10. bölüm · KARANLIĞIN MİHRABI

Mühür

Yamur Bsr

Salondaki doktor ve adamlar, Karan’ın son emriyle ve yarasına yapılan hızlı müdahalenin ardından sessizce geri çekilmişti. Dev ahşap salonda sadece ikimiz, bir de şöminenin içinde çıtırdayan odunların kızıl gölgesi kalmıştı.Gözlerim hâlâ göğsündeki o mühürde, elim ise onun kanlı parmaklarının arasında sıkışıp kalmış durumdaydı.
Teninden yayılan sıcaklık, dışarıda camlara vuran sağanak yağmurun soğukluğunu unutmamı sağlıyordu."Babam..." dedim, sesim şömineden yükselen kıvılcımlar gibi kısık ve titrekti. "Babam senin kalbinin üzerine bu koordinatları nasıl işledi Karan? Siz geçmişte ne yaşadınız?"
Karan yavaşça doğrulmaya çalıştı. Karnındaki taze bandaj gerildi, yüzündeki bir kas hafifçe seğirdi ama geri adım atmadı. Sağ eliyle elimi bırakmadan beni biraz daha kendine doğru çekti. Aramızdaki mesafe kapandığında, nefesi doğrudan dudaklarıma çarpmaya başladı."Baban beni bu yeraltı cehenneminden çekip çıkaran ilk adamdı," dedi, sesi çatlak ve derinden geliyordu.
"Ama aynı zamanda beni bu karanlığın tam ortasına gömen kişiydi. O dövme, benim bu dünyaya ödediğim bedel Mihrap. Baban, elindeki en büyük gücü —tüm sevkiyat ağını, imparatorluğun haritasını— sadece en çok güvendiği, ama öldürmekten de korkmayacağı bir adamın bedenine kazıyabilirdi."
"Yani seni bir kasa olarak mı kullandı?" dedim, içimdeki kırgınlık ve şaşkınlıkla. "Seni bir insan olarak değil, bir sırrı koruyacak bir muhafız olarak mı gördü?"Karan dudaklarının kenarıyla acı bir tebessüm etti. "Bana 'Gaddar' adını ben vermedim Pusula. Baban verdi. 'Bu şehri yönetmek için yeterince gaddar olmalısın ama bu kızı koruyacak kadar da bana sadık kalmalısın' dedi. Benim bu günlere gelmeme sebep olan baban."
Başımı salladım, inanamıyordum. Babam, kendi öz kızının kaderini ve tüm yeraltı dünyasının şifresini bu adama bağlamıştı."Şifreyi okumam lazım," dedim, bakışlarımı onun göğsündeki kılıç kabzasına çevirerek. "Notta yazan sekiz haneli şifre ile buradaki koordinat birleştiğinde haritanın ikinci parçası ortaya çıkacak."
"O zaman durma," dedi Karan. Gözlerini kapattı, başını geriye yasladı. "Yaklaş Pusula. Babanın bıraktığı mirası oku."Tereddütle ona doğru eğildim. Sol elini omzuma koyup beni dengede tuttu. Yüzüm onun göğsüne o kadar yakındı ki, kalbinin her şiddetli vuruşunu parmaklarımda ve yüzüme çarpan sıcaklığında hissedebiliyordum. Cebimden babamın sararmış notunu çıkardım. Notun altındaki rakamlarla, Karan’ın derisine kazınmış ince kılıç kabzasındaki rakamları yan yana getirdim.
41°00'N – 28°58'E...İki şifre birleştiğinde ortaya çıkan şey sıradan bir depo ya da kiralık bir kasa değildi.
"Bu..." dedim nefesimi tutarak. "Bu koordinat şehrin en yüksek noktasındaki eski kale kalıntısını gösteriyor." Karan gözlerini anında açtı. Siyah gözlerinde çakan şimşeği gördüm.
"Yalçın’ın mekânı," diye fısıldadı Karan. "Baban, en büyük sırrı düşmanın tam kalbine gömmüş."
"Oraya tek başına giremezsin," dedim endişeyle, sargılı karnına bakarak. "Yalçın limanda yarım bıraktığı işi bitirmek için bekliyor. Bu halde oraya gitmek intihar olur."Karan omuzumdaki elini sıkılaştırdı, beni tamamen koltuğa, yanına çekti. Yüzlerimiz arasında sadece birkaç santim vardı. Bakışları dudaklarıma, ardından gözlerime kaydı."Ben oraya tek başıma gitmeyeceğim Pusula," dedi. Sesi artık bir hırıltı değil, sarsılmaz bir kehanetti.
"Sen yanımda olacaksın. Ve biz o kaleden ya şehrin anahtarıyla çıkacağız... ya da ikimizin külleriyle."
Karan’ın eli belime dolandı ve lafının ciddiyetiyle daha da sıkılaştı. Şöminedeki odun çıtırtıları dışındaki tek ses, ikimizin düzensiz nefesleriydi.
"Benimle geleceksin," diye tekrarladı, gözlerimin içine diktiği o karanlık bakışlarla. “Babanın düşmanın kalbine bıraktığı o sırrı ancak senin ellerin açabilir. O kaleye birlikte gireceğiz."
Gözlerimi bir an için kanlı sargı bezlerine düşürdüm. Yarası hâlâ taze, teni hâlâ yangın gibi sıcaktı. Fakat o bakışlardaki tehditkar kararlılık, bedenindeki acıyı çoktan ezip geçmişti."Sana güvendiğim için gelmiyorum Karan," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Babamın bu oyunu neden senin üzerine kurduğunu öğrenmek için geliyorum. Eğer o kalede hayatımı tehlikeye atacaksam, haritanın son parçası çıktığı an bu bağ kopar."
Karan dudaklarını hafifçe yukarı kıvırdı. O tekinsiz tebessüm yeniden yüzüne yayıldı."O bağ çoktan düğümlendi Pusula," dedi fısıltıyla. "Koparmak için ikimizden birinin nefesinin kesilmesi gerek."Geriye doğru çekilmek istedim ama izin vermedi. Parmakları belimde hafifçe kayarak sırtıma doğru yükseldi. İçimde bir yerlerde ona karşı yükselen o garip, tehlikeli çekimi bastırmaya çalıştım.
O, hayatıma giren en büyük yıkımdı; ama aynı zamanda fırtınanın ortasında durabileceğim tek sağlam karadaydı.

Ertesi günün ilk ışıkları, dağ evinin ahşap panjurlarından süzülürken gri bir sis tabakası tüm vadiyi kaplamıştı.Karan, geçirdiği ağır geceye ve aldığı yaraya rağmen sabahın erken saatlerinde ayaktaydı. Salondaki büyük masanın üzerine yayılmış kale planlarına bakıyor, bir yandan da adamlarına soğukkanlılıkla talimatlar veriyordu. Siyah bir kazak giymişti; kazağın altındaki bandaj hafif bir kabartı oluştursa da dışarıdan bakıldığında dün gece vurulan adam o değilmiş gibi duruyordu.Ben merdivenlerden aşağı indiğimde konuşmayı kestiler.
Bütün gözler bir anlığına bana çevrildi, ardından Karan’ın tek bir baş hareketiyle adamlar salondan dışarı çıktı.
"Hazır mısın?" diye sordu Karan. Masadaki haritadan başını kaldırmadan konuşuyordu."Hazırım," dedim yanına yaklaşarak. Masadaki çizimlere baktım. "Yalçın’ın kalesi... Eski bir Ceneviz burcu. Sadece tek bir ana girişi var ve etrafı uçurumlarla çevrili. Oraya nasıl sızmayı planlıyorsun?"Karan haritanın üzerindeki bir noktaya parmağını bastırdı. "Sızmayacağız."
Kaşlarımı çattım. "Ne demek sızmayacağız? Ön kapıdan yürüyerek girecek halimiz yok ya?"Karan başını kaldırdı. Gözlerindeki o tehlikeli parıltı yeniden belirdi. "Tam olarak öyle yapacağız. Yalçın, benim dün geceden sonra saklandığımı, yaramı sarmak için köşeme çekildiğimi sanıyor. Bir fare gibi deliğime sinmemi bekliyor. Biz ise onun ayağına, hediyesiyle birlikte gideceğiz."
"Hediye mi?"Karan masanın üzerindeki küçük metal kutuyu bana doğru itti. Kutunun kapağını açtığımda içinde, dün gece pusuladan ve babamın defterinden çıkardığımız koordinatların ham, şifrelenmiş bir kopyası duruyordu."Yalçın haritanın peşinde," dedi Karan. "Ona istediği yemi vereceğiz. O haritadaki sahte koordinatları çözmekle uğraşırken, biz kalesinin altındaki gizli mahzene—babanın asıl sırrı sakladığı yere—ineceğiz."
"Ya tuzağı anlarsa?" diye sordum, kalbimin ritmi hızlanırken.Karan masanın kenarına dayanıp bana doğru eğildi. "Anladığı an, o kaleyi üstüne yıkacağım Pusula. Bu gece bir devrin kapanışına gidiyoruz."
“Peki sen bu kadar güçlüyken nasıl senin deliğine çekilmeni bekleyebilir?” Bunu anlamıyordum. Bu kadar güçlü bir adamı nasıl hafife alabiliyorlardı. “Onlar beni Karan Baz olarak tanıyor. Yeraltı bambaşka bi dünya pusula.”

Hepinize merhaba arkadaşlar. Yeni bölüm gelmesini istiyorsanız belirtmenizi rica ediyorum. Destek olup oy verirseniz çok memnun olurum. Olunmayacak desteklenmeyecek bir kitapa kimse devam etmek istemez :)

Desteklerinizi esirgemezseniz çok memnun olurum. Sağlıcakla…