9. bölüm / 17
Kara Kuru İftira8. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 8. Bölüm
- 1 -Tanıtım-315 kelime
- 2 1. Bölüm2.273 kelime
- 3 2. Bölüm2.186 kelime
- 4 3. Bölüm2.493 kelime
- 5 4. Bölüm2.159 kelime
- 6 5. Bölüm2.166 kelime
- 7 6. Bölüm2.160 kelime
- 8 7. Bölüm2.626 kelime
- 9 8. Bölüm2.403 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9. Bölüm2.334 kelime
- 11 10. Bölüm2.242 kelime
- 12 11. Bölüm2.083 kelime
- 13 12. Bölüm2.181 kelime
- 14 13. Bölüm2.435 kelime
- 15 14. Bölüm2.265 kelime
- 16 15. Bölüm2.555 kelime
- 17 16. Bölüm2.008 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İsmail elindeki kelepçelere bakarak geçirmişti tüm yolu. Nihayet araba durduğunda koluna giren iki polisle birlikte yürümeye başladı. İçeri girdiğinde üstü kontrol edildi. Hiç konuşmadan söylenenleri tek tek yapıyordu. En sonunda tüm işlemler bitmişti. Bir odaya alındı. Odada bir polis ona yol gösteriyordu.
Polis: burdan bir yastık al, çarşaflarda şurda.
İsmail cevap vermeden sessizce başını salladı. Ardından bir yastık ve çarşafı eline aldı. Gelen nem hissiyle gözlerini kapattı. Çarşaflar neredeyse ıslak denecek kadar nemliydi. Ardından diğer iki polis geldi. Bu iki polis adliye de İsmail'e ters davranan polislerdi. İsmail sıkıca gözlerini kapattı. Ardından derin bir nefes verip geri açtı. Gözlerini açtığında hala karşısındaydı o iki polis. Alay eder şekilde gülümseyerek kendisine bakıyorlardı. Biri sağ biri sol koluna girdi İsmail'in. Yürümeye başladılar. İsmail kafasını hafifçe yere eğmiş şekilde yürüyordu. Polislerle birlikte birkaç demir kapıdan geçti. Sağ kolundaki polis İsmail'in kulağına eğildi.
Polis: kelepçe o bileklerine çok yakışmış.
İsmail hiçbir şey demedi. Sol kolundaki polis de eğildi.
Polis: her suçlunun bileğine bu kelepçeler yakışır ama seninkine ayrı bir yakışmış
İsmail sessizce fısıldadı.
İ: ben suçlu değilim
Sol kolundaki polis ufak bir kahkaha attı.
Polis: ben suçluyum diyen kimseyi görmedim zaten
İsmail gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Koğuşun önüne gelmişlerdi. Sağ tarafındaki polis kolundan çıktı ve kapının kilidini açmak için hafifçe eğildi. Sol tarafındaki poliste kelepçelerini açıyordu ismail'in. Kelepçeleri açarken polis gülümsedi.
Polis: bak şimdi burdakilerle iyi anlaş tamam mı? Çünkü sen bir ömür burda kalacaksın.
Ardından polis kapıyı açtı ve kelepçelerini açan polis İsmail'i sırtından koğuşun içine itti. İterken laflanmayı da eksik etmedi.
Polis: al bak yeni ailen!
Ardından sertçe kapıyı çarpıp kilitledi. İsmail koğuşun tam ortasında elinde yastık ve yorganla kalakalmıştı. Yaklaşık 20 kişi vardı koğuşta. Herkes kendisine bakıyordu. Kimisi ayakta, kimisi yatakta, kimisi ise sandalyedeydi. İsmail özgürlüğü temsil eden gökyüzü mavisi gözlerini, özgürlüğünün elinden alındığı bu dört duvar arasında gezdirmeye başlamıştı. İnsanlara ve duvarlara bakıyordu. Gittikçe gözleri doluyordu. Elindeki yastık ve yorgan gevşeyen kolları arasından süzülüp yere düştüğünde kolunda bir el, kulağında yaşlı ama şevkatli bir ses işitti.
F: iyi misin oğlum?
İsmail irkilmişti. Dolu gözlerini yanındaki amcaya çevirdi. Hafifçe kafasını salladı. Karşısındaki amca elini uzattı.
F: hoşgeldin, ben Fehmi. Bu koğuşun en yaşlısıyım.
İsmail bakışlarını kendisine uzatılan ele çevirdi. Ardından titreyen elini kaldırıp amcanın elini sıktı ve çekingen bir şekilde karşılık verdi.
İ: İsmail
Geri kalanlara baktı. Fehmi amca İsmail'in omzunu sıvazladı.
F: şimdi yorgunsundur sen, sonra tanışırsın. Bak şu senin yatağın.
Dedi bir ranzanın alt katını gösterirken.
F: Git yerleş. Dinlen biraz.
İsmail yere eğilip yastık ve yorganını aldı. Yatağa doğru ilerledi. Önce çarşafı açtı ve serdi. Ama kafasını öbür yataklara çevirdiginde onların ki gibi olmadığını fark etti. Aklına annesi geldi.
2019
"İsmail, Oruç! gelin bana çarşaf sermekte yardım edin bakalım."
"Ya anne çok yorgunum ben"
"Yorgunum yok Oruç, hem yardımınız banaysa öğrendiğiniz kendinize"
"Anne biz ne yapıcaz çarşaf sermeyi öğrenip?"
"Elbet birgün işine yarar İsmail. Hem evlendiğinde karına yardım edersin. Sonra da iyi ki öğretmiş annem dersin"
Gözünden bir damla yaş serdiği çarşafın üzerine düştü. Annesini öğrettiği gibi düzeltti çarşafı. Ardından yastığı yerleştirip yorganı koydu. Yanında pijamasi yoktu. Üzerindeki siyah pantolon ve beyaz gömleği ile yatmak zorundaydı. Yatağına girdi. Çarşafın nemliliği ile o yorgan adeta ısıtmıyor, soğutuyordu. Yüzüne değen nemli yastıkla iyice rahatsız olan İsmail elini yastıkla yüzünün arasına koyup gözlerini kapattı. Sadece uyumayı ve bu yaşananların rüya olmasını diliyordu.
Fadime evin önüne geldiğinde arabayı hemen apartmanın altına park etti. Ali de arabasını Fadime'nin arabasının yanına park etti. Fadime arabasından indiğinden Ali'ler de indi. Fadime eliyle apartmanı gösterdi.
F: burası, buyrun
Oruç kafasını salladı. Fadime önden yürümeye başladı. Asansöre bindiklerinde Fadime dördününde ağlamaktan gözlerinin şiştiğini fark etti. İç çekti. Asansörde inip kapıyı çaldıklarında eleni kapıyı açtı. Üzerine sade ama tatlı bir elbise giymişti.
Eleni'nin kıyafeti:
Eleni gülümsedi.
E: hoşgeldiniz
Eleni'nin sözü üstüne arkadan esme ve adil geldi.
Adil: hoşgeldiniz
Esme: ayakta kaldınız buyrun
En öndeki Fadime ayakkabılarını çıkarttı ve Eleni'nin yanağına bir öpücük kondurdu. Ardından Oruç, Zarife, İnci ve Ali de sırayla ayakkabılarını çıkartıp eve girdiler. Esme onları salona davet etti ve yemekten önce birer çay doldurdular.
A: başınıza gelenleri duyduk, gerçekten çok üzüldük. Allah bir an önce o masum çocuğu oradan kurtarsın inşallah
Zarife'nin gözlerinden sessiz iki damla yaş düştü. Titrek sesiyle konuştu.
Z: amin, inşallah
Onun bu halini gören esme dayanamayıp yanına oturdu ve ellerini tuttu.
Esme: halini çok iyi anlıyorum. Ne kadar canının yandığını çok iyi biliyorum. Ama merak etme er yada geç çıkacak oradan. Fadime kurtaracak onu.
Zarife ağlamaya başlamıştı. Fadime'nin bakışları İnci'ye döndü. İnci de sessizce gözyaşı döküyordu. Fadime yanında oturan Eleni'nin kulağına eğildi.
F: inci ağlıyor. Onu benim odaya götür, ilgilen. geliyorum. Olur mu?
E: tabi ki
Eleni kalkıp İnci'nin elini tuttu.
E: ağlama güzelim. Hadi gel biz seninle Fadime ablanın odasına gidelim olur mu? Orada oturalım biraz.
İnci gözyaşlarını silip cevap vermeden ayağa kalktı. Eleni ve İnci odadan çıktığında Zarife arkalarından bakıp tekrardan bakışlarını esme'ye çevirdi.
Z: napıyor acaba orda? İyi mi? Kötü mü? Yatacak yeri var mı? Hiçbirini bilmiyoruz.
Esme Zarife'ye sarıldı.
E: merak etme iyidir, yatacak yeri de vardır.
Zarife ve esme ayrildiginda diğer yanına da Fadime oturup elini tuttu.
F: ben onu oradan çıkartıcam merak etmeyin. Ara mahkeme de kurtarmak için elimden geleni yapıcam. İyidir de, yatacak yeri de vardır. Ben görüş gününe de bakıcam. Size haber vericem tamam mı? Yarın ben görüşmeye gidicem zaten onunla. Haber veririm size.
Zarife Fadime'ye sarıldı.
Z: Allah razı olsun kızım senden
F: keşke elimden daha fazlası gelse.
Zarife birşey söylemedi. Fadime zarifeden ayrılıp ayağa kalktı.
F: ben İnci'ye bakayım.
Fadime odasına gittiğinde eleni ve inci'yi yatağın üzerine oturmuş sarılırken buldu. İnci ağlıyordu eleni de saçlarını okşuyordu. Fadime yanlarına oturdu. İnci'nin saçlarını okşadı.
F: sana ağlama diyemem. Çünkü bende zamanında çok ağladım. Ama kendini çok yıpratma olur mu?
İnci Eleni'den ayrılıp konuşmaya başladı.
İ: abimi bir daha göremeyecek miyim?
F: hayır, göreceksin tabiki. Haftada bir görüş var. Hem ara mahkemede kurtarırım belki. Bir ay sonra ara mahkeme.
İ: kurtarabilecek misin?
F: sana söz verdim. Sana söz verdim elimden geleni yapıcam. Hatta fazlasını. Gerekirse başka bir davaya bakmicam. Sadece buna çalışıcam. Bana güvenebilirsin
İ: tamam, sana güveniyorum
Fadime İnci'nin saçlarını okşadı. Kapı açıldı ve esme içeri girdi.
Esme: hadi yemeğe gelin
Yemeğe geçtiklerinde herkes önündeki yemekten ayıp olmasın diye ufak ufak yiyordu. Kimsenin iştahı yoktu. Esme daha fazla dayanamayıp söze girdi.
Esme: ama yapmayın böyle, yiyin yemeklerinizi. Merak etmeyin o da orada yemeklerini yiyordur.
Kimse cevap vermedi. Bir süre daha ufak ufak yemeklerden atıştırdıktan sonra Oruç müsade istedi.
O: ellerinize sağlık, herşey çok güzeldi. Müsaadenizle ben bir balkona çıkabilir miyim?
Esme: afiyet olsun, tabiki çıkabilirsin, sormana gerek yok.
Oruç ayağa kalkıp salondaki balkona çıktı. Derin bir nefes aldı. Balkondaki sandalyelerden birine oturdu. Cebindeki sigara paketinden bir tane sigara çıkartıp yaktı. Boş sandalyelerden birine oturdu. Ufak masanın üzerinde duran küllüğü kendine yaklaştırdı. Gözünden bir damla yaş düştü. Sonra bir damla daha ve bir damla daha. Ağlamaya başlamıştı. Kafasını kararmış gökyüzüne çevirdi. Tam o sırada balkon kapısının açılmasının sesiyle kafasini eğip gözyaşlarını hızla sildi.
Eleni karşısında elinde sigarayla oturmuş ağlayan oruç'u gördüğünde içi burkulmuştu. Ağladığını belli etmek istememiş, gözyaşlarını hızlıca silmişti ama eleni anlamıştı ağladığını. Yavaşça ve sessizce yaklaşıp boş duran orucun karşısındaki sandalyeye oturdu. Oruç sandalyeyi balkona doğru çevirip oturmuştu. Eleni de aynısını yaptı. İkisi de birbirlerine değil, karşılarındaki gökyüzüne bakıyorlardı.
E: ağlıyor musun?
Oruç titrek bir nefes verdi.
E: biliyorum, kardeşinin orada olması çok koyuyor ama halam onu kurtaracak.
Oruç eleni'ye kafasını çevirdi ve elindeki sigara paketini Eleni'ye doğru uzattı.
O: ister misin?
Eleni paketten bir tane aldı ve masanın üzerinde duran çakmakla yaktı. Oruç Eleni'nin sigarayı yakışını seyretti.
E: sağol
Gözgöze gelmişdi. İkisi de tekrardan kafalarını gökyüzüne çevirdiler. Bir süre sessizce dışarıyı seyrettiler. Sessizliği bozan oruç oldu.
O: İsmail'le ben birlikte büyüdük. İkiz gibi. Her yaptığımız aynıydı. Herşeyi birlikte yaptık. Hani derler ya yediği içtiği ayrı gitmez. Biz tam olarak onlardandık.
Ardından iç çekti ve gözyaşları ile konuşmaya başladı.
O: şimdi işte onu orda öylece bıraktım. Yalnız başına...
Eleni gözleri dolu bir şekilde karşılık verdi.
E: ama onu bırakmak istemezdin. Onunda seninle birlikte özgür kalmasını isterdin ama olmadı. Bu senin suçun değil.
Oruç elindeki sigarayı küllüğü bastırıp söndürdü. Ağlarken bir yandan sitemle konuştu.
O: Keşke! Keşke bende kurtulmasaydım! Keşke onun yerinde ben olsaydım!
Eleni boşta olan eliyle oruç'un elini tuttu.
E: öyle deme, lütfen.
Oruç bakışlarını elini tutan ele çevirdi. Ardından tekrar kapı açıldı. Giren Ali'yle Fadime'ydi. Oruç'la eleni bakışlarını kapıdan gelenleri çevirdiklerinde Eleni hızla elini geri çekti. Ama Ali'yle Fadime görmüşlerdi. İkisi de pek anlam verememiş ama umursamamışlardı. Ali elini Oruç'un omzuna koyup sıvazladı. Oruç gözyaşlarını silip kafasını Fadime'ye çevirdi.
O: şimdi ne olacak?
F: içerde annenlere de anlattım. Bir ay sonra ara mahkemesi var. Ara mahkeme de almaya çalışıcam. Ama amcası gelirse daha rahat kurtarırım.
A: buluruz, getirtiriz.
F: dikkatli olmalısınız.
O: oluruz.
Eleni elindeki sigarayı küllüğe bastırıp söndürdü ve elini kalbine götürdü. Oruç fark etti.
O: iyi misin?
Eleni yüzünü buruşturmuştu.
E: şey, iyiyim. Kalbim sıkıştı.
Oruç Eleni'nin boştaki elini tutup bileğinden nabzına baktı. Eleni kaşlarını çattı.
E: napıyorsun?
O: nabzına bakıyorum
Eleni kalbinin üzerinde duran elini indirdi.
E: iyiyim, geçti. Bir anlık oldu.
O: emin misin? Kontrol etmemi ister misin?
E: yok, teşekkürler. Sen doktor musun?
O: evet
Fadime telaşla Eleni'nin elini tuttu.
F: emin misin iyi olduğuna? Hastaneye gidelim mi?
E: eminim, abartma lütfen
F: peki
Oruç önündeki sigaradan Ali'yle Fadime'ye de uzattı onlarda birer tane aldı. Daha sonra oruç'ta bir tane çıkarttı. Eleni'ye uzattı.
E: teşekkürler, yeterli.
Oruç birşey demeden paketi bıraktı. Herkes sigaralarini yaktiginda Ali ağzındaki dumanı sıkıntıyla geri bıraktı.
A: kaldığı yer nasıl bir yer acaba?
F: 20 kişilik koğuşları var gittiği yerin.
A: çokmuş
F: en iyi yerlerden birine denk geldi. 40 kişi de olabilirdi.
A: oha!
F: gerçekten. Yatağı var, sıcak yemekte çıkar. Hayalinizdeki gibi aşırı kötü bir yer değil emin olun. Olağan şartlarda iyi bile denebilir.
O: temiz midir peki? İsmail kirlilikten hoşlanmaz pek.
F: onu bilemem. Koğuştakiler kendileri temizliyorlar. Ev kadar temiz olmasa da fazla kirli değildir. Benim İsmail'den yana tek bir korkum var.
A: ney?
F: orada birileriyle kavga etmesi. Tek korkum bu. Polislerle veya herhangi biriyle kavga ederse sıkıntı.
O: etmez. Nezaretteyken uyardım onu. Polislere de insanlara da bulaşmak yok dedim.
F: bende görüşte demiştim ama yine de içim korkmuyor değil.
Ali elindeki sigarayı söndürdü.
A: abi sende sigaranı bitirince kalkalım. Geç oldu.
E: kalsaydınız biraz daha
Oruçta sigarasını söndürüp ayağa kalktı.
O: teşekkürler, geç oldu, daha fazla rahatsızlık vermeyelim
E: estağfurullah
F: ne rahatsızlığı olur mu öyle şey ya?!
Oruç gülümseyerek karşılık verdiğinde Ali balkonun kapısını açıp içeri girdi. Ardından diğerleri de girince gözler kendilerine döndü.
O: anne kalkalım biz artık. Geç oldu.
A: niye? Oturuyordunuz daha.
Z: yok, çok sağolun. Zahmet verdik size de, hakkınızı helal edin.
Esme: helal olsun, ne yaptık sanki? Keşke elimizden fazlası gelse.
Z: sağolun
Adil inci'nin yanağını sıktırıp gülümsedi.
A: sende sana söylediklerimi unutma, kendini üzme tamam mı fıstık?
İ: tamam
Vedalaştıktan sonra furtunalar arabalarına binip evlerine doğru yola çıktılar.
Kapıyı kapattıkları anda Fadime geri çekildi. Titrek bir sesle konuşarak yürümeye başladı.
F: ben–, ben odamdayım
Adil arkasından seslense de durmadı.
A: kızım nereye?! Gel içeri bir konuşalım. Ben kime diyorum?! Abicim gelsene. Noldu bişey mi oldu?!
Fadime odasına girip hızla kapıyı kapatıp kilitledi. Kilitlemesiyle sırtını kapıya yaslayıp ellerini yüzüne koyarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
F: yapamadım! Kurtaramadım! Olmadı!
Bir yandan ağlıyor, bir yandan da bu sözleri sessizce tekrar ediyordu. Sırtı kapıda yavaşça aşağı doğru kaymaya başladı. En sonunda yere oturmuştu. Ağlaması gittikçe artıyordu. Ama farkında değildi sanki.
Ağlamasının sesine adil, esme ve Eleni kapıya gelmiş içeri seslenip açması için kapıya vuruyorlardı.
A: abicim açsana kapıyı! Bişey mi oldu?!
Esme: yengem noldu?! Hadi aç lütfen!
E: Fadime açar mısın kapıyı!?! Noldu?!
Fadime onları duysada açmak istemiyordu. Ağlamasının arasından bağırıyordu onlara.
F: yalnız kalmak istiyorum! Lütfen!
Eleni eliyle esme ve adil'e susmasını işaret etti. Daha sonra sakin bir sesle kapıya doğru seslendi.
E: halam, benim güzel halam. Bak hala diyorum. Ben giricem içeri bir tek. Tamam mı? Söz! Annemle babam girmicek. Göndericem onları salona. Olur mu?
Eleni'nin sesiyle Fadime sakinleşmişti. Yavaşça ayağa kalktı. Kapıyı açtı.
A: abicim? İyi misin?
Fadime halsizce başını salladı.
F: sadece eleni gelse olur mu?
E: tamam sadece ben gelicem. Anne Baba siz gidin salona, hadi.
Esme: tamam yengem, siz ikiniz konusun. Biz içerdeyiz tamam mı? Bişey olursa seslenin.
Fadime yine sadece kafasını salladı. Eleni içeri girdi. Fadime kapıyı kapatıp kilitledi. Sakince yatağına oturdu. Eleni de yanına oturdu. Fadime'nin yine gözyaşları akmaya başladı.
F: kurtaramadım! Yapamadım! Kız kardeşini gördün mü?! Ne kadar üzülmüştü! Annesi! Abisi! Ali! Hepsi mahvolmuştu! Bende bir zamanlar böyle olmayacağım dediğim avukatlara döndüm!
E: ama oruç'u kurtardın. Sen onlar gibi değilsin. Sen umursuyorsun, sen çabalıyosun.
Fadime kafasını yere eğdi.
F: umursasam, çabalasam ne olur? İsmail hala içerde...
Eleni fadime'nin yüzünü avuçları arasına aldı.
E: bana bakar mısın bi? Bak sen oruç'u kurtardın. Onu da kurtarıcaksın.
F: ama kızkardeşi perişan olmuştu. Bir zaman ki ben gibi...
E: hayır, kendinle bağdaştırma onları. Onlar farklı hayatlar.
F: farklı hayatlar ama aynı hatalar, aynı kaderler...
E: olsun. Bak böyle yaparsan kendini mahvedersin sadece tamam mı? Yapma böyle. Hem nerde o benim "ben dava kaybetmem, çalışır kazanırım!" diyen halam? Hadi bakalım toparlan bir kendine gel. Hem yarın görüşe gidiceksin. İsmail'e ne diyeceksin?
Fadime gözyaşlarını sildi. Kafasını kaldırdı ve makine gibi konuşmaya başladı.
F: haklısın! Haklısın! Benim çalışmam lazım. Karara itiraz etmem lazım. İtirazlar genel de kabul olmaz, o yüzden ara mahkemeye hazırlanmam lazım.
Ayağa kalktı ve çantadan hızlıca dosyaları çıkartıp masanın üzerine koydu.
F: Aaa! İsmail'in kıyafeti yok!
E: ne?!
F: İsmail'in sadece üzerindeki gömlek ve pantolonu var. Yarın ona kıyafet de götürmem lazım!
Fadime yapışkanlı bir kağıt çıkarttı ve üzerine büyük harflerle "İSMAİL'E KIYAFET GÖTÜRMEYİ UNUTMA" yazıp dolabının üzerine yapıştırdı.
Fadime eleni'ye döndü tekrardan.
F: bana kahve yapar mısın?
Eleni halasını toparlamanın keyfiyle gülümseyip ayağa kalktı.
E: tabiki!
Eleni kahve yapmaya giderken Fadime çoktan makyajını çıkartmaya başlamıştı. Eleni içeri girdiğinde merakla bekleyen esme ve adil onu sorguya çekmişti.
Esme: neden ağlıyormuş?
A: bişey mi oldu?
E: İsmail icerde kaldı ya. Başaramadım, ailesi, kız kardeşi perişan oldu diye üzülüyor. Geçmişle bağdaştırıyor. Bende konuştum biraz, gaza getirdim. Şimdi de itiraza, ara mahkemeye falan hazırlanmak için çalışmaya başladı. Kahve yapıcam ona.
Esme: ama yorulmuştur
A: evet, gelseydi yanımıza
E: yok, merak etmeyin ona şuan en iyi gelicek şey çalışmak, Fadime'yi en iyi ben tanıyorum sonuçta.
A: bak sen?
E: eee ne sandın babişko! Senin kız kardeşini senden iyi tanıyorum diye kıskandın mı?
A: birazcık
Eleni kahveyi yapıp odaya girdiğinde Fadime rahat birşeyler giyinmiş, saçını ev topuzu yapmış, dosyaları yaymıştı. Eleni kahveyi halasının önüne bıraktı.
E: ben kaçıyorum, kolay gelsin.
F: teşekkür ederim bebeğim, ellerine sağlık
E: afiyet olsun
Eleni çıktığı gibi Fadime çalışmaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
