. Neden bu kadar sakindi burası.

Tam barana dönüp sorucakken,etrafımızdan silah sesleri gelmeye başladı. "Saklan Firuze."dediğinde hemen karşılık verdim.

"Komutanım siz."dedimğim sırada silahımı çıkarıp bir yandan ateş ediyordum.

Ben daha ne olduğunu anlamadan,etrafımızı sis sardı. "Sis bombası atıldı."dediğim sırada enseme sert cisim yememle birlikte yere serilmem bir oldu.

...

Bölümü nasıldıı...
😌😌
Acaba bir sonraki bölüm ne olacakk.
Firuzeyi ne gibi zorluklar bekliyor acaba?
Sonraki bölüm görüşürüzz