2. bölüm · Kara Kuru İftira

1. Bölüm

Small Duck

Güneşli bir kış günüydü. Fadime dün akşam kurduğu alarmın sesini duyuyor ama uyanmak istemiyordu. Gözlerini hafif aralayıp saate baktı. "On dakika daha uyusam geç kalmam" diye düşünüp alarmı erteledi. On dakika sonra alarm tekrar çalmaya başladığında alarmı duysa da gözlerini açamıyordu. İçeri de kahvaltı hazırlayan yengesi Esme, alarmın sesini duyup Fadime'nin uyanamadığını anladığından odaya girdi. Fadime'nin yanına oturdu. Saçlarını okşadı.

Esme: yengecim, hadi uyan güzelim. Geç kalacaksın

Fadime yengesinin sesiyle gözlerini araladı. Gülümseyip uykulu sesiyle konuşmaya başladı.

F: günaydın
Esme: günaydın, hadi kalk elini yüzünü yıka, kahvaltı hazır.
F: tamam yengem, ellerine sağlık
Esme: afiyet olsun ballim

Esme yataktan kalkıp odadan çıktı. Fadime yatağında doğruldu ve gözlerini ovuşturdu. Bir süre bakışlarını odanın içinde gezdirdikten sonra cübbesini gördü. Gülümsedi. Fadime avukat olduğunu her hatırladığında yüzüne bir gülümseme geliyordu. Daha sonra her zaman ki gibi yüzündeki gülümsemesi soldu ve gözlerini kapattı. Kulaklarına geçmişin sesi doldu. Küçük Fadime'nin sesi...

"Bırakın abimi! O bişey yapmadı! Masum o!"

Daha sonra gözlerini açtı ve duruşunu dikleştirip derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı ve gardolabın önüne geçip kıyafet seçti.

Fadime'nin kıyafeti;

Aynadan kendine baktıktan sonra hafif bir makyaj yapıp odadan çıktı ve lavabo da elini yüzünü yıkadı. Lavabodan çıkıp çayları dolduran yengesine baktı. Annesi Fadime'nin doğumundan iki sene sonra timörden vefat ettiği için yengesi büyütmüştü Fadime'yi. Onu kızı Eleni'den birgün olsun ayırmamış, ona annesiz olduğunu hissettirmemişti. Küçükken okulda annesi sorulduğunda "annem öldü" dememiş, "yengem benim annem" demişti hep. Fadime ile Eleni hala-yeğen değil, abla-kardeş, arkadaş gibilerdi. Fadime etrafa bakınıp Eleni'yi göremediği için yengesine sorma ihtiyacı duydu.

F: yenge Eleni nerde?
Esme: dün tasarladığı elbiseyi mağaza onaylamamışta, ondan müdürle konuşuyordu "nereyi değiştireyim?" diye.
F: Allah Allah! Nesini beğenmemişler ya?! Ben onu mağaza da görsem net alırım!
Esme: bilmiyorum valla, yırmacı az mı gelmiş, çok mu gelmiş. Öyle birşeyler söyledi de Eleni, hatırlamıyorum.
F: ben bir ona bakayım
Esme: tamam, bende bir abine bakayım. Uyanamadı galiba!

Fadime gülümdi. Eleni'nin odasına gidip kapıyı tıklattı ve içeri seslendi.

F: gelebilir miyim?
E: gelebilirsin

Fadime içeri girdi ve Eleni'nin yatakta oturmuş, iki elini iki yanağına koymuş çizdiği elbiseye baktığını gördü. Moreli de baya düşük duruyordu. Fadime eleni'nin karşısına oturdu.

F: birşeyler duydum. Beğenmemişler galiba.
E: evet ya! Yırtmacı daha farklı bir yerde olmalıymış, bu çok düzmüş.
F: çok biliyorlarsa kendileri çizselermiş!

Eleni gülmeye başladı. Eleni'nin gülmesiyle Fadime de mutlu oluyordu.

F: heh şöyle ya! Gül biraz! Hem dünyanın sonu değil ya! Sen bulursun beğendirmenin bir yolunu. Şimdi kahvaltımızı yapalım da ofise bu sefer de geç kalmayayım, Naz beni döver bu sefer.
E: niye? Hep geç mi kalıyorsun?
F: bu hafta neredeyse hep yarım saat geç kaldım. Hemde ikimizin de müvekkillerinin duruşmasının olduğu hafta. Çok yoğun ve yorucu geçiyor.
E: belli! Normalden geç geliyorsun eve.
F: ya bugün ki müvekkilin davası da boşanma.
E: en sevmediğin!
F: aynen öyle! En sevmediğim! Hiç boşatma havamda da değilim zaten.
E: avukatlık çok garip meslek ya! Boşatma havamda değilim ne demek?
F: tam da böyle işte! Neyse, sen geçecek misin atölye'ye?
E: iki gündür gitmiyorum, Ege başımın etini yedi! Mecbur gidicem
F: özlemiştir de ondan
E: niye özlesin beni be?!
F: ya salak salak konuşma Eleni! Sende gayet farkındasın.
E: neyin?
F: o çocuk sana sırılsıklam aşık!
E: saçmalama! Ne alakası var? Hem biz arkadaşız
F: aynen tabi! Sen onu arkadaş olarak görebilirsin ama o sana aşık!
E: hayır ya!
F: aynen sen kendini kandırmaya devam et halacım.
E: işine gelince de hemen halam oluyorsun!
F: tabi! Halalık böyle bişey kızım!
E: ne güzel iş ya!

Eleni ve Fadime gülüşerek odadan çıktılar. Adil'le Esme kahvaltı masasına gecmişlerdi. Adil kızları görünce gülümsedi.

A: günaydın!
E: günaydın baba!
F: günaydın abi!

Fadime ve Eleni de kahvaltı masasına geçtiler. Fadime hızlıca birşeyler atıştırıp ayağa kalktı.

Esme: yengem nereye? Hiçbir şey yemedin?
F: acelem var yenge, bugün duruşmam var. Hızlı gidip çalışmam lazım
Esme: iyi peki, ofiste ye bişeyler.
F: tamamdır yerim, merak etme. Haydi hepinizi öptüm, görüşürüz.

Fadime evden çıktı ve arabasına binip ofise geçti. Anahtarıyla ofisin kapısını açıp içeri girdi ve Naz'ın önündaki dosyayı incelediğini görünce yüzünü buruşturdu.

F: kızım ilk defa senden önce geldim sandım, bu sefer daha da erken gelmişsin.
N: önemli bir duruşmam var bugün.

Fadime gözlerini devirdi.

F: benim de boşanma duruşması işte!
N: ya sen benden daha iyi yapıyorsun bu işleri, şu dosyayı bir inceler misin?
F: ciddi olamazsın! Senin elinden bir uçan kaçar kızım!
N: ama senin elinden uçanda kaçmaz! Bunu ikimizde biliyoruz. Hatta sadece ikimiz değil neredeyse İzmir'in yarısı biliyor. Bu davayı ilk sana getirdiler zaten, sen bana verdin.
F: kendine haksızlık ediyorsun
N: ya aşkım boşver, al şu dosyayı incele masanda, lütfen! Çok yoruldum.
F: tamam peki, geldim.

Fadime dosyayı eline alıp masasına geçti ve incelemeye başladı. Birkaç açık bulup Naz'a söyledikten sonra kendi duruşma saatinin geldiğini farkedip ayağa kalktı.

F: benim duruşma saatime az kaldı adliyeye geçiyorum, senin ki ne zaman?
N: benimkine de az kaldı, birlikte geçelim
F: tamam

Fadime ve Naz birlikte adliyeye geçtiler.

F: bol şans bebeğim.
N: sana da güzelim.

Fadime davaya girdi ve her zamanki gibi kazanıp çıktı.

Müvekkil: Fadime hanım çok teşekkür ederim, siz olmasanız ben o adamdan kurtulamazdım. Hele tazminat asla alamazdım. Allah sizden razı olsun.
F: Allah sizden de razı olsun. Ben sadece işimi yaptım ve emin olun bende o adamdan kurtulduğunuz için en az sizin kadar sevindim. Umarım çok güzel ve mutlu bir hayatınız olur.
Müvekkil: inşallah.

Müvekkil Fadime'nin yanından ayrıldı. Fadime de Naz'ın duruşma salonunun önünde bekliyordu. Gözleri karşıdan gelen yüzleri hüzünlü iki tane 25-26'lı yaşlardaki adamlara takıldı. İkisininde elleri kelepçeli, yüzleri hüzünlü, gözleri dolu ve başları hafif öne eğikti. Ara ara birbirlerine bakıyorlardı. Fadime ikisine bakarken yüreğinin sızladığını hissetti. Ellerindeki kelepçelere bakınca kulaklarına yine aynı ses doldu. Küçük Fadime'nin sesi.

"Bırakın abimi! O birşey yapmadı! Masum o!"

Fadime ikisinden de gözlerini alamıyordu. En sonunda içlerinden biraz daha küçük duran sarışın çocuk başını hafifçe kaldırdı ve kendisine bakan avukat kadınla, yani Fadime'yle gözgöze geldi. Fadime bakışlarını o mavi, dolu ve hüzünlü gözlerden çekmedi. Sarışın çocuk ise çekingen bir tavırla bakışlarını çekti ve kafasını hafifçe yere geri eğdi. Fadime ise hala ikisinin gidişlerini izliyordu. Naz mahkeme salonundan çıktı ve heyecanla Fadime'nin yanına gitti.

N: Davayı kazandım! Senin sayende!

Fadime cevap veremedi çünkü hala elleri kelepçeli iki sarışın adamın arkalarından bakıyordu. Naz Fadime'nin omzuna dokunup hafifçe sarstı.

N: kızım sana diyorum! Nereye bakıyorsun sen?

Fadime sıçrayarak Naz'a döndü.

F: efendim?
N: nereye bakıyorsun diyorum? Daldın gittin.
F: hiç... Şu iki adamı gördün mü? Sarışın olanlar.
N: evet?
F: çok hüzünlü duruyorlardı... Masum gibi...
N: bu kadar iyi niyetli olma be kızım! Hepsi aynısını yapmıyor mu? Masum olsalar burda işleri ne?!

Fadime sinirle kaşlarını çattı.

F: dışardan yargılamak ne kadar da kolay! Dimi?! Yaşamadan hiçbir boku anlayamazsın da, bilemezsin de Naz!

Naz istemeden Fadime'nin yarasına bastığını fark etti.

N: ben öyle demek istemedim ya. Gerçekten özür dilerim.
F: bu konuda ne kadar hassas olduğumu biliyorsun.
N: haklısın, pardon.

Fadime duyduğu kadın sesiyle başını tekrardan koridora çevirdi. Yanında 10-11 yaşlarında bir kızı olan kadının, bir savcıya yalvarmasını ve savcının saygısız tavırlarını gördü.

Kadın: ya size yalvarırım, bırakın oğullarımı, bırakın! Onlar bir suçu yok! Bişey yapmadılar! Amcaları yaptı!
Savcı: amcaları nerde o zaman kardeşim?! Bulun getirin!
Kadın: ya bilmiyorum! Kaçtı!
Savcı: hepinizin lafı da aynı! Başka bir yalan bulun artık! Ben bunları yemem!
Küçük kız: (ağlayarak) bırakın abimleri! Onlar birşey yapmadı! Masum onlar!

Fadime'nin o küçük kızın ağzından duyduğu kelime ile gözleri doldu. Gözlerini kapattı ve bir kez daha küçük Fadime'nin sözlerini duydu.

"Bırakın abimi! O birşey yapmadı! Masum o!"

Kadın eğilip kızının gözyaşlarını silerken savcı söyleniyordu.

Savcı: yazık! Şu sabi sübyana yazık! Öğretmişsiniz yalanları! Getiriyorsunuz acitasyon yapmak için yanınızda!
Kadın: yalan değil! Acitasyon değil!
Savcı: Al şu kızını da defol git! Daha fazla yalvarma!

Fadime sinirle gözlerini açtı ve sağ elini yumruk yapıp derin bir nefes aldı. Hızlı ama kendinden emin adımlarla savcının yanına gitti. Naz arkasından "Fadime! Fadime nereye!" diye bağırıyordu. Ama nafile. Fadime savcının tam karşısına geçip dimdik durdu.

F: siz bir kadınla nasıl konuştuğunuzun farkında mısınız?!
Savcı: bilmediğiniz işlere karışmayın avukat hanım!
F: madem bilmiyorum, söyleyin de bileyim savcım!
Savcı: iki oğlu da organize kaçakçılık süphelisi avukat hanım. Ama kızını da alıp buraya gelmiş bana yalvarıyor. Diyor ki "oğullarım masum, amcaları yaptı" benden de yememi bekliyor. Peki amcaları nerde bil bakalım. Firari! Her zamanki gibi! Oğulları organize kaçakçılık yapsın, biz tutuklayınca da, anneler yalvarsın!
F: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. Maddesi uyarınca, suçu kanıtlanmamış herkes masumdur savcım! Yani şüpheli birine "yapmış" diyemezsiniz. Ayrıca oğullarının suçu kanıtlanmış olsa dahi hiçbir kadına bu şekil davranma hakkına sahip değilsiniz! Heleki küçücük çocuğunun yanında.

Savcı sinirli bir nefes aldı. Ancak avukatın söylediklerinin doğru olduğunu biliyordu.

Savcı: peki, avukat hanım. İyi günler
F: iyi günler, sayın savcım.

Savcının uzaklaşmasıyla Naz Fadime'nin karşısına geçti.

N: kızım sen delirdin mi?! Napıyorsun?

Fadime kararlı bir ses tonuyla konuştu.

F: avukatlığımı yapıyorum.

Daha sonra arkasında ki kadın ve kızına döndü. Fadime ağlayan kıza doğru eğildi. Kızın yanağından süzülen gözyaşlarını sildi.

F: İyi misin?

Kız Fadime'nin boynuna sarıldı. Fadime ilk önce olduğu yerde dona kaldı ancak bir süre sonra iki kolunu da kıza sardı ve sıkıca sarıldı..

F: ağlama...
Kız: abimlerin birşey yapmadı...
F: tamam ablacım. Bak bunu sen biliyorsan, diğerleri de öğrenir tamam mı? Sen üzülme. Hem adın ne bakalım senin?
Kız: İnci
F: çok güzel bir adın varmış, benim adım da Fadime. Tanıştığıma çok memnun oldum İnci. Ağlama tamam mı?

Kızın başını sallamasıyla Fadime ayağa kalktı ve elini kadına uzattı.

F: Avukat Fadime Koçari, siz?
Z: Zarife Furtuna. Kızım çok sağol. Destek oldun.
F: ne demek, rica ederim. Ancak isterseniz ben size daha çok destek olmak isterim. Eğer konuyu anlatırsanız...
Z: olur, ama biraz uzun.
F: hemen sağda küçük bir çay bahçesi var. Oraya oturabiliriz. Rahat rahat anlatırsınız.
Z: olur.
İ: abimleri burda mı bırakıcaz?
F: merak etme, abinler burda güvende tamam mı?
İ: tamam.
N: Fadime benim bir duruşmam daha var, biliyorsun.
F: tamamdır sen git, konuşuruz.
N: tamam canım.

Üçü çay bahçesine geçip oturdular. Garson geldi ve sordu.

Garson: ne alırdınız?
F: çay
Z: bende bir çay alayım
F: İnci, sen birşey içmek istemez misin?
İ: bişey istemiyorum.
F: ama buranın limonatası çok güzel, sever misin?

İnci kafasını olumlu yönde salladı.

F: tamam o zaman. İki çay, bir limonata
Garson: tamamdır hemen getiyorum

Garson çayları ve limonatayı getirdikten sonra Fadime çaydan bir yudum aldı ve bardağı geri tabağa bırakıp arkasına yaslandı.

F: evet, dinliyorum.
Z: (derin bir nefes alır) Eşim, Mehmet Furtuna... On yıl önce bir trafik kazasında kaybettik. O zamanlar inci bir yaşında, Oruç, büyük oğlum on yedi, İsmail, küçük oğlum ise on beş yaşındaydı.
F: başınız sağolsun
Z: sağol kızım. Ben üç çocuğumla ortada kalınca kayınvalidemlere taşındım. Çünkü annem ve babam sizlere ömür, kardeşim de yok. Kayınbiladerim, Şerif. Yıllar önce kaçakcılık yapmaya başlamıştı. Silah ticareti. Eşim onu defalarca uyarmıştı "yapma" diye. Ama dinlemedi. Hatta çok kavgalar ettiler eşimle ama durduramadı Şerif'i. Birkaç defa içeri girip çıkınca eşi bunu boşadı. Bu işleri bırakmıştı. Ama abisinin, yani eşimin ölümüyle yeğenlerime yetemem diye korktu sanırım. Kayınvalidem de hasta, hastane masrafları içinde de para lazımdı. Bu sebeplerden dolayı başladı galiba.
F: engel olamadınız mı? Başka bir işte çalışmayı neden denemedi?
Z: başladığını bilmiyordum, bilsem engel olurdum. Para getirdiği zamanlarda şüphelendim ama bana "düzgün, yüksek maaşlı bir iş buldum" dedi. Gece geç saatlere kadar da dışarda olunca hiç süphelenmedim. Çalışıp kazanıyor dedim.
F: anlıyorum. Peki oğullarınız, onları neden aldılar? Bilginiz var mı?
Z: Oğullarım bu tarz işlere asla karışmaz. Zaten karışmaları için bir sebep yok. Okudular onlar. İsmail mimar, oruç doktor. Ama Şerif onlardan gizli onları bulaştırmış olabilir.
F: nasıl yani?
Z: Tam emin değilim, sadece tahmin ediyorum ama birkaç defa ismail'e "iş yerime git sana vereceklerini al gel" diyerek birşeyler aldırdı. Birkaç kağıt ve bir poşet para. Her seferinde "iş sözleşmesiyle ilgili kağıtlar ve maaşım" dedi.

Fadime gözlerini kapattı ve kalbini sızladığını hissedip titrek sesiyle konuştu.

F: polisler bunu bildiklerini söylediler mi size?
Z: evet. Bana "oğlunuz kaçakçılığın yapıldığı yere gitmeyi biliyor ama" dedi. Benim aklıma bu geldi. Ancak bu şekil gitmiş olabilir çünkü.

Fadime gözlerini geri açtı. Derin bir nefes alıp anda kalmaya çalışarak devam etti.

F: Oruç?
Z: onu nedenini bilmiyorum.
F: şüphelenip almış olabilirler. Tamam ben olayı anladım. Son bir soru, şerif furtuna'nın yerini biliyor musunuz? Ve ne zamandır firari?
Z: polisler gelmeden önce arka kapıdan kaçtı. Nereye gittiğini de bilmiyorum. Zaten arandığını da bilmiyorduk. Polisler gelince bir anda kaçtı. Ne olduğunu bize polisler açıkladı yani.
F: anladım. Şerif Furtuna sizi arar veya ulaşırsa ona yeğenlerinin alındığını, yeğenleri için teslim olmasını ve suçunu itiraf etmesini söyleyin. Çünkü ortada olmaması işleri zorlaştırır.
Z: suç İsmail ve oruç'un üzerine mi kalır?
F: Oruç'un üzerinde dediğiniz gibi hiçbir şey yoksa, çabucak kurtulur.
Z: İsmail?
F: güzel bir savunma ile kurtarırım diye düşünüyorum. Amcası da gelip "onun aldığı seylerden haberi yoktu, dediğimi yaptı" derse hızlıca kurtarabilirim. Eğer avukatınız olmama izin verirseniz elimden geleni yaparım.
Z: çok isterim, sen çok bilgili ve başarılı bir avukata benziyorsun kızım fakat benim fazla param yok
F: para istemiyorum. Sadece oğullarınızın masumiyetini kanıtlamak istiyorum.
Z: yanlış anlama ama neden kızım? Kim kime bu devirde parasız iş yapar? Bu kadar iyilik yapar?

Fadime'nin kulaklarında yine o ses yankılandı.

"Bırakın abimi! Abim birşey yapmadı! Masum o!"

Fadime'nin gözleri doldu ve sesi titreyerek konuştu.

F: bazen herşey para değildir Zarife hanım. Herkesin gizli yaraları vardır. O yüzden fazla sorgulamazsanız çok mutlu olurum.
Z: tabi kızım kusura bakma. Ben avukatımız olmanı çok isterim. Durumunuz toparlandıktan sonra da borcumuzu kapatırız olur mu?
F: önemli değil. Para kısmını da unutalım lütfen. Oğullarınızı bir kurtaralım daha sonra konuşuruz. Şimdi siz sakince burda oturun, dediğim gibi Şerif ararsa söylediklerimi iletirsiniz. Bende gidip resmi olarak avukatınız olayım. Oruç ve İsmail beyi de göreyim.
Z: durumlarını haber verirsin olur mu? Korkmuşlardır.
F: merak etmeyin, ben onları sakinleştiririm. Size de durumlarını haber veririm. Siz bana numaranızı verin kayıt edeyim.
Z: tabi.

Zarife, Fadime'ye numarasını verdi ve Fadime yanlarından ayrıldı.