1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Saye Rumeysa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm

Ve evett ilk bölümümüze ulaştıkkk.

Sizce bu bölümde neler olabilir?

Neyseee size iyi okumalarr

Ve okuduğunuz için teşekkür ederim💓💓

Seviliyorsunuzzz💓💓
---------------------------------------
İnsanlar hep karanfil çiçeklerine ölümü yakıştırırlar. Özellikle beyaz karanfillere...

Bence bu kadar güzel bir çiçek ölümü temsil edemez.

Ama temsil ediyorlar işte.

Ben karanfil çiçeklerini seviyordum.

Yani bu da ölümü seviyorum demekti.

Gerçi her tarafım ölümle kaplı değil miydi?

Mesleğim, ailem ve çevrem... Herkes benim için ölümdü.

Ben ölümden asla korkmazdım. Onunla savaşmaktan da kaçmazdım.

Düşünün, yıllardır ölümle savaşıyorsunuz. Düşmanınız ölüm, yanınızdaki bile size kendi hançerini saplamak için bekliyor. Sizi düşmanınızın kollarına atmak için fırsat kolluyor.

Siz bunun farkında olmanıza rağmen ona son ana kadar izin veriyorsunuz.

Belki değişir diye...

Hayır, değişmez ve değişmeyecek.

Umutlanmayın. Ben umutlandım ve umut ettiğim kişi, umutlarımın katili oldu.

Bu kişi başta babamdı.

Sonra amcam.

Ben Saye Gölge; kız kardeşlerimin ablası, annesinin biriciği, babasının nefreti, amcasının ilk kurbanı.

Ben Saye Gölge; kardeşlerimin, Sena'nın ve Sare'nin ablası.

Ben Saye Gölge; annesinin ilk göz ağrısı, biriciği, canı.

Beni sevmelerini istemiyorum. İsteyemem. Hakkım yok. Çünkü onlara en büyük acıyı yaşatacak kişi benim.

Kendi ölümümü, babamın ölümünü, amcamın ölümünü... Ve daha nicesini.

Şu anda bunları bilmelerine gerek yoktu.

Zamanı geldiğinde hepsi öğrenecekti.

Babama baktım. Mutfakta elma soyuyordu. Annemin en sevdiği meyveydi. Onun için soyuyor olmalıydı.

Mutfağın kapısında durmuş, onu izliyordum. Zaman zaman böyle yapardım ki babam bana bir şey demezdi. Bana bir öfkesini bile çok görürdü. Benimle konuşmazdı ama Sena ve Sare'ye sevgisini gösterirdi.

Çok istemiştim sevgisini göstermesini ama ne zaman gözlerine baksam nefretle karşılaştım. Ben ise ona hep sevgiyle baktım.

Ta ki...

Şu ana kadar

Babamdan nefret ediyorum.

Gözlerime baktı ve oradaki nefretle karşılaştı. Küçük bir afallama yaşasa da hemen toparladı.

— Neden buradasın?

Alayla cevap verdim.

— Burası evim değil mi? İstediğimi yaparım. Buna sen karışamazsın.

Bu sefer benimle alay eden o oldu.

— Hatırlatırım, reşitsin ve seni evden atma hakkına sahibim.

Küçümsercesine baktım gözlerine.

— Ev kimin üzerine, babacığım?

Ona "baba" dememle yutkundu ama çaktırmamaya çalışarak cevap verdi.

— Karımın üzerine olması umurumda değil. İstersem seni kapının önüne koyarım.

Esniyormuş gibi yaptım.

— Merak etme. Bugün evden ayrılıyorum. Askerî lojmanlarda kalacağım. Tabii bu senin umurunda değildir. Annemlere söyle diye sana söyledim. Birazdan evden çıkarım.

Gözleri sevinçle parladı.

— Sonunda gidiyorsun ha! Ben de diyordum ki daha ne kadar gururunu ezecek? Neyse, daha fazla bunu düşünmeme de gerek kalmadı.

İçimdeki çocuğun gözlerinden birkaç yaş süzüldü. Yetişkin hâlim ise buna tepki vermedi. Alışkındı. Küçüklüğüm alışkın olmasa da o alışkındı.

Ona hissiz bakışlarımla baktım.

— Annem ve kardeşlerim mutlu olsun diye kalıyordum. Gururumdan da ödün vermedim. Hatırlatayım, sizinle sofralara otursam da senin paran olduğu için yemeklerden yemiyordum. Senin internetini, elektriğini veya suyunu da kullanmadım. Bana verdiğin odaya karşılık, bizim binamızdaki şu saçma aidatı da ben ödüyorum. Hâlâ devam ediyorum ve ayrıldığımda onu da ödemeyi bırakacağım. Yani onu kira gibi düşün.

Alayla ona baktım ve nokta atışı yaptım.

— Şimdi kim gurursuz, söyle bakalım? Beni bunlarla suçlayıp aidatını bile ödemeyen, kendi kızına ödettiren adam mı; yoksa kalsa bile babasına para vererek onun hiçbir şeyine ihtiyacı olmadığını gösteren ben mi?

Sinirden gitgide morarıyordu.

Bu ilk defa hoşuma gitti.

Bir anda üzerime fırlatılan bıçakla gözlerimi kocaman açtım ve hemen yere eğildim.

Şaşkın bir şekilde bıçakla babam arasında gözlerimi gezdiriyordum.

— Senin akıl sağlığın iyi mi acaba? Daha demin kendi kızını öldürmeye kalkıştın, manyak adam! Öldüremezdin de... Neyse. Unutma, ben bir Türk askeriyim. Reflekslerim çok iyi. Ben kolay kolay ölmem ama çok iyi bir şekilde de öldürürüm. Ne yaptığına dikkat et.

Diyerek onu tehdit ettim ve yerimden kalktım.

Bana hâlâ sinirden morarmış bir hâlde bakıyordu.

— Ölmeyeceğini bildiğim için attım zaten seni, lanet kız. Ne yaptığın veya ne ile uğraştığın umurumda bile değil. Şimdi ise bekleme yapmadan evimden git. Seni evden kovuyorum.

İşaret parmağımı "yanlış" anlamında salladım.

— Hayır, yanlış. Ben evi terk ediyorum. Kovarsa ancak beni annem kovar, sen değil. Sen benim için hiçbir şey ifade etmiyorsun. On dakikaya da çıkarım.

Onun yüzüne son kez bakarak mutfaktan çıktım ve hole doğru ilerledim. Holden ise odama doğru gittim.

Bavullarımı zaten geceleyin toplamıştım.

Bir operasyona katılacaktım. Ondan taşınıyordum açıkçası. Yoksa annemlerden ayrı kalmak istemiyordum. Çünkü ileride benden nefret edeceklerdi. Yüzümü bile görmek istemezlerdi belki.

Umurumda değildi.

Önemli olan sadece adaletti.

Gerekirse herkes benden nefret etsin. Yeter ki adalet yerini bulsun.

Valizlerimi aldım ve evin çıkışına doğru ilerledim.

Ve Sare ile göz göze geldim.

Hadi ama ya...

Şansıma başka biri gelse şaşarım zaten.

Sare duvara doğru yaslanmıştı ve bir elma yiyordu.

Bu tavrı biliyorum.

"Hiçbir şey yapamazsın." tavrı.

Hadi ama Sare, bir kez şaşırt beni.

Elmadan kocaman bir ısırık aldı ve bana gözlerini dikti.

— Nereye?

Hissiz bir şekilde cevap verdim.

— Gidiyorum, Sare. Sorgulama.

Alaylı bir şekilde güldü, kendini göstererek:

— Ben ve sorgulamamak?

Başını gülerek iki yana salladı.

Sonra birden ciddileşti.

— Evimizden hiçbir yere gidemezsin.

Hadi ama... Bu kızın duygu değişimine yetişemiyorum.

— Sare, sorgulama. İşlerim var. Güvende olacağım, merak etme.

Sare'nin bir kaşı alayla kalktı.

— Nereden bileceğim güvenli olduğunu? Ayrıca bu umurumda değil. Hiçbir yere ayrılmıyorsun.

Yahu, bu kızın ablası benim. O benim ablam değil!

Bu sefer sert bir şekilde çıkıştım.

— Sare, senin ablan benim. Senin benden hesap sorma hakkın yok. Sadece ben senden hesap sorabilirim, sen değil. İstediğimi de yaparım. Ben reşitim. Önemli ve kutsal bir meslek yapıyorum ve bunu da en iyi sen bilirsin.

Evet, bilirdi. Çünkü o da asker olmak istiyordu.

Büyüklerimiz pis işler çevirirken biz vatan aşkıyla yanıp tutuşuyorduk.

Elmayı tekrar havaya attı ve elinde tuttu.

Ne olduğunu anlamıştı.

— Tamam, bu seferlik sorgulamayacağım ama lütfen kendine dikkat et.

Ve hole doğru ilerledi.

Sonrasına bakmadım ve gülerek önüme döndüm.

Karakteri soğuktu. Kimseye sevdiğini veya nefret ettiğini belli etmezdi. Bu yeteneğini kıskanmadığımı söyleyemezdim.

On sekiz yaşındaydı Sare. Ergenlik hormonları tavandı ve ben onunla uğraşmayı seviyordum.

Bavullarımı tekrar alarak kapıdan çıktım.

Küçükken asansörlerden çok korkardım ve işe bakın ki oturduğumuz bina on bir katlı ve biz on birinci katta oturuyoruz.

Babam inadına burayı seçmediyse adım Saye değil.

Asansörün düğmesine bastım ve beklemeye başladım.

Bu sırada en sevdiğim şarkıyı mırıldanıyordum.

"Karanfil kokuyor cigaram, cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin

Karanfil kokuyor cigaram, cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin"

Asansör geldiğinde bavullarımı da alarak asansöre bindim.

"Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere

Yastığım, ranzam, zincirim

Uğruna ölümlere gidip geldiğim"

Asansörden bavullarımla güç bela indikten sonra binanın çıkışına doğru ilerledim.

"Zulamdaki mahzun resim

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram, cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin

Karanfil kokuyor cigaram, cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin"

Binadan çıktım ve arabamın olduğu bölüme gittim.

Cebimden arabamın anahtarını çıkardım ve bagajı açtım. Bavullarımı yerleştirdikten sonra bagajı kapattım.

Bu iş biraz uzun sürmüştü.

Arabaya bindim ve kalacağım lojmana doğru sürmeye başladım.

Tam yolu yarılamıştım ki telefonum çalmaya başladı.

Ekranda gördüğüm isimle yutkundum.

Kerem'di.

Hoşlandığım, timimdeki bir asker.

Evet, bu kurallara aykırıydı. Bu yüzden duygularımı belli etmemiş ve içimde yaşamaya devam etmek istemiştim.

Hatta içimdeki ona karşı olan aşkı bitirmeye çalışmıştım ama lanet olsun ki bitmiyordu.

Telefonda daha fazla bekletmemek için açtım. Telefonumu hoparlöre aldıktan sonra:

— Ne oldu, Kerem?

Cevap gecikmedi. Az ama öz konuşurdu Kerem.

— Komutanım, albay sizi çağırmamı istedi. Önemli bir görev verecekmiş.

O görmese de başımı salladım.

— Tamam, Kerem. Karargahta görüşürüz.

— Sağlıcakla gelin, komutanım.

Bunu sanki iç çekerek, bir dua gibi söylemişti.

Bunları sonra düşünmek istediğim için "sonra düşünürüz" boşluğuna ittim.

Arabamın rotasını karargâha doğru çevirdim.

Görev her şeyden önce gelirdi benim için.

Vatan her şeyden önce gelirdi.

Karargâha vardığımda asker üniformamı giymediğimi fark edip kısık bir sesle küfrettim.

Arabadan hızlıca inerek karargâha doğru ilerledim. Kimliğimi okuttum. Üstümdekiler arandıktan sonra da karargâhın içindeki soyunma odalarına doğru sert ama seri adımlarla ilerledim.

Hızlı bir şekilde askerî formamı üstüme giydikten sonra albayın bizi çağırdığı toplantı odasına doğru ilerledim.

Kapıdan içeri girdiğimde herkes bize doğru döndü. Albay bile...

Hadi ama, geç kalmış olamazdım.

Bence de geç kalmadım. Albay erken geldi.

Hızlı bir şekilde hazır ola geçtim. Tekmilimi verdim.

— Kara Kıdemli Yüzbaşı, Engerek Timi'nin komutanı Saye Gölge. Emret, albayım.

Albay eliyle "rahat" komutuna geçmemi işaret etti.

Kızmamıştı. Muhtemelen bunu sonraya saklıyordu. Timimin önünde beni azarlamıyacaktı.

Aile durumlarımı biliyordu. Açıklama yapacaktım en kısa sürede.

Masanın etrafında duran sandalyelerden birine oturdum.

Albay konuşmaya başladı.

— Burada bir operasyon için toplandık ve bunu hepiniz biliyorsunuz.

Albay hepimize sırasıyla baktı.

— Operasyon adı: Karanfil.

Yüzümde mimik oynamadı ama kalbimden küçük bir sızı geçmişti.

Albay bir şey dememize izin vermeden devam etti.

— Operasyon amacımız Serkan Sert'i bitirmek.

Bu sefer tüm gözler bana döndü.

Amcam olduğunu buradaki herkes biliyordu.

Albay da bana bakınca derin bir nefes aldım ve direkt konuya girdim. Çünkü az ve öz konuşanlardandım.

— Albayım, benim için ailedeki kan bağının hiç bir önemi yok. Eğer suçluysa cezasını çekecek. Adalet karşısında boynum kıldan incedir.

Albay takdir dolu gözlerle bana bakıyordu.

Albay devam etti.

— Bunu bildiğim için görevi sana verdim, yüzbaşım.

Bunu dedikten sonra ciddi bir ifadeye büründü.

— Bu operasyon tehlikelerle dolu. Her yanınız ölümle süslenecek. Her tarafınızda ölüm kol kanat gezip en küçük açığınızı yakalamaya çalışacak. Mesela küçük bir örnek: Yüzbaşı, amcasının yanında olmaya çalışacak. Bunun için ailesindeki birkaç kişiyi ölü göstermemiz gerekecek. Mesela babanızı veya annenizi.

O an aklıma bir fikir geldi ve albaya bunu söylemeye karar verdim.

— Albayım, sözünüzü böldüğüm için özür dilerim. Ama bu önemli bir konu.

— Şimdi şöyle bir durumumuz var: Amcam anneme âşık.

Dediğimde bir öksürme sesi geldi.

Baktığımda bu kişinin Emre olduğunu gördüm.

Başka biri olsa şaşardım zaten.

— Komutanım, şimdi sizin amcanız yengesine mi âşık?

Başımı evet anlamında salladım.

— Vay arkadaş, olaya gel. Adam yengesine açık açık âşık olduğunu belli etmiş, a*ına koyayım...

Dediğinde albay ve timimdeki küfürden hoşlanmayanlar öyle bir bakış attılar ki olduğu yere sinmek zorunda kaldı Emre.

Albaya saygısızlık yapmamaya çalışarak:

— Dağılma, Engerek Timi! Toparlan!

Sesimi duydukları an hazır ol moduna geçip sustular.

Ciddiyeti kavramaları gerekiyordu.

— Albayım, kusuruma bakmayın. Şimdi konumuza gelirsek... Babamı ölü göstereceğiz. Babam ölünce amcam annemi isteyecektir. Bundan dolayı yolundaki engelleri kaldırmaya çalışacak. Üç kız kardeşlerden birisi ölecek, ikisi yaşayacak ve annemi iki kızıyla tehdit edecek. Sare'yi ve Sena'yı yanına alacak. Beni öldürecek, annemi bir evde esir tutacak.

Burukça tebessüm ettim.

— Ben kimse için vazgeçilmez değilim. İlk fırsatta beni kullanacaklar. Nedenini sormayın veya sorgulamayın.

Derin bir nefes alarak devam ettim.

— Ben kendimi ölü göstereceğim. Ölmeyeceğim. Sena ve Sare güvende olacak. Ben de kimseye gözükmeden amcamın işini bitireceğim. Onu merak etmeyin, ben halledeceğim. Her hareketimi de size bildireceğim.

Albaya daha dikkatli baktım.

— Eğer bu planı kabul ederseniz Sare de bize çalışacaktır. En büyük hayali asker olmak. O da bizimle itiraz etmeden çalışır. Zaten şu an kendisi askerî liseyi bitirdi. Üç yıl sonra ise özel harekâtlara gelecek.

Albay başıyla beni onayladı.

Gözlerime bakmıyor, ya yukarı ya da önüne bakıyordu.

Biliyordu bunları söylemenin zor olduğunu.

Albayı ilk günden beri bana asla baba olmayan kişinin yerine koymuştum. O da beni ölen kızının yerine koymuştu.

Karargahta asker-komutandık, dışarıda ise baba-kız.

Ne kadar güzeldi, değil mi?

Albay bu sefer yüzüme baktı. Bakışlarında hüzün vardı. Timimdekilerden ise çıt çıkmıyordu. Hatta her şeye laf söyleyen Emre'nin bile...

Albay içindeki kopan fırtınayı sakladı ve bize ciddi bir tonda konuştu.

— Bu görev sandığınızdan daha önemli. Serkan Sert'i bitirmek zorundayız. Serkan sandığınızdan daha tehlikeli. Adam yeraltı dünyasında adını duyurmuş ve ünü olan biri. Bunların üstüne daha kötüsü de var: İnsan kaçakçılığı. Her ne b*k ararsanız bu adamda var, anlayacağınız.

Herkes durumun ciddi olduğunu kavramalıydı ama sağ olsun Emre yine yerinde duramadı.

— Şimdi, albayım... Komutanımızın amcasını öldürmek için komutanımızı ölü göstereceğiz, ardından da gidip adamın kafasına sıkacağız. Yahu, bu kadar zahmete ne gerek var? Gidelim, bir baskın yapalım, sıkalım şu Serkan denen it herife, bitirelim işini. Komutanımız da ölü göstermemiş oluruz hem.

Bana bir öpücük attı.

— Değil mi, favori komutanım?

Albay bayağı bir sinirlenmişti sanırım Emre'nin bu sözlerine ama çaktırmadı. Direkt başından savarcasına:

— Yüzbaşım, sizin dediğiniz plan şu an daha uygun. Onu uygulayalım.

— Çıkabilirsiniz, Engerek Timi.

Hemen ayağa kalktık ve asker selamı verdik.

Tam kapıdan çıkacağım zaman albay:

— Sen kal, yüzbaşım.

demesiyle kısık sesle küfrettim.

— Emredersiniz, albayım.

Hemen sandalyeme geri oturdum.

Diğerleri çıktıktan sonra bana döndü.

— Söyle bakalım, yüzbaşım. Neden geç geldiniz?

Karargahta olduğumuz için resmiyeti koruyordu. Ben de koruyayım bari. Kime zarar gelir ki?

Oturduğum yerde dikleştim, boğazımı temizledikten sonra:

— Ailevi meseleler, albayım. Geç kaldığım için özür dilerim.

Sorgulayıcı bakışlarını bana atıyordu ama kıkırdayarak karargâhı gösterdim.

Mert babamda anladı tabi ki ne dediğimi.

"Görüşeceğiz." dercesine bakıyordu.

Tabi tabi karagahtan çıkalım da önce.

Off bugün ek mesaiye kalmam gerekecekti.

Odanın kapısı tıklatıldığında hemen normale döndük.

Ben o soğuk ve insanların ulaşılmaz gördüğü Saye'ye dönüştüm. Cesur babam ise sert ve o hata istemeyen tavrına geri döndü.

— Gel.

Kapı yavaşça açıldı ve tim komutanlarından biri içeriye girdi.

Asker selamı verdikten sonra bana döndü. Kahverengi gözleriyle:

— Albayım, izninizle Saye yüzbaşım ile konuşabilir miyim?

Albay ağzının içinden "Konuşun." diye yuvarladı ama:

— İzin sizindir.

diye bir cevap verdi.

Bu adamı hiç sevmiyordum ama albay gitmemi istemişti.

Eh, mecbur gidecektik artık.
-----------------------------------------------------
Bu bölüm nasıldııı??

Sizce ne konuşcaklar?

Ve bu bölümde en çok sevmediğiniz kişi kimm?

Açıkçası benim ki Turgut.

Yorumlarınızı bekliyorummm

Seviliyorsunuzz💓💓

Sağlıcalıkla kalınnn

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.