6. bölüm · Karanlığın Sahibi
BÖLÜM 6
Sonunda gülüşerek Efsun ile sınıf kapısının önüne geldiğimiz an Efsun sustu, malum, Efsun susunca bende sustum.
Çantaları toplayıp okuldan çıkmak üzere okul çıkışına doğru ilerkedik, Efsun bana dönüp
Efsun-ya helin, senle gelmek çok istiyorum ama bugün diğer taraftan gitmek zorundayım.
Benimle gelmek istediği çok belliydi, sesinden belli oluyordu
Ben-tamam Efsun, sabah görüşürüzzz
Elimle öpücük yapıp ona doğru üfledim, oda aynısını yaptı,
sonra eve doğru yürümeye başladım, tam o sırada gözüm okulun arka girişine kaydı, kavga, bağırışlar geliyordu,
umursamamaya çalıştım, ama aklımdan çıkmıyordu, Efsun'un anlattıklarından beri oraya karşı merakım bir türlü gitmemişti.
Evin önüne geldiğimde yol boyu arka girişte ne olduğunu düşünmüştüm,
kapıyı anahtarla açtığım an bana doğru koşan Sare ile karşılaştım, olduğu gibi gelip sarıldı, bende dizlerimin üstüne eğilip ona sarıldım,
Sare-Ablammm, hoşgeldin!
Neşeli sesi içimdeki bütün sorunları aldı gitti.
Ben- İyiyim ablam, sen nasılsın?
Sare boynuma sarılı halde başını omzuma yasladı.
— Ben de iyiyim. Seni bekledim.
Gülümsedim.
— Beni mi?
— Evet! Hem de çok.
Küçük ellerini boynumdan çekip yüzüme baktı.
— Okulun nasıldı?
— Güzeldi.
Aslında güzel değildi.
Daha ilk günden bir sürü insan, bir sürü isim ve anlam veremediğim bir sürü olayla karşılaşmıştım.
Ama Sare'ye bunların hiçbirini anlatmayacaktım.
Çünkü onun dünyası benimkinden farklı olmalıydı.
Çantasını yere bırakıp elimi tuttu.
— Gel, sana odamı göstereceğim!
— Daha dün gösterdin.
— Ama bugün başka!
Gülerek peşinden gittim.
Odası gerçekten de değişmişti. Dün gece beraber yerleştirdiğimiz oyuncakların neredeyse hepsini yatağının üzerine dizmişti.
— Bunlar niye burada?
— Arkadaşlarım.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Hepsi mi?
— Evet.
Yatağın üzerindeki oyuncaklara tek tek baktım.
— Peki ben?
Sare hiç düşünmeden en sevdiği peluşunu elime verdi.
— Sen de bunun ablasısın.
Kahkaha attım.
— Sağ ol, Sare.
Tam o sırada koridordan annemin sesi geldi.
— Helin!
Gülüşüm bir anda kayboldu.
Sare'nin elini tuttum.
— Sen oyuncaklarınla oyna, ben hemen geleceğim.
Başını salladı.
Odadan çıktığımda annemi merdivenlerin başında gördüm.
— Geldin demek.
— Evet.
— Okul nasıldı?
Sesindeki ilgisizlik o kadar belliydi ki cevap vermek bile istemedim.
— İyiydi.
Yanından geçip odama çıkacaktım.
— Bir dakika.
Durup arkamı döndüm.
— Ne?
— Yarın okuldan çıkınca doğrudan eve gel.
Kaşlarımı çattım.
— Neden?
— Sana hesap mı vereceğim?
İçimdeki öfkenin yeniden yükseldiğini hissettim.
Ama Sare'nin odada olduğunu hatırlayıp sustum.
— Tamam.
Merdivenleri çıkıp odama girdim.
Kapıyı kapattığım anda yatağın üzerine oturdum.
Çantamı açarken gözüm küçük ilaç çantama takıldı.
Bir an durdum.
Sabah sınıfta Efsun'un bunu görmesi geldi aklıma.
Sonra Göktuğ...
İlaç çantasına bakmıştı.
Neden baktığını bilmiyordum.
Aslında umurumda da değildi.
En azından öyle düşünüyordum.
Telefonumu elime aldım.
Babamın mesajlarına tekrar baktım.
Hâlâ cevap yoktu.
Ekranı kapatıp telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Tam o sırada dışarıdan Sare'nin sesi geldi.
— AblAAAA!
— Ne oldu?
— Acıktım!
Gülerek ayağa kalktım.
— Geliyorum!
Kapıyı açıp koridora çıktım.
Sare koşarak yanıma geldi.
Elimi tuttu.
— Bana makarna yapar mısın?
— Yapmam.
Yüzünü buruşturdu.
— Neden?
— Çünkü bugün çok yoruldum.
Bir saniye bekledim.
— Ama belki...
Sare'nin yüzü anında aydınlandı.
— YAPARSIN!
Gülerek mutfağa doğru yürüdük.
mutfağa geçip Sare için bir şeyler hazırladım.
O da sandalyeye oturmuş beni izliyordu.
— Abla, yarın da okula gidecek misin?
— Evet.
— Beni de götür.
Gülerek ona döndüm.
— Senin okulun burada.
— Ama ben senin okulunu merak ediyorum.
— Daha dört yaşındasın.Q
— Olsun.
— Hem orada çok sıkılırsın.
— Sen sıkılmıyorsun ki.
Elimdeki kaşığı bıraktım.
— Ben bugün edebiyat dersinde neredeyse uyuyordum.
Sare kahkaha attı.
— Öğretmen kızdı mı?
— Biraz.
— Sana kızmasın!
— Tamam, söylerim.
Sare'nin ciddiyetine gülmeden duramadım.
Bir süre sonra yemeğini yedi, ardından salonda biraz televizyon izledi.
Saat ilerledikçe gözleri kapanmaya başlamıştı.
— Hadi bakalım, uyku vakti.
— Ama daha erken.
— Saat dokuzu geçti.
— Daha erken!
— Sare.
— Tamam...
Elini tutup odasına götürdüm.
Üzerini değiştirdikten sonra yatağına yatırdım.
Battaniyesini üzerine çektim.
— Masal?
— Bugünlük yok.
Yüzünü buruşturdu.
— Bir tane.
— Sare...
— Küçük bir tane.
Dayanamadım.
— Tamam.
Yanına oturup kısa bir masal anlatmaya başladım.
Birkaç dakika sonra sesi kesildi.
Uyumuştu.
Yüzüne baktım.
Dört yaşındaki küçücük hâliyle hiçbir şeyden habersiz uyuyordu.
Üzerine eğilip alnına küçük bir öpücük bıraktım.
Kapıyı tamamen kapatmadan odadan çıktım.
Kendi odama girdiğimde ev sessizleşmişti.
Çantamı yatağın üzerine bıraktım.
Üzerimi değiştirip yatağa oturdum.
Gün boyunca yaşadıklarım birer birer aklıma gelmeye başladı.
Efsun...
Sultan hoca...
Asena...
Göktuğ...
Ve arka giriş.
Özellikle arka giriş.
Okuldan çıkarken duyduğum bağırışlar hâlâ kulağımdaydı.
Kavga mı etmişlerdi?
Yoksa orada başka bir şey mi oluyordu?
Telefonumu elime aldım.
Bir an Efsun'a mesaj atmayı düşündüm.
“Arka girişte ne olmuş?”
Ama sonra vazgeçtim.
Daha ilk günden meraklı gibi görünmek istemiyordum.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Tam yatacakken gözüm çantama takıldı.
Çantayı açıp ertesi gün için defterlerimi kontrol ettim.
Kalemliğim...
Defterler...
Sonra küçük ilaç çantam.
Elime alıp bir süre baktım.
Her zamanki gibi yanımda olması gerekiyordu.
Çantayı tekrar kapattım.
Yatağa uzandım.
Tavanı izlerken babam geldi aklıma.
Sabah gönderdiğim ses kaydı...
Hâlâ cevap yoktu.
Telefonu tekrar elime aldım.
Ekrana baktım.
Hiçbir şey.
Telefonu sessize alıp komodinin üzerine bıraktım.
Gözlerimi kapattım.
Yarın yeni bir gündü.
Belki daha normal geçerdi.
Belki Göktuğ bana bakmayı bırakırdı.
Belki Asena beni görmezden gelirdi.
Belki de o arka girişte gerçekten hiçbir şey yoktu.
Kendimi buna inandırmaya çalışarak battaniyeyi üzerime çektim.
Ama nedense içimdeki o huzursuzluk geçmiyordu.
Ve o gece uykuya dalmadan önce aklımdan geçen son şey yine aynıydı:
Arka girişte ne vardı?
(Baya uzun oldu bölüm okuyun artık napalım😘)
