8. bölüm · Kanlı Aşk

BÜYÜK KAVGA

Kaan Yiğit

Sabahın ilk ışıkları güvenli evin perdelerinden sızdığında Ela artık kararını vermişti. Gözleri şiş, yüzü solgundu. Bütün gece USB’deki kayıtları dinlemiş, fotoğraflara bakmış ve Aras’ın yalanlarını kafasında defalarca çevirmişti. Artık dayanamıyordu.
Salona çıktığında Aras kahve yapıyordu. Ela’yı görünce gülümsedi ama Ela’nın yüzündeki ifadeyi fark edince gülümsemesi dondu.
“Ela? Neyin var?”
Ela hiçbir şey söylemeden elindeki USB’yi masanın üzerine fırlattı. USB masada takırtıyla döndü ve durdu.
Aras USB’ye baktı, sonra Ela’ya. Yüzü anında gerildi.
“Nedir bu?”
Ela’nın sesi titriyordu ama kararlıydı:
“Aç bak. Dinle. Her şeyi gör. Sonra da yüzüme bakıp hâlâ yalan söyleyebilecek misin?”
Aras USB’yi alıp laptopa taktı. İlk ses kaydını açtı. Kendi sesi odayı doldururken yüzü kaskatı kesildi. Emre’yle yaptığı konuşma, tehditleri, “Ela’yı kullanıyorum” iması… hepsi ortadaydı.
Aras kaydı durdurdu ve derin bir nefes aldı.
“Ela… bunu kim verdi sana?”
“Önemli olan o değil!” diye patladı Ela. Sesi yükseldi, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Önemli olan senin bana yalan söylemen! Emre’yi tehdit ettiğini, beni kalkan olarak kullandığını, hâlâ o pis işlerin içinde olduğunu söylüyorsun ama ‘Seni seviyorum, seni koruyorum’ diyorsun! Hangi yüzle?”
Aras ayağa kalktı. Çenesi kasılmıştı.
“Bu kayıtlar montajlı olabilir. Bora’nın adamları seni kandırıyor. Beni karalamak istiyorlar!”
Ela acı acı güldü. Gözyaşları yanaklarından hızla süzülüyordu.
“Montaj mı? Sesin senin sesin Aras! Fotoğraflar senin! Mesajlar senin! Beni aptal yerine mi koyuyorsun? Bir yıl önce terk ettin, şimdi de dönüp ‘Seni korumak için gittim’ diyorsun. Ne kadar kolaymış yalan söylemek!”
Aras Ela’ya yaklaştı ama Ela bir adım geriledi.
“Ela, dinle beni. Evet, Emre’yle görüştüm. Evet, tartıştık. Ama onu ben öldürmedim. Yemin ederim. Seni korumak için bazı şeyleri gizledim, doğru. Ama seni kullanmıyorum. Seni seviyorum lan!”
Ela artık bağırıyordu:
“Sevgi mi? Senin sevgin bu mu?! Kan, yalan, cinayet! Beni de Emre gibi öldürecek misin Aras? Söyle! Sıra bende mi?”
Aras yumruğunu masaya vurdu. Masadan ses çıktı.
“Kes sesini! Ben seni korumak için her şeyi riske atıyorum! Eğer seni gerçekten öldürmek isteseydim çoktan yapardım! Sen benim en büyük zayıf noktam oldun!”
Ela gözyaşları içinde kahkaha attı. Sesinde hem acı hem öfke vardı.
“Zayıf nokta? Ne güzel! Kullanışlı bir zayıf nokta yani. Canlı kalkan. Ne zaman işine yaramazsam o zaman da bıçaklayacaksın değil mi?”
Aras Ela’nın kollarını tuttu. Sert ama incitmeyecek kadar.
“Bana bak! Gözlerimin içine bak! Seni seviyorum. Bu kadar basit. Aptalca, tehlikeli, delice seviyorum. Ama seni seviyorum. Bu kayıtlar gerçeğin sadece bir parçası. Tamamını bilmiyorsun.”
Ela kolunu şiddetle çekti ve Aras’ın yüzüne bağırdı:
“Artık hiçbir şey bilmek istemiyorum! Yeter! Her gün yeni bir yalan, yeni bir ceset, yeni bir sır! Ben bu hayatı istemiyorum Aras! Seninle de, sensiz de ölmek istemiyorum!”
Oda bir süre sadece ikisinin hızlı nefesleriyle doldu. Aras’ın gözleri kıpkırmızıydı. Ela ise tir tir titriyordu.
Aras alçak ama sert bir sesle konuştu:
“Eğer bana inanmıyorsan… kapı orada. Git. Ama dışarıda seni bekleyenler var. Bora’nın adamları, polis, ya da Emre’nin intikamını almak isteyenler… Hepsi seni parçalar. Burada kalırsan en azından seni koruyabilirim.”
Ela acı dolu bir bakış attı.
“Koruma mı? Senin koruman bu mu? Beni şüpheyle, korkuyla, yalanla yaşatmak mı? Teşekkürler ama istemiyorum.”
Ela arkasını döndü ve odasına gitti. Kapıyı sertçe kapattı ve kilitledi. İçeride yatağın üzerine kapaklandı ve sessizce hıçkırıklara boğuldu.
Aras salonda kaldı. Yumruğunu duvara geçirdi. Kanayan eli umurunda bile değildi. Bir süre volta attıktan sonra kapıya yaklaştı ve alçak sesle konuştu:
“Ela… lütfen. Konuşalım. Seni kaybetmek istemiyorum.”
Ela cevap vermedi. Sadece ağlamaya devam etti.
O gün evin içinde buz gibi bir sessizlik hâkimdi. İkisi de ayrı odalarda, ayrı dünyalarda, ayrı acılar içindeydi.
Güven tamamen kırılmıştı.
Ve bu kırık güven, ikisini de yavaş yavaş zehirliyordu.