Bölüm 5: Bir öpücüğün sessizliği

Vaveyla Yazarı: Suromi Mitzuki

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm 5: Bir öpücüğün sessizliği

Bazı insanlar giderken arkalarında bir boşluk bırakırdı.

Sunghoon ise arkasında cevaplanmamış sorular bırakıyordu.

Merdiven boşluğunda hâlâ aynı yerde duruyordum.

Sırtım soğuk duvara yaslanmıştı. Parmaklarım çantamın askısına sıkıca tutunmuş, gözlerim Sunghoon'un kaybolduğu üst kata dikilmişti.

Az önce ne olmuştu?

Beni öpmüştü.

Öylece.

Hiçbir şey söylemeden, sanki bunu uzun zamandır yapmak istiyormuş gibi yaklaşmış, dudakları dudaklarıma hafifçe değmiş ve ardından arkasını dönüp gitmişti.

Ne bir açıklama…

Ne bir bakış…

Ne de arkasına dönüp beni kontrol etme ihtiyacı.

Sanki benim için dünyanın en karmaşık anını yaratmış, sonra da zil çalmış gibi hayatına devam etmişti.

Ondan nefret ediyorum.

Bu düşünce zihnimde belirdiği anda kendime inanmadığımı fark ettim.

Nefret etseydim hâlâ burada durmazdım.

Nefret etseydim kalbimin neden bu kadar hızlı attığını anlamaya çalışmazdım.

Ve kesinlikle…

Kesinlikle o birkaç saniyeyi zihnimde tekrar tekrar yaşamazdım.

Başımı duvara yaslayıp gözlerimi kapattım.

“Ne yapıyorsun sen, Suromi?” diye fısıldadım kendime.

Cevap yoktu.

Zaten son zamanlarda hiçbir sorumun cevabı yoktu.

Ders zili çaldığında nihayet hareket edebildim.

Merdivenleri çıkarken ayaklarımın beni sınıfa götürdüğünü hissediyordum ama aklım hâlâ birkaç dakika önceydi.

Sunghoon'un yüzündeki ifadeyi düşündüm.

Bana yaklaşırken gözleri her zamanki gibi karanlıktı. Fakat bu kez o alışılmış soğukluğun altında başka bir şey vardı. Kararsızlık mıydı, öfke mi, yoksa kendisinin bile anlamlandıramadığı bir duygu mu?

Bilmiyordum.

Tek bildiğim, beni öptükten sonra yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi görmediğimdi.

Sınıfa girdiğimde Ela hemen başını kaldırdı.

“Sonunda geldin.”

Çantamı sıranın yanına bıraktım.

“Ne oldu?”

Ela kaşlarını kaldırdı.

“Ben sana ne oldu diye soracaktım. Suratın neden böyle?”

“Nasıl?”

“Bütün gece uyumamışsın ve az önce hayatının en kötü haberini almışsın gibi.”

İçimden acı bir gülümseme geçti.

Keşke mesele yalnızca uykusuzluk olsaydı.

“İyiyim.”

Ela gözlerini kıstı.

“Suromi.”

“Ela.”

“Bana yine o iki kelimelik cevaplarından birini verirsen defterimi kafana atacağım.”

“Defterin ağır mı?”

“Şu an yeterince ağır bir şey arıyorum.”

İstemeden güldüm. Kısa, yorgun bir gülüştü.

Ela'nın yüzü biraz yumuşadı.

“Bak, şaka bir yana… Son günlerde gerçekten iyi görünmüyorsun. Bir şey mi oldu?”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır.”

Yalan söylemek giderek kolaylaşıyordu.

Asıl korkutucu olan da buydu.

Ela bir süre yüzümü inceledi, sonra sesini alçalttı.

“Peki. Anlatmak istemiyorsan anlatma. Ama tek başına halletmek zorunda değilsin, tamam mı?”

Boğazıma bir şey düğümlendi.

Neredeyse her şeyi anlatacaktım.

Koridordaki notları. Yağmurun altında duran çocuğu. Gece evimin yakınında gördüğüm silueti. Ve az önce merdivenlerde yaşananları.

Ama kelimeler dudaklarıma ulaşmadan durdu.

Çünkü bir şeyi anlatmak, onun gerçekliğini kabul etmek demekti.

Ben ise bazı şeylerin gerçek olmasından hâlâ korkuyordum.

“Tamam,” dedim.

Ela elimi kısa bir an sıktı.

Ders başladı.

Ben tek bir kelime bile duymadım.

Öğle arasına kadar Sunghoon'u görmedim.

Bunun beni rahatlatması gerekiyordu.

Rahatlamadım.

Aksine, koridordaki her ayak sesinde başımı kaldırdım. Sınıfın kapısı her açıldığında istemsizce oraya baktım. Bahçeye açılan pencereden dışarıyı kontrol ettim.

Onu arıyordum.

Bu gerçeği kendime itiraf ettiğimde içim sıkıştı.

Beni öpen oydu. Açıklama yapmadan giden de oydu. Neden şimdi onu ben arıyorum?

Öğle arasında Ela, kantine gelmem için ısrar etti. Kalabalığın içinde biraz daha az düşünürüm sanmıştım.

Yanılmışım.

Tam masaya oturuyorduk ki karşı taraftan birkaç öğrencinin konuşması kulağıma çarptı.

“Sunghoon'u bugün gördün mü?”

“Sabah gördüm. Sonra ortadan kayboldu.”

“Zaten hep öyle. Bir gün burada, bir gün yok.”

Elimdeki su şişesinin kapağıyla oynamaya başladım.

Ela bunu fark etti.

“Yine mi o?”

Başımı kaldırdım.

“Kim?”

“Suromi, lütfen. Adını söylemedim bile.”

“Ne saçmalıyorsun?”

Ela sandalyesine yaslandı.

“Hiç. Sadece son zamanlarda onun adını duyduğunda nefes almayı unutuyorsun.”

“Abartıyorsun.”

“Umarım.”

Bir an sustu, sonra yüzündeki alaycı ifade kayboldu.

“Bir şey soracağım. O çocuk seni rahatsız ediyor mu?”

Soruyu beklemiyordum.

“Ne?”

“Sunghoon. Seni rahatsız ediyor mu? Çünkü bazen birinin sana ilgi göstermesiyle birinin sınırlarını aşması arasındaki farkı görmek zor olabilir.”

Parmaklarım şişenin üzerinde durdu.

Bana dokunmuştu. Beni izlemişti. Hakkımda bilmemesi gereken şeyleri biliyormuş gibi davranmıştı.

Ve şimdi beni öpmüştü.

Bunların hiçbirini Ela'ya anlatamıyordum.

“Bilmiyorum,” dedim sonunda.

Bu kez yalan söylemedim.

Ela'nın bakışları ciddileşti.

“Bilmiyorsan acele etme. Sana ne hissetmen gerektiğini o söyleyemez.”

Sözleri içimde beklemediğim bir yere dokundu.

Sunghoon'un ne hissettiğini bilmiyordum.

Ama daha kötüsü, benim ne hissettiğimi de bilmiyordum.

Dersler bittiğinde hava erkenden kararmaya başlamıştı.

Çantamı omzuma geçirip binadan çıktım. Öğrenciler kapıya doğru akın ediyor, bahçedeki ağaçların dalları rüzgârda sallanıyordu.

Yağmur yağmıyordu.

Yine de gökyüzü, birazdan her şeyi karanlığa gömecekmiş gibi görünüyordu.

Merdivenlerin son basamağına geldiğimde durdum.

Karşı binanın girişinde Sunghoon vardı.

Siyah ceketi, cebinde duran elleri ve her zamanki ifadesiz yüzüyle duvara yaslanmıştı.

Bu kez beni gördüğünde başını çevirmedi.

Doğrudan gözlerimin içine baktı.

İçimdeki bütün düşünceler aynı anda sustu.

Yanımdan geçen öğrencilerden biri omzuma çarptı.

“Özür dilerim.”

Duyduğumu bile sanmıyordum.

Sunghoon duvardan ayrıldı.

Bana doğru yürümeye başladı.

Her adımında kendime bir şey söylemeye çalışıyordum.

Git.

Onunla konuşma.

Önce neden yaptığını sor.

Ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı.

Birkaç adım kala durdu.

Aramızda yalnızca birkaç santimlik mesafe vardı.

“Beni neden görmezden geliyorsun?” diye sordu.

Bir an ona bakakaldım.

Sonra inanamayarak güldüm.

“Ben mi seni görmezden geliyorum?”

Başını hafifçe yana eğdi.

“Evet.”

“Sen sabah beni öptün, sonra hiçbir şey söylemeden gittin.”

Bakışları yüzümde gezindi.

“Biliyorum.”

“Biliyorsun?”

“Evet.”

Sinirden parmaklarımı çantamın askısına geçirdim.

“Peki, bunun hakkında söyleyecek hiçbir şeyin yok mu?”

Sunghoon birkaç saniye sustu.

“Bir şey söylememi mi istiyorsun?”

Bu soru beni hazırlıksız yakaladı.

“Ben—”

“Ne söylememi istiyorsun, Suromi?”

Sesini yükseltmemişti. Hatta sesi her zamankinden daha sakindi.

Ama bu sakinlik beni daha çok öfkelendiriyordu.

“Bilmiyorum! Belki neden yaptığını?”

Gözlerini gözlerimden ayırmadı.

“Çünkü istedim.”

Kalbim bir anlığına tekledi sanki.

“Bu bir açıklama değil.”

“Benim için öyle.”

Başımı iki yana salladım.

“Sen gerçekten inanılmazsın.”

“Bunu daha önce de söyledin.”

“Çünkü her seferinde bana yeni bir neden veriyorsun!”

İlk kez yüzünde küçücük bir değişiklik gördüm.

Dudaklarının kenarı kıpırdadı ama gülümsemedi.

“Benden korkuyor musun?” diye sordu.

Soru, aramızdaki bütün öfkeyi bir anda başka bir şeye dönüştürdü.

Ona dürüstçe cevap vermek istedim.

Evet, dedim içimden.

Bazen senden korkuyorum.

Bazen beni herkesten daha iyi tanıyormuşsun gibi davranman beni ürkütüyor.

Bazen gözlerindeki o karanlığın içinde ne olduğunu merak ediyorum.

Ve bazen…

Bazen sana yaklaşmak istiyorum.

“Bilmiyorum,” dedim.

Sunghoon'un bakışları değişti.

“Güzel.”

Kaşlarımı çattım.

“Nesi güzel bunun?”

“Benden korktuğunu söylemedin.”

“Bu, senden korkmadığım anlamına gelmiyor.”

“Biliyorum.”

Yine aynı kelime.

Biliyorum.

Sanki ağzından çıkan her şeyin altında benim henüz keşfedemediğim başka bir anlam vardı.

“Bana bir daha böyle yapma,” dedim.

Bu kez bakışları dudaklarıma inmedi. Gözlerimde kaldı.

“İstemiyorsan yapmam.”

Beklediğim cevap bu değildi.

Bir an ne söyleyeceğimi bilemedim.

Sonra başımı kaldırdım.

“Benim ne istediğimi nereden bileceksin?”

Sunghoon'un sesi alçaldı.

“Söylersen bilirim.”

İlk kez, gerçekten bir cevap vermemi bekliyormuş gibi görünüyordu.

Ama tam konuşacakken telefonum çaldı.

İrkilerek çantama uzandım.

Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.

Aramayı reddettim.

Telefon yeniden çaldı.

Sunghoon'un bakışları ekrana kaydı.

“Açmayacak mısın?”

“Tanımıyorum.”

“Belki de seni tanıyordur.”

Başımı hızla kaldırdım.

“Ne demek bu?”

Sunghoon cevap vermedi.

Telefon üçüncü kez çaldı.

Bu kez aramayı açtım.

“Alo?”

Karşı tarafta birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.

Sonra bir erkek sesi duydum.

“Yanlış numara.”

Arama kesildi.

Ekrana baktım.

Bütün bunlar yalnızca birkaç saniye sürmüştü ama içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk bırakmıştı.

Başımı kaldırdığımda Sunghoon hâlâ önümdeydi.

“Kimdi?” diye sordu.

“Bilmiyorum.”

“Peki.”

Bir adım geri çekildi.

Sonra arkasını döndü.

Yine mi?

Gerçekten yine hiçbir şey söylemeden gidecek miydi?

“Sunghoon!”

Durdu.

İlk kez adını kendiliğimden söylemiştim.

Yavaşça bana döndü.

“Ne?”

Dudaklarımı araladım.

Ona ne soracaktım?

Beni neden öptün?

Beni neden takip ediyorsun?

Benden ne istiyorsun?

Sonunda yalnızca şunu söyleyebildim:

“Yarın gelecek misin?”

Soru ağzımdan çıktığı anda pişman oldum.

Sunghoon bir süre bana baktı.

Sonra başını hafifçe eğdi.

“Beni görmek istiyor musun?”

Yüzümün ısındığını hissettim.

“Ben öyle demedim.”

“Biliyorum.”

“Her şeye ‘biliyorum’ demeyi bırakır mısın?”

Bu kez belli belirsiz gülümsedi.

“Deneyeceğim.”

Sonra yürümeye başladı.

Birkaç adım sonra durmadan konuştu.

“Yarın, aynı merdivenler.”

Ve gitti.

Ben ise arkasından bakarken tek bir şeyi düşünüyordum.

Ya gerçekten gelirse?

Eve döndüğümde hava tamamen kararmıştı.

Anahtarı kilide sokarken bir an duraksadım. Sokağın karşısındaki ağacın dalları rüzgârda sallanıyordu.

Gözlerimi ağacın altına diktim.

Kimse yoktu.

Yine de içeri girene kadar arkamı birkaç kez kontrol ettim.

Kapıyı kapatıp kilitledim.

Ev sessizdi.

Çantamı sandalyeye bıraktım, ayakkabılarımı çıkardım ve mutfağa geçtim. Bir bardak su içtikten sonra odama gittim.

Ders çalışmam gerekiyordu.

Uyumam gerekiyordu.

Normal bir gün geçirmem gerekiyordu.

Ama zihnimde sürekli aynı an dönüyordu.

Sunghoon'un bana yaklaşması.

Gözlerimin içine bakması.

Dudaklarının dudaklarıma değmesi.

Ardından hiçbir şey olmamış gibi uzaklaşması.

Telefonumu elime aldım.

Yeni bir mesaj yoktu.

Bunun beni hayal kırıklığına uğratmasına izin vermemeliydim.

Telefonu masaya bıraktım.

Birkaç dakika sonra tekrar elime aldım.

Kendime kızarak ekranı kapattım.

“Saçmalıyorsun,” diye fısıldadım.

Tam o sırada kapının altından bir kâğıt sesi geldi.

Olduğum yerde donup kaldım.

Başımı kapıya çevirdim.

Birkaç saniye hiçbir şey yapmadım.

Sonra yavaşça ayağa kalktım.

Kapıyı açtığımda koridor boştu.

Ne ayak sesi vardı ne de uzaklaşan bir gölge.

Yalnızca yerde duran küçük, beyaz bir kâğıt.

Eğilip aldım.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.

“Ona güvenmeye başladın bile.”

Kâğıdı avucumda buruşturdum.

Kalbim hızla atıyordu.

Bu, Sunghoon'un yazısı mıydı?

Beni korkutmaya mı çalışıyordu?

Yoksa…

Bütün bu olanları bilen başka biri mi vardı?

Kâğıdı tekrar açıp yazıya baktım. Harfler düzgün, çizgiler kararlıydı. El yazısını tanımıyordum.

Telefonumu alıp Ela'ya yazmayı düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

Bunu birine anlatsam ne diyecektim?

Evimin kapısına biri not bırakıyor. Kim olduğunu bilmiyorum. Bir çocuk beni öptü ve şimdi ona güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyorum.

Her şey birbirine karışmıştı.

Notu çekmeceme koydum.

Kapıyı yeniden kilitledim.

O gece yatağa uzandığımda uyumak için gözlerimi kapatmayı denedim.

Ama her seferinde aynı cümle zihnimde yankılanıyordu.

Ona güvenmeye başladın bile.

Belki de notu yazan kişi haklıydı.

Belki Sunghoon'a güvenmiyordum.

Belki ona güvenmek istemiyordum.

Ama artık onu düşünmeden bir günü tamamlayamadığım da doğruydu.

Ve bu, beni korkutuyordu.

### 5

Ertesi sabah okula her zamankinden erken gittim.

Kendi kendime bunun sebebinin kalabalıktan önce sınıfa ulaşmak olduğunu söyledim.

Başka bir sebep yoktu.

Merdivenlerin önünden geçerken adımlarımı yavaşlattım.

Boştu.

Üst kata çıktım.

Sunghoon yoktu.

Sınıfa girdim, çantamı bıraktım ve pencerenin yanına oturdum.

Dakikalar geçti.

Öğrenciler gelmeye başladı.

Ela yanıma oturup bir şeyler anlatmaya koyuldu ama söylediklerini dinleyemiyordum.

Gözüm sürekli kapıdaydı.

Zil çalmasına birkaç dakika kala telefonum titredi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Ekranı açtım.

Bilinmeyen Numara: Dün gece uyuyabildin mi?

Nefesim kesilir gibi oldu.

Parmaklarım ekranda hareketsiz kaldı.

Bu mesajı kim göndermişti?

Dün geceyi nereden biliyordu?

Bir cevap yazmak için klavyeyi açtım.

Sonra durdum.

Kim olduğunu sor.

Belki de hiçbir şey bilmiyordur.

Belki de seni izliyordur.

Mesajı sildim, telefonu kapattım.

Tam o sırada sınıfın kapısında bir hareketlilik oldu.

Başımı kaldırdım.

Sunghoon içeri girdi.

Her zamanki gibi sakindi. Siyah ceketi omzundaydı, yüzünde hiçbir şey belli etmeyen o ifade vardı.

Gözleri sınıfı taradı.

Sonra beni buldu.

Bakışlarımız kesişti.

Telefonum yeniden titredi.

İstemeden ekrana baktım.

Yeni bir mesaj.

Bilinmeyen Numara: Ona sor. Dün seni neden öptüğünü.

Başımı kaldırdım.

Sunghoon hâlâ bana bakıyordu.

Yüzünde hiçbir değişiklik yoktu.

Ama bu kez bir şey fark ettim.

Telefonumun ekranı kapandığında, Sunghoon'un bakışları da yavaşça benden uzaklaştı.

Sanki bir şey bekliyordu.

Sanki benim bir şey öğrenmemi istiyordu.

Ya da belki bütün bunlar yalnızca uykusuz zihnimin bana oynadığı bir oyundu.

Telefonumu avucumda sıkıca tuttum.

Dün geceki notu düşündüm.

Sonra mesajı.

Ardından merdivenlerdeki öpücüğü.

Birbirinden bağımsız olmaları gerekiyordu.

Ama artık hiçbir şeyin birbirinden bağımsız olduğuna inanamıyordum.

Sunghoon sırasına oturdu.

Ben gözlerimi ondan ayıramadım.

Çünkü artık ona yalnızca bir soru sormak istemiyordum.

Ona güvenip güvenemeyeceğimi öğrenmek istiyordum.

Ve bunu yapmanın tek bir yolu vardı.

Onunla konuşmak.

Gerçekten konuşmak.

Ders zili çaldığında ayağa kalktım.

Sunghoon başını kaldırdı.

Yanına doğru yürüdüm.

Tam önünde durduğumda gözlerini bana çevirdi.

“Ne oldu, Suromi?”

Derin bir nefes aldım.

“Seninle konuşmamız gerekiyor.”

Bana birkaç saniye baktı.

Sonra sandalyesinden kalktı.

“Biliyordum.”

Kaşlarımı çattım.

“Neyi biliyordun?”

Sunghoon kapıya doğru yürüdü. Eşiğe geldiğinde durup omzunun üzerinden bana baktı.

“Bana soracağın şeyi.”

İçimdeki huzursuzluk yeniden büyüdü.

“Sen nereden—”

“Geliyor musun?”

Bir an tereddüt ettim.

Sonra peşinden yürüdüm.

Koridora çıktığımızda Sunghoon hiç beklemediğim bir yöne döndü.

Kütüphaneye değil.

Merdivenlere de değil.

Okulun kullanılmayan eski kanadına.

Dün geceki mesajı düşündüm.

Ona sor.

Adımlarımı yavaşlattım.

Sunghoon birkaç metre ileride durdu.

Bana döndü.

“Suromi.”

Sesindeki ifade değişmişti.

“Eğer bana bir şey soracaksan, cevabını gerçekten duymaya hazır olmalısın.”

Yutkundum.

“Hazırım.”

Bana uzun uzun baktı.

Sonra eski kanadın kapısını açtı.

İçerisi karanlıktı.

Sunghoon bir adım geri çekilip bana geçmem için yer bıraktı.

“Öyleyse,” dedi sessizce, “önce bana dün gece ne olduğunu anlat.”

Kanım dondu.

Dün gece mi?

Odamda yalnızdım.

Kapımın altından bırakılan nottan başka hiçbir şey olmamıştı.

En azından ben öyle sanıyordum.

Sunghoon'un gözlerine baktım.

Ve ilk kez, onun da bir şeyden şüphelendiğini anladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18