Bölümler 6Şu an: Bölüm 6: Bizi kim izliyor?
Bazen birinin sana yalan söylediğini anlamak için söylediklerini dinlemen gerekmezdi.*
*Bazen yalnızca gözlerinin içine bakman yeterliydi.*
*Sunghoon'un gözlerine baktığımda ise hangimizin gerçeği sakladığını anlayamıyordum.*
--
Eski kanadın kapısı arkamızdan kapandı.
Çıkan ses, sessiz koridorda beklediğimden daha yüksek yankılandı.
İrkilerek arkamı döndüm.
Sunghoon bunu fark etti.
"Gerginsin."
"Beni okulun kullanılmayan bir bölümüne getirdin. Ne bekliyordun?"
"Burada kimse bizi rahatsız etmez."
"Bu cümle hiç de rahatlatıcı olmadı."
Bakışlarını üzerimde gezdirdi. Sonra duvara yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi.
"Dün gece ne oldu?"
Yine aynı soru.
Bir adım yaklaştım.
"Önce sen söyle. Nereden haberin oldu?"
"Ne haberim oldu?"
"Dün gece!"
Sesim istemeden yükseldi.
Sunghoon'un yüzünde bir değişiklik olmadı ama gözleri dikkatle yüzüme odaklandı.
"Bir şey mi oldu?"
Ona baktım.
Az önce sanki her şeyi biliyormuş gibi konuşan çocuk şimdi karşıma geçip hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıyordu.
"Benimle dalga mı geçiyorsun?"
"Hayır."
"Öyleyse neden bana dün gece ne olduğunu sordun?"
Kısa bir sessizlik oldu.
Sunghoon doğruldu.
"Çünkü yüzünde korkmuş birinin ifadesi var. Sabah da telefonuna baktığında aynı şey oldu."
İstemsizce telefonumu çantamın içinde daha sıkı tuttum.
Demek ki görmüştü.
"Beni mi izliyordun?"
"Şu anda seninle konuşuyorum."
"Sunghoon!"
"Suromi."
İsmimi öyle sakin söyledi ki bir an ne diyeceğimi unuttum.
Sonra kendimi toparladım.
"Dün gece kapımın altından bir not bırakıldı."
Sunghoon'un ifadesi değişti.
Çok küçük bir değişiklikti. Başka biri fark etmeyebilirdi.
Ama ben gördüm.
"Ne yazıyordu?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ona güvenmeye başladın bile."
Sunghoon başını hafifçe eğdi.
"Bana mı?"
"Başka kime?"
"Belki de sana güvenmemen gerektiğini söylemeye çalışıyordur."
İçimdeki öfke yeniden yükseldi.
"Bunu söylemek için neden kapımın altından not bıraksın? Neden doğrudan karşıma çıkmasın?"
"Belki de karşısına çıkmanı istemiyordur."
"Sen bunu normal mi buluyorsun?"
"Hayır."
İlk kez cevabı tereddütsüz verdi.
Sonra bana doğru bir adım attı.
"Not hâlâ sende mi?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Kimseye gösterdin mi?"
"Hayır."
"Güzel."
Gözlerimi kıstım.
"Bana emir vermeyi bırakır mısın?"
Sunghoon birkaç saniye sustu.
"Özür dilerim."
Beklemediğim bir cevaptı.
Bütün öfkem bir anlığına boşa çıkmış gibi hissettim.
"Ne?"
"Özür dilerim dedim."
"Sen özür dileyebiliyor musun?"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı.
"İstersen geri alabilirim."
"Hayır, kalsın. Tarihi bir ana tanıklık ediyorum."
Bu kez gerçekten gülümsedi.
Çok kısa sürdü.
Ama o gülümsemeyi görünce içimdeki gerginliğin bir kısmı dağıldı.
İşte beni asıl korkutan buydu.
Onun yanında korkmakla rahatlamak arasında bu kadar kolay gidip gelebilmemdi.
Sunghoon'un bakışları yeniden ciddileşti.
"Suromi, o notu yazanın kim olduğunu bilmiyorum."
"Peki ya mesaj?"
"Ne mesajı?"
Telefonumu çıkardım.
Ekranı açıp ona uzattım.
Bilinmeyen numaradan gelen iki mesajı okudu.
*Dün gece uyuyabildin mi?*
*Ona sor. Dün seni neden öptüğünü.*
Sunghoon'un yüzündeki ifade yavaşça silindi.
Telefonu bana geri verdi.
"Bu numarayı tanıyor musun?"
"Hayır."
"Cevap verdin mi?"
"Hayır."
"İyi."
Derin bir nefes aldım.
"Sunghoon, yeter artık. Sürekli bir şeyleri bilmediğini söylüyorsun ama her seferinde bir şey fark ediyorsun. Bana neden yardım ediyorsun?"
Bu kez cevap vermesi uzun sürdü.
Bakışlarını pencerelere çevirdi. Kirli camların ardından bahçenin yalnızca küçük bir kısmı görünüyordu.
"Çünkü birinin seni korkutmaya çalışmasından hoşlanmıyorum."
"Bu kadar mı?"
Gözleri yeniden bana döndü.
"Bu kadarı yeterli değil mi?"
Hayır, diye düşündüm.
Değildi.
Ama bunu söylemedim.
Çünkü asıl sormak istediğim şey hâlâ aramızda duruyordu.
Dün beni neden öpmüştü?
Ve neden o anı düşündüğümde kalbim hâlâ hızlanıyordu?
---
"Peki," dedim sonunda. "Bir soru daha soracağım."
"Dinliyorum."
"Dün merdivenlerde neden yaptın?"
Sunghoon'un bakışları yüzüme yerleşti.
İkimiz de neyi kastettiğimi biliyorduk.
Yine de söylemek zorunda kaldım.
"Beni neden öptün?"
Koridorun sessizliği ağırlaştı.
Sunghoon hemen cevap vermedi.
Bir an, yine hiçbir şey söylemeden gideceğini düşündüm.
Sonra ellerini cebine koydu.
"Bunu neden yaptığımı gerçekten bilmiyor musun?"
"Bilsem sana sormazdım."
"Belki de biliyorsundur ama duymak istiyorsundur."
"Her cümlenin altından başka bir anlam çıkarmaya çalışmaktan yoruldum."
Sesim bu kez daha kısık çıkmıştı.
Sunghoon'un yüzündeki ifade değişti.
"Çünkü senden uzak durmaya çalıştım," dedi.
Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Bir süre uzak durmanın daha doğru olacağını düşündüm."
"Sonra beni öptün."
"Evet."
"Bu nasıl bir mantık?"
"Bilmiyorum."
Ona baktım.
Bu kez gerçekten cevabını bilmiyor gibiydi.
"Senin hiçbir şey bilmediğin bir gün olacak mı?"
"Muhtemelen."
"Ne zaman?"
"Seninle ilgili düşünmeyi bıraktığımda."
Kalbim hızlandı.
Söylediklerini duyduğumdan emin olmak için ona baktım.
Sunghoon ise sanki sıradan bir şey söylemiş gibi gözlerini benden kaçırdı.
"Bunu neden şimdi söylüyorsun?"
"Çünkü sordun."
"Ben sana neden beni düşündüğünü sordum mu?"
"Hayır."
"Öyleyse-"
"Suromi."
Sustuğumda bakışlarını yeniden bana çevirdi.
"Bazen bir şeyin cevabını öğrenmek için onu tekrar tekrar sormana gerek yoktur."
"Peki ya cevabı anlamıyorsam?"
Bu kez yüzünde belli belirsiz bir hüzün belirdi.
"Belki de henüz anlamaya hazır değilsindir."
Başımı iki yana salladım.
"Seninle konuşmak gerçekten imkânsız."
"Yine de benimle konuşuyorsun."
Bu cümleye verecek cevabım yoktu.
Çünkü haklıydı.
Ne zaman kendime ondan uzak durmam gerektiğini söylesem, bir sonraki karşılaşmamızı düşünürken buluyordum kendimi.
Ve bunun nereye varacağını bilmiyordum.
Sunghoon kapıya doğru yürüdü.
"Gitmemiz gerekiyor. Ders başlayacak."
Arkasından seslendim.
"Bir dakika."
Durdu.
"Eğer bu mesajları sen göndermediysen..."
Bir an duraksadım.
"Bana yardım edeceğine nasıl güvenebilirim?"
Sunghoon yavaşça bana döndü.
"Güvenmek zorunda değilsin."
"Ne?"
"Bana hemen güvenmek zorunda değilsin, Suromi."
Bir süre gözlerimin içine baktı.
"Yalnızca gördüklerinle duyduklarını birbirinden ayır. Birisi sana benim hakkımda bir şey söylüyorsa, önce neden söylediğini düşün."
"Ya sen de bana yalan söylüyorsan?"
Bu kez cevap vermeden önce uzun süre sustu.
"Öyleyse bunu da kendin anlamalısın."
Kapıyı açtı.
Sonra koridora çıktı.
Ben birkaç saniye daha yerimde kaldım.
Onun söyledikleri içimi rahatlatmamıştı.
Ama beni daha çok düşündürmüştü.
Çünkü ilk kez, Sunghoon'un benden bir şey sakladığından değil...
**Bir başkasının benimle onun arasına bir şey yerleştirmeye çalıştığından şüphelenmeye başlamıştım.**
---
O gün derslerin geri kalanı boyunca telefonumu çantamdan çıkarmadım.
Her titreşimde irkiliyordum. Birisi adımı söylediğinde başımı kaldırıyor, koridordan gelen her sesin ardından kapıya bakıyordum.
Ela sonunda dayanamadı.
"Tamam. Artık anlatıyorsun."
Defterimi kapattım.
"Neyi?"
"Her ne oluyorsa onu."
"Bir şey olmuyor."
Ela'nın bakışları sertleşti.
"Bana yalan söylemek zorunda değilsin."
Bu cümle beni susturdu.
Çünkü son zamanlarda herkese yalan söylüyordum.
İyi olduğumu söylüyordum.
Uykumu aldığımı söylüyordum.
Korkmadığımı söylüyordum.
Ama gerçek şu ki, geceleri uyumaktan çekinir hâle gelmiştim. Koridorlarda yalnız kalmak istemiyordum. Ve ne zaman telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj gelse, bunun sıradan bir tesadüf olmadığına inanıyordum.
Yine de Ela'ya her şeyi anlatamadım.
"Biri bana mesaj atıyor," dedim sonunda.
Ela'nın yüzündeki ifade değişti.
"Kim?"
"Bilmiyorum."
"Ne yazıyor?"
Bir süre düşündüm.
Sonra telefonumu çıkarıp mesajları ona gösterdim.
Ela hepsini dikkatle okudu.
"Bu hiç hoş değil."
"Biliyorum."
"Numarayı engelledin mi?"
Başımı salladım.
"Hayır."
"Suromi!"
"Ya başka bir numaradan yazarsa?"
Ela sustu.
Haklıydım.
Numarayı engellemek, arkamda kimin olduğunu bulmamı sağlamayacaktı.
Ela telefonumu bana geri verdi.
"Bunu tek başına çözmeye çalışma, tamam mı? Eğer devam ederse güvendiğin bir yetişkine de söylemeliyiz."
Başımı salladım.
"Tamam."
Ela bir süre düşündükten sonra sordu:
"Sunghoon'un bununla bir ilgisi olduğunu düşünüyor musun?"
Gözlerim istemsizce sınıfın diğer tarafına kaydı.
Sunghoon yerinde değildi.
"Bilmiyorum," dedim.
Ela iç çekti.
"Bu çocuğun etrafında neden her şey bu kadar karmaşık?"
İçimden aynı soruyu geçirdim.
Neden?
Neden onunla karşılaşmamdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı?
Neden hayatıma girdiğinden beri hem daha fazla korkuyor hem de kendimi daha az yalnız hissediyordum?
Cevap veremedim.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
Sunghoon içeri girdi.
Gözleri doğrudan bana yöneldi.
Sonra bakışları Ela'ya kaydı.
Ela bunu fark etti ve kaşlarını kaldırdı.
"Bence senden hoşlanıyor."
Neredeyse nefesim kesiliyordu.
"Ela!"
"Ne? Sadece gözlem yapıyorum."
"Biraz daha sessiz gözlem yapabilir misin?"
Ela gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Peki, peki."
Ama Sunghoon yanımızdan geçerken bir an durdu.
Bana baktı.
Sonra Ela'ya.
"Bir şey mi kaçırdım?"
Ela'nın yüzünde tehlikeli bir gülümseme belirdi.
"Çok şey."
Sunghoon kaşını kaldırdı.
"Öyle mi?"
"Kesinlikle."
Aralarında geçen bu kısa konuşmayı izlerken ne yapacağımı bilemedim.
Sunghoon sonunda kendi sırasına gitti.
Ela bana doğru eğildi.
"Tamam, bu çocuk kesinlikle bir şeyler biliyor."
Gözlerimi kapattım.
*Ela, keşke ne kadar haklı olduğunu bilseydin.*
---
Son ders bittiğinde hava yeniden kapandı.
Okulun önünde birkaç dakika bekledim. Ela'nın bir işi çıkmıştı ve benden önce ayrılmıştı.
Tek başıma yürümek istemiyordum.
Ama bunu kendime itiraf etmek de istemiyordum.
Çantamın askısını düzelttim ve kapıya yöneldim.
Tam bahçeye çıktığımda telefonum titredi.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
Bu kez numara farklıydı.
**Bilinmeyen Numara: Bugün eski kanada gittiniz.**
Dünyanın bütün sesleri bir anda uzaklaştı.
Mesajı tekrar okudum.
Bir kez.
İki kez.
Sonra başımı kaldırıp çevreme baktım.
Bahçede öğrenciler vardı. Bazıları gülüyor, bazıları telefonlarıyla uğraşıyor, bazılarıysa okul servislerine yetişmeye çalışıyordu.
Herkes kendi dünyasındaydı.
Ama içimde bir his, birilerinin beni izlediğini söylüyordu.
Telefonuma yeni bir mesaj geldi.
**Bilinmeyen Numara: Onunla yalnız kalmamalısın.**
Nefesimi tuttum.
Bu kez cevap yazdım.
**Ben: Kimsin sen?**
Mesajım gönderildi.
Ekranda üç nokta belirdi.
Bir süre sonra kayboldu.
Sonra yeniden belirdi.
Parmaklarım buz kesmişti.
Nihayet cevap geldi.
**Bilinmeyen Numara: Beni tanıyorsun.**
Mesajı okurken kalbim hızla atmaya başladı.
Tanıyor muydum?
Hayır.
Tanımadığım birinin beni tanıdığını söylemesi, onu tanıdığım anlamına gelmezdi.
Ama ya okuldan biriyse?
Ya her gün yanından geçtiğim, yüzünü bildiğim ama adını bilmediğim biriyse?
Telefonumu kapatıp çantama koydum.
Eve gitmeliydim.
Tam yürümeye başladığım sırada arkamdan bir ses geldi.
"Suromi."
Döndüm.
Sunghoon birkaç metre ötede duruyordu.
Bana baktıktan sonra yüzüme dikkatle baktı.
"Ne oldu?"
"Hiçbir şey."
"Yalan söylüyorsun."
Sinirle güldüm.
"Bunu nereden çıkardın?"
"Çünkü az önce telefonuna bakarken yüzün bembeyaz oldu."
Gözlerimi kaçırdım.
Sunghoon yanıma geldi ama aramızdaki mesafeyi korudu.
"Yine mesaj mı geldi?"
Ona döndüm.
"Sen nereden biliyorsun?"
"Çünkü bütün gün telefonuna bakmamak için kendinle savaşıyordun."
Bir an sustum.
Bunu fark etmişti.
Beni gerçekten izliyor muydu, yoksa yalnızca dikkatli miydi?
Aradaki farkı hâlâ anlayamıyordum.
Telefonumu çıkarıp mesajı ona gösterdim.
Sunghoon okurken yüzü giderek ciddileşti.
"Bunu kimseye cevaplama."
"Az önce cevapladım."
Başını kaldırdı.
"Ne yazdın?"
"Kim olduğunu sordum."
"Cevap verdi mi?"
Ekranı gösterdim.
*Beni tanıyorsun.*
Sunghoon mesajı bir kez daha okudu.
Sonra başını kaldırıp okul binasına baktı.
"Ne oldu?" diye sordum.
"Hiçbir şey."
"Sunghoon."
Bana döndü.
"Ne?"
"Benden bir şey saklıyorsun."
Bakışları yüzümde sabitlendi.
"Sen de benden bir şeyler saklıyorsun."
Bu sözler içime oturdu.
Çünkü doğruydu.
İkimiz de birbirimize yaklaşmaya çalışıyor ama aynı zamanda kendimizi korumak için aramıza duvarlar örüyorduk.
Bir süre sessizce durduk.
Sonra Sunghoon konuştu.
"Bugün eve yalnız gitmeni istemiyorum."
İçimde bir şey gerildi.
"Bana ne yapmam gerektiğini söyleyemezsin."
"Söylemiyorum."
"O zaman?"
"Senin için endişeleniyorum."
Bunu o kadar doğrudan söylemişti ki bir an cevap veremedim.
Sunghoon'un yüzünde bir şaka belirtisi yoktu.
"Bunu neden yapıyorsun?" diye fısıldadım.
"Çünkü seni önemsiyorum."
Kalbim göğsümde ağırlaştı.
Bir insan üç kelimeyle nasıl bu kadar çok soru yaratabilirdi?
Ona bakmaya devam ettim.
"Beni ne kadar tanıyorsun ki?"
Sunghoon'un ifadesi değişti.
Çok kısa bir anlığına, gözlerinde açıklayamadığım bir şey belirdi.
Ardından bakışlarını kaçırdı.
"Sandığından daha fazla."
İçimdeki huzursuzluk yeniden büyüdü.
Ama bu kez telefonum titremedi.
Bu kez korkumun kaynağı elimde tuttuğum bir mesaj değildi.
Karşımda duran çocuktu.
Bana yardım etmek istiyordu.
Bundan emindim.
Ama onun hakkında bilmediğim şeylerin, bildiklerimden çok daha fazla olduğunu da biliyordum.
---
Sunghoon benimle okul kapısına kadar yürüdü.
Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık.
Bir ara bana bir şey söyleyecek gibi oldu ama sonra vazgeçti.
Ben de ona soru sormadım.
Çünkü bazen insan, cevabını duymaktan korktuğu soruları sormamak için elinden geleni yapardı.
Kapıya ulaştığımızda durdum.
"Buradan sonrasını kendim giderim."
Sunghoon başını salladı.
"Peki."
Bir an bekledim.
Sonra dayanamayıp sordum:
"Yarın seni görecek miyim?"
Soruyu yine ben sormuştum.
Sunghoon'un yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"Beni görmek istiyorsun."
"Her şeyi kendinle ilgili hâle getirmeyi bırak."
"Sen benimle ilgili sorular sormaya devam edersen zor."
Gözlerimi devirdim.
Ama istemeden gülümsedim.
O da bunu fark etti.
"İşte böyle daha iyi."
"Ne?"
"Gülümsediğinde."
Bir an ikimiz de sustuk.
Sonra Sunghoon geri çekildi.
"Eve gidince kapını kilitle."
"Sunghoon..."
"Ve mesaj gelirse cevap verme. Önce güvendiğin birine göster."
Başımı salladım.
Bu kez itiraz etmedim.
Çünkü söylediği şeyin mantıklı olduğunu biliyordum.
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
Birkaç adım sonra istemsizce geri baktım.
Sunghoon hâlâ kapının önündeydi.
Beni izliyordu.
Ama bu kez o bakışta ilk karşılaştığımız günkü karanlık ifade yoktu.
Yalnızca endişe vardı.
En azından ben öyle sandım.
Eve varana kadar başka mesaj gelmedi.
Kapıyı kilitledim, çantamı bıraktım ve odama geçtim.
Telefonumu masaya koydum.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra kendime kızarak yatağa uzandım.
Belki de Sunghoon haklıydı.
Belki de bir başkası bizi birbirimize karşı kışkırtmaya çalışıyordu.
Ama neden?
Benden ne istiyordu?
Sunghoon'dan ne istiyordu?
Ve en önemlisi...
Neden beni tanıdığını söylüyordu?
Telefonum titredi.
Bu kez mesaj, kayıtlı olmayan numaralardan gelmemişti.
Sunghoon'dandı.
Sunghoon:Eve vardın mı?"
Ekrana bakarken dudaklarımda istemsiz bir gülümseme belirdi.
Ben:" Evet."
Cevabı hemen geldi.
Sunghoon:" Güzel."
Bir mesaj daha yazdı.
"Sunghoon:İyi geceler, Suromi."
Bir süre düşündüm.
Sonra ben de yazdım.
"Ben: İyi geceler, Sunghoon."
Telefonu masaya bıraktım.
İlk kez gün boyunca biraz olsun rahatladığımı hissettim.
Belki de bu gece uyuyabilirdim.
Belki de her şey yavaş yavaş düzelirdi.
Gözlerimi kapatmaya hazırlanırken telefonum bir kez daha titredi.
Sunghoon değildi.
Bilinmeyen bir numaraydı.
Mesajı açtım.
"Bilinmeyen Numara: Sana onun yanında güvende olduğunu düşündüren ne?"
Nefesim boğazımda düğümlendi.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara: "Onun sana anlatmadığı şeyleri bir bilsen..."
Telefon elimde hareketsiz kaldı.
Ekranın ışığı yüzüme vuruyordu.
Bu kez cevap yazmadım.
Yalnızca mesajı okudum.
Sonra bir kez daha.
Ve zihnimde tek bir soru yankılandı:
"Sunghoon benden ne saklıyordu?"
---
*Bir yabancı sana korkman gerektiğini söylediğinde, ondan uzaklaşabilirdin.*
*Ama seni korkutan kişi aynı zamanda kendini güvende hissettiğin kişiyse...*
*O zaman nereye gidecektin?*
Bölüm etkileşimi
