2. bölüm · Kaosun Kalbi
Kalbim seninle atmadan önce, sana karşı çarpıyordu
Ağustos sıcağı genzimi yakarken, parkın en kuytu köşesindeki banka adeta sığınmıştım. Dizlerimin üzerindeki dosyalar; önümüzdeki dört yılımın biletiydi; üniversite kayıt belgelerim...
Onlara sanki kutsal bir emanetmiş gibi bakıyordum. Tam o sırada görüş alanıma turuncu bir karaltı girdi. Hızla gelen basketbol topu, rüzgarıyla belgelerimin bir kısmının bankın altına savrulurken tam kucağımdaki ana dosyanın üzerine 'güm' diye indi. Başımı kaldırdığımda özür dileyen bir yüz görmeyi bekliyordum. Ama karşımda duran tip; elleri cebinde, yüzünde 'ne var yani' der gibi bana bakıyordu. Terden alnına yapışmış saçlarını eliyle geriye itti ve o an hayatım boyunca duyduğum en küstah cümleyi kurdu " Topu atsana, maçı bölüyorsun." Başımı yavaşça kaldırdım. Gözlerindeki 'ne var yani' ifadesi, sinir uçlarıma dokunuyordu. Yerden yavaşça dosyalarımı topladım, üzerindeki tozu sanki iğrenç bir şeye dokunuyormuşum gibi silkeledim. Sonra bakışlarımı onun o terli, özgüven patlaması yaşayan yüzüne diktim
"Maçını bölüyorum demek?" dedim sesimdeki buz sakinliği korumaya çalışarak "Kusura bakma, senin o koca topunun benim dört yıllık geleceğimin üzerinde tepinmesine engel olduğum için çok üzgünüm." Topu elime aldım ama ona uzatmadım. Bankın arasındaki çöp tenekesinin uzağına, parkın en dikenli çalılıklarına doğru yavaşça yuvarladım. Bak, orada senin topuna benzeyen bir yer daha var. Git ve orada oyna. Belki oradaki dikenler, senin bu şişkin egonu biraz olsun söndürür." Arkamı dönüp zafer kazanmış bir komutan edasıyla yürümeye başladım.
Ama sadece üç adım atabilmiştim ki, arkamdan gelen o buz gibi gülüş adımlarımı durdurdu. "Vay canına" dedi çocuk, sesi artık küstah değil düpedüz düşmanca geliyordu. "Senin o kutsal gelecek dosyalarının arasında birde nezaket dersi notu olmalıydı. Belli ki o notu atlamışsın." Yavaşça arkamı döndüm. Gözlerini kısmış, az önce topu attığım çalılığa bile bakmadan doğrudan bana bakıyordu. "Sizin gibi tipleri biliyorum" diye devam etti, üzerime doğru bir adım atarak
"Kendinizi o kadar önemli sanıyorsunuz ki dünya sizin o sıkıcı planlarınızın etrafında diye herkese saldırma hakkını kendinizde buluyorsunuz. Senin o dört yıllık geleceğin benim patlak topumdan daha değerli değil benim gözümde, en azından topun bir ruhu var senin ise sadece egon." O an kanımın beynime sıçradığını hissettim. Ona verecek bin tane cevabım vardı ama o, arkasını dönüp arkadaşlarının yanına yürümeye başlamıştı bile. Gitmeden önce omzunun üzerinden son bir kez baktı
"Umarım o geleceğin de senin kadar soğuk ve çekilmez olur. Bir daha karşıma çıkma prenses." Hayatımda hiç kimseden bu kadar kısa bir sürede bu kadar çok nefret etmemiştim. Kalbim sinirden güm güm atarken bu karşılaşmanın bir son içimden dua ediyordum.
(Yeni bölümü 10 beğeni geldiğinde atıcam)
