7. bölüm · Kaosun Kalbi
İKİ YARALI RUH
Eve vardığımda Melis koltukta uyuya kalmıştı. Sessizce odama geçtim. Masanın üzerindeki o meşhur dosyalarımı açtım ama bu kez kelimeler birbirine karışıyordu. Alp' in babası, okulun üzerindeki o gölge, parktaki küstah çocuk ve kütüphanedeki o keskin zekalı adam... Hepsi tek bir yüzde birleşiyordu.
Aynanın karşısına geçtim. Saçlarımdaki o sıkı tokayı çözdüm, saçlarım omuzlarıma döküldü. Alp haklı mıydı? Kendi mükemmellik duvarlarımın arkasına mı saklanıyor um? Parmağımla aynadaki yansımama dokundum. Soğuk camın ardındaki Zübeyde, her zamankinden daha savunmasız ama bir o kadar da hırslı bakıyordu.
"Yarın" dedim kendi yansımama fısıldayarak. "Yarın o aynayı ona geri çevireceğim. Ve o an kendi karanlığında boğulan ben olmayacağım."
Ertesi sabah amfiye girdiğimde hava her zamankinden daha ağır ama ben her zamankinden daha hafiftim.
Alp her zamanki gibi en ön sırada profesörün karşısında bir kral gibi yayılmış oturuyordu. Bakışlarımı gözlerinden ayırmadan dudaklarımda belirsiz bir gülümsemeyle yanına oturdum. Yakından bakınca o sinir bozucu özgüvenin kaynağını anlamak daha da kolaylaşıyordu. Alp sadece bir güç figürü değil, aynı zamanda kusursuz bir heykel gibiydi. Keskin çene hattı, özenle taranmış kumral saçları ve insanın ruhunu okuyan o kahverengi gözleri amfinin loş ışığında bile göz kamaştırıyordu. Yaydığı odunsu parfüm kokusu bir an zihnimi bulandırdı. "Bak hele" dedi sesi amfide yayılırken. "Prenses imiz bu gün evde unutmuş. Saçlar açık, gözler firari... Hayırdır Zübeyde disiplin çizelgeni mi kaybettin?" cevap vermedim. Eğilip kulağıma fısıldadı "Bu akşam babamın holdingin ellinci yıl balosu var prenses. Babamın o parıltı ama buz gibi dünyası... Gelip o mükemmel düzenin gerçek güç karşısında nasıl dağıldığını izlemek ister misin yoksa kütüphanede saklanmak daha mı güvenli"
"Orada olacağım Alp" dedim buz gibi bir sesle "Ama senin beklediğin gibi bir av olarak değil, senin o sahte dünyanı o aynanı ters çevirip yüzüne çarpmak için"
Holdingin devasa cam kapıları önümde açıldığında sadece bir davete değil bir savaş meydanına girdiğimin farkındaydım. Üzerimdeki gece mavisi saten elbisesi vücudumu bir kılıf gibi sarıyordu; rengi kütüphanenin en karanlık köşelerinde ki o eski ciltli kitapların rengindeydi. Sırtımdaki derin dekolte, Alp' in bakışlarının değeceği her santimi önceden dondurmuşum gibi buz gibiydi. Bu elbise benim için bir süs değil, o sahte parıltının içine sızmak için kuş andığım en keskin zırhımdı. Saçlarım sımsıkı toplamıştım, çünkü bu gece tek bir telin bile kontrollü mal dışında hareket etmesine tahammülüm yoktu.
Alp girişin hemen ilerisinde elinde yarım kalmış kadehiyle duruyordu. Beni gördüğü an o her zamanki alaycı maskesi bir anlığına sarsıldı; dudakları hafifçe aralandı ama hemen ardından o zehirli gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Yanıma doğru attığı her adımda yerdeki mermerlerin soğukluğu topuklarımdan kalbime sızıyordu. "Prenses..." dedi, sesi o kadar alçaktı ki sadece ben duyabiliyordum. Bakışları elbisemin üzerinde bir avcının avını süzmesi gibi gezindi "Kütüphane tozlarını üzerinden çabuk atmışsın. Ama dikkat et, bu kumaş senin o sert prensiplerini örtmeye yetmeyecek kadar ince." Elimi uzatıp ceketinin yakasındaki görünmez bir tozu silerken gözlerimin içine bakmasını sağladım "Prensiplerim bu elbisenin altına değil Alp, onlar tam burada" dedim kalbimi işaret ederek "Senin o camdan kulenin ne kadar yüksekse, düşüşün de o kadar gürültü olacak. Beni koluna takıp o kurtlar sonrasına fırlatabilirsin. Ama unutma ben o sofrada yem olmaya değil masayı dağıtmaya geldim." Alp'in gözlerinde ilk kez o alaycı parıltının yerini gerçek bir öfke ve tuhaf bir hayranlık aldı. Kolunu sertçe bana uzattı "O zaman gidelim prenses" dedi buz gibi bir sesle"bakalım bu akşam hangimizin yansıması o aynada sağ kalacak"
Salona girdiğimizde tüm gözler üzerimize dikildi. Dekanın yani, Alp'in babasının o küçümseyen bakışlarını daha uzaktan hissettiğimde Alp'in kolundaki parmaklarımı daha da sıktım. Bu bir balo değildi bu Alp'in Babasına karşı verdiği sesi savaşta beni bir piyon olarak kullanıma girişimiydi. Ama bilmediği bir şey vardı. Yollar bazen şahı devirmek için feda edilmez oyunun kurallarını kökten değiştirirler.
(Valla ha çok yoruldum benden bu kadar umarım beğenmişsinizdir. ;)
