15. bölüm · Kara Kuru İftira

14. Bölüm

Small Duck

[3 gün sonra] *mahkemeye 10 gün kalmıştı*
(Gece)
İsmail burada geçirdiği 19. geceydi. Her gece uyumakta zorlanmış, tüm gün ise gelen yemekten biraz yiyip uyuyordu. Bazen koğuştaki birkaç kişiyle sohbet ediyordu. Ona teselli veriyorlardı.
İsmail hariç koğuştaki herkes uyumuştu. İsmail açık olan pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu. Elindeki sigara paketinden bir tane sigara çıkarttı ve yaktı. Sigarasını içerken düşünüyordu. Tanıştığından beri aklından çıkaramadığı bir işim vardı. Fadime. Özellikle son görüşmelerinden sonra hiç çıkartamamıştı aklından. Sigarasindan bir nefes daha aldıktan sonra sıkıntıyla üfledi. Başka şeyler düşünmeye çalıştı. Ama olmuyordu. Fadime aklından çıkmıyordu. Ona sarıldığındaki kış gibi kokusu burnundan gitmiyordu. Sigarasi bitmeye yaklaşmıştı. Söndürüp yatağına gitti. Uzandı. Gözlerini kapattı. Gözlerinin önüne Fadime geldi. Kalp atışları hızlanınca gözlerini açtı. Sağa döndü. Tekrar kapattı gözlerini. Bu sefer de onu gördüğünde dayanamayıp yatakta doğruldu. Yandaki çekmecede duran annesinin gönderdiği birkaç fotoğrafı aldı eline.
İnci, Ali, abisi ve annesiyle olan fotoğrafları vardı elinde. Ellerini tek tek sevdiklerinin üzerinde gezdirdi. Çok özlemişti. Yarın ailesiyle olan görüş günüydü. Bunu hatırlayınca gülümsedi. Sonra bir an aklından "acaba Fadime ne zaman görmeye gecelecek" diye geçirdi. Onun belirli bir günü yoktu ama haftada bir kez geliyordu. O gün ise Fadime'ye bağlıydı. İsmail fotoğrafları çekmeceye geri bıraktı.
Fotoğrafları bıraktığı gibi aklına geldiği Fadime geldi yine. Bu sefer kendine izin verdi. Onu düşünme izni. Bir süre düşündü. Ama onu düşünürken diğer düşüncelerin yok olduğunu, burayı unuttuğunu, gerçeklik algısını yitirdiğini fark ettiğinde durdu. Yataktan kalkıp yine pencerenin önündeki sandalyeye oturdu. İçinden kendine sormaya başladı.
"Noluyo oğlum? Noluyo sana?"
İsmail yutkundu. Kaşları çatıldı hafiften.
"Lan yoksa... Yoksa ben... Ben aşık mı oldum?"
İsmail gözlerini kapattı eliyle yüzünü ovuşturdu.
İ: offf
İsmail bir süre gökyüzünü izledikten sonra yatağına döndü ve bir süre sonra uyuyakaldı.
*
Sabah sayımdan sonra herkes görüş için hazırlanmaya başlamıştı. İsmail de tabiki. Mutluydu. Çünkü ailesini çok özlemişti. Annesini, kardeşlerini, arkadaşını. Bir de içinde bir heyecan vardı. Abisine ve Ali'ye söylemek istediği dünkü düşünceleri.
Nihayet birkaç gardiyan geldi ve onları görüş alanına götürmeye başladı.
Görüş odasına geldiğinde ailesi çoktan gelmiş onu bekliyorlardı. Kendisini görünce heyecanla ayağa kalkan İnci'ye sarıldı önce. Saçlarının kokusunu içine çekti. Ardından annesi, abisi ve Ali'yle de sarıldı. Hepsini o kadar özlemişti ki gözleri doldu. Her görüşte oluyordu. Ama artık alışmıştı. İlk görüşteki gibi ağlamıyordu. Sadece gözleri doluyordu. Ama gülümsemeye devam ediyordu.
Konuşmaya başladılar. Abisine ve Ali'ye dışarıyı sordu, onsuz olan biteni. Annesine kendine iyi bakmasını söyledi. İnci'ye derslerini, okulunu sordu. Annesine kendisine yemeklerini yiyip yetmediğini sordu. Yine bu kadar zayıfladığı için azar yemişti ama İsmail annesinin azarını bile özlediğinden gülümseyerek dinlemişti. Konu amcasına gelmişti.
İ: amcam? Hiç konuştunuz mu? Haber var mı? Gelicek mi?
Oruç başını önüne eğdi.
O: hiç ses seda yok. Yerini de bulamadık, bir iz de.
İsmail sinirle küfredecekti ki annesi ve kardeşini görünce sustu. Öfkeli bir nefes verdi. Sonra sesini kıstı ve abisiyle Ali'ye yaklaştı.
İ: burdan bir çıkayım, onu bulup ağzına sıçıcam. Bana hatırlatın olur mu?
Ali İsmail'in omzunu pat patladı. Oruç İsmail'in enerjisinin düşmemesi için gülümsedi.
O: ama hayırlı bir şeye vesile oldu
Dedi Ali'yi göstererek. Ali mahcup bir şekilde gülümsedi. İsmail kaşlarını çattı.
İ: noluyo ya? Ne hayrı?
Oruç annesi ve İnci'ye eğildi.
O: anne biz biraz kenara kayıp konuşucaz, özel. Morelini falan yükseltmek için, birşey yok yani merak etmeyin tamam mı?
Z: tamam annem, siz konuşun, iyi gelir ona da.
Daha sonra oruç tekrar İsmail'e döndü.
O: biz söyle az öteye kayalım
Dedi. İsmail annesi ve İnci'ye birer öpücük atıp masanın boş olan kısmına kaydı.
İ: ne hayrıymış bu?
O: hayrın sahibine sorucan onu
İsmail Ali'ye döndü.
İ: e hayrın sahibi anlat hadi, vaktimiz dar, nazlanma.
A: ya biz şerif amcayı bulmak için depoya gitti-
İ: ne?! Salak mısınız oğlum siz?! Niye gidiyorsunuz oraya?!
O: ya dedik belki bir iz buluruz
İ: ya siz manyak mısınız? Yoksa delirdiniz mı benim yokluğum da? Ben oraya gittiğim için burdayım farkındasınız dimi?!
A: ya tamam ne oğlum. Biz zaten gelmeden yedik azarımızı.
İ: kimden yediyseniz ağzına sağlık onun. Saçma sapan iş yapmayın ya!
O: tamam tamam, sen devamını dinle
İ: dinliyorum tamam
A: neyse işte Zarife teyze de Fadime'ye söylemiş git durdur bunları diye.
İsmail Fadime'nin ismini duyunca belli belirsiz kaşlarını çattı ve merakla dinlemeye devam etti.
İ: eee?
A: işte Naz'la eleni de gelmiş yanında. Ben ve oruç abi uzaktik birbirimizden, farklı depolara gidicez ya. Naz benim yanıma geldi, Fadime ve eleni oruç abi'nin yanına gitmiş. Naz beni ikna etmeye çalışırken biz biraz inatlatmış bulunduk. İnatlasırken de farketmeden fazla yaklaşmışız. Sonra ben git dedim bu da gitmiyorum falan filan derken ben birşey yaptım. Ama bir anlık oldu yani fark etmedim yaptığımı...
İsmail aklına gelen şeyle gözlerini büyüttü.
İ: şaka yapıyorsun! Aklıma gelen şey mi? Öptün mü kızı?
Ali utanarak cevap verdi.
A: evet
İ: o ne yaptı?
A: napsın kız, neye uğradığını şaşırdı. Napıyorsun sen izinsiz nasıl böyle birşey yaparsın hemde ikinci görüşmemiz de diyip bastı bana tokatı.
İsmail kahkaha atmaya başlamıştı.
A: oğlum gülme yaa!
Oruçta gülüyordu.
A: abi bari sen yapma ya!
İ: sonra noldu?
A: sakın depoya girme diyip arabaya bindi. Kızlarda peşinden binince gittiler. Bende oruç abiye anlatınca oruç abi sağolsun git çiçek al özür dile dedi. Bende dediğini yaptım. Beni affetti. Sonra bende ilanı aşk yaptım, şuan sevgiliyiz.
İ: oha! Özürden ilanı aşka hızlı bir geçiş olmuş. Ama hayırlı olsun kardeşim.
A: sağol.
Ali mahcup bir şekilde başını eğdi.
A: sende buradayken aşk işleriyle uğraşmakta nerden baksan şerefsizlik valla kusura bakma...
İ: ne kusuru oğlum? Saçmalama.
İsmail durdu duramadı ve gülerek konuya pat diye girdi.
İ: arkadaşlar ben galiba aşık oldum ya!
A: ne?!
O: oğlum burda sen kime aşık olabilirsin?! Noldu buraya girince yönelim mi değiştirdin?
Ali ve İsmail kahkaha atmaya başlamışlardı.
İ: abi tövbe tövbe ya!
A: abi tüm ciddiyetin içine sıçtın. Ağız tadıyla şaşıramadık bile.
O: yanlış mıyım oğlum? Burada kime aşık olabilirsin? Hepsi erkek degil mı? Ben mi yanlış biliyorum?
İ: ya abi saçmalama, burdan değil.
A: kim oğlum düzgünce söylesene.
İsmail durdu. Yutkundu ve gülümsedi. Hafif çekinerek başladı konuşmaya.
İ: avukatım... Fadime...
Ali heyecanla masaya vurdu.
A: biliyodum lan! Valla biliyordum!
İ: napıyorsun? Yavaş!
A: heyecanlandım. Bacanak mı okuyoruz biz şimdi?
O: yuh!
İ: abart yani yavaş!
O: sen ciddi misin?
İ: sanırım evet. Abi ben bu kızı aklimdan bir saniye çıkartamıyorum. Sesi, yüzü, kokusu... Hep aklımda. Onu görünce, düşününce kalbim yerinde çıkacak gibi oluyor.
O: hayırlı olsun sana da, aşık olmuşsun.
İsmail gülümsedi.
Görüş bittikten sonra İsmail ailesiyle vedalaşıp içeri girdi. Koğuştaki diğerleriyle her zamanki koridor da yürürken o İsmail'e takmış olan iki gardiyan koluna girmişti İsmail'in. İsmail kaşlarını çattı ve ikisine baktı.
İ: noluyor?
Gardiyanlar birbiri ile bakışıp gülümsediler.
Gardiyan: ifaden var, hemde çok güzel bir ifade, bayılacaksın
'bayılacaksını' imalı söylemişlerdi. İsmail anlam veremedi ama mecbur onlarla yürümeye başladı. İfade odasına götürüldü. İsmail'i sandalyeye oturtmuşlardı her zaman ki gibi eli masadaki demire kelepçelenmişti. İsmail birşeylerin garip olduğunun farkındaydı. Gardiyanlardan biri iki elini masaya sertçe vurdu.
Gardiyan: amcan nerde!?!
İsmail gerilmeye başlamıştı.
İ: bilmiyorum
Gardiyan güldü.
Gardiyan: demek bilmiyorsun, çok güzel.
İ: bakın gerçekten bilmi-
Gardiyan devamını dinlemeden İsmail'in yüzüne sert bir yumruk indirmişti. İsmail neye uğradığını şaşırmıştı. İsmail daha ne olduğunu kavrayamadan diğer gardiyan. İsmail'i saçından tutup kafasını geriye çekti.
Gardiyan: bak aslan, biz diğerlerine benzemeyiz. Amcan nerde?!
İsmail çok sinirliydi. Ama elinden hicbirsey gelmezdi. Dişlerini sıkarak konuştu.
İ: bilmiyorum!
Gardiyan İsmail'in saçını bıraktı. Diğer gardiyan bir yumruk daha indirmişti İsmail suratına. Bu sefer ki daha da sertti. İsmail'in dudağı patlamıştı.
İ: bilmiyorum diyorum neyi anlamıyorsunuz!
Diye bağırdı ismail. Gardiyan dinlemeden bir yumruk daha vurdu. Sonra bir yumruk daha ve bir yumruk daha. İsmail'in kaşı da patlamıştı. Burnundan da kan geliyordu. Diğer gardiyan tekrar saçlarından tutup kafasını geri çekti İsmail'in.
Gardiyan: bak o yakışıklı suratın daha fazla dağımasın. Söyle!
İ: ya bilmiyorum! Bilmiyorum! Neyi söyleyeyim? Bil-mi-yo-rum!
Gardiyan İsmail'in saçlarını bıraktığı gibi yeni bir yumruk daha yemişti İsmail. Artık halı kalmamıştı. Canı yanıyordu. Yeni bir yumruk daha geldiğinde kulağı çınladı. Bir yumruk daha gelmişti hemen ardından. Sonra bir yumruk daha. Başı dönüyordu. Gardiyan yine bağırarak sordu.
İ: bilmiyorum... Bildiğim tek birşey var. Sizi çıktığım ilk gün şikayet edicem.
Gardiyan güldü. İsmail'in bilincini kaybetmeden önce duyduğu sözler şunlar oldu.
Gardiyan: sen öyle san. Biz o kadar salak mıyız? Kameralar ve ses kayıt cihazları kapalı. Birazdan da burası boş sanılır ve bir mahkum getirilir. O mahkum da bir anda sana saldırır. Tüh!
Derken İsmail kapı açılma sesini duydu ve zorlukla gözünü açtığında getirilen mahkumu gördü. Dediklerini yapmışlardı. İsmail'e kanıt bırakmadan ismail'i dövmüşlerdi. İsmail yediği üç beş daha yumruktan sonra bayılmıştı.
Fadime ofisten erken çıkmış eve gidiyordu. Bugün Naz bugün davası olmadığından ve biraz da yorgun hissettiğinden ofise gelmemiş evden çalışmıştı. Fadime merak edip Naz'ı aradı.
F: Nazikom naptın? Yorgunum diyordun?
N: düzeldim ya, hatta sıkıldım bile. Tam bende seni aricaktım. Eleni'yle bana gelin. Ben şimdi eleni'yi de ariyim.
F: ya ben bugün İsmail'in dosyasında bir açık daha bulmuştum. Onu halledicektim.
N: aşkım ne İsmail'miş ya! Hadi gel, yarın yaparsın. Küserim bak
Fadime caresizce iç çekti.
F: iyi peki
Fadime arkadan arayan tanımadığı numarayla kaşlarını çattı.
F: tamam hayatım, öptüm ben seni, arkadan biri arıyor.
N: tamma canım, bekliyorum
Fadime arkadan arayan numarayı açtı.
F: Alo? Buyrun.
M: iyi günler, ben *** cezaevi doktoru Mustafa. Müvekkiliniz İsmail Furtuna bir mahkum tarafından darp edilmiş. Şimdi revirde.
Fadime'nin kalbi hızla atmaya başlamıştı.
F: ne?! Nasıl durumu iyi mi?!
M: merak etmeyin. İyi. Şuan baygın sadece, yüzünde yara izleri var, onun dışında bir problem yok.
F: tamam ben geliyorum, teşekkürler.
Fadime Naz'a gideceğini çoktan unutmuş. Kimseye haber vermeden yolunu cezaevine çevirmişti
*
İsmail gözünü açtığında revirdeydi. Elini birinin tuttuğunu hissedince elin sahibine baktı. Fadime'ydi. Zorlukla gözlerini açık tutmaya devam edip sordu.
İ: Fadime?
Fadime heyecanla İsmail'in elini bırakıp ayağa kalktı.
F: şükürler olsun uyandın!
Fadime ağlamıştı. Gözlerinden belliydi.
İ: noluyor? Ağladın mı sen?
Fadime yanagindaki yaşları sildi.
F: sana birşey oldu sandım. Mahkumlardan biri saldırmış sana.
İsmail zorlukla gülüp başını iki yana salladı.
İ: yok... Mahkum dövmedi...
Fadime kaşlarını çattı.
F: ne? Kim dövdü o zaman?
İ: gardiyanlar... Bahsettiğim iki gardiyan...
Fadime sinirle bağırmaya başladı.
F: ne?! Nasıl yaparlar bunu?! Şikayet edicem onları! Mahvedicem! Meslek hayatlarını bitiricem!
İsmail acıyla gülümsedi.
İ: yapamazsın. Kanıt bırakmadılar.
F: nasıl ya?
Fadime İsmail'in baştan sona anlatmasıyla sinirden adeta deliye dönmüştü.
F: ben gidicem savcıyla konuşucam! Mahvedicem onları!
Fadime sinirle ayağa kalkmıştı. İsmail bileğinden tuttu.
İ: avukat! Gitme...
Fadime dolu gözlerle İsmail'e döndü.
F: nasıl gitmiyeyim ya...?! Şu... Şu yüzünün haline bak... Mahvetmişler seni...
İsmail yutkundu ve zorlukla gülümsedi.
İ: biz öyle üç beş yumrukla ölücek adam değiliz, bayıldık sadece.
Fadime sinirle gözlerini kapattı. Nefes verdi ve geri açtı.
F: hala dalga geçiyorsun!
İsmail de öfkelenmişti.
İ: başka çarem yok çünkü! Öfkeden delirsemde o amına koduklarıma hiçbir bok yapamicam. Çok iyi tezgah kurmuş şerefsizler! Zaten ilk günden beri bana takmışlardı! Belliydi böyle olacağı! O gün gelip "biz sana amcanın yerini söyletmesini biliriz" dediklerinde belliydi.
Fadime kaşlarını çattı.
F: ne zaman dediler böyle birşeyi?!
İ: geçenlerde
F: benim niye haberim yok?! Ben senin avukatın değil miyim?!
İ: ne biliyim, gerek duymadım.
F: aferin sana İsmail! Aferin! Neyse bunu sonra konuşucaz! Sen iyileşmene bak. Bu yaptıkları yanlarına kalmayacak!
Fadime arkasını dönüp sinirle devirden çıktı. Hızlıca arabasina gidip arabayı çalıştırdı. Adliyeye sürüyordu. Yaklaşık 15 dakika sonra adliyeye gelip arabayı park etti ve içeri girdi. Pars savcının odasının kapısını tıklattı.
P: gel!
Fadime içeri girdi. İçindeki öfke dolup taşsada sakin kalmaya çalışıyordu.
F: savcım kolay gelsin.
Savcı her zamanki gıcık ve cıvık gülümsemesini yerleştirdi yüzüne.
P: hoşgeldiniz avukat hanım, buyrun oturun.
Fadime nefes verip oturdu.
F: direkt konuya gireyim isterseniz.
P: tabi Fadime hanım, buyrun.
F: müvekkilim, İsmail Furtuna. Bugün çok ağır bir şekilde darp edildi.
Pars sanki çok üzülmüşcesine yapmacık bir tavır takındı.
P: Aaa, çok üzüldüm, iyi mi bari?
Fadime sinirle gözlerini kapatıp nefes aldı ve geri açtı.
F: yediği yumruklardan sonra haliyle bayılmış, haliyle revirdeydi ancak suratının pek iyi göründüğü söylenemez.
P: tüh! Yazık...
F: yaa... Dimi çok yazık...
Fadime sinirden delirmek üzereydi ama sakin kalmak için çabalıyordu. Fadime yutkundu.
F: kimin darp ettiğini sormadınız savcım, biliyor musunuz yoksa?
Pars paniklemişti ama profesyonel kalmaya çalıştı.
P: yok avukat hanım, ben nereden bilicem? Araya kaynadı, sormayı unuttum.
Fadime başını hafifçe aşağı yukarı salladı. Fadime sinirle tebessüm etti.
F: yine sormadınız ama ben söyleyeyim savcım. İki gardiyan.
Pars şaşırmış ve sinirlenmiş gibi yaptı.
P: Aaa! Nasıl olur avukat hanım?! Müvekkiliniz şikayetçi olsun. Gereken yapılsın!
Fadime tekrar ciddileşti. Böyle şaşırmış ve sinirlenmiş gibi yapmasına Fadime'yi çileden çıkartıyordu.
F: olamıyor. Şikayetçi olamıyor.
P: neden?
F: çünkü müvekkilimi ifaden alınacak diye sorgu odasına götürmüşler. Orada dövmüşler. Sonrasında güya sorgu odaları karıştırılmış gibi başka bir mahkumu getirmişler ve durduk yere o mahkum müvekkilime saldırmış gibi göstermişler.
Pars kaşlarını çattı.
P: avukat hanım yapmışlar, etmişlerle iş mi olur? Kim söylüyor gardiyanların yaptığını, mahkumun yapmadığıdan nasıl bu kadar eminsiniz? Kamera kayıtlarına mı baktınız?
Fadime sinirle güldü.
F: kamera kayıtlarına bakamadım çünkü ne hikmetse kamera kapalıymış o an. Müvekkilim anlattığı için biliyorum.
P: yav avukat hanım. Siz masum olup olmadığını bilmediğiniz müvekkilinizin sözüne mi güveniyorsunuz? Devletin adamlarının sözüne mi?
F: ben şahit olduklarıma inanıyorum. Ben mantığıma inanıyorum savcım.
P: neye şahit oldunuz?
F: ona ilk günden beri bakışlarına, davranışlarına, sözlerine...
Pars dalga geçer gibi kısıkça güldü.
P: avukat hanım kusura bakmayın da bunlar darp ettiklerini doğrulamıyor yani
F: peki kamera neden kapalıydı?
P: sorgu odası bu bazen kapalı da oluyor.
Fadime sinirle burnundan güldü.
F: yapmayın savcım. Sizde biliyorsunuz.
Pars savcı masaya vurdu ve öfkeyle ayağa kalktı. Sesini yükselmişti.
S: sen ne demek istiyorsun?! Ne biliyormuşum ben?!
Fadime de sinirle ayağa kalktı.
F: ben size hiçbirşey demek istemiyorum! Siz neyi bildiğinizi de, neyi planladığınızı da çok iyi biliyorsunuz! Ama ben sizi vicdanınızla başbaşa bırakıyorum, tabi vicdanınız varsa...!
Fadime sert adımlarla kapıya ilerledi ve kapıyı açtı. Kapıdan çıkmadan önce savcıya son kez döndü.
F: ismail'i ne olursa olsun kurtarıcam, onun suçsuzluğunu siz dahil herkese kanıtlicam!
Fadime kapıyı sertçe kapatıp çıktı.