4. bölüm / 6
Karanfil/Gölge Bahçesi 1. Kitap2. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 2. Bölüm
- 1 Giriş364 kelime
- 2 Karakter Tanıtımı402 kelime
- 3 1. Bölüm2.138 kelime
- 4 2. Bölüm1.704 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 3. BÖLÜM1.475 kelime
- 6 4. BÖLÜM2.768 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evett geldik ikinci bölümeee
Bölüm kelimse sayısı biraz az.
Okul, ev, dershane derken ne yapacağımı şaşırdım açıkçası.
Boş zamanlarımda yazmaya çalıştım. Sonuç aşağıdaki bir bölüm.
Çok acemice oldu ama olsun.
Sizce Kağan Komutan Saye'ye ne diyecek?
Sizi daha fazla tutmayayım.
İyi okumalarrr💗💗💗
(Birde bölümlerin bu kadar hızlı gelmesinin nedeni önceden yazmış olmamdı. Bir dahakine 3 veya 4 günde bir gelecek.)
------------------------------------------------------------------------------
Ölüm, ölümü bilmek veya öğrenmek.
Size neler hissettirirdi?
Bana hiç iyi şeyler hissettirmemişti.
Ölümü öğrendiğimde 15 yaşındaydım.
Öyle gözümün önünde birisinin kalp krizi geçirmesiyle öğrenmemiştim ben ölümü.
Ben ölümü büyük bir vahşetle öğrenmiştim.
Her yerde, üzerimde ve özellikle ellerimdeydi o kan.
Ne kadar yıkasam da çıkmamıştı.
Nasıl çıkardı ki?
Birinin hayatını ellerinden almıştım.
Hak etmişti ölümü ama ben öldürmek istemezdim.
Yavaşça yerimden kalktım ve albaya selamımı vererek Kağan Komutan’ın peşine takıldım.
Kapıdan dışarı çıktık ve karargâhın bahçesinde yürüyüş yapmaya başladık.
Kağan Komutan çekinerek:
— Bu akşam müsait misin?
Neden sorduğunu anlayamasam da:
— Hayır değilim, neden sordunuz?
Ensesini kaşıyarak cevap verdi:
— Bir akşam otururuz diye düşünmüştüm. Böyle tim komutanlarıyla birlikte. Diğerlerine daha sormadım ama soracaktım. İlk sana sorayım dedim de…
Sert ve itiraz istemeyen bir dilde:
— Kusuruma bakmayın, hem müsait değilim hem de pek insanlarla iletişimde olmaktan hoşlanmam. İyi günler Kağan Komutanım.
Diyerek hızlı adımlarla karargâhın idman alanına doğru yürüdüm.
Bu işten bir şeyler çıkacaktı ama ne çıkacaktı, işte orasını tahmin edemiyorum.
Bu aralar bana çok yakın davranmaya başlamıştı.
Bu yakınlığının sebebini de anlamıyordum ki…
Ayrıca bu kadar basit bir soru için albay ile konuşmamızı bölmüş olamazdı.
Bence başka bir şeyler söyleyecekti ve bunu son anda değiştirmişti.
Ne diyelim, işimizin sonu hayır olsun inşallah…
Hem tekrar ediyorum: İnsanlarla iç içe olmaktan hoşlanmıyorum.
Telsizden kısa bir idman için anons geçtim.
Şimdi askerlerime idman da yaptırmam gerekiyordu. Offff…
Bugün çok yorucu geçecekti.
2 Saat Sonra
— Önünde düşman var asker! Senden kaçıyor ve sen hâlâ yavaş koşuyorsun!
Dağlarda da böyle mi koşacaksın?
— HAYIR KOMUTANIM!
— O zaman hızlan asker!
-Masumların canı giderken yavaş mı koşacaksın?
— HAYIR KOMUTANIM!
— O zaman daha hızlı asker!
Onları daha hızlı koşturmak için gaza getirmeye çalışıyordum ve bu işte gayet de başarılıydım.
— Çakallar ülkeyi işgal ederken yavaş mı olacaksın?
— HAYIR KOMUTANIM!
— O zaman hızlan asker!
2 saatlik idmanın sonlarına yaklaşmıştık ve hepsinin gerçek anlamda canını çıkarmıştım.
— DUR!
diye bağırdığımda hepsi durmuş ve hazır ola geçmişti.
— Yan yana dizil!
Dizildiklerinde hepsinin önüne geçtim ve günün son konuşmasını yaptım.
— Siz hangi ülkenin askerlerisiniz?
— ŞANLI TÜRK ASKERLERİYİZ!
— Kimler bizlerden korkar?
— ÇAKALLAR KORKAR!
— Sizler nesiniz?
— BİZLER KURTLARIZ!
— O zaman çakalları vatanınızdan göndermeyi bileceksiniz!
— BİLECEĞİZ!
— Dağıl asker!
Hemen hepsi soyunma odasına doğru ilerlemeye başladılar. Onlar ilerlerken kendimi gülmemek için zor tuttum.
O kadar yorulmuşlardı ki sanki uyku sersemiymiş gibi yürüyorlardı.
Bazıları ise birbirlerinden destek alıyordu.
Tahmin edin bakalım bu kişi kim?
Bu kişi tabii ki de Emre’ydi.
Sızlanmalarını buradaki herkes duyuyordu.
— Ya şimdi bu kadar idmana gerek var mıydı ki? Ne gereği var yani? Operasyona daha çok var. Bu kadar çalışmaya da gerek yok yani. Bıraksanız şuraya resmen yığılırım.
Ceren ona kısık sesle bir şeyler söyledi.
— Ya Ceren, ben ciddiyim. Bıraksanız şuradan canımı toplamanız gerekir.
diye sızlanmalarına devam edecekken:
— EMRE!
Dediğim anda bir anda hazır ol moduna geçince kahkahamı içimde zor tuttum. Böyle refleks haline getirtmiştim ben de işte.
Yani tamam, kabul ediyorum, biraz fazla katı bir komutanım.
Biraz mı?
Off, tamam… Çok katı kuralları olan bir komutanım.
Ama kutsal bir meslek yapıyorduk ve bu ülkedeki insanların hayatları bize bağlıydı.
Bu yüzden onlarla birlikte daha sıkı idmanlar yapıyorduk.
Mesleklerinde en iyi olabilmeleri için, en önemlisi ise vatanı koruyabilmeleri içindi.
— Sızlanmadan ve sallanmadan işini yap!
Emre hızlı bir şekilde:
— EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!
diye gür bir sesle bağırınca birkaç kişinin kıkırtısını duydum. Kıkırdayanlara sert gözlerimi dikince hemen sustular ve kendilerini toparladılar.
— Gidebilirsin asker!
Hızlı bir şekilde Ceren’in kolundan çıkarak soyunma odasına doğru ilerledi… Hatta ilerlemedi, bildiğiniz kaçtı.
Ben de seri adımlarla komutanlar için ayarlanan soyunma odasına gittim.
Üzerimi değiştirdikten sonra Mert Babam’dan kaçmak için hızlı bir şekilde karargâhtan çıktım.
Allah (c.c.) dışında bir tek Mert Babam’dan korkuyorum.
Lanet olsun, Mert Babam’dan ödüm kopuyor.
Çünkü sözleriyle sizi öyle bir gömüyor ki… Offff.
Valla ben nasıl yaşıyorum dersiniz, demedi demeyin.
Hızlı bir şekilde arabaya bindim, arada arkamı da kontrol ediyordum.
Arabayı çalıştırdım ve yeni evime doğru sürmeye başladım.
Eşyalıydı, yani ben sadece gidip yerleşecektim.
Önceden bakmıştım, içi küçük olsa da çok güzeldi.
Tam hayallerimdeki gibiydi, anlayacağınız.
Arabanın içinde yine en sevdiğim şarkıyı açacaktım ki telefonum çalmaya başladı.
Telefonumu sol elime alınca gördüğüm kişiyle kısa bir küfür savurdum.
Arayan kişi Mert Babam’dı.
Daha fazla bekletmemek için hızlı bir şekilde telefonu açtım.
— Selamünaleyküm Mert Babacığım, sen söylemeden söyleyeyim. Karargâhtaki işlerimi hallettim ve şimdi asker lojmanlarından birine yerleşmek için geçeceğim. İstersen gel, sana anlatacaklarım var çünkü. Ha bir de şu operasyon var ya, Karanfil… Onu daha farklı planlayacağız.
-Ve bu konuda çok önemli şeyler var, şu an telefonda konuşamayız. Acilen sana attığım adrese gel. Öptüm, görüşürüzzz.
— Kı-
Hızlı bir şekilde kapattığım için cümlesini tamamlayamamıştı. Bunun için de ayrı bir azar yiyecektim.
Şimdiden çekeceğim azarları düşündükçe ofladım.
Arabayı lojmanın içine sürerken güvenlikten geçmek için durdum.
— Hanımefendi, askerî kimliğinizi alabilir miyim?
Oyalanmadan cüzdanımdan askerî kimliğimi çıkarttım.
— Buyurun.
Askerî kimliğimi sisteme kaydedip bana verdi.
— Buyurun Yüzbaşım.
Ardından da kapıyı açınca:
— İyi günler Amirim, dedim ifadesiz bir sesle.
O da başını salladıktan sonra arabamı lojmanın içine doğru sürdüm.
Her ne tarafa bakarsam bakayım her yer doluydu.
Bugün düğün var da bizim mi haberimiz yok acaba?
En sonunda bir park yeri bulduğumda hızlı bir şekilde arabayı park ettim.
Bugün galiba çok hızlıyız, her şeyi hızla yapıyoruz ha?
Sus lütfen Senem. (Senem iç sesimiz)
Hemen telefonumu çıkarıp Mert Babam’a canlı konumumu attım.
Atmasaydım canımı okurdu.
Gerçi gelince de canımı okuyacaktı.
Yani her türlü canımı okuyordu.
Off…
Bunları da sonra düşünürüz, boşluğuna tıktıktan sonra arabadan indim.
Bavullarımı güç bela arabadan çıkardım. Bildiğiniz banyo yapmış gibiydim.
Terden sırılsıklam olmuştum. Şimdi eve git, duş al, çay demle, üstünü değiştir.
Çok işim var, çok.
Bavullarımı da alarak binanın içine girdim. Şansa bakın, asansör zemin katta.
Şu an kimse keyfimi kaçıramaz.
Hızlı bir şekilde asansöre binip 4. katın düğmesine bastım.
Asansör dördüncü kata geldiğinde yine bavullarımla cebelleşerek onları asansörden indirdim. Her katta iki daire vardı ve binalar 5 katlıydı.
Ben de binanın 4. katında 7 numaralı dairede kalacaktım.
Dairenin önüne geldiğimde cebimden evimin anahtarını çıkardım.
Evim…
Ne kadar güzel bir kelime.
Ben şu zamana kadar hiçbir yeri evim gibi hissetmemiştim ama burası gerçekten evimmiş gibi hissettiriyordu.
Çok güzel bir duyguymuş.
Anahtarı kapının kilit sistemine taktım ve ilk çevirmede açtım.
Bavullarımı da alarak içeriye girdim. Kapıyı kapattıktan sonra yatak odama bavullarımı koydum. Birini açarak içinden evde giydiğim ay ve yıldızlarla dolu pijamalarımı aldım. Duş malzemelerini unutmadım tabii.
Acele bir şekilde duşa girdim. Yaklaşık bir on dakikada duşumu alıp çıkmış, hatta giyinmiştim. Mutfağa geçtim ve orada kullanmam için bırakılan çay demliğini aldım. Çayı da ocağa koyduktan sonra Mert Babam’ı aramaya karar verdim çünkü daha gelememişti.
Tam yatak odamdan telefonumu almaya geçecektim ki kapı çaldı.
Kapıyı açtığımda Mert Babam’ı görünce gülümsedim ve hemen boynuna atladım.
— Canım babam benim, ne de çok özlemişim.
O da kırmadı beni tabii ki, o da sardı kollarını bana.
— Kızım, bir soluklanmama izin mi verseydin acaba?
Bir içeriye geçelim, sonra da sarılırız.
Hemen babamdan ayrıldım.
— Kusura bakma babacığım, yani ben bir an görünce sarılasım geldi.
dedim mahcup bir sesle ve kapıyı tamamen açıp gelmesini bekledim.
Güldü, içten bir gülüştü bu.
— Ne kusuru ay parçam. Hadi şunları mutfağa koy, gel. Sonra da seninle şu konuşacağımız konuları konuşalım.
İçeriye girdi ve ellerindeki poşetleri bana uzattı. Yanağından öptüm ve:
— Ne gerek vardı babacığım, gelmen yeterdi.
O da bana döndü:
— Olsun kızım, ihtiyacın olur, bir şey olursa dışarı çıkıp yorulma diye.
Ona mahcupça gülümsedim.
— Hadi babam, sen salona geç, ben de geliyorum.
Babam salona, ben mutfağa geçtim. Masaya poşetleri bıraktıktan sonra çayı da demledim.
Çayın tamamen demlenmesi için mutfağa ocağın üzerine bırakarak babamın yanına salona geçtim.
— Anlat bakalım babacığım, neden bugün o güzel gözlerin hüzünlü bakıyor?
Ellerimle oynamaya başladım ama sorusuna da cevap verdim.
— Ya hani Turgut Babam var ya… Bugün bana “gurursuz” falan dedi. Bir de bana bıçak fırlattı. Düşünsene öz baban sana bıçak fırlatıyor. Ne kadar önemsememeye çalışsam da içimde hep bir yerlerime oturdu bu durum. Ya baba, ben ona ne yaptım?
Gözlerim doldu. Ama ağlamadım. Ağlarsam herkesi yıkardım çünkü. Tek bir gözyaşı hakkımı bu duruma harcamayacaktım.
— Ya ben onu sevmek istiyorum, belki de biraz da olsa ondan ilgi görmek… Benim saçlarımı taramasını istiyorum. Kardeşlerimin hep saçlarını tarıyor ve örüyor, bir kez benim saçımı örmedi. Ya çok zoruma gidiyor. Neden beni sevmiyor ki? Artık onu sevmek bile zor geliyor. Hem nefret edemiyorum hem de gururum artık onu sevmeme izin vermiyor. Baba, ben çok imrendim kardeşlerime ama dedim ki olsun, en azından onlar sevgi görüyor. Senin gibi öyle baba sevgisi görmeden büyümüyorlar.
Babam beni hemen yanına çekti ve sımsıkı sarıldı.
— Biliyorum babacığım. Biliyorum canım. Zor geliyor ama şunu unutma: Onu sevmek zorunda değilsin. O iti zaten sana böyle davrandığı için iyi bir s*keceğim. Nefret et. Senin öz baban olması, senin onu seveceğin veya nefret edemeyeceğin anlamına gelmiyor. Hem bak bakayım bana.
Yüzümü ellerinin içine aldı.
—Senin baban ben değil miyim?
Hafifçe gülümsedim.
— Tabii ki sen benim babamsın canım benim.
Ortamdaki duygusal havayı dağıtmak için babamın ellerinin arasından çıktım ve ayağa kalkarak:
— Bak pijamam nasıl olmuş?
dedim etrafımda dönerek.
Tebessüm etti.
— Çok güzel olmuş canım kızım.
Hafifçe şımararak:
— Bana her şey yakışır.
Bu sefer kahkaha attı.
— Doğru söylüyorsun, benim kızıma her şey yakışır.
Ben de tebessüm ederek geri yerime oturdum.
— Şimdi babacığım, bir diğer önemli konu ise Karanfil Operasyonu.
Anında ciddileşti.
— Operasyon planını değiştireceğiz ama timimdeki kimse veya diğer timdekiler operasyonun değiştiğini bilmeyecek, sadece üstlerimiz bunu bilecek.
Neden dercesine baktı.
Burnumun kemerini sıkarak sıkıntılı bir sesle:
— Aramızda bir hain var.
Oo aramızda bir hain var.
Sizce bu hain kim?
Ve asıl operasyon nasıl olacak?
Şu Kağan Komutan sizce iyi mi yoksa kötü mü?
Ve sıradaki bölümüzde neler olacak?
Ve bir duyuru
Kurgumuzun bölümleri ne zaman atacağımı veya atamayacağımın duyurularını youtube kanalımdan yapıyorumm.
Kanalım
@Kitapevrenleriii
Şuan bu kurgumla ilgili üç videom var bakmak isterseniz diye söyleyeyim dedim sjsjs
Neyseee buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim
Sağlıcalıkla kalınn
İyi gölgelenmelerr💗💗💗
Bölüm etkileşimi
