2. bölüm / 4
Karanlığın işığıSatılık ruh
Bölümler 4Şu an: Satılık ruh
- 1 Cennetden kovulmuş633 kelime
- 2 Satılık ruh1.383 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 İnanç1.411 kelime
- 4 Aşk sınavı1.990 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yerin yedi kat dibinde, insan etini kemiklerinden ayıracak kadar sıcak, ateşten yaratılmış başka bir dünya vardı.
Orada güneş yoktu.Çünkü güneşe ihtiyaç duyulmuyordu.
Alevler hiç sönmüyor, kayaların arasından yükselen kızıl ışıklar karanlığı boğmaya yetiyordu.
Ve o dünyanın tek bir hâkimi vardı.Sürülmüş.Lanetlenmiş.
Bir zamanlar göklerin en güzel meleklerinden biri olan, şimdi ise cehennemin efendisi...
Demon.
Tahtının bulunduğu devasa salonun duvarları siyah taşlardan örülmüştü. Tavandan sarkan zincirlerin ucunda ateşler yanıyor, zeminin altında ise sanki yaşayan bir yaratık varmış gibi derin uğultular duyuluyordu.
Fakat bütün o cehennem gürültüsünü yaran başka bir ses vardı.Elektro gitar.
Karanlığın içinde yankılanan sert riffler, cehennemin duvarlarını titretiyordu.
Demon'un sesi gitarın üzerine yükseldi.
"The devil steps back when I walk in..."
Ateşler bile sanki onun sesini dinliyordu.
"Flames lean away from my skin..."
"Ain't no fear left deep within..."
Bir kahkaha attı."I came from worse..."
"Than where I've been."
"Hey, hey, woo-hoo!"
Sesi salonun içinde yankılandı.Kapının dışında siyahlar giymiş, heybetli bir adam belirdi.Cehennem muhafızlarından biriydi.
Başını eğerek kapıya iki kez vurdu.
Tak.
Tak.
Fakat içerideki müzik öylesine yüksekti ki Demon'un onu duyduğunu sanmıyordu.Adam kapıyı araladı.
"Lordum..."Cevap gelmedi.Bir adım daha attı.
Demon, salonun sonunda, Elindeki gitarın tellerine vururak yerinde bir ireli bir geri başını savuruyordu.Çıplak kaslı vucududundan ter damlıyordu.
Adam sesini yükseltti."Lordum!"
Demon hâlâ başını kaldırmadı.Şarkı devam etti.
"Smoke in my chest, cold in my soul..."
Kızıl gözleri karanlığın içinde parladı.
"See that gate? I've already gone..."
Adam olduğu yerde dondu.Çünkü Demon artık gitar çalmıyordu.
Parmakları tellerin üzerinde durmuştu.
"Eyes don't blink, I don't look down..."
Demon başını yavaşça kaldırdı.
"Kings fall silent when I come around."
Adam yutkundu.Salon bir anda sessizleşti.Demon gitarı tahtının yanına bıraktı.Ayağa kalktığında gölgesi bile adamın üzerine düştü.
Siyah kanatları arkasında ağır ağır açıldı.
Bir zamanlar cennetin ışığını taşıyan o kanatlar artık karanlığın kendisiydi.Demon dudaklarının kenarında soğuk bir tebessüm oluşturdu.
Sesi derinden, neredeyse fısıltı halinde çıktı.
"Ne istiyorsun?"
"Efendim..."Muhafızın sesi, cehennemin uğultusunu yararak odaya girdi.Demon başını hafifçe yana çevirdi.
"Bugün bir ruh teslim almak için dünyaya gitmelisiniz."
Demon derin bir iç çekti.
"Offf... Edric."Elini gitarın üzerine koydu."Müziğimin bölünmesinden nefret ediyorum."
Edric başını önüne eğdi."Biliyorum, efendim."
Demon ona doğru birkaç adım attı."Öyleyse neden hâlâ konuşuyorsun?"
Edric bir an sustu."Çünkü görev, efendim."
Demon'un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"Görev demek."
"Affedin."
"Henüz değil."
Edric yutkundu ama sözünü tamamladı.
"Fakat aldığınız her ruh sizi daha güçlü ve daha karanlık yapıyor."
Demon durdu.Kızıl gözleri bir anda Edric'in üzerine çevrildi.
"Ben zaten karanlığın kendisiyim Edric."
Edric başını kaldırmaya cesaret edemedi.
Demon gitarını son kez eline aldı ve tellerden tek bir ağır nota çıkardı.
Ses, taş duvarlarda yankılandı."Kaç ruh aldığımı biliyor musun, Edric?"
"Hayır, efendim."
"Ben de bilmiyorum."Gülümsedi."Çünkü artık saymıyorum."
Gitarı bıraktı.Sonra siyah kanatlarını açtı.Salonun içindeki alevler bir anda geri çekildi.
"İnsan dünyasına gitmekten nefret ediyorum."
Edric şaşkınlıkla baktı.
" Niye Efendim?"
Demon kapıya doğru yürürken omzunun üzerinden konuştu.
"Çünkü orada..."Bir an durdu."...insanların hâlâ umut ettiğini görüyorum."Kızıl gözleri karanlıkta parladı."Ve umut, yok etmeyi en sevdiğim şeydir.
"İnsanların gereksiz umutlarından, bitmek bilmeyen isteklerinden çok sıkıldım."
Demon tahtının önünde ağır ağır yürüyordu. Parmaklarını siyah taş sütunun üzerinde gezdirirken yüzünde küçümseyen bir ifade vardı.
"Her şeyi istiyorlar..." diye mırıldandı. "Daha fazla güç, daha fazla para, daha fazla sevgi... Sonra da ellerindeki her şeyi kaybedince bir zavallı gibi gökyüzüne bakıp yardım istiyorlar."
Kısa, soğuk bir kahkaha attı.
"Fakat onları kendi cehennemimde yakmak..."Dudaklarının kenarı tehlikeli bir şekilde kıvrıldı."İşte bundan zevk alıyorum."
Edric başını kaldırmadan dinliyordu.
"Onların yalnızca zavallı birer et parçası olduklarını kanıtlamak... Bana karşı ne kadar çaresiz olduklarını görmek..."Demon'un kızıl gözleri alevlerin arasından parladı."Bundan daha güzel bir eğlence düşünemiyorum, Edric."
"Anlıyorum, efendim.Edric'in sesi her zamanki gibi ölçülüydü.
Fakat bu kez sustuktan sonra yeniden konuştu."Bir şey daha var, efendim."
Demon durdu."Ne?"
Edric'in boğazı düğümlendi.
"Meleklerden bazıları... iblislerimizi kovalamak için sınırı geçmiş ve..."
Sustu.
Demon yavaşça arkasını döndü."Ve ne, Edric?Tek kaşı havaya kalkmıştı.
Edric yutkundu."Cehennem çiçeklerini ezmişler, efendim."
Sessizlik.
Öyle bir sessizlik ki cehennemin alevleri bile bir anlığına kısılmış gibiydi.Demon'un yüzündeki tebessüm yavaşça silindi.
"...Ne yaptılar dedin?"
"Cehennem çiçeklerini."Edric cesaretini toplayıp devam etti.
"Üç sıra tamamen ezilmiş. Birkaç tanesi de kökünden koparılmış."
Demon gözlerini kapattı.Derin bir nefes aldı.Sonra gözlerini açtı.
Kızıl gözlerindeki öfke artık insanlara duyduğu nefretten bile daha korkunçtu.
"Edric."
"Efendim?"
"Ben sana ne demiştim?"
Edric tereddüt etti.
"Çiçeklere dokunulmaması ve korunması gerektiğini lordum."
Demon başını yavaşça salladı."Doğru."Tahtının yanındaki siyah taş duvara yürüdü.Parmaklarını duvara dokundurdu.
Bir anda cehennemin uzak bir köşesinde kızıl damarlar gibi ışıklar belirdi.Orada, lavların arasında açan çiçekler vardı.
Kara yapraklı, kızıl damarlı, gecenin içinde parlayan tuhaf çiçekler..."Cehennem çiçekleri benim en değerli hazinem!"
Demon'un sesi cehennemin taş duvarlarını sarstı.Alevler bir anda yükseldi."Onlar benim ateşimin kaynağı!"
Kızıl gözleri Edric'e kilitlendi. Siyah kanatları öfkeyle gerildi.
"Size onları korumanızı emretmiştim!"
Son kelimeyle birlikte yerdeki taşlar çatladı. Cehennemin derinliklerinden yükselen sıcaklık, salonu bir anda boğucu hale getirdi.
Edric başını daha da öne eğdi."Haklısınız, efendim."Sesi titriyordu."Özür dilerim."
Demon birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.Sonra ağır adımlarla Edric'in yanından geçti.
"Özrünü sonra dinlerim."
Edric başını kaldırmadan sordu:"Ne yapmamı emredersiniz, efendim?"
Demon kapının önünde durdu.Karanlıkta silueti daha da heybetli görünüyordu."Çiçeklerin olduğu bölgeye tek bir iblis bile yaklaşmayacak."
"Emredersiniz."
"Ve meleklere..."Demon'un dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirdi"...bir daha cehennemin sınırlarını geçmemeleri gerektiğini hatırlat."
Edric yutkundu."Eğer dinlemezlerse?"
Demon arkasını döndü.Kızıl gözleri alevlerden daha parlaktı.
"Bu kez onları cennete geri göndermem..
😈👹
Şehrin karanlık gölgeleri arasında, kimsenin bilmediği bir misafir yine dolaşıyordu.
Kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.Kimse nereden geldiğini de...Yüksek bir binanın tepesinde, şehrin bütün ışıklarını ayaklarının altında bırakarak duruyordu Demon.
Aşağıda insanlar hayatlarına devam ediyordu.
Arabalar geçiyor, neon ışıkları kaldırımlara vuruyor, kahkahalar gecenin gürültüsüne karışıyordu.
Hiçbiri, birkaç yüz metre yukarıda onları izleyen varlığın farkında değildi.
Demon şehri sessizce süzdü.Birazdan en sevdiği işi yapacaktı.
Beklediği ruhu bulacak...Onu kendi dünyasına götürecekti.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Üzerinde siyah bir atlet ve eski, siyah bir deri ceket vardı. İnsanların arasında dolaşsa kimse dönüp ikinci kez bakmazdı.
En azından ilk bakışta...
Fakat yakından bakıldığında onun insan olmadığı hemen anlaşılırdı.Şimşekle cezalandırıldığı gün yüzünde kalan iz hâlâ oradaydı.
Sağ gözünün üzerinde, kaşından aşağıya doğru uzanan ince ama belirgin bir yara izi vardı.
Ve gözleri...
Bir zamanlar gökyüzünü temsil eden o masmavi gözler artık aynı değildi.Sanki tek bir ruh, iki ayrı karanlığa bölünmüştü.
Sol gözü hâlâ maviydi.Derin, soğuk ve uzak bir gökyüzü gibi...
Sağ gözü ise tamamen siyaha dönmüştü.İçinde ışık yoktu.
Sanki cennetten geriye kalan son parça sol gözünde, cehennemden gelen karanlık ise sağ gözünde yaşıyordu.
Demon başını hafifçe kaldırdı.Uzaklarda şimşek çaktı.
Bir anlığına yüzü aydınlandı.Yara izinin üzerinden geçen ışık, geçmişini hatırlatır gibiydi.
Cennetten kovulduğu günü...Kanatlarının karardığı anı...
Ve Tanrı'nın ona verdiği görevi.Demon gözlerini tekrar şehre indirdi."Ne kadar da masum görünüyorlar..."diye fısıldadı.
Sonra soğuk bir kahkaha attı."Ta ki içlerindeki gerçek ortaya çıkana kadar."
Cebinden siyah bir kolye çıkardı.Kolye hafifçe parladı.
Demon'un gülümsemesi büyüdü."İşte..."Beklediği ruhun yerini bulmuştu.Ceketinin yakasını düzeltti.Sonra çatının kenarına doğru yürüdü.Aşağıdaki binlerce insanın arasında kaybolmaya hazırlanırken son kez şehre baktı.
"Bu gece..."Mavi ve siyah gözleri aynı anda parladı."...bir insan daha cehenneme gelecek."Ve kendini boşluğa bıraktı.
Demon'un dünyadaki ilk durağı bir gece kulübü oldu.Burası sıradan bir eğlence mekânı değildi.
Yıllar önce harabe halinde olan bu yeri, ruhunu satarak yeniden ayağa kaldıran adamın hikâyesini Demon çok iyi biliyordu.
Kapıdan içeri girdiğinde müziğin ağır basları göğsünde yankılandı.
Mor ve kırmızı ışıklar kalabalığın üzerinde dolaşıyor, insanlar müziğin ritmine kendilerini bırakıyordu.
Demon ise hiç acele etmeden kalabalığın arasından ilerledi.
İnsanlar onu fark ettikçe bakışlar peşinden sürükleniyordu.
Sert çene hatları, 1.95 boyu, geniş omuzları ve kaslı vücuduyla gecenin içinde yürüyen sıradan bir adam gibi görünüyordu.
Fakat kadınların ona bakarken neden bir anlığına nefeslerini tuttuğunu kendileri bile bilmiyordu.Demon bunun farkındaydı.
Umursamadı.Onların bakışları onun için yalnızca gürültüydü.
Kalabalığın arasından geçip kulübün arka tarafındaki koridora ulaştı.Koridorun sonunda siyah bir kapı vardı.Demon kapının önünde durdu.Bir saniye bile tereddüt etmeden kapıyı açtı.
İçerideki adam başını kaldırdı.Demon'u gördüğü anda yüzündeki bütün renk çekildi.
"E...ee Efendim..."Adam ayağa kalkmaya çalıştı fakat dizleri titriyordu."Siz... Sizin burada ne işiniz var?"
Demon kapıyı arkasından kapattı.Odanın sessizliği, kulübün dışındaki müziği bile bastırıyordu.Demon birkaç adım attı.
Sonra durdu.
Yüzünde tehlikeli bir gülümseme belirdi."Zaman doldu, Tom."
Tom'un nefesi kesildi."Hayır..."
Demon başını hafifçe yana eğdi."Artık o gereksiz ruhunu almam gerekiyor."
Tom geri çekildi."Ben... Ben anlaşmanın şartlarını yerine getirdim!"
Demon sessizce güldü."Hayır."Bir adım daha attı.
"Sen sadece borcunu ödeyeceğin günü erteledin."
Tom'un gözleri büyüdü."Efendim, lütfen..."biraz zaman daha verin yalvarırım.
Demon'un mavi ve siyah gözleri aynı anda parladı."Yıllar önce bana ruhunu sattığında..."Sesindeki sakinlik, sözlerinin kendisinden daha korkutucuydu."...sonunda ne olacağını biliyordun."
Tom'un dudakları titredi."Ben ölmek istemiyorum."
Demon'un gülümsemesi genişledi."Ölüm mü?"
Başını hafifçe eğdi.
"Tom..."Sesi neredeyse fısıltıya dönüştü."Ben senin ölümün için gelmedim."Karanlık odada bir adım daha attı."Ben senin ölümünden sonrasını almaya geldim."Ve Tom'un çığlığı, kulübün duvarları arasında kayboldu.
Bölüm etkileşimi
