15. bölüm · Kânun Ve Emir
15.BÖLÜM
Şuan arabadaydılardı ve eve doğru ilerliyorlardı. Evet üçü de aynı arabadaydı, çünkü Sarp'ın arabası eve giderken arıza yapmıştı. Arabaya bakarken ise şiddetli bir yağmur yağmaya başlamıştı. Bugün Işıl için fazla zordu.
Araba için çekici çağırmışlardı ve şuan tekrar yola çıkmışlardı. Sarp arabayı çekici alıp tamirhaneye götürücekti. Ki götürdü de. Işıl ve Faruk ta gitti. Usta ise yaklaşık 10 saate hazır olacağını söylemişti.
Direksiyonu sıkıyordu ve önüne odaklamıştı Işıl.. Kaşları çatıktı ve sinirliydi. Islanmıştı, bugün herkes ve herşey üstüne geliyordu. Arabayı bayır aşağı bile süresi vardı. Fakat Faruk'un bir suçu yoktu.
O sırada arabanın ortasında ki ekranda çalan sesle ve görüntüyle o yöne döndü.
Fatih.
Ekrana dokunarak açtı.
"Efendim?"
"Ne haber?" Dedi yine neşeli sesiyle.
"İş güç. Sen?"
"Bende iş güç de. Bir şey mi oldu?"
"Hayır. Olması mı gerek?"
"Yoo," dedi. "Keşke olmasın. İşler mi yoğun?"
"Aynen."
"Bir şey var sende. Kim dokundu sinirine biz de ona dokunalım."
"Abim desem?"
"Vazgeçtim. Döver o beni." Dediğinde güldü Işıl.
"Yok ya o değil. İşler yoğun. Kafam karışık ve iki dosyayla uğraşıyorum."
"Yorma kendini."
"Sen nöbette misin?"
Sesi uykuluydu.
"He yaa," dedi. "Dün gece nöbetteydim. Birazdan eve gideceğim."
"Anladım, kolay gelsin."
"Sağol sağol sanada. Yağız nerde?"
"Askeriyedeydi. Az evvel oradaydım zaten."
"Sebep?"
"Abimi görmeye gitmiş olamaz mıyım acaba?"
"Gitmezsin ki."
Evet normalde gitmezdi.
"Ben yalnızken arayacağım seni anlatacağım tamam mı? Araba kullanıyorum şuan."
"Tamam, yalnız kaldığında ara. Görüşürüz canım."
"Görüşürüz." Dedi ve ekrana basıp kapattı.
Fatih benim dayısıydı. Aralarında ki yaş farkı azdı. Ondan 5 Yağızdan 1 yaş büyüktü. Ona dayı demiyorlardı.
Direksiyonu sola çevirdiğinde sokağa giriş yaptılar. Evin önüne geldiklerinde durdurdu arabayı ve emniyet kemerini çıkartıp aşağı indi.
Herkes indiğinde kapıları kilitleyip ilerlemeye başladı. Kapının önüne geldiğinde durdu ve kenara çekildi. Kapıyı açması için.
Arkadan geldi ve cebinden anahtar çıkarıp kapıyı açtı. Içeri girecekken gelen sesle durdum.
"Savcım."
Faruk'a döndü. "Efendim?"
"Ben Esra Yıldız'ın bahçesine bir bakabilir miyim?" Dediğinde başını sol çaprazda kalan eve çevirdi. Sessizdi. Çok sessiz.
Başını aşağı yukarı sallayarak onayladı. Dikkatini bir şey çekmişti yüksek ihtimalle.
Faruk o yöne ilerlediğinde önüne döndü. Kapıyı açmış bekliyordu. Elini uzattı içeriye doğru geçmesi için. Ufak bir baş hareketiyle teşekkür edip içeri girdi. Buna şükretmeliydi.
Bu eve daha önce de girmişti Işıl. Ama şuan gelme sebebi; hem Murat'ı görmek. Hem kayıtları incelemek, hemde Murat'ın atladığı yeri kontrol etmekti.
O etrafı incelerken Sarp arkasından kapıyı kapattı.
"Bana şu kayıtları göster." Herşeyden önce o kayıtlara bakmak istiyordu.
"Tabii." Dedi ve ilerledi. Işılda peşinden ilerledi.
Üst kata çıktıklarında bir odaya girdi. Peşinden Işılda girdiğinde onun odası olduğunu hatırladı. Çok sade bir odaydı. Bir yatak, bir dolap ve bir masa.
Masaya doğru ilerledi ve üzerinde ki bilgisayarı alıp yatağa oturdu. Işıl'a baktı.
"Gel Savcı."
Odayı incelerken yanına gitti. Yanına oturduğumda bilgisayarı açıyordu.
"Ben bu bilgisayarı, karşı tarafta cinayet olduğundan beri açmıyorum. Bu yüzden kayıtlar silinmemiştir şüphe duyma."
"Sana niye inanayım?" Diye sorarken kafasını ona doğru çevirdiğinde, onun da kafası Işıl'a çevirili olduğu için şuan yüzleri fazla yakındı. Bir kaç saniye boş boş baktı ve önüne döndü tekrar. "Aç şunu da."
Bilgisayarı alıp kucağına koyduğunda bilgisayarın kilitli ekranında gezindi bakışları Işıl'ın. Ona dönmeden konuştu; "Ne yapayım ben bunu? Açsana."
"530053"
"Ne bu?"
"Şifre Savcı. Eğer kendim açsaydım bir şeyden falan şüphelenirdin diye sana söyledim. Buyur senin." Diyip bilgisayarı gösterdi.
"Şey neydi?" Diye sorarken ona döndüm. Bana bakıyordu.
"530053."
Güldü. "Ne kadar zormuş ya şifren. Murat nasıl bulamaz bunu?" Dedi alayla.
"O memleketini sevmediği için aklına dâhi gelmez."
"Umarım." Dedi ve şifreyi yazdı. Bilgisayar açıldığında duvar kağıdında Rize yazan bir tabela vardı. Güldü.
"E nerede kayıtlar aç."
Klavye yerinde ki maus oynatıcıdan mausu hareket ettirdi ve bir yerlere girdikten sonra açtı.
Bir kaç dosya vardı. Hatta onlarca.
"Hangi günü istiyorsan bas."
2 Şubat Pazartesi yerine doğru indi. Ve bastı. Niye bilmiheyebilmiyorducanlıydı. Saat gece 9 a aldı. Bir hareket yoktu. Fakat dokuz buçuğa doğru bir şey oldu. Mutfağın kapısı açıktı. Dışarıda bir odanın ışığı yandı. Ufak tefek sesler, ve gölge. Evet işte uyanıktı. Zaten Esranın ölümünden bir buçuk saat önce bir barda görüntülenmişti. Asıl sorun kaçta eve döndüğüydü?
Işıklar kapandı. Dışa kapı kapanma sesi geldi. Ve zifiri karanlık.
Yanında ki adam nefesini tutmuş kayıtlara bakıyordu.
Saat gece on bire aldı. Yani Esra'nın ölüm saatine. Biri yoktu. Ev aynı sessizlikteydi. Kayıdı hızlandırarak izliyordu. Saat on ikiye geldi kayıt. Yine aynı. Bire geldi. Yine. Fakat saat biri kırk beş geçe bir ses geldi. Kapı açıldı. Ardından ışık. Büyük bir dikkatle kayıtları izlerken mutfağın ışığı yandı. Ve o girdi. Murat Erdem.
Sorun onun oraya girmesi değildi. Üstünde çeşitli yerlerde kan lekesi olmasıydı. Aynı şekilde eline de bir kesik izi.
"Siktir." Diye mırıldandığını duydu Sarp'ın. Elini uzatıp bilgisayarı kapattı aniden. "Hassiktir lan."
Bilgisayarın üstüne ki eli titriyordu.
"Sarp." Dediğinde ona bakmadı. Normalde bakışlarını kaçırmazdı ama şuan bakmaya dâhi niyeti yoktu. Boşluğa bakıyordu.
Bıraktı. Bir kaç saniye böyle durdular. Eli hâlâ titriyordu. Dişlerini sıktığını gördü Işıl. Yavaşça yutkundu.
Ayağa kalktı aniden. Önce ne yapacağını bilemedi. Daha sonra iki elini de saçlarına daldırdı. Ensesine doğru indirdi ellerini. Işıl'a baktı ilk defa.
"Yapmamıştır," dedi yine. Ama bu sefer o bile inanmıyordu. "Belki önlemek istemiştir. Hı? Yada kavgaya karışmıştır biryerde. Olabilir değil mi? Olmalı. Olacak. Murat yapmaz. Savcı yapmaz." Başını peşpeşe iki yana sallıyordu.
"Sarp-"
"Hayır," Diyip kaldırdı elini. "Deme." Başını iki yana salladı. "Deme Savcı. Yaptı deme. İnanırım ben sana. Sen yaptı dersen yapmıştır Savcı. Deme." İlk defa bu kadar çaresiz görüyordum onu.
Sol kolu titriyordu. Bilgisayarı yavaşça yatağa koyup ayağa kalktı ve tam karşısında durdu. Ona bakmıyordu. Gözlerini kaçırıyordu.
"Haklılardı." Diye fısıldadı. "Kahretsin haklılardı." Yatağa oturdu ve öne doğru eğilip ellerini saçına geçirdi.
"Kim haklıydı?" Diye sordu karşısında ayaktayken.
"Babam haklıydı. Annem haklıydı." Sesi titremişti bunu hissetmişti.
Daha fazla soru sorup zaten sıkkın olan canını daha çok sıkmak istemedi Işıl.
Çalan telefonla bakışını yatağın üstünde ki telefona çevirdi. Faruk arıyordu. Açtı.
"Savcım buldu-"
"Faruk." Diyerek kestim sözünü.
"Emredin Savcım."
"Herşey kesinleşti artık. Ben seni arayacağım." Diyip kapattı ve telefonu yatağın üstüne attı.
"Sarp?"
Kafasını kaldırdı ama gözlerini kaçırıyordu. "Ne olacak şimdi?" Diye sordu. Gözleri titriyordu. Evet bu nasıl olur bilmiyordu ama öyleydi.
"Murat'ı sorgulamayacağım. Ekipleri buraya yönlendirip aldıracağım." Yanına oturdu. Ve göz hizası kurmayı sağladı. Gözlerini kaçırıyordu.
"Bana bak."
"Savcı o bunu niye yaptı? Yapmaz. Yapmamalı o Savcı. O yapmamalı."
"Ben babamlara rağmen inandım ona. Onlar hiç bir zaman Murat'ın adam olacağına inanmamışlardı. Hemde hiç. Ama ben inanmıştım. Benim annemle babamın son kavgası da Murat yüzündendi. Ama ben ona hep inandım. Ben onu seçtim. Ben ona doğru yolu göstereceğim sandım." Başını iki yana salladı. "Ama bırak doğru yolu, benim kardeşim katil oldu."
Ona baktı ve mutluluktan uzak bir şekilde sırıttı. "Katil oldu."
Ve evet, artık inkâr etmiyordu. Kabul ediyordu.
Fakat Sarp ise bir şey fark ediyordu, bir kâbustaydı.
*eveett geldik bir bölümün daha sonuna. Bakalım Sarp ve Işıl için bu yol nasıl sürecek. Sizi seviyorum Allah'a emanetsinizz💫💙*
