4. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Saye Rumeysa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4. BÖLÜM

Evettttt bölüm gelddiii.
Bu bölümü uzun yazdım.
Çünkü günlerdir bekliyorsunuz.
Normalde bölüm pazartesi günü bitmişti ama kağıt üzerinden bunu geçireyim filan derken baya uzun sürdü anlayacağınız.
Birde okulum ve dershanem olunca onlarda etkiliyor bunda bölümlerin gelmesi uzun sürüyor.
Gelelim bölümee
Sizce kapımıza kim dayandı?
Ve neler olacak?
Ayrıca bu bölümde küfür çok fazla var demedi demeyin sjsjs
Ve bu bölümde hüzünlü şarkılar dinlemenizi öneririm.
Yazım hatası varsa da özür dilerim💞
Umarım bu bölümi beğenirsiniz, iyi okumalarrr.
Seviliyorsunuzzz💗
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İsteklerimiz

Hayattan istediklerimiz tam olarak neydi?

Para, güç, şöhret...

Genelde insanlar bu tür şeyleri isterler hayattan.

Ama ben bunları istemiyorum.

Ben sakin, mutlu ve huzurlu bir hayat istiyorum.

Maalesef ki yaşadığım hayat bana bunları vermezdi,veremezdi.

Sakin bir hayatım olması için mesleğimin aksiyon ve maceradan uzak olması gerekiyordu.

Mutlu olmam için sevilmem gerekiyordu.

Huzurlu olmam için ise ailemin normal mesleklerle uğraşması gerekiyordu.

Yani kısacası hayat bana isteklerimi vermezdi. Hele ben bir ölüm listesi hazırlamışken...

Ve şu an bulunduğumuz duruma bakarsak sakin veya huzurlu bir hayat yaşamam imkânsızdı.

Adam durmuştu. O sırada birinin konuşma sesini duydum.

—Patron, galiba kız evde değil.

—Daha demin konuşma seslerini duyduğuma eminim.

Fısıltıdan ibaret bir şekilde küfür ettim.

Bu adam niye taşın altından çıkmak zorundaydı?

—Baran Abi, kızın siteye girişi var, çıkışı yok.

Evet! Bu adam Masadan Baran Asil'di.

—Bu kız buradan sağ çıkmayacak, dedim Aslan. Hakkımda çok fazla şey biliyor!

Pardon da ben özel askerim ya hani. Bu yüzden bilmem normal değil mi?

Sizin bilmediklerinizi ben anne karnında öğrendim.

Biraz abartmadın mı?

Sanane, Senem, sanane!

Allah'ım, böyle birinin iç sesi olmak için hangi günahı işlemiş olabilirim?

Senem, o çeneni kesmezsen harbi belanı sikeceğim ama.

Ay, tamam, sustum. Konuşmuyorum ben seninle.

Bir silah sesi duyduğumda kendime geldim.

Babama döndüm ve kısık bir sesle:

—Baba, bu adam Masadan Baran Asil, piçin teki. Onun hakkında çok fazla bilgiye ve kanıta sahip olunca ellerimdeki bilgileri kullanmaya karar verdim. Eee, hâliyle biraz sinirli. Şimdi de beni öldürme peşine düşmüş.

Babam soğukkanlı bir şekilde beni dinliyordu. Biliyordum, şu an çok sinirliydi ama ben ona bunu söylemedim diye değil. Canımı tehlikeye attığım için sinirliydi.

Hemen şimdi onlardan kurtulmak için uygulayacağımız plana geçtim. Aklımdaki tilkiler bunu da düşünerek Baran'ı tehdit etmişti. Yoksa boş yere ölümü göze alan biri değildim.

Kısık bir sesle konuşmam gerektiği için:

—Baba, yanında silah var mı?

Başını salladı.

—Tamam. Şimdi benim silahım yatak odasında. Yatak odasına gideceğim. Eğer ben yatak odasına giderken içeriye girmeyi başarırlarsa öldürebildiğini öldür. Ve kendini koru. Ben önemli değilim. Sen benden daha önemlisin.

Kaşları hızla çatılırken devam ettim:

—Baran Asil'i bulursan onu bana bırak.

Ortamı neşelendirmek için —hem de kurşunlar havada uçuşurken—:

—Hem, Albayım, saha görevlerine katılmayalı kaç yıl oluyor?

Göz kırparak söylediğim cümleye tebessüm etti.

Boynunu çıtlatarak:

—Sanırım bir beş sene oluyor. Biraz paslanmış olabilirim ama idare ederiz.

—O zaman acele etseniz iyi edersiniz, Albayım. Çünkü birazdan kapıyı kırabilirler.

Buna kısık bir sesle güldü. Silahının emniyetini açtıktan sonra bana gitmemi işaret etti.

Başımı salladım ve sürünerek yatak odasına ilerlemeye başladım. Sürünerek ilerliyordum çünkü bu Baran, kesinlikle keskin nişancı tutmuştur. Böyle adamlar etrafında koruma olmadan asla dolaşmazlardı.

Yatak odama ulaştığımda ayağa kalktım çünkü yatak odamda pencere yoktu. Kapıyı kapattım. Hemen silahımı ve şarjörlerimi koyduğum dolabın kapağını açtım.

Özel kasamı açtığımda silahım ve şarjörler yerinde duruyordu. Hızlı bir şekilde silahımı elime aldım. Tam şarjörlerimi belime takacakken kemerim olmadığını fark ettim.

—Ya ben giyeceğim pijamayı sikeyim ama! Ya böyle iş olmaz olsun. Böyle bir şey olacağını bilip pijama giymek hangi akla hizmet acaba?

Diye söylene söylene dolaptan bir kemer buldum. Onu belime taktıktan sonra şarjörleri de taktım. Bu sırada çatışma sesleri gelmeye başlamıştı bile.

Babamın bağırtısını duydum:

—Şerefsiz piçler, evime ne diye geliyorsunuz?

Bir silah sesi geldiğinde tekrar babamın bağırmasını duydum:

—Hepinizin ecdadını sikeceğim! O duvar kaç para, haberin var mı lan?

Korumalardan biri babamın sözlerini umursamadan:

—Buraya birini almaya geldik, Albay! Kızı ver, sonra buradan siktir olup gideriz.

Tekrar bir silah sesi duydum.

—Lan piç, akıllı dur! Şurada konuşmaya çalışıyoruz. Sikicem ama böyle işi.

Yavaşça yatak odamın kapısını açtım. Açtığım gibi de karşımda bir adam görmem bir oldu.

—Siktir.

Demem ve adamın özel bölgesine vurmam bir oldu. Tam bağıracakken ağzını kapattım, arkasına geçtim ve silahımın kabzasıyla adamın ensesine vurup bayılttım.

Holün oradaki silah sesleri bir anda kesildi ve babamın küfreden sesini duydum.

—Hadi ama, şansa bak.

Korumalardan biri, muhtemelen sırıtarak:

—Şimdi kızı veriyor musun, Albay, yoksa buradan cesedin mi çıksın istiyorsun?

Bu adamın belasını ayrı sikeceğim. Gerçekten, bakın, şuraya yazıyorum.

—Kurt ulur, çakallar susar. Şimdi siktirin gidin çünkü bu evin kurdunun ulumasını istemezsiniz.

O kurt ben oluyorum ve gitmek için çok geç kaldılar çünkü ben ulumaya hazırlanıyorum.

—O zaman şu an çakallar konuşacak, siz susacaksınız çünkü bire karşı dokuz. Hiç şansın yok.

Söylediği iyi oldu. Sayılarını öğrendik en azından.

Adam tam babama doğru yaklaşacaktı ki silahımla adamı vurdum.

Öldü.

Kaldı geriye sekiz.

Kurşunun geldiği yere baktılar ama saklandığım için göremediler. Bağırmaya başladılar. Dikkatleri dağılınca babama şarjör attım. Şu an tamamen evin içindeki ikinci kişiye odaklanmışlardı.

Benim tarafıma doğru gelen üç kişiyi de hızlı bir şekilde vurdum.

Kaldı geriye beş.

Babam kahkaha attı.

—Ne oldu lan, hani çakallar konuşacaktı? Kurt ulumaya başladı ve sürüsünü çağırıyor. Ben de o sürüdeyim.

Diyerek birini daha vurdu.

Kaldı geriye dört.

Babam benim olduğum tarafa baktı, ben de ona. Aramızda sessiz bir anlaşma geçti: İkisi benim, ikisi senin.

—Üç...

Silahımdaki mermileri kontrol ettim.

—İki...

Hazır ol moduna geçtim.

—Bir!

İkimiz de aynı anda bağırarak payımıza düşenleri öldürdük.

Tekrar saklandığım yere geçtim. Babam da salon kapısının kirişinde duruyordu.

—Albayım, odaları kontrol edelim.

Sırıtıyordu. Bu görev ona resmen iyi gelmişti.

—Nasıl derseniz, Yüzbaşım.

Silahı her an birini vurabilecek bir şekilde ayarladım. Dikkatli bir şekilde odalara bakmaya başladık babamla.

—Mutfak temiz!

—Salon ve hol de temiz!

—Yatak odasına da bakın, Albayım. Ben oturma odasına bakacağım.

—Peki, Yüzbaşım. Dikkatli olun, dedi alaycı bir sesle.

—Her zaman, Albayım. Her zaman dikkatliyim.

Tüm odaları kontrol ettik. Neyse ki tüm adamlar ölmüştü, biri hariç. Onu aldım ve bir odaya kapattım. Tabii ki üstündeki her şeyi babam almıştı.

Oturma odasına geçtiğimizde endişeyle:

—Baba, iyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu veya vuruldun mu?

Bu sorularıma güldü. Beni kendisine çekip sarıldı.

—İyiyim, babacım. Sana asıl bir şey oldu mu?

Ben de ona sarılarak:

—Sana bir şey olmadı ya, şimdi daha iyiyim. Vurulmadım da. Şimdi gidip Baran'ı almamız lazım.

Babam bu sefer şaşırdı.

—Baran şerefsizi kaçtı ya, kızım. Yine ne işler çeviriyorsun? Ayrıca her şeyi de baştan bana anlatıyorsun.

Sinsi bir şekilde sırıttım ve anlatmaya başladım.

---

5 Gün Önce

Annemlerin evinden dışarı çıkmıştım çünkü Asya ile buluşmam gerekiyordu. Arabama binmiştim ve dağın başındaki malikânesine gidiyordum.

Evi bize uzaktı ve ne olur ne olmaz diye numarası da bende yoktu.

Belirli günlerde buluşurduk. Bundan dolayı da pek numarasına ihtiyacım olmuyordu.

Aramızda bir hain olduğunu öğrenmiştim. Bu konuyu konuşup halletmemiz gerekiyordu, yoksa tüm planlarım suya batacaktı.

Asya ile yollarımız soğuk bir kış gecesinde kesişmişti. O, bu karanlığa beni kurtarmak için mahkûm olmuştu. Ben de onun sayesinde gri bir aydınlığa mahkûm olmuştum.

---

Geçmişte Bir Gece

Zamanında Asyemurlar, sokaktaki çocuklardan veya saygın ailelerden seçilirdi, seçilmek zorundaydı.

Sokaktaki çocuklar acıya direnirlerdi.

Asil ailenin çocukları ise bu konuları yadırgamaz ve itaat ederlerdi. Çünkü aileleriyle tehdit edilirlerdi. Bazılarının aileleri, hiç düşünmeden verirlerdi çocuklarını, evlatlarını.

Onları acımasız yapan da bu olaylardı zaten.

Sokakta bir kız zorla yürütülüyordu.

O, asil ailenin çocuklarındandı. Kaderine terk edilmişti.

Ellerini önünde bir şekilde zorla Asyemur'un adamlarından biri tarafından yürütülüyordu küçük kız.

Kar yağıyordu ama kızın ayakları çıplaktı.

Üzerinde montu yoktu, donuyordu.

Ama bu kimsenin umurunda değildi.

Onlara göre Asyemur olacak kişi her türlü zorluğa katlanmalıydı.

Küçük kızın gözlerindeki yaşlar dinmiyordu, dinmek bilmiyordu.

Ailesinden bu kadarını beklemiyordu. Ablasını emanetine böyle verebileceklerini düşünmüyordu.

Bir yerde durdular.

Çünkü Asyemur bir sokak çocuğu görmüştü.

Bu kız küçük kızdan büyüktü ama çok savunmasız görünüyordu. Onun da montu yoktu. Ayakları çıplaktı.

Kız titriyordu ama soğuktan değil, korkudan sanki. Bu soğuk havaya alışmış gibiydi.

Küçük kız bunu umursamadı ama Asyemur'un ona doğru gittiğini fark edince korktu.

O kız için korktu.

Bu yüzden arkasındaki adamdan kurtuldu ve kıza doğru koşmaya başladı. Onu elinden tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Onu bu sokakların en ücra köşesine götürdü koşarak.

Küçük kız kendi için korkmuyordu. Çünkü daha fazlasını yaşamıştı.

Aslında diğer kız da kendisine olacaklardan korkmuyordu. O da küçük kız için korkmuştu. Ama ikisinin de bundan haberi yoktu.

Sokaklardan geçtiler ve şehrin en ücra köşesine geldiler. Kimsenin onları bulamayacağı bir yere geldiler.

Kız sordu küçük kıza:

—Neden bana yardım ettin? Başın derde girecek.

Küçük kız başını salladı kıza.

—Bana ne yaparlarsa yapsınlar. Ama sen daha masumsun. Ben masum değilim. Ellerim kanlı. Senin ellerin kanlı değil. Sen masumsun. Ben suçluyum, sen suçsuzsun. Ben katilim. Sen masumsun. Ben öldürürüm, belki de sen yaşatmaya çalışırsın.

Küçük kızı böyle inandırmışlardı.

O katildi.

O, bir masumun ve sevdiği kişilerin katiliydi.

Küçük kız buna inanarak büyümüştü. O, ablasının katiliydi. Onun yüzünden ablası suikasta uğramıştı. Onun yüzünden ablası mezardaydı.

Kız başını salladı.

—Hayır, benim de ellerim kanlı. Ben de suçluyum. Ben masum değilim. Ben de katilim. Ben de öldürdüm. Benim de ruhum kirli. Neden kurtardın ki beni? Bana ne yapsalardı, ben cezamı çekecektim. Amcam bu yüzden attı beni evden. Ama şimdi sen kendi canını tehlikeye attın.

Kız hızla başını salladı ve gözleri dehşetle açıldı.

—Seni öldürecekler, diye fısıldadı. Seni öldürecekler!

Bu sefer bağırmıştı.

Küçük kız hızlıca kızın ağzını kapattı.

Arkasına bakarak:

—Beni öldürmezler. Sen merak etme beni. Onlar için önemliyim. Kendine iyi bak, tamam mı? Ve sakın buradan çıkma.

Küçük kız gitmeye yeltendi çünkü vakitleri azalıyordu.

Kız onun bileğinden tuttu.

—Ne olur gitme. Zarar verirler sana. Canın acır.

Küçük kız burukça tebessüm etti.

—Benim canım hep yanar buralarda. Boş ver sen beni. Şimdi gitmem lazım, yoksa bizi bulacaklar ve ikimizi de alacaklar.

Kız pes etti. Pes etmek zorunda kaldı çünkü küçük kız fikrinden vazgeçecek gibi durmuyordu.

—Bari adını söyle, diye fısıldadı. Adını söyle. Büyüyünce seni bulayım, alayım bu cehennemden.

Küçük kız yıllar sonra ilk kez önemsendiğini hissetmişti. Bu his hoşuna gitti.

—Şimdiki adıyla Asya, gelecekteki Asyemur. Artık adımı biliyorsun. Gitmem gerekiyor.

Bağırma sesleri gelmeye başlamıştı.

—Sana kendi adımı söyleyeyim. Korkarsan büyüdüğünde bana gel, de ki: "Abla, korktum." Anında o korktuğun şeyi yok ederim. Ben Say'e, gelecekteki komutan Say'e. Büyüdüğümde seni bulacağım ve asla bırakmayacağım.

Küçük kız bu söze inandı. Hiç tanımadığı bu yabancıya güvendi ve başını salladı.

Bağırışlar gittikçe çoğalıyordu ve kar yağmaya devam ediyordu.

Küçük kız uzaklaştı. Kızdan çok ama çok uzaklara koştu. Yakalandığında ise acıyla feryat etti.

O gece kar ve gökyüzü küçük kızın acılı feryadına şahit oldular.

O gece kar ve gökyüzü iki kızın acı ve sessiz bir şekilde ağlayışlarına şahit oldular.

O gece kar ve gökyüzü kızların üzerine birer bela gibi yağdı.

O gece kar ve gökyüzü küçük çocukların kalplerinin kirlenişine şahit oldular.

O gece kar ve gökyüzü iki küçük ruhun ölümüne şahit oldular.

Ve o geceden sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

---

5 Gün Önceki Zaman Dilimi

Bu geceden sonra kader sürekli bizi bir araya getirmişti.

Asya, zaman ilerledikçe karanlığa daha çok gömülmüştü. Bense gri bir aydınlıkta kalmıştım. Ya da açık bir siyahta... Hangisi, inanın, ben bile bilmiyorum.

Küçük kıza verdiğim sözü tutamamıştım. Onu bu cehennemden çıkaramamıştım. Ama Masadan isimler yok etmesine de yardım ediyordum.

Şimdi, yıllar sonra, tekrardan onun yardımına ihtiyacım vardı.

Onun yardımına ihtiyacım vardı.

Ve ona gidiyordum.

Onun bana gelmesi gerekirken ben ona gidiyordum.

Geleceğimden haberi yoktu.

İnşallah evde olurdu. Çünkü evde olduğu zamanlar çok kısaydı.

Malikâneye geldiğimde arabamı park ettim. Arabadan indim ve güvenlik kulübesinin oraya gittim.

Alp Abi beni tanıdı tabii ki. Ama endişeliydi. Genelde böyle çat kapı gelmezdim çünkü.

Başımla selam verdikten sonra:

—Alp Abi, önemli bir işim vardı da ondan geldim. Asya'ya haber verir misin?

Başını salladı ve içeri girdi. Korumalar da geçmem için yol verdiler.

İçeri girdim ve malikâneye doğru yürümeye başladım.

Malikânenin kapısına vardığımda Asya yoktu. Muhtemelen şu an da çocukların olduğu bölgedeydi. Genelde pek malikânenin içinde dolaşmazdı.

Çocukların kaldığı bölüme doğru ilerledim.

Malikânesi beş katlıydı. İçinde ondan başka çocuklar yaşıyordu. Çocukları evlat edinip onları bu malikâneye getiriyordu. Burada eğitimlerini sorunsuzca tamamlıyorlar, yemek veya para ihtiyaçlarını hiç zorlanmadan karşılıyorlardı.

Burada en fazla olan şeylerden biri ise sevgiydi.

Asya malikâneye geldiğinde çocuklarla ilgilenirdi. Bundan ise zerre şikâyet etmezdi. Çocuklara çocukluklarını yaşatırdı.

Derdi ki:

"Biz yaşayamadık, en azından onlar yaşasınlar."

Bu düşünceyi de sonuna kadar destekliyordum.

Çocukların olduğu bölüme gelmemle birlikte birkaçının beni görmesi ve bana doğru koşması bir oldu.

Yere çökerek onların boyuna geldim.

Gülerek:

—Naber, canlarım benim?

Bana sarıldılar, ben de onlara sarıldım.

—İyiyiz, Gölge Abla. Sen nasılsın?

Onlardan ayrılarak:

—Ben de iyiyim, çocuklar. Hadi bakalım, siz oyunlarınıza geçin. Benim Asya ablanızla konuşmam gereken şeyler var.

Biri somurtarak:

—Ama bizimle oynayacağına söz vermiştin.

Ona gülümsedim.

—Başka zamana, minik. Önemli işlerim var.

"Tamam." deyip yanımdan ayrıldılar.

Bağırarak:

—Asya! Neredesin?

Sesimi duymasıyla birlikte bir odadan kafasını dışarı uzattı. Beni görünce güldü ve ben o gülümseyişine âşık oldum.

Bir tek benim ve çocukların yanında içten bir şekilde gülerdi.

—Ooo, ablam gelmiş benim!

Diyerek bana koşarak sarıldı.

Ben de ona sarıldım.

—Nasılsın, Asya'm?

—İyiyim, ablam. Sen nasılsın?

Tebessüm ettim.

—Ben de iyiyim, canım. Bir odana çıkalım mı? Konuşmamız gereken konular var.

Gergindi ama çaktırmamaya çalışarak:

—Tamam. İki dakika bekle, bir Serpil Ablam'a söyleyeyim çocukların başından ayrılmasın.

Yanımdan ayrıldı. Başka bir odaya girdiğinde Serpil denen bir kadınla oradan çıktı.

—Serpil Abla, şimdi şuradaki küçüklerin uyku saati. Büyükler de derslerine otursunlar. Asya ablanız söyledi, derseler yaparlar. Lütfen bak, rica ediyorum, onlara bağırma. Nazikçe de konuşabilirsin. Birkaç şikâyet kulağıma geliyor. Eğer biraz daha gelmeye devam ederse kendini buranın çamaşırhanesinde bulabilirsin.

Tebessüm etti.

Serpil başıyla onu onayladı ve çocukların yanına gitti.

Asya başıyla çıkmamızı işaret etti. O çıktıktan sonra ben de çıktım.

Odasına geldiğimizde hâlâ ayakta duruyordu. Masasının başındaki koltuğuna oturmasını işaret ettim.

—Otur, Asya'm. Konuşmamız uzun sürecek.

Dediğim gibi yerine geçip oturdu. Ben zaten oturuyordum.

Daha fazla dayanamadı. Asya hemen sorularını sıralamaya başladı.

—Ne oldu, ablacım? İyi misin? Bir sıkıntın mı var? Serkan iti yine bir şey mi yaptı?

Bu hâllerine gülümsedim.

—Hiçbiri değil, Asya'm. Askeriyeyle ilgili.

Birden gülüşüm soldu.

—Aramızda bir hain var. Amcama düzenlediğim tüm operasyonları bildiriyor. Ne zaman onu yakalayıp öldürecek olsam ya benimle oynuyor ya da orada hiç bulunmuyor. Hainin kim olduğunu da bilmiyorum. Ne yapsam ne etsem onu yakalayamıyorum.

Asya buna şaşırmamıştı. Böyle şeyler Masadan çoğu kişinin yaptığı şeylerdi.

Düşünceli bir nefes verdi.

—Bir planım var ama canını kumar masasına atmış oluyorsun.

Merakla onu dinlediğimi görünce sıkıntılı bir şekilde devam etti:

—Albay şu an kimi yakalamaya uğraşıyor?

—Amcamı yakalamaya.

—Bu yüzden Albay ne dersen kabul edecektir. Timin ile bir toplantı düzenleyecek çünkü yepyeni bir görev alacaksınız. Operasyon adına ulaşamadım. Çok gizli bir adı var. Orada Albay ne derse desin sen karşı çık ve amcanın annene âşık olduğunu söyle.

Bir an şaşırdım.

—Sen bunu nereden biliyorsun?

Güldü.

—Abla, her yerde elim kolum var dedim ya sana.

Şaşırmanın manasız olduğunu biliyordum ama şaşırmıştım işte.

—Sonrasında onlara babanı ölü göstereceğinizi söyle. Kendinin vazgeçilecek ilk kişi olduğunu... Buraya ne eklemek istersen ekleyebilirsin. Sonra Albay'ı evine çağır. Ona gerçek planı anlat. O sırada zaten muhtemelen Baran gelecektir.

-Babanın evini basamaz çünkü önceden Masadaydı. Masada eski veya yeni de olsa kimsenin evini basıp birilerini öldüremezsin. Tabii ben yapabilirim ama neyse.

-Sen askeri lojmana geçtiğinde akşamleyin veya gece karanlıkta gelir ve evinde seni basar. Öldürmeye kalkacak büyük ihtimalle. Esir almaz çünkü bir işine yaramazsın. Ama seni öldüremeyecek veya esir alamayacak çünkü buna izin vermeyeceğim.

-Siz Albay'la birlikte eve gelenleri temizlerken adamlarım koridordakileri ve dışarıdakileri halledecek. Baran kaçmaya çalışırsa adamlarım yakalar. Yanına al ve kapımın önüne bir ceset kafası at. Not olarak da 'Eğer gelmezsen babanın kafasını kapının önünde bulacaksın.' yaz ve kapıma bırak.

-Eğer miden kaldırmazsa ben başka bir adamıma yaptırabilirim. Yani o sana bağlı. Böylece sen beni tehdit ederek yanına çağırmışsın gibi yapacağız. Herkes Baran'ı aradığımı biliyor zaten. Bu yüzden seninle sadece anlaşma yapmış gibi gözükeceğiz. Ben sana haini bulacağım sende bana Baran'ı vermiş gibi olacaksın.

Ciddiyetle baktı bana.

—Abla, bu planı uygulamak istiyorsan çok dikkatli olman gerekiyor. Bu yaptıklarınla herkesi tehlikeye atarsın. Her bir adımını düşünerek atman gerekiyor. Ve bana söz vermeni istiyorum. Çok dikkatli olacaksın ve asla ölmeyeceksin. Çünkü ben korkuyorum.

Seni kaybetmekten korkuyorum diyemedi.
Demeye dili varmadı.

O an içim öyle bir acıdı ki kelimelere bile dökemezdim.

Söz veremesem de başımı salladım.

Fark etti bunu ve gözünden bir yaş aktı.

O yaş hem benim kalbimi hem de onu yaktı.

Yerimden kalktım ve ona sımsıkı sarıldım.

---

ŞİMDİKİ ZAMAN

Babama sadece planı yaptığımızı anlatmıştım. Diğer yerleri bilmiyordu.

Bana hem gururla hem de yorgunlukla bakıyordu.

En sonunda bir şey söylemeye karar verdi.

—Hadi gidip Baran'ı alalım.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ve bu bölümün de sonuna geldik.
Bir şey sormak istiyorum ağladınız mı, yoksa sadece üzüldünüz mü?
Lütfe yorum yapın yorumlarınız beni çok motive ediyor.
Ve yerimde asla duramıyorum hemde mutluluktannn.
Gelelim bölümeee
Geçmiş sahneleri nasıldı?
Saye'nin geçmişi hiç ama hiç iyi değil arkadaşlar yani ağlayacağınızın garantisini verebilirim.
Asya da aynı şekilde ve ben onların ilişkilerini birazcıkk kıskanıyorum.
Hain kim sizce?
Ve biz haini birilerini öldürmeden bulabilecek miyizz?
Neysee sizi daha fazla tutmayayım sonraki bölüme kadar iyi gölgelenmelerrr💞💞💞💞💞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.