2. bölüm · Kânun Ve Emir
2.BÖLÜM
Işıl.
Saat sabah yediye gelirken gelen aramayla olay yerine doğru yol aldım. Siyah, dar bir kazağın üstüne siyah bir ceket altına siyah bir bol pantalon ve bunları tamamlayacak siyah bir topuklu giymiştim.
On beş dakika içerisinde olay yerinin bulunduğu sokağa girdim. Olay yeri inceleme ve polis arabaları görüş alanıma girince durdum. Arabadan inip olay yerine doğru yürümeye başladım.
Bir kaç adımımdan sonra yanımda Faruk belirdi ve olayı kısaca özetlemeye başladı.
"Esra Yıldız. Yirmi beş yaşında. Kafasına sert bir cisimle vurulmuş. Ayrıca karnında ve bacağında derin kesikler var. Kocasıyla yaşıyormuş, zaten ihbarı da kocası yapmış." Başımı aşağı yukarı salladım ve eve girdim. Yanımdaki Faruktan aldığım eldiveni elime takıp maktule doğru eğildim.
1.60 boylarında sarışın bir kadındı. Kenarda ağlayan adam ise kocası olmalıydı.
Yaralarında gezindi parmaklarım. Ayağa kalkıp etrafı göz ucuyla taradıktan sonra kocasına doğru ilerledim.
Kocası beni gördüğünde ayağa kalktı. Tam karşısında durduğumda konuşmaya başladım.
"Başınız sağolsun öncelikle. Cumhuriyet Savcısı Işıl." Diyerek kendimi tanıttım.
"Sağolun." dedi ağlamaktan çatallanmış sesiyle.
"Bana tam olarak her şeyi anlatır mısınız?" Dedim sakince.
"Eve saat beşte gelmiştim. İçeri girdiğimde bütün ışıklar kapalıydı. Mutfağa ilerlemek için ışığı açtığımda..." devamını getiremedi. Anlamıştım gerisini.
"Peki sence kim yaptı?"
"Bilmiyorum," Dedi bir yaş daha süzülürken. "Herkes severdi onu, hiç kimseye kötülüğü dokunmazdı."
Başımı aşağı yukarı salladım. "Ne zaman geldiniz eve?"
"Beşte."
"İhbarı altıda yapmışsınız. Bir saat boyunca karınızın başında mı beklediniz?"
Başını aşağı yukarı salladı.
"Neden polisi aramadınız?"
"Bilmiyorum."
"Nasıl?"
"Bilmiyorum Savcım ben." Derin bir nefes aldım ve Faruk'a döndüm.
"Beyefendiden DNA ve parmak izi örneği alsınlar." Başıyla onayladı. Adama döndüm.
"Tekrar başınız sağolsun." Diyip evden çıktım.
İki katlı bir evdi. Bahçesinde havuzu vardı ama boştu havuz. Karşı çaprazlarda duran iki eve baktım. Daha sonra Faruka.
"Kimse görmemiş mi?" Dedim evleri göstererek. Sağ çaprazdaki evi gösterdi.
"Şurada yaşayan daha iki gün önce ailesiyle beraber yurt dışına gitmiş," Sonra sol çaprazdaki binayı gösterdi. "Şurada yaşayan ise hiç bir şey duymadığını ve görmediğini söylüyor."
"Nerede o?" Diye sordum aynı evi göstererek. İleride ki bir adamı gösterdi. Yanında bir kaç polis vardı adamın. Oraya doğru ilerledim.
Karşısına geçtiğimde polisin birine sorguyu yapacağımı söyledim ve uzaklaştılar. Tam karşısında dikildim adamın. Faruk bana adamla ilgili bilgi vermeye başladı.
"Murat Erdem. Yirmi üç yaşında. Bir mobilya dükkanı var. Yani mobilyacı." Başımla onayladım ve Murat'a döndüm.
"Murat," dedim. Başı yere doğru eğikti.
"Kafanı kaldır." Kafasını kaldırıp bana baktı. Esmer bir adamdı. Boyu benimle hemen hemen aynıydı. Gözleri ise kapkaraydı.
"Olay saatinde neredeydin?" Ruhsuz gibi bakıyordu.
"Evde." Dedi aynı ruhsuzlukla.
"Kimleydin?"
"Tektim."
"Tek mi yaşıyorsun?"
"Abim ile."
"Abin kim?"
"Sarp." Derin bir nefes alıp en sonunda "Eeh." Diyerek yükseldim. "Adam gibi anlat işte şunu. Tek tek soracak mıyım böyle?"
Bir kaç saniye bekledi, gözlerime baktı ve anlatmaya başladı.
"Abim işte olduğu için tektim. Dün olan olay hakkında da hiç bir fikrim yok. Seste duymadım, birşey de görmedim. Film izliyordum daha sonra da, olay daha olmadan, saat on olunca yattım. Hepsi bu."
Anlattıklarını dinledim ama aklımda yankılanan tek bir cümlesi vardı "Dün olan olay hakkında,olay daha olmadan"
"Olayın kaçta olduğu hakkında bir şey söylenmedi sana." Dedim sorgular bir sesle. Hafiften yutkunduğunu gördüm. Ben cevap beklerken arka taraftan gelen gürültüyle arkamı döndüm.
Bir adam bu tarafa doğru geliyor ve arkasında bir kaç poliste peşinden. Kaşlarım çatıldı. Ben ne olduğunu anlamadan adam çoktan karşıma geçmişti.
"Siz kimsiniz Beyefendi?" Diye sorarken oda aynanda bana: "Siz kimsiniz Hanımefendi?" Diye sordu. Yanındaki polislere siz gidebilirsiniz anlamında bir hareket yaptıktan sonra uzaklaştılar.
"Burada soruları ben sorarım." Dediğimde çatık kaşlarıyla Murata döndü.
Murat'ın "Abi." diyen sesiyle bende Murat'a döndüm.
"Abi mi?" Diye sormadan edemedim.
"Evet abisiyim," dedi karşımdaki adam.
"Sen kimsin?" Diye sordu tekrardan.
"Cumhuriyet Savcısı Işıl Bozkurt." Diyerek elimi uzattım. Bir kaç saniye boş boş göz kırpıştırdı. Kaşları hâlâ çatıktı. Elini uzattı ve elimi sıktı. "Sarp Erdem." Dedi o da. Elimi geri çektim.
"Şimdi ne olduğunu anlatacak mısınız?" Dedi hem bana hemde kardeşine bakarken.
"Karşı evinizde bulunan bir ceset yüzünden kardeşinizi sorguluyorum."
"Ceset mi?"
"Esra Yıldız." Dediğimde kaşları havalandı.
"Tamamda bu olayda kardeşimin alakası ne?"
"Bir alakası olup olmadığını kanıtlar gösterecek. Ama komşusu olduğu için bu sorguyu yapmak zorundaydım." Başını aşağı yukarı salladı.
"Bi dakika," dedi "Cinayet mi yani?"
"Bu kanıya nereden vardınız?"
"Normal bir ölüm olsaydı sorguya alır mıydınız Murat'ı?"
Almazdım. Önemli bir ölüm olması lazımdı. Zaten cinayet olmasaydı bende burada olmazdım. Derin bir nefes alıp verdim ve Faruk'a döndüm.
"Murattan DNA ve parmak izi örneği aldır."
"Emredersiniz Savcım." Dedi ve Murat'ı da alıp uzaklaştı.
"Gerek var mıydı gerçekten?" Diye sordu karşımdaki adam.
"Olmasa yapmazdım. İşimi bana öğretme."
"Estağfirullah." dedi sadece.
"İyi." dedim. Esmer bir adamdı karşımdaki de. Gözleri kısıktı. Simsiyahtı gözü. İri yarı bir adamdı. Ama kilo olarak değil omuz olarak. Aramızda gereksiz ama uzun bir bakışma sürdü. Yada bana öyle geldi bilmiyorum.
"Asker misiniz?" Diyerek sessizliği bozdum. Bir an sessizlik oldu.
"Evet." dedi
"Özel kuvvetler?" Diye sordum.
"Fazla dikkatlisiniz."
"İşimiz bu diyelim."
Evde iki tane bordo bereli öküzle yaşadığım için.
"Size iyi günler." Dedim ve arkamı dönüp tekrar olay yerine doğru ilerledim. Tekrar da dönmedim arkamı. Ömrümde birkaç kere göreceğim bir erkek ile gereksiz bir iletişime girmiştim zaten.
Olay yerinden çıkıp arabama bindim. Olayı kafamda tekrarlayarak adileyeye doğru ilerledim. Odama girip ceketimi çıkardığımda çalan telefonla koltuğuma oturdum ve aramayı açtım.
"Abi?" dedim şaşırmış bir sesle.
"Neredesin lan?" Diyerek şahane bir naziklikle konuşmaya başladı.
"Nerede olacağım adliyede." Göz devirdim.
"Bir kerede evde bulayım seni be kızım."
"Ay." Dedim bir anda neşeyle "Evde misin?"
"Evet, bitti görev."
"E ben görevdeyim ama." dedim mutsuz bir sesle.
"Kısmet." Ağlamaklı halimi bir yana bırakıp ciddileştim.
"Öküz." Diye yükseldiğimde güldü.
"Kırıcı." Dedi yalandan bir üzüntüyle.
"Defol," dedim "Biz burda üzülelim sen kısmet de."
"Abartma." Dedi.
"Neyse, işim var benim kapat."
"Ulan otuz kere aramışsın görevdeyken, kırk iki tane de mesaj var. Şimdi de işim var diyorsun." Bu sefer ben güldüm.
"Hadi bay" dedim ve suratına kapattım. Madem öküzlük yapacak bizde karşılık veririz. Görevdeydi iki haftadır. Şimdide o evdeydi ben görevdeydim...
Kapattıktan hemen sonra Mert aradı. Açtım.
"Buyurun?" Dedim.
"Savcı Işıl?" Dedi.
"Evet benim."
"Bende onu arıyordum."
"İyi, buldun." Dediğimde güldü.
"Ne haber?"
"Çalışıyorum."
"Büyümüş de çalışıyor. Vay be." Güldüm.
"Ne yapsaydım aynı mı kalsaydım?"
"Emin ol yedi yaşındaki haline şuan arasında bir fark yok. Ne demişler İnsan yedisinde neyse, yetmişinde de odur.
"Konuştu hâlâ evde oyuncak araba saklayan ve arabalı yatakta yatan o adam."
"Lan," dedi "Bana bak her yerde söyleme şunu, bir karizmamız var kızım."
"Emredersin Komutanım."
"Adam ol."
"Def ol." Diyip kapattım. Yüzlerine kapatmayı çok seviyordum.
Küçüklükten beri arkadaştık Mert ile. Abim ben ve o. Beraber büyümüştük, hem arkadaş hem de abi gibiydi benim için. Aramızda ki çoğu sırrı abim bilmezdi ama biz bilirdik. Birbirimize anlattığımız şeyle sadece bizde kalırdı.
Telefonu masaya bıraktım. Öümde yazan Esra Yıldız dosyasını açtım ve çalışmaya başladım.
*Evet bu sefer kadın karakterden yazdım hatta daha sonrada böyle olur çoğunlukla. Bir yanlışım olduysa affola. Allah'a emanetsiniz🌝🖤*
