4. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Mina Can

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4. Bölüm

“Bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girer, ama tesadüf olarak kalmaz.”

𓇢𓆸

Sabahın erken saatlerinde uyanmıştım.

Gece boyu huzursuzluk peşimi bırakmamıştı. Aklımda ki sorular bir türlü dinmiyordu üstüne üstlük daha fazla olmaya başlıyordu.

O adam kimdi ? Neyin peşindeydi ? Neden bana mektup gönderdi ?

Evin içinde " Yeter artık diye bağırdım." Herşey üst üste geliyordu başıma bir de bu adam çıktı. Nereden bulacaktım ? Aslında tanıdığım biri var. Aklıma daha yeni gelmişti. Hemen Kaan'ı aramalıydım yeterince işime yarayacaktır.

Hemen telefonumu aldım ve aradım. Uzunca konuştuktan sonra kamera kayıtlarına bakmasını istemiştim ayrıca adam normal birisine benzemiyordu. Hastaneye bir kadını görmeye gelemezdi. Başka işler çevirmiş olmalıdır.

Normalde asla bir adamı araştırmazdım lakin konu beni rahatsız etmesine kadardı. Bundan sonra başına nasıl bir bela aldım diye söylenecekti. Kolay bir adam olmadığını anlamıştım ama bende basit bir kadın değildim.

Onu küçük düşüremezdim. Çünkü ne zaman karşıma çıksa içime huzursuzluk doluyor rahatsız hissediyorum. Tekrar bir sürü düşünce etrafımda dolaşırken aklıma bir anda kolyem gelmişti. Bunun hesabını da soracaktım, vakti şimdi değildi. Biraz daha hakkında bilgi toplamalıydım.

Artık yeterdi biraz daha düşünürsem kafayı sıyırmama neden olacaktı. İşime geç kalacağımı fark ettiğimde güzelce bir ekmek arası hazırladım. Üstüme siyah düz bir tişört altıma ise siyah kumaş pantolon giydim. Yanıma uzun siyah trençkotumu almayı da ihmal etmedim.

Kapıyı 2 kere kitledikten sonra artık binadan çıkıp hastaneye yetişmeye çalışıyordum.

İşe tam zamanında gelmiştim. Hemen her gün giydiğim beyaz önlüğümü giydim. 6 hastam vardı. İkisi kan alma dört tanesi hiç yapmak istemediğim bir şeydi.
Damar yolu açmak. Hemşire olmama rağmen cidden hiç istemiyordum. Bunları yaptıktan sonra biraz daha işim vardı.

Hastaların rutin kontrollerini tamamlayıp dosyaları teslim etmek üzere koridorda ilerlerken zihnim hâlâ Kaan’dan gelecek haberdeydi. Hastane güvenliğindeki tanıdığım olarak o adamın kim olduğunu bulabilecek tek kişi oydu. Umarım bulabilirdi ondan başka güvenebileceğim kimse yoktu.

𓃮

Aynı saatlerde, İstanbul Boğazı’na tepeden bakan Pavlenko Volkov için gün çoktan başlamıştı.Günün ilk ışıkları odaya sızarken, Pavlenko gözlerini her zamanki gibi tam saat altıda, alarm kurmaya ihtiyaç duymadan açtı.

Yatakta öylece uzanıp birkaç saniye tavanı izlemek onun yıllardır vazgeçmediği bir rutindi. Zihnini güne hazırladığı, yeraltı dünyasının o bitmek bilmeyen gürültüsü başlamadan önceki tek sessiz andı bu.

Yataktan kalktığında, odanın tam ortasında heybetli bir gölge gibi duruyordu. Aynada kendine bakıyordu. Yüzünde yorgunluktan ya da dünkü infazın getirdiği o gerilimden eser yoktu.

Onun yüzü, zihnindeki tüm fırtınaları saklayan kusursuz bir mermer gibiydi.Banyoya geçip buz gibi suyla yüzünü yıkadı. Soğuk su tenine değdikçe, zihnindeki o pürüzsüz disiplin daha da keskinleşti.

Giyinme odasına geçtiğinde, askılarda sıra sıra dizilmiş, her biri İtalya'da onun ölçülerine göre özel olarak dikilmiş mat siyah takım elbiselerine göz gezdirdi. Bir Volkov liderinin dış görünüşü, onun en büyük otorite sembolüydü.

Girdiği hiçbir ortamda kusurlu görünmeye hakkı yoktu. Beyaz gömleğinin manşetlerini iliklerken, elindeki o fildişi düğmelerin üzerindeki küçük Rusça işlemelere baktı.

Babasının hanedanlık mirasıydı bu.
Hemen ardından, bel kılıfına o özel yapım, kabzası kurt motifli Türk silahı olan SAR 9’u yerleştirdi. Annesinin köklerine olan o gizli sadakat, her gün ceketinin altında onunla birlikte nefes alıyordu.

Salona geçtiğinde, Morozov her zamanki yerinde, elindeki tabletle birlikte onu bekliyordu. Pavlenko mutfağa geçip kendine şekersiz, sert bir filtre kahve hazırladı. Lüks hayatın getirdiği onca aşçıya ve hizmetliye rağmen, kahvesini sabahları bizzat kendisi yapmayı severdi.

Bu, onun hayatındaki kontrolü kimseye bırakmadığının küçük bir göstergesiydi.
Kahvesinden bir yudum alıp Boğaz’ın puslu manzarasına baktı. İstanbul, onun gibi sert bir adam için bile büyüleyici bir şehirdi ama o buraya güzellikleri izlemeye gelmemişti.

Bir ağ kurmaya, Volkov adını bu topraklara kazımaya gelmişti. Ve dün gece Leone’nin adamına kesilen o ceza, bu ağın sadece ilk düğümüydü.Masanın üzerinde duran gümüş karanfil kolyesine kaydı gözleri.

Uzun parmaklarıyla kolyeyi aldı, gümüş zinciri avucunun içine doladı. Zihninde, dün gece o döküntü hastane koridorunda kendisine korkuyla karışık bir cesaretle bakan yeşil gözler belirdi."Hazel," diye geçirdi içinden.

İsmin tınısı, onun buz gibi dünyasında garip çok garip bir farklılık uyandırıyordu. Normalde bir kadının onun radarına girmesi, hayatındaki o katı kuralları esnetmesi imkansızdı. Ama o yaya geçidindeki o naif baş eğişi, o teşekkür edişi Pavlenko'nun içindeki bir yerleri tetiklemişti.
"Volkov, gönderdiğimiz zarf yerine ulaştı." dedi Morozov, patronunun sessizliğini bozarak

Pavlenko arkasını dönmedi, camdaki yansımasından Morozov’a baktı.
"Tepkisi ?"
"Sizi araştıyor."

Dudaklarının kenarında hafif, neredeyse belirsiz bir memnuniyet tebessümü belirdi. Karşısındaki kadının sıradan bir korkuyla sineceğini, köşesine çekilip ağlayacağını düşünmemişti zaten.

Bu dişli, pes etmeyen irade, Pavlenko’nun içindeki o avcı içgüdüsünü daha da kamçılamıştı." Bırakın." dedi Pavlenko, kahvesini masaya bırakırken.
Sesi her zamanki gibi pürüzsüz ve sarsılmazdı.

"Kayıtları silme Morozov. Benim kim olduğumu kendi gözleriyle görsün. Gizlenmek bana göre değil. Sadece adımlarını izlemeye devam edin.Onun iradesi, benim sabrım kadar güçlü mü, göreceğiz. Bu şehirde kimse benden bir şey saklayamaz, o da bunu öğrenecek."

Morozov başını saygıyla eğerek odadan çıktı. Pavlenko ise masadaki dosyaları incelemeye başladı. Gün boyu yeraltı dünyasının lojistik hesapları, liman sevkiyatlarını ve diğer ailelerle yapılacak gizli görüşmelerle ilgilenecekti.

Rutin işler onun için bir çocuk oyuncağıydı. Ama zihninin bir köşesinde, o siyah karanfil yaprağını eline alan Hazelin şu an ne düşündüğü sorusu dönüp duruyordu.

Akşama doğru evinden çıkıp hastaneye gideceğini biliyordu. Onu tamamen kendi kontrolü altında tutmak, onun o güçlü iradesini adım adım çözmek bu hikayenin en keyifli kısmı olacaktı. Tabii beklediği kadar güçlü biri çıkarsa.

𓃭

Akşam üzeri mesai bitimine doğru telefonum nihayet titremişti. Ekrandaki "Kaan" yazısını görünce hızla boş bir odaya geçip hattı açtım.

"Hazel, kayıtları inceledim," dedi Kaan, sesinde anlaşılmaz bir gerginlik vardı. "Dün gece o odanın önünden geçen adam... İsmi hiçbir resmi sistemde çıkmıyor. Ama bindiği araba ve arkasındaki korumalar sıradan bir iş insanına ait olamaz. Görüntüleri senin için telefonuna şifreli olarak gönderdim. Dikkatli ol, bu adam senin düşündüğünden çok daha derin sulara ait."

Telefonu kapattıktan sonra gelen video dosyasını açtım. Ekranda, dün geceki o loş koridor belirdi. Uzun boylu, siyah takım elbiseli o adam tam benim yanından geçtiğim sahnede duruyordu. Ve tam o anda, yerdeki parıltıyı, yani kolyemi fark eden korumasının kolyeyi yerden alıp o adama uzattığı net bir şekilde görünüyordu.

Adam kolyeyi avucunun içine sıkarken, kameraya doğru neredeyse hiç belli olmayan mesafeli bir bakış fırlatmıştı. Sanki o kameranın arkasında bir gün benim onu izleyeceğimi biliyor gibiydi.Göğsümün hırsla inip kalktığını hissettim.
Kolyem ondaydı.
Beni izleyen, evimin altına o siyah karanfili bırakan adam tam olarak karşımdaydı. İçimdeki o huzursuzluk hissi, yerini sarsılmaz bir öfkeye ve kararlılığa bıraktı. Karşısındaki kadının kolayca pes edecek basit biri olmadığını ona bizzat kanıtlayacaktım.

Kolyemi ondan geri alacaktım. Kim olduğunu bilmiyordum. Ne istediğini de bilmiyordum. Ama artık onu bulmak için bir sebebim vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.